RECEP FIRAT
18 şiiri ve 31 yazısı kayıtlı Takip Et

HANGİ SINIFTIR?



Köylü hangi sınıfa dayandığını ortaya koyamıyor. Oysa; bir sınıf kendisine tekrar tekrar şu soruları sormalıdır: “Ben kimim? Hangi sınıfım? Temel hattım ne?”

Düzen Partilerinin taslakları kimlik belirlemeyi bulandırıyor. Oysa kimlik belirlemek; hem hayatın içine girmek ve hem de sınıfın var olan kimliğini daha da zenginleştirmek için şarttır.

Köylü kendini koruyamıyor. Köylü  üretemez duruma getiriliyor bölünüyor kendi içinde bölünmüşlükle birlikte  bütün düzen partilerinin kitlesi haline dönüştürülüyor. Taslaklarla düzen partilerinin vaatleriyle sınırlandırılıyor. Köylünün kurtuluşu kendisinin öz  bilincinde olmasından geçiyor.

“Kapitalizm dünyanın damını bile deliyor. Bireysel kâr ekonomisinde denizler, ırmaklar ve göller zehirleniyor. İnsan ve doğa yıkıma uğruyor. Dünyanın büyük çoğunluğu açlığa mahkum ediliyor. Artık kapitalistler bile bu gerçeği vurguluyor.”

Kapitalizmin yarattığı ekolojik kriz, kaynak yetersizliğinin yarattığı kriz, nüfus artışı krizi insan aklının kusurlarını gözler önüne seriyor. Günümüzde tüm dünyaya yayılmış olan tüm felaketler bu sistem tarafından yaratılıyor. İnsanlığın zaman içinde biriktirdiği muazzam öz güçler ve kazanımlar irrasyonel bir şekilde kullanıldığında yıkıcı bir konum almakta, acımasız bir güce dönüşmektedir. Bu durum sadece doğayı öldürmekle kalmamakta, insanlığı da öldürmektedir.

Çözümü insan toplumunun öz bilincini yükseltmektir.

Türkiye’de emekçilerin başarısızlıkları öne çıkarıldı. Ezilen halkların devrimci potansiyeli reddedildi ve emekçiler hor görüldü. Onlara bir türlü yurtseverlik yakıştırılamadı. Tanrı aramaya koyuldular. Çünkü; karamsarlık ruhlarına işlemişti. Devrimci yükselişin bütün dünyada inişe geçtiği dönem dede günümüz dede kapitalizm her alanda  saldırıda.
Dünyanın ezici çoğunluğu gerçeklerin dilini konuşmaktan korkuyor.
Korkma korkarsan ölürsün.
Temel haklar ekseninde mücadele edilmelidir.

YURTSEVERLİK  REDDEDİLİYOR!

Emperyalizme karşı işçi sınıfının ağır bastığı bir çağda proletarya önderliğinden vazgeçmek devrimden vazgeçmektir.  İşçi sınıfı önderliği de kaldırılıyor. Türkiye’de çok geniş bir işçi sınıfı var. Büyük fabrika ve belli merkezlerde toplanmış bir işçi sınıfı oluştu. Bu birikim özelleştirmeye karşı mücadele içinde tecrübe kazandı. İşçi sınıfı önderlerinden Türkiye’yi yönetebilecek bir aydınlar kuşağı yetişti. Buna kamu emekçilerini de eklediğimizde büyük bir potansiyel oluştuğunu rahatlıkla görebiliriz. Kentlerin nüfus artışı, traktör, biçer-döver, pamuk toplama makinesi v.b. tarımda makineleşmenin artması, kapitalist ilişkilerin artması, feodal yapının çözülmeye başlaması da emekçi nüfusunun artmasına yol açtı.

Bununla birlikte; kırsal bölgede zengin köylü orta, orta köylü yoksul, yoksul köylü de amele durumuna geldi. Dışarıdan çiftçi ithal edildi ve emperyalizmin doğrudan sömürgeleştirme süreci hızlandı. Böylece köylü ve tarım kesiminde proleter ve yarı proleter bir sınıf oluştu.

İşçiler, köylüler, fikir emekçileri, esnaf ve tüccarlar, milli sanayicilere  doğrudan istediğim gibi “Yarışın” deniliyor. Hangi sınıf ipi göğüslerse o tam köle olacak. Görüldüğü gibi; kölelik ruha işlemiş.

Tarihe kim ve nasıl müdahale edecek? Milleti kim uyandıracak? İrade birliği nasıl oluşacak? Kapitalizm Faşizm ve Feodalizmin tasfiyesine nasıl önderlik edilecek.

Bir hareket olmalıdır. Bütün sınıfları kucaklamalıdır. Bütün  sınıfların ortak iktidarı için mücadele etmelidir. 

‘Vatan Savunması’ ile ‘Sınıf Mücadelesi’ kavramları karşı karşıya getirilmiştir. İşçi sınıfı ve emekçi halk, kendilerine sınıf bilinci taşıyacak ve onları örgütleyecek bir partiden yoksun bırakılmıştır Partinin kuvvet kavramı yeni baştan tanımlanmıştır. İşçi sınıfı ve köylülük temel güç olmaktan çıkarılmıştır. Farklı ideolojik kaynaklardan beslenen ve ancak bir cephe içinde anlamlı olabilecek kesimler özgücümüzmüş gibi kabul edilmektedir.

Mesele
Emekçiyi örgütlemeyi temel alan, devrimi amaçlayan, emperyalizmle mücadele ekseninde gelişen, sınıfın öncü unsurlarını birleştiren bir öncü hareket yaratmaktır. İşçileri fabrikalarda, köylüleri tarlalarda. Onların başına geçerek onları örgütleyerek ancak kendi pratikleri içinde önderlik edebilirsiniz. Masa başında oturarak olmaz. Örneğin; Artvin- Cerattepe’ye gideceksiniz, yır caya gideceksiniz  direnişin içinde olacaksınız.
Göllüce köyünün mera mücadelesinin içinde olacaksınız. Bursa tekstil ve Renault işçileriyle omuz omuza olacaksınız. İstanbul Havalimanının isçilerinin eyleminde onlarla olacaksınız. Deresini doğasını korumaya çalışan karadeniz’liyle birlikte olacaksın.  Sokaklarda çöp toplayan, pecete satan çocukla, dilenen çocuklarla kadınlarla evladını cephelerde yitirmiş olanlarla birlikte olacaksın. Öncüler yaratacaksınız. Öncülere sınıf bilinci aşılayacaksınız. Yaratamıyorsunuz, çünkü; bilimsel gerçeklikten vazgeçmişsiniz.  Temel hattı terk etmişsiniz! Emperyalizmin uşağı, ve sadece gerçek  aydınlara köstek konumundasınız.

Bu konuda kamuoyu aydınlatılmalıdır. Halka olan sorumluluk bunu gerektirir. Mücadelenin büyütülmesinin yolu ise anti-emperyalist halkın birleşik cephesinden geçer.

Bu durum ilerici, devrimci, vatansever  güçlerin omzuna büyük sorumluluklar yüklüyor. Önümüzde en geniş birlikteliği gerçekleştirmek dışında başka bir seçenek görünmüyor. Amerikan emperyalizminin kirli oyunlarını bozmak bizim elimizde. Emekten yana olan tüm devrimci yurtseverlerin, tüm emek örgütleri ve sendikaların, gericiliğe ve bilimdışı işleyişe ‘dur’ diyen tüm akademik kuruluşların, çağ dışı uygulamalara ‘dur!’ diyen tüm basın – yayın kuruluşları ile basın emekçilerinin Anti – emperyalist Cephe’de buluşması yaşamsal bir zorunluluktur. Yapılacak bir toplantıyla kurulacak anti – emperyalist cephe tek maddeyle, o da Amerikan emperyalizmine ve piyonlarına karşı çıkmak koşuluyla güç birliği oluşturmalıdır. Bu örgütlenmenin ülkemiz devrim tarihinde bir dönüm noktası olacağından eminiz.
Üretim ekonomisinden bahsediliyor ama Türkiye’yi ipotek altına alan dış borçlara hiç değinilmiyor. Dış borçlara çözüm bulmadan ne ekonomide, ne de siyasette hiçbir olumlu adım atılamaz. Sistem partilerinin çıkmazı da burada başlıyor. Hem ‘dış borçları ödeyeceğiz’ diyorlar, hem de halka büyük vaatlerde bulunuyorlar. Yalan söylüyorlar.

Dış borçlara karşı tutum bir partinin sistem içi olup olmadığının da en belirgin göstergesidir.

Doğu ve Güneydoğu illerinde yaşayan vatandaşların üzerinde feodalite  hakim. 
Sistemin halkı dizginleme  yönteminde ağalık var . Aşiret düzeni var. Marabalar var. Öz kimliğinden koparılmış din maskesiyle  Sefalete mahkum edilmiş bir halk var. Korucuların hakları savunuluyor. Oysa sorunların asıl kaynağını feodal yapı oluşturuyor.
Ortada bir sistem sorunu var. Doğu ve Güneydoğu bütün kırsal kesiminde. biran  önce bu duruma el atılmalı. Hazine ve mera arazileri korumaya alınmalı çünkü öyle zorba bir sermaye düzenine insanlar kendini kaptırmış ki her yıl yüzlerce Aile bir birini biraz daha toprak parçası kapayım diye bir bir birini vahşice boğazlamakta yok etmekte ve sonuç bitmek bilmeyen  kan davaları yıllarca devam ediyor. Her yıl ailelerden birileri öldürülüyor. Çoğu köyde gücü olan bu meralara bu hazine pastasını kendine alıyor. Gücü olmayanda hiçbir şey almıyor. Bu hazine ve meralar halkın ortak arazileridir. Birinin izni olmadan bir başkası müdahale edemez.  Buna müdahale edilebilir. Coğrafyamızda çoğu köyde adam tepeye kadar sürüyor utanmasa veya önünde engel olmasa Suriye ye kadar gider nasıl olsa tarlamın başıdır diye! Bunu yapanların çoğu haca gitmiş, toplumda hak hukuktan bahseden sahtekârlardır. Bunların Allah korkusu yoktur dünya malına tapanlardır. Dünyanın bütün toprakları bir insanın kanına bedel değildir...
Çözüm olarak;
Toprak devrimiyle feodal kalıntıların kökü kazanılmalı. Ağa toprakları ve hazine arazileri meralar kamulaştırılmalı. Topraklar bir bütün olarak işlenmeli, babadan oğula bölünmeye engel olunmalıdır. Yoksa  bir babanın elindeki 50 dönüm tarlasını 5 çocuğuna bölmesi 5 evladın da ileride çocuklarına bölmesi insan nüfusunun gittikçe kalabalıklaştığını ve  toprakların bölünmüşlükle birlikte küçüldüğünü artık yaşanacak bir kara toprak parçası kalmayacağını gösteriyor.
Bu soruna engel olunmalı.
“Toprak işleyenin su kullananın “ ilkesi gözetilecektir.
Kiracılık, ortakçılık, yarıcılık gibi her türlü sömürü kaynağı olabilecek ilişkiler yasaklanmalıdır.
Köy Enstitüleri deneyi gözetilerek toprak devrimini destekleyen okullar açılmalı.
Yeterince ürettiğimiz tarım ürünleri dışarıdan alınmayacak.
Çiftçi ve köylüleri banka ve tefeci borçları silinecek, ipotekler kaldırılmalıdır.
Köylü  mazot, gübre, ve her türlü teknik yardımla desteklenmelidir.
Doğu ve Güneydoğu başta olmak üzere, üretim bölgelerinin hemen yanı başında örnek devlet çiftlikleri kurulmalıdır.
Tarım işçilerinin sendikal dahil her türlü sosyal hakları korunmalıdır.
Her bölgede köylüler kooperatiflerde örgütlenmeli kamusal güvenliği sağlanmalıdır.
Ormanlar, sular, göller ve meralar  kamulaşmalıdır.

Biliyorum bu anlattıklarımın hepsi bedel ister, unutmayın ’ki  bedelsiz zafer mümkün değildir.

Sevgiler

Recep Fırat / Araştırmacı Yazar

Beğen

RECEP FIRAT
Kayıt Tarihi:19 Aralık 2021 Pazar 14:51:17

HANGİ SINIFTIR? YAZISI'NA YORUM YAP
"HANGİ SINIFTIR?" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR


Henüz yorum yapılmamış.

Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.