Çiğdem Karaismailoğlu
226 şiiri ve 12 yazısı kayıtlı Takip Et

VİCDAN AZABI VE HAYATIN IZDIRABI





Hayat, uzun ve geniş ağzını açan bir timsah gibi Halil’i içine çekiyordu. O timsaha benzettiği hayattan korkmaktaydı. Bu his başlayalı uzun zaman olmuştu.Yaşamaktan yorulduğu,incindiği korktuğu,pişmanlıklarla geçen yılların verdiği acı yakasını hiç bırakmamıştı. O kaçmaya çalıştıkça hayat onu içine alıyordu. Mesela en basiti insanlarla konuşması,karısına ve çocuklarına bakması,okulunda ders anlatması lazımdı.Neden gerektiğini bilmiyordu ama sorumlulukları derin bir yara gibi peşindeydi.Aklı,vicdanı sorumluluklarını hatırlatmasa belki de ölümü seçerdi. Hayat onu sorumluluklarıyla sınıyordu.
Görünürde işine gücüne giden,mutlu bir ailesi olan sıradan bir insandı.Ancak o kendini her gülmeye çalıştırdığında içinde tüm kemiklerini,kaslarını ve organlarını bir mengene sıkıp duruyordu.Kahkaha atmazdı mesela.Ancak mutlu olması gerektiğini anladığı zamanlarda dudaklarına bir tebessüm kondururdu. Kimse anlamazdı içindeki engin denizde nasıl boğulduğunu. Ailesi sık sık dalmasına anlam veremezdi.İç dünyasını yansıttığı tek yer evi ve ailesiydi.Ancak onlarda dalgın olmasa anlamazlardı. Onlarda neyi olduğunu sorduğunda o zoraki tebessüm konardı dudaklarına ve “yorgunum” der ,geçiştirirdi.Çünkü kimseye derdini anlatmak istemezdi. Sadece ailesini mutlu etmeye,arkadaşlarına,öğrencilerine yani tüm tanıdıklarına iyi davranmaya kurulmuş bir robottu o. Bunu da bir tek kendisi biliyordu.
Anlatsa dinleyen olurdu.Ama içinde yaşadığı hayatın ona anlamsız geldiğini,içindeki suçluluğun tükenmez bir leke gibi onu kahrettiğini anlatsa anlamazlar güler geçerler,birkaç tavsiyede bulunurlar ya da deli olduğunu düşünürlerdi.Çünkü biliyordu ki anlattığın acının anlattıkça basit bir ifadeye bürünmek gibi bir huyu vardı.Karşıdakilerin de ifade edilemeyen bu anlamsız,havada kalmış sözlere kendince anlam verip, yanlış düşünerek, karmaşık sözlerle karşılık vermesine neden oluyordu. Denemişti.Yıllar önce,gençliğinde kendimi ne kadar anlatırsam o kadar anlaşılır ve sevilirim sanıyordu. Bir dostum dediği,sevdiği ve sevildiğine inandığı arkadaşı vardı. Her şeyini paylaşırdı onunla.Arkadaşı çok şey anlatmaz dinlerdi. Kendini arkadaşına bağlamış ve anlatmayla rahatlayacağını sanırdı.Oysa çoğu zaman arkadaşındaki donuk gözler içine işlerken,iğneleyici laflarıyla yıkılır ancak bir arkadaşı olmazsa kötü insan olduğunu düşündüğü için üzerinde durmazdı. Adeta kendini anlatmakla içindeki boşluk dolacaktı. Her seferinde kendini daha iyi ifade edeceğini düşünerek anlattı.Tam on beş yıl böyle geçti.Aralarında ki uçurum onanamaz hale arkadaşının onu ciddi anlamda küçültmesi ve her şeyini anlattığı için ayıplarmış şeklindeki konuşmasıyla gerçekleşti.Hiç kavga etmediler.Halil sessizce küstü ve mesafeli olmaya ve anlatmamaya başladı.Sonra kendiliğinden öncelikler değişti ve uzaklaştılar.O zamanlar bir dosta muhtaçtı.Yalnızlıktan korktuğunu ve kötü insan olmak istemediği için arkadaş aradığını şimdi anlıyordu. Bunun için Halil konuşmaya en ihtiyaç duyduğunda dahi bu yaşadıklarından dersini almış birisi olarak susardı.
Hayatı değiştiğinden beri tufan kopan ruhuna çözümü bulamamıştı.Tek bildiği yalnız kalmak istediği, insanların sahte,anlayamayacağı derecede hayata anlam yüklemelerini izlemekti. Hayatı hayallerine kavuşma isteği bitti biteli boş bir kuyuda sıkışıp nefes alıp vermekten ibaretti. Halil hayatının baharında içten gülmeyi unuttu. Hayatı yaşıyormuş gibi yapıyordu.Babasının istediği gibi öğretmen olmuş,onun istediği kızla evlenmiş,o istediği için memleketinde kalmıştı.Şimdi de evdeki eşyalardan onun kıyafetlerine kadar her şeyi karısı Melahat ayarlardı. O sadece kurulu bir saat gibi görevlerini yerine getirir ve içten içe çökmeye devam ederdi.
Halil genelde beş altı saniyelik huzurla uyanır ancak omuzlarına bu kısacık zamanda tekrar yük binerdi.Okuluna gider, zoraki konuşur, dersini anlatır eve dönerdi.Fazladan kimse görmemek için ara sokaklardan yolunu uzatır ve evine öyle giderdi.Öğrencileri hoşgörülü,anlayışlı olmasına rağmen sessiz olduğu ve derslerde boşluk olduğunda dalıp gittiği için “hayalet” lakabını takmışlardı.Diğer öğretmenlerle de zorunda kalmadıkça konuşmaz ancak mecburi tebessümünü hiç bırakmazdı.
Yılları bu şekilde sürerken bir gün ayakları onu gitmekten korktuğu,utandığı uçuruma giden sokağa getirdi.Aylardır aynı rüyayla uyanıyordu. Annesinin yalvaran sesiyle birlikte,salıncakta başında papatyadan taç,üzerinde beyaz uçuşan elbisesiyle bir genç kız bulutların üzerinde ağlıyordu.Yüzünü görmüyor ellerli gözlerinde olan kızın sesini duyuyordu.O gün aylardır olduğu gibi yine huzursuz uyandı. Karısı ve çocukları uyurken kendini bir ruh gibi giyinip sokağa attı.Saat çok erkendi. Utanç,korku,pişmanlık,üzüntü ile göz bebeklerinde yaştan bir tabakayla boş sokaklarda yürüdü. Nereye gittiğini düşünmedi ama o ruhuna krampların girmesine sebep olan yere,yüzleşmek için gittiğini için için biliyordu.İtiraf edemediği halde içindeki utancın,üzüntünün başlangıcı yere gittiğini anladığında vazgeçmek istedi.Ama düşünmeden,hissederek yüzleşmeye yürüdü.Kendinden sakladığı,derinlerine kaçmaktan korktuğu vicdanının sızısına ilk defa kulak verip pişmanlıklarıyla baş başa olmaya ayarlıydı ayakları adeta.Onu sürükleyerek uçuruma getiren vicdan azabı insanlardan uzakta ama onların içinde yaşadığı hayatı karabasana çevirmişti.Artık içindeki boşluğa,pişmanlığa cevap vermeliydi.Sürüklenerek yıllardır uğramadığı uçurumun tepesine geldi.Aklında canlanan hayallerle gözlerindeki ıslaklığı hissetti.Dünyadaki sorumlulukları aklındaydı ama öyle rüya gibiydi ki her şey kendi elinde olmadan gelişiyordu.O o gün kendini ve sorumluluk sarmalını içindeki girdaptan göremiyordu. Tek düşündüğü o yıllardır arayla,altı aydır her gün gördüğü acıyla uyandığı rüyalarıydı.Vicdan,pişmanlık,sevgi gibi bir sürü hisle dünya daha da ağır geldi sırtına. Çünkü o yıllardır hayatı omuzlarında hissediyor mutlu rolü yapıyorken acılar içinde yaşıyordu.Ailesine karşı da kendini suçlu hissediyordu.Onlara mutluymuş rolü yaptığını düşünmek de çok acıydı.Artık kendine dönüşmeli,gerçek Halil olmalıydı.
On beş yaşındaydı.Bir kızı sevmişti.Adı Müjgan’dı.Uzun kıvırcık kızıl saçları,yeşil gözleri,pürüzsüz beyaz bir teni vardı. Onu liseye başladığı ikinci hafta okulda sabah sırada gördü.İlkin uzun kıvırcık saçları dikkatini çekti.İki sınıf ötede üçüncü sırada arkadaşlarına hararetle bir şeyler anlatıyordu.Bu güzel saçlara sahip kızın yüzünü merak etti. O an kız yüzünü döndü. Yeşil iri gözleri içine işledi.Onu uzaktan takip etmeye başladı.Hakkında bilgi topladı.Bu kasabada ki Hatice teyzenin uzaktaki oğlunun kızıymış ve buraya yerleşmişler. Zaman geçtikçe hayranlığı hoşlanmaya ve sevgiye dönüştü.Kız zamanla ona dikkatle ve hayranlıkla bakan genci fark etti.Ancak yakın arkadaşları ısrarla Halil’le arkadaş olmalarını söyleyesiye kadar önemsemedi. Halil farkına varıldığını anlayınca aracı ile Müjgan’ın yakın arkadaşından tanışma,görüşme teklifi etti.Müjgan kabul etmedi.Derslerine bağlı çalışkan kızın tek istediği üniversiteye gitmekti.Zamanla Halil onu etkilemeyi başardı.Onun kibar,cömert,dürüst,akıllı ve güvenilir olduğunu hisseden Müjgan sonunda beşinci teklifini kabul etti.Saf ve büyülü bir arkadaşlıkları oldu.Kantinde oturuyor,boş derslerde burada ders çalışıyor ve fırsat buldukça teneffüslerde konuşuyorlardı.Konuştukları konular dersler,gelecek ve üniversite hayalleriydi.Müjgan doktor olmak istiyor Halil uçak mühendisi olmayı düşlüyordu.İki genç birbirlerine en çok hayallerini anlatırdı.İki genç de okumak başarılı birer fert olmak için derslerini düşlüyor ve sevgilerini de içen içe düşünüyorlardı.Zamanla Müjgan’ın babası bu arkadaşlığı duydu. Çünkü kızının arkadaşlığı mahallede konuşulur olmuştu. Okuldaki bazı arkadaşları ailelerine aileleri de birbirlerine derken herkes kızın hakkında kötü konuşmaya başladı.Komşular dedikoduyu öyle abarttılar ki hamile kalıp çocuk aldırdığını bile söylediler.Bunun üzerine Müjgan’nın babası kızını dövdü ve okuldan aldı. Evden çıkması yasaktı. Okumak isteyen kızın sadece masum bir sevgi için bunları yaşaması zoruna gitti.Halil masum bir arkadaşlığın böyle sorunlara neden olmasından dolayı çok üzgündü.Birbirlerinin elini bile tutmamış bu iki genç üzüntü,pişmanlık ve vicdanla savaşıyordu.Müjgan’ı uzaktan akrabaları,on beş yaş büyük,dul bir adamla evlendireceklerdi.Halil ‘in vicdan azabı,hayata küsmesinin tohumları, pişmanlıkla büyümeye başladı.Müjgan’ı kızlık muayenesine götüreceklerdi.Buna gerek görülmesi bile Müjgan için utanç vericiydi.Buna dayanamıyordu.O gece herkes uyurken gizlice evden çıktı ve işte Halil’in rüyayla uyandığı son sabah gittiği uçuruma gitti.Hayatta umutları,hayalleri olan cıvıl cıvıl kız gözleri yaşlı,herkese küs kendisini boşluğa bıraktı.
Yarınki gün evde olmayan Müjgan’ı ailesi Halil’ in evine jandarmayla gelip aradı.Ancak Halil şaşkınlık içinde ve korku dolu merakla ifade verdi.Onu bir aydır görmüyor hiçbir haber alamıyordu.Jandarma her yerde arama başlattı.Sonunda sokaktaki akli dengesi yerinde olmayan Deli Durdu kendince hareketlerle jandarmaları uçuruma getirdi,kızın oradan atladığını anlatmaya çalıştı.Kaybolduktan sonra ki üçüncü gün Müjgan uçurumun dibinde bulundu.
Ailesi üzgündü,perişan olmuşlardı.Kızlarını toprağa veren anne huzuru bir daha bulamamıştı.Babası etrafın dedikodularına biraz daha kulak verdi ve herkes gibi onun başını eğen kızına kızıyor,suçu olmasa yapmazdı diye düşünüyordu.Herkes neden oldukları felaketi unutup sustular ve hiçbir şey olmamış gibi unuttular.Baba da zamanla pişmanlık ve vicdan azabıyla tükendi. Fakat artık hiçbir şey kızını geri getiremezdi.
Halil ise masum aşkının kendisi yüzünden felakete dönüşmesinin acısını hep hissetti.Artık o da bir hayalet gibi dolaşıyor,hayattan hiçbir tat alamıyor,korkuları,kabusları ve pişmanlıkları her geçen gün artıyordu.Okulunu bitirip öğretmen oldu,evlendi,çocukları oldu ama o hayalet olarak yaşamaya devam etti.O rüyayı gördüğü son sabah bu uçuruma geldi.Aklı geçtiği sokaklarda her adımıyla yok olmaya başladı. Aklındaki sadece Müjgan’ın toprakta kendisi yüzünden çürüdüğüydü.Onun doktor olup insanlara faydalı olacağını anlatan cıvıl cıvıl sesi kulaklarında,bir divane gibi uçurumun tepesinde dikildi..Ailesi geldi aklına saatler sonra.Onlara da yalan bir hayat yaşatıyordu.O sahtekardı zaten hiçbir şeyi doğru olmayan tek varlıktı dünyada.Uçurumun tepsinde bunları düşünürken omzundan birisi tuttu.Yıllar önce sessizce küstüğü arkadaşıydı. Kasabaya tatile geldiğini,sabah yürüyüşü için çıktığını ve Halil’i dalgın yürüdüğünü görünce bir terslik olup olmadığını merak etmiş,açıkçası biraz da telaşlanmış ve de Halil’i takip etmişti.Halil şaşkın aynı zamanda merak edilip,kendisi için endişe eden arkadaşına bir anda yeniden sıcaklık duydu. Ancak yine kırılırsam diye düşündü. O da sabah yürüyüşüne çıktığını söyledi. Ancak arkadaşı yıllar önce yaptığı yanlıştan dolayı üzgün olduğunu,gençliğin verdiği cahillikten yaptığını söyleyip özür diledi. Derdin varsa söyle dedi. Biz eski dostuz senden daha içten birisini görmedim arkadaşım diye konuşunca Halil yine aynısı olursa endişesine rağmen içindeki volkanın dinmesi gerektiğini düşündü. Zaten anlatmazsa çıldıracak ve içinde biriken vicdan onu patlatacak,sonunda ölüme yürüyecekti. Ailesini düşündü. O ölünce ne yapacaklardı.Küçücük kızının baba demesi,oğlunun ilk karne heyecanı geldi aklına.İçi burkuldu.Anlatmenın en doğrusu olduğunu düşündü.Yaptıklarından pişman olmuş arkadaşına her şeyi anlattı. O da ona içindeki durduramadığı acının artık geride kaldığını ve onun suçu olmadığını çünkü onların yanlış bir şey yapmadığını,buna en çok kendisinin şahit olduğunu söyledi. Hayata dönmesi gerektiği bunu en azından ailesi ve kendisi için yapması gerektiğini anlattı.Eski arkadaş geçmişin gölgesinden birlikte sıyrılması gerektiğini anlamış ve arkadaşına destek olmayı içtenlikle seçmişti.Artık onu ihmal etmeyeceğini ve pişmanlığı çok iyi bildiğini onu anladığını ve suçu olmadığını defalarca anlattı. Onun değil dedikoduyu çıkaranların suçuydu. Ve onların üzülmesi gerekirdi. Halil bunları biliyordu ancak vicdanı onu hayattan koparmıştı.Anlatınca rahatladığını hissetti, arkadaşının desteği ona güven vermişti. Yalnızlığı yok olmuş ve karanlığı aydınlanmıştı. Onun sevgisiyle yeniden hayata dönebilme ve ailesine bağlanma cesareti geldi.Artık mutluluğu seçmesi gerektiğini de biliyordu. En azından denemeliydi.
Eve geldiğinde kahvaltı hazırlanmış,oğlu fırına ekmek almaya gidecekmiş.Babasının elinde ekmekleri görünce geri döndü ve ailecek masaya oturdular.Halil Melahat’a baktı. İçi acıdı onun da hayalleri varmıştır.Benim gibi biriyle evlenip mutsuz oldu belki diye düşündü.Hiç belli etmese de bazen karısının gözlerinde acıyı görüyordu.Belki o da mutlu rolü yapıyordu. Kızı ve oğluna baktı. Onlar için yaşamalıydı. Her zaman bunu düşünse de bu sabah daha bir zorunluluk değil de sevgiyle,içten bir düşünce belirdi aklında.Ailesine karşı,canlı,sıcacık ve içten bir sevgi aktı kalbine. Yıllar sonra mutluymuş gibi değil gerçekten mutlu olduğunu hissetti.Artık Müjgan ‘ı dualarla anacak ailesini gerçekten mutlu edecekti.

ÇİĞDEM KARAİSMAİLOĞLU
OCAK/2023

Beğen

Çiğdem Karaismailoğlu
Kayıt Tarihi:23 Ocak 2023 Pazartesi 19:13:38

VİCDAN AZABI VE HAYATIN IZDIRABI YAZISI'NA YORUM YAP
"VİCDAN AZABI VE HAYATIN IZDIRABI" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR


Henüz yorum yapılmamış.

Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.