1
Yorum
7
Beğeni
0,0
Puan
224
Okunma
Eğer bir gün, kendin ile bir başkası arasında seçim yapmak zorunda kalırsan, mutlaka kendini seç!
Bu benencillik olmaz!
İnsanın kendi duygu ve düşüncelerini öncelik vermesi, değer vermesi, bencillik sayılmaz!
Çünkü hiç kimse bundan önce yaşadığın iyi/ kötü hiçbir deneyimi senin yerine yaşamadığı gibi, bundan sonrasında da yaşamaz.
Yaşayamaz...
Acılar, sevinçler, hüzünler
Kırgınlıklar, özlemler, hayeller
Hepsi de senin, sen de bir başkasının olamazsın!
Eğer tüm o duygular, yaşanmışlıklar sana ait ise, anlamak ve yorumlamak bir başkasına düşmez...
Seni suçlamak ve yargılamak onlara kalmaz!
Kalamaz...
Yükü ve ağırlığı
Pişmanlık ve başarısı, hepsi sana aittir.
En kötüleri bile.
Tüm o olanlar, o günkü aklın ve duygularınla alınmış kararlar ve kararların doğrultusunda hayatında oluşmuş birer yansımaydı sadece...
Sen o gün o kişiydin.
Sen o gün o kadardın
O kadarına aklın eriyordu yahu!
Ama artık değilsin.
Her an yeni bir oluşum, değişim ve dönüşümdesin!
Önce tüm bunlara sahip çıkmayı öğrenmelisin!
Çünkü bir insanın kendine sahip çıkması demek, duygularına, iyi kötü tüm yaşanmışlıklarına sahip çıkması demektir!
Onların sorumluluklarını alması!..
Kendinden ve karşıdan kaynaklanan durumların iyi fizibilite edilmesi ve iyinin geliştirilmesi kötünün iyiyle değiştirilebilmesidir!
Sevinçlerin yad edilmesi, açılan yaraların tek tek görülmesi, şefkatle iyileştirilmesi, sizi o gün davranışlara iten nedenlerin bir bir bulunup, onlarla uzlaşmanın ve sevgiye onarmanın bir yolunu bulmasıdır!..
İnsana düşen budur!
Yani ana temelde onları önce tespit etmesi, sonra kabullenmesi, anlaması, affetmesi ve bir daha tekraralamamaya çalışmasır.
Ancak bu şekilde iyileşme mümkün olur!..
Ayrıca herkesin birincil mesuliyeti bir başkasını gözlemlemek, onları değiştirip dönüştürmeye ve hatta memnun etmeye çalışmak değil, kendisini duygusal ve ruhsal olarak tamamlama ve dışardan gelecek tüm o saldırılardan korumasıdır!
Varlığını koruması ve devamlılığını sağlaması!
Hem bu sinir sisteminizi oluşturan nöronlarda, hem de yaşamın en küçük yapıtaşı olan hücrede de aynıdır.
Hücre ve nöronların oluşturduğu gövdelerde de bu yasa ve gerçeklik değişmez!
Evrende boşluk yoktur!
Ve hepsi aynı bütünün bir parçasıdır!
Fakat çoğu kez bazılarımız yaşamı kendi değer yargılarımıza göre algılar ve istemeden de olsa diğerlerine bu değer yargıları dayatırız!
Bu bazen teke tek, bazen toplumsal olarak o baskı gerçekleşebilir!
Yalnız hayatta tek değer yargı yoktur ve sen de değer yargılardan birisi olduğunu unutma!
Bize düşen yalnız kendi değer yargılarımızı önemseyip, yer yer değiştirip geliştirip, eskinin yerine yenisini koyarak ona göre yaşamak ve birden çok değer yargıya eşlik edeyim derken, ruhsal ve duygusal olarak parçalanmamaktır!
Örneğin ben de bir çoğunuz gibi, acıyı ve hüznü ve dahi mutluluğu ve sevinci derinden hissedip yaşayanlardan birisiyimdir.
Ancak buna rağmen bize sormadan süregelen öyle ritmik bir yaşam var ki,
Sorunlar, sorumluluklar ve sorumlular...
İşte tam da bu yüzden. diğer yandan günlük yaşam akarken, hüzünlerini, pişmanlık ve kaygılarını bir süreliğine bir sandığa kilitlemeyi öğrenebilmeli insan!
Ta ki zaman bulup, külahımız önümüzde üzerine tek tek düşünene kadar!
Doğru an gelene kadar!
Tıpkı kimse kimsenin ahlak polisliğine soyunamayacağı gibi, yara bandı da olamaz!
Zamanında karşılanmayan duyguların, yokluklarının, yoksunluklarının sorumluluğunu alamaz.
Vermemeliyiz...
Yüklememeliyiz!
Bu etik ve adil olmaz!
Ben kendime katlanamıyorum, kendimle yüzleşmeye korkuyorum ama sen katlan, anla dayan diyemeyiz...
Ancak kendimizle başbaşa kaldığımız ve yüzleşmeye hazır olduğumuz zamanlar acımızı layığıyla yaşayabilir ve onlar üzerinde düşünüp iyileştirebiliriz...
Kendine değer vermeyi öğren
Kendini suçlamayı bırak
Kendini seçmeyi öğren
Kendine alan açmayı
Kendinle vakit geçirmeyi
Kendinle vakit geçirmeyi sevmeyi öğren!
Duygu ve düşüncelerini önemse, onları anla ve onları daha olumlu (ulvi) duygulara yönelt!..
Ulvi bir amaca bağlanmayan hayat beyhude bir hiçliktir...
Şimdiye kadar ilerlediğin yollar ve o yolarda uyguladın taktik ve öğretiler seni mutsuz edip yorduysa, hırpalayıp yok saydıysa hedefini değiştir, davranışlarını geliştir ve yolunu iyi seç!
Unutma ki hayata dair tüm kadim öğretiler, kabul ve akışta kalmanın yaşamdan gelen her türlü tehdide karşı en doğru savunma kalkanı olduğunu söyler!
Ve eklerler "İnsanın taşıyamayacağı yük ona verilmezmiş" derler!
Kıymeti bilinmeyen verilenler ise, anında değilse de eninde sonunda geri alınırmış meğer!..
Unutma ki hayat bir okuldur ve en geçerli rehber, yaşamdır.
Yaşam ve daha önceki yaşanmışlıklar...
Karmaların...
Hayat bir yandan bize anda kalmayı öğretirken diğer yandan alttan alttan geride kalanların öğretileriyle bir sonraki acıya ve ya sevince hazırlar ki, her ikisini de hüzün ve ego bataklığına saplanmadan sindirilebilelim!..
Değiştirip dönüştürebilelim!
Acıdan ve yanmaktan kurtulmak ise, ancak inanç ve teslimiyetle mümkün olur!
Unutma ki insan geçmiş ve geleceği ile bir bütündür!
Birinin diğerini reddetmesi ve diğerinin ötekini inkar etmesi içsel bir kaos yaratır ki bu kaos ve çatışmaların hiç kimseye bir faydası yoktur.
Bütünü bozup parçalamanın dışında!
Kimsenin size bunu yapmasına izin vermeyin.
Kendinizin kendinize bunu yapmasına izin vermeyin.
Hayatınızı olumlu ve uhrevi bir amaca bağlayın ki hem geçen zaman hem de ruhunuz kayıp olmasın!
İçimizdeki ilahi sese güvenin!
Ve unutmayın ki ilahi ses ancak putlaştırdığımız tüm o duygu ve düşüncelerin yargı ve değer yargıların sesi susturulduğunda konuşur!
Sevgi zarar veremez
Sevgi yormaz
Sevgi suçalayıp yargılamaz
Sevgi kendi nefsinin avukatlığını yaparken
Diğerinin savcılığına soyunmaz
Sevgi ruhta sıkışıklık
Yaşamda sıkımışlık yaratmaz
Sevgi karşılık beklemez
Sevgi güven veririr, sadakat getirir
Sevgi kimseyi bulunduğu mekanda ve anda huzursuz hissetirmez!
Gerçek sevgi ruhlar tarafında çan görüldüğü her yerde hemen tanınır ve o alanda bulunan kişi ve kişiler size bir anda tanıdık gelir...
Çünkü sizin eviniz orasıdır!
Sizin mutlak cennetiniz saf sevgiyi tattığınız yerdir!
Şimdiye kadar oyalandığın tüm mekanlara inat senin evin bir bütün olarak sevilip saygıldığın görüldüğün, duyulduğun. değer verilip onaylandığın yerdir!
Suçlanmadan tüm hata ve kusurlarınla yüzleşmene izin verildiği, tüm bu yüzleşmeler sırasında seni suçlamadan utandırmaya çalışmadan seni anlayarak şefkatle omuz verilen yerdir!..
Sevgi iyileştirir hastalandırmaz
Sevgi zaten hasta olanı daha da hasta yapmaz
Sevgi kimseyi gitmesi için zorlamaz
Sevgi kimseyi kalması için zorlamaz
Gitmek isteyeni hayatında zorla tutmaya, gelecek olanı hayatına ısrarlar çağırmaya çalışmaz.
Sevgi inat etmez...
Sevgi bıktırmaz...
Zira inasan insanı sevmekten hiçbir zaman bıkmaz,
Ancak birilerinin sürekli kedisini, kendi doğru ve gerçeklerini, korku ve kaygılarını bir diğerine yüklenmesi ve dayatmasından bıkar ve yorulur!
Yoksa herkes aynı şeye inanıp aynı şekide davranmak zorunda olsaydı insanda cüzzi akıl ve irade olmaz herkes aynı merkezden yönetilir ve ortada sorun kalmazdı!
İnanç ve vicdana gerek olmazdı
Ve dahi bilim ve sanata da, gerek kalmazdı!
Önce geçmişine sahip çıkmayı öğren ki!
Hayallerine sahip çıkmayı bil.
Geçmişin inşa ettiği bugünü ve edeceği yarınları iyi yorumla
Yorumla ki, önce düşüncelerinde daha sonra söylemlerinde kendi kendini gerçekleştiren kehanetler gibi kaderini kime, neye ve kimin değer yargılarına göre oluşturacağına iyi karar ver...
Ver ki, unutma!
Senin bugün aldığın kararlar, düşünce ve davranışların toplamı senin yarıların olacak!..
Unutma!
Geçmişine bak ve hatırla!
Ama bunları yaparken de gizili şirkten, bastırılmış, yahut tavan yapmış egodan korunmak ve arınmak gerekir!
Hiçbir tevafuk tesadüf değildir!
En iyileri ve de en kötüleri dahil.
Zahir bir bakışla batın görülemez
Şerdeki hayır, hayırdaki şer bilinemez!
Kalp gözü açık olmayanlar bu sırrı ermez!
İçindeki bilgenin sesini duy, ona inan.
Sana her an uzattığı ipi gör.
O ipi sıkı sıkıya tut ve ona güven.
O sana mutlaka yolu gösterecektir.
Şunu asla aklından çıkarma, ki evrende her şey zıddı ile kaim ve daimdir.
Ve bu zıtlıklar bazen insanlar arasında yenme, diğerini bertaraf etme arzusu yaratır ki o sular çok derin ve tehlikeli sulardır.
Hemen önü alınmalıdır...
Her insan, ancak kendi nasibine vakıftır ve yaradılanı sev yaradan ötürü desturana önce kendi kendinden başlamalıdır.
Sen değiş ki dünya değişsin
Sen değiş ki dünyan değişsin
Çok basit ve bilindik bir bakış açısıyla
Olan iyidir.
Olanda hayır vardır
Daha önce de dediğim gibi ’hiçbir tevafuk tesadüf değildir’.
Hem sizin hem de karşınızdakinin yüksek benliğinize hizmet vardır.
Yargılanmadan, onaylanma ya da onaylama ihtiyacı duymadan rahatlıkla ifade edilmiş duygular ve düşünceler dizini diyorum...
Ve şunu aklınızdan hiç çıkarmayın ki, sağlam ve sağlıkı ilişkiler şans gereği veya evrenin olasılık yasasıyla öylece kediliğinden ortaya çıkmazlar.
Onlar oluşurlar.
Onları biz oluştururuz...
Etik davranışlar, açık/dürüst konuşmalar, karşılıklı sıcak samimi sohbetler, sevgi ve saygıya dayalı yer yer empati, yer yer sempati geliştirerek, görünmez bağlarla anda yeniden yeniden oluşurlar...
Sağlam bağlar kurmak, tehditle, dayatmayla, zorbalıkla değil sevgiyle mümkündür!
Ben bunların tümüne açık kalmış hesaplarımız, kedimize karşı ödenememiş iç borçlarımız diyorum...
Yalnız şu aşamada ben kendim için bir tek şunu söyleyebilirim ki:
Benim hayatla olan savaşım bitti.
Benim insanlarla olan kavgalarım bitti.
Ben artık tatmin,
Tam ve tamamım.
Benim artık bu hayatta iki büyük gayem kaldı ki, öncelikle özel hayatımı sonra da iş hayatımı dengede tutmak ve hayvan olarak geldiğim şu alemden, insan olarak ayrılarak en azından öteki hayatımı sonsuz bir huzur ve huşu içinde geçirebilmek.
Hepinize uyanık bir akıl
Dingin bir zihin
Sevmiş ve sevilmeyi tatmış bir ruh
Ha bir de
Huzurlu ve musmutlulu yarınlar diliyorum...
Sevgi ve saygılarımla