0
Yorum
1
Beğeni
5,0
Puan
899
Okunma

Küçük bir köyde yaşayan iki arkadaş, Osman ile Salih, hamile olan hanımlarının karnındaki daha doğmamış çocukları için beşik kertmesi yaparlar. Osman’ın kızı, Salih’in oğlu olursa ya da Salih’in kızı, Osman’ın oğlu olursa birbirleriyle kayıtsız şartsız evleneceklerdir. Töreye göre bu böyledir.
Günler, haftalar, aylar gelip geçer. Osman’ın oğlu, Salih’in ise kızı olur. Osman, oğluna Kudret ismini verir. Salih ise kızına Yazgı ismini verir.
Aradan yıllar geçmeye başlar. Bu arada Osman’ın durumu daha da iyiye gider, malı mülkü daha da çoğalır. Salih ise kendi işinde, kendi yağı ile kavrulmakta; geçimini çiftçilikle devam ettirmektedir.
Köyde sadece bir ilkokul vardır. Fakat hiç kimse çocuklarını okula göndermek istemez. Okula giden çocuk sayısı köyün nüfusuna göre çok azdır. Okulun öğretmeni Adil Bey’dir. Adil Bey, korkusundan hiç kimseyi okula gelmesi için zorlayamaz.
Köyde dükkân olmadığı için herkes ihtiyacını karşılamak için en yakın mesafedeki ilçeye gider ve alışverişlerini burada yaparlar.
Tabii ki günler geçtikçe Kudret ve Yazgı da büyümektedir. Artık Kudret büyümüş, Yazgı büyümüş, evlenecek çağa gelmişlerdir.
Kudret; boylu poslu, yakışıklı bir delikanlı olmuştur.
Yazgı ise ince belli, ay yüzlü, can alıcı sihirli gözleri, ok gibi kirpikleri, sırma uzun saçları ile köyün en güzel kızıdır.
Salih’in kızı Yazgı’ya yakın köyden Rıfkı Ağa oğlu Mesut’a dünür gider ve Allah’ın emri ile ister. Fakat Yazgı’nın babası Salih Ağa, kızının Osman Ağa’nın oğlu Kudret ile beşik kertmesi olduğunu ve kızını veremeyeceğini söyleyerek dünür gelen Rıfkı Ağa’yı geri çevirir.
Salih Ağa’nın beklemesine karşılık Osman Ağa, oğlu Kudret’e bir türlü Yazgı’yı istemez. Osman Ağa’nın, Salih Ağa’nın kızı Yazgı’yı oğlu Kudret’e istememesinin sebebi ise Osman Ağa’nın maddi durumunun daha iyi olmasıdır. Bağlar, bahçeler, tarlalar… Say say bitmez mal varlığı vardır.
Salih Ağa, Osman Ağa ile yolda karşılaşır.
“Osman Ağa, gel biraz konuşalım,” der.
Osman Ağa ile Salih Ağa yol kenarında bulunan bir ağacın altına otururlar ve konuşurlar.
Salih Ağa sorar:
“Ne zaman oğlun Kudret’e kızım Yazgı’yı isteyeceksin?”
Osman Ağa:
“En kısa zamanda Yazgı’yı oğlum Kudret’e istemeye geleceğiz. Ben Kudret’le konuşup sana bildiririm,” der ve ayrılırlar.
Osman Ağa, Salih Ağa fakir diye kızı Yazgı’yı almak istemez. Fakat en önemlisi; Kudret, köydeki Halil Ağa’nın kızı Nazlı’ya aşıktır. Nazlı da Kudret’e aşıktır. Bazen Nazlı ile Kudret gizli, kuytu köşelerde buluşmaktadırlar. Nazlı’nın babası Halil Ağa, herkese borç para veren, köylünün kanını emen bir tefecidir. Nazlı ile Kudret arasındaki bu aşk köylü tarafından bilinmemektedir.
Osman Ağa eve gider. Akşam oğlu Kudret eve gelir.
Osman Ağa, Kudret’e şöyle der:
“Oğlum, ben de istemiyorum senin Salih Ağa’nın kızı Yazgı ile evlenmeni. Ben biliyorum senin Halil Ağa’nın kızı Nazlı’yı sevdiğini. Fakat sen de çocukluğundan beri biliyorsun; Yazgı senin beşik kertmen. Babası Salih Ağa bugün beni yolda gördü, konuştuk. Ben kendisine çok yakında kızı Yazgı’yı istemeye varacağımızı söyledim.”
Kudret:
“Baba, ben Yazgı’yı istemiyorum. Ben Nazlı’yı istiyorum.”
Baba oğul aralarında bir plan kurarlar.
“Biz gidelim Salih Ağa’nın kızını isteyelim. Sen gerdek gecesinde Yazgı’nın kız (bakire) olmadığını, dul çıktığını söylersin. Aşiret ağaları toplanır, bir karar verir. Sen de, ben de Yazgı’dan ve babasından kurtulmuş oluruz. Başka çıkar yolumuz yok,” diye oğluna akıl verir.
“Fakat bu konuştuklarımızı kimseye söyleme,” diye de sıkı sıkı tembihler.
Kudret:
“Tamam baba, dediğini harfiyen yapacağım,” diye babasına söz verir.
Osman Ağa, yanında çalışan maraba Kamil ile Salih Ağa’ya haber gönderir:
“Biz yarın Yazgı’yı oğlum Kudret’e istemeye geliyoruz.”
Maraba Kamil, Salih Ağa’nın yanına giderek durumu bildirir.
Salih Ağa:
“Buyursunlar gelsinler,” der ve Osman Ağa’yı davet eder.
Bir gün sonra akşam, Osman Ağa; oğlu Kudret, hanımı Saadet ve kızı Zeliha’yı da alarak kız istemeye Salih Ağa’nın evine giderler.
Kapıyı açan Salih Ağa’nın hanımı Nurten:
“Buyurun, hoş geldiniz,” der ve içeriye davet eder.
Misafir odası önceden hazırlanmıştır. Halılar yıkanmış, koltuklar silinmiş; her şey dört dörtlüktür.
Osman Ağa odanın baş köşesine oturur. Yanına hanımı Saadet Hanım, onun yanına damat olacak Kudret, onun yanına da Osman Ağa’nın kızı Zeliha oturur.
Salih Ağa:
“Hoş geldin Osman Ağa,” diyerek tokalaşır.
Osman Ağa: “Hoş bulduk Salih Ağa.”
Ardından Osman Ağa’nın hanımına:
“Hoş geldin Saadet Hanım.”
Saadet Hanım: “Hoş bulduk Salih Ağa.”
Sonra Salih Ağa:
“Hoş geldin oğlum Kudret.”
Kudret, Salih Ağa’nın elini öperek:
“Hoş bulduk baba,” der.
Salih Ağa son olarak:
“Hoş geldin kızım Zeliha.”
Zeliha da elini öperek:
“Hoş bulduk efendim,” der.
Bu arada Salih Ağa’nın küçük oğlu Ahmet de hepsinin elini öperek:
“Hoş gelmişsiniz,” der.
Sonra sıra Yazgı’ya gelir. En güzel elbisesini giymiştir. Odasından çıkar, misafir odasına girer. İlk önce kayınbabası olacak Osman Ağa’nın elini öper:
“Hoş gelmişsiniz efendim.”
Osman Ağa:
“Hoş bulduk benim güzel kızım.”
Sonra kaynanası olacak Saadet Hanım’ın elini öper.
Saadet Hanım: “Hoş bulduk kızım.”
Daha sonra beşik kertmesi olan Kudret’e uzaktan, kısık bir sesle:
“Hoş gelmişsiniz,” der.
Kudret: “Hoş bulduk,” diye cevap verir.
Sonra Zeliha ile kucaklaşırlar.
“Sen de hoş gelmişsin canım benim.”
Zeliha: “Hoş bulduk abla.”
Böylece hoş geldin sohbeti sona erer.
Bir süre sonra Yazgı elinde bir tepsiyle, parıl parıl parlayan fincanlarla bol köpüklü Türk kahvesini getirir. İlk olarak Osman Ağa’ya uzatır:
“Buyurun efendim.”
Daha sonra Saadet Hanım’a, Kudret’e ve Zeliha’ya kahveleri sunar.
Osman Ağa söze girer:
“Salih Ağa, ben açık sözlüyüm, bilirsin. Biz bugün buraya Allah’ın emri, Peygamber’in kavli ile oğlumuz Kudret’e kızınız Yazgı’yı istemeye geldik.”
Salih Ağa:
“Osman Ağa, sen de biliyorsun; bunlar doğmadan önce beşik kertmesi yapıldı. Benim hayır demem imkânsız. Allah hayırlı uğurlu etsin, verdim kızım Yazgı’yı oğlun Kudret’e.”
Böylece kız isteme faslı biter.
Osman Ağa:
“O zaman şu düğün işini de konuşalım. Çocuklar muradına ersin.”
Salih Ağa:
“Vakit geçirmeden hemen bu işi yapalım. Siz ne zaman derseniz o zaman kına gecesi ve düğünü yapalım. Çocuklar muradına ersin.”
Osman Ağa:
“İki hafta içinde yapsak olur mu?”
Salih Ağa:
“Bizim hazırlığımız zaten tamam, siz bilirsiniz.”
Osman Ağa:
“Bizim hazırlığımız da tamam,” der ve iki hafta sonraya düğün hazırlıkları başlar.
Bir gün sonra tellal köyde duyuru yapar:
“Osman Ağa’nın oğlu Kudret ile Salih Ağa’nın kızı Yazgı için haftaya Cuma günü davullu zurnalı bayrak dikilecektir. Cumartesi kına gecesi ve düğün olacak, Pazar günü ise gelin alınacaktır. Bütün köy davetlidir.”
Günler çabucak geçer. Cuma günü davullar zurnalar çalar, Osman Ağa’nın evine bayrak dikilir. Cumartesi kına gecesi yapılır. Yazgı ilçeden aldıkları muhteşem kınalığını giyer. Kadınlar türküler söyleyerek eğlenir, kına yakılır. Sonra herkes evine dağılır.
Pazar günü gelin alma günü gelir…
Osman Ağa, oğlu Kudret’le birlikte davul zurna eşliğinde gelin almak için Salih Ağa’nın evine doğru yola çıkar. Salih Ağa, ailesi ve kızı Yazgı bembeyaz gelinliği ile hazırlanmış, gelin almaya gelecek olan Osman Ağa, damat Kudret ve bütün köy davetlilerini beklemektedir.
Fazla sürmez; davulun sesi duyulur. Osman Ağa, damat Kudret ve bütün davetliler Salih Ağa’nın kapısına gelir. Yazgı, yavaş yavaş dışarı çıkmadan önce annesinin ve babasının ellerini öper, helâllik alır. Sonra kardeşleri ve bacısıyla da helâlleşir.
Kendisi için hazırlanmış gelin arabasına binerken silahlar patlamaya başlar; çünkü Yazgı gelin gidiyordur. Biraz sonra Osman Ağa’nın evine varırlar. Yazgı araçtan inerken yine silahlar patlar; çünkü Osman Ağa gelin getirmiştir. Düğünde silah sıkmak köyün vazgeçilmez adetlerindendir.
Yazgı, başına geleceklerden habersizdir. Yapılan plandan haberi yoktur. Sonunu bilmediği bir yolda ilerlemektedir.
Biraz sonra Yazgı’yı gerdek odasına alırlar. Üzerinde gelinliği, yüzünde duvağı vardır. Damat olan Kudret’i gelinin odasına gönderirler. Herkes dışarıda beklemektedir.
Bir süre sonra Kudret var gücüyle bağırmaya başlar:
“Gelin dul çıktı! Bakire değil! Yazgı dul çıktı!”
Köylüler şok olur. Töreye göre bakire olmayan kızın bütün çeyizlerine ve takılarına el konularak babasının evine gönderilir.
Bir de ne görsünler… Kudret bütün takıları almış, Yazgı’nın üzerinde bir gelinlik kalmıştır. Kudret, Yazgı’yı döverek dışarı atar.
Yazgı, bembeyaz gelinliği üstünde, ağlaya ağlaya babasının evine doğru yürümeye başlar. Babası Salih Ağa, avlu kapısında kızının ağlayarak eve geldiğini görür.
“Kızım Yazgı, ne oldu?” diye sorar.
Yazgı:
“Baba, Kudret bana elini bile vurmadı. Fakat benim bakire olmadığımı, dul olduğumu herkesin içinde bağırarak söyledi. Beni köy halkının önünde rezil etti, tekrar eve yolladı,” der.
Bu sözleri duyan Salih Ağa şoke olur:
“Kızım, sen kiminle ne yaptın?” diye bağırır.
Bu sırada Osman Ağa da bağırmaya başlar:
“Ne oluyor Salih Ağa? Sen bana, ‘Beşik kertmesi ne de olsa alacaklar,’ diye başkasına mal olmuş kızını bize yamamaya mı kalkıyorsun?”
Salih Ağa sessizdir… Yanında çok büyük bir suçla suçlanan kızı vardır.
Yazgı dayanamaz:
“Ben kız oğlu kızım! Namusum hakkında kimseye söz söyletmem!” diye bağırır.
Fakat Osman Ağa, Yazgı’nın kolundan tutarak:
“Senin cezanı aşiret ağaları verecek,” diyerek onu sürükleye sürükleye köy meydanına götürür.
Acil olarak köyün büyük ağalarına haber gönderilir. Köyün ağaları köy meydanına gelir ve kendi aralarında toplanırlar.
Osman Ağa, yanında sürüklediği gelinliği üzerindeki Yazgı ile büyük ağaların karşısına çıkar ve bağırarak konuşur:
“Söyleyin ağalar! Bu kız benim oğlumun beşik kertmesi. Ben gelin olarak aldım. Oğlum Kudret, bu kızın bakire olmadığını söyledi. Bu utanç verici haberi bütün köy duydu. Söyleyin ağalar, bunun cezası nedir?”
Köy meydanında bulunan Yusuf Ağa, Harun Ağa, Davut Ağa, Furkan Ağa, Vakkas Ağa, Feramiz Ağa ve Ruhşen Ağa bir araya gelerek hemen karar verirler.
Verdikleri karar şudur:
“Salih’in kızı Yazgı nikâhsız olarak zina yapmıştır. Bu suçun cezası, gelinliği ile birlikte göğsüne kadar gömülüp recm cezası ile cezalandırılmasıdır.”
Köyden birkaç kişi toprağı kazmaya başlar.
Yazgı’nın küçük kardeşi Ahmet, okula gittiği için recm cezasının ne olduğunu bilmektedir. Ablasının taşlanarak öldürüleceğini duyunca hemen okulun lojmanında kalan Adil Öğretmen’in yanına koşar. Soluk soluğa kapıya vurur.
Adil Öğretmen kapıyı açar:
“Ne oldu Ahmet, neyin var?” diye sorar.
Ahmet, nefes nefese:
“Öğretmenim! Ağalar mahkeme kurdular. Ablam Yazgı’yı recm cezası ile öldürecekler. Gelinliği ile göğsüne kadar gömüp taşlayacaklar!” der.
Bunu duyan Adil Öğretmen hemen ilçedeki jandarma karakolunu arar ve acil olarak bu cinayetin önlenmesini ister.
Osman Ağa ve oğlu Kudret ise artık Yazgı’dan kurtulduklarını düşünerek sevinmektedir.
Kudret, köy halkının arasından ayrılır ve Nazlı ile buluştuğu yere doğru gider.
Nazlı, Kudret’in Yazgı ile evlendiğini öğrenince çok üzülmüştür. Her zaman içtikleri limonatadan yapar ve içine çok miktarda zehir katar. Şişeye doldurup buluştukları kuytu yerdeki ağacın altına gider.
Tam içecekken aklına bir düşünce gelir:
“Benim öldüğümü bulmaları için evden çoban köpeğimizi getirip ağaca bağlayayım. Köpek havlayınca
babam gelir benim ölümü bulur,” diye düşünür.
Limonatayı şişesiyle orada bırakıp eve doğru gider.
Nazlı gidince fazla sürmez, Kudret buluştukları yere gelir. Nazlı yoktur ama çok sevdiği limonata şişede durmaktadır.
“Bunu Nazlı benim için yapmış,” diye düşünerek limonatayı içer. Birkaç yudum sonra yere yığılır ve can verir.
Nazlı köpekle geri döndüğünde Kudret’i yerde hareketsiz bulur. Çoban köpeğini ağaca bağlar, geriye kalan zehirli limonatayı da kendisi içer. Çünkü Kudret, Nazlı’ya onu sevdiğini söylemiş, onunla evleneceğine söz vermiş, hatta birlikte olmuş ve Nazlı’yı hamile bırakmıştır. Bu yüzden Nazlı da intihar eder.
Osman Ağa, oğlu Kudret’i halkın arasında göremeyince nereye gittiğini sorar. Birkaç kişi gittiği yönü gösterir. Osman Ağa aramaya başlar. Bir süre sonra Halil Ağa’nın çoban köpeğinin havlama sesini duyar ve o yöne doğru gider.
Oğlu ile Nazlı’yı birlikte bulup Nazlı’ya dünür olacaklarını söylemek istemektedir.
Köpeğin bulunduğu yere vardığında, köpek ağaca bağlıdır. Oğlu Kudret ve Nazlı yan yana yerde hareketsiz yatmaktadır.
Birkaç kez seslenir, cevap alamaz. Kudret’in yanına koşar, kalbini dinler. Kudret çoktan ölmüştür. Oğlunun cansız bedenine sarılınca Osman Ağa da kalp krizi geçirerek olduğu yere yığılır ve ölür.
Baba ve oğul kurdukları planın, attıkları iftiranın cezasını canlarıyla öderler.
Köy meydanında ise Yazgı’yı göğsüne kadar toprağa gömerler. Ağalar:
“İlk taşı babası vursun. Bu yüz kızartıcı suçu kızı babasının alnına sürmüştür,” derler.
Yazgı feryat eder:
“Baba, ben bakireyim! Bana erkek eli değmedi!”
Fakat kimse dinlemez. Taşlar atılmaya başlanır. Beyaz gelinlik üzerine akan kanlar sanki masumiyetini haykırmaktadır.
Tam o sırada jandarmanın siren sesi duyulur. Yazgı’yı taşlayanlar bir anda kaçar.
Jandarmalar olay yerine gelir. Adil Öğretmen de oradadır. Küçük Ahmet, “Abla! Abla!” diye ağlamaktadır.
Komutan toprağa gömülü kıza sorar:
“Adın ne?”
Yazgı, kısık bir sesle:
“Yazgı…” diye cevap verir.
Komutan askerlere emir verir:
“Bu kızı hemen çıkarın ve hastaneye götürün!”
Askerler Yazgı’yı çıkarıp araca bindirir. Adil Öğretmen ve Ahmet’te birlikte hastaneye giderler.
Yazgı’nın yaraları temizlenir, birkaç dikiş atılır. Kanlı gelinliği çıkarılır.
Hemşireler Adil Öğretmen’e:
“Yakınıysanız bir elbise getirin, giydirelim,” der.
Adil Öğretmen ve Ahmet bir dükkândan yeni bir elbise alır. Yazgı giyinir. Kurtulduğu için mutludur, fakat iftiradan kurtulması gerekmektedir.
Yazgı, bakire olduğundan emin olduğu için Adil Öğretmen’den yardım ister. Doktora götürülür ve muayene sonucunda bakire olduğuna dair rapor verilir.
Adil Öğretmen, Yazgı ve Ahmet köye döner. Raporu Salih Ağa’ya uzatır:
“Buyurun, kızınızın bakirelik raporu. Kudret kızınıza iftira atmış. Kızınız sizin yüzünüzü kızartacak hiçbir şey yapmamıştır.”
Ardından Adil Öğretmen, bekâr olduğunu söyleyerek Salih Ağa’dan Allah’ın emri, Peygamber’in kavli ile Yazgı’yı ister.
Salih Ağa:
“Sen benim şerefimi kurtardın. Eğer kızım kabul ederse ben razıyım,” der.
Adil Öğretmen, Yazgı’nın gözlerinin içine bakarak:
“Benimle evlenir misin?” diye sorar.
Yazgı:
“Evet,” der.
Yazgı ile Adil Öğretmen evlenir. Mutlu bir yuva kurarlar, çoluk çocuğa kavuşurlar.
Bazen insanoğlu Allah’ın değil, kendi dediğinin olacağını düşünür. Fakat hangi yolu denerseniz deneyin, bütün yarattıklarının yönünü tayin edecek olan yine yüce Allah’tır.
Salim Şengül
Başlangıç: 02 Eylül 2019, Çarşamba
Bitiş: 04 Eylül 2019
Beşik Kertmesi
Daha ben doğmadan bahtım yazılmış,
Bir beşik kertmesi alın yazımmış.
Babamla babası kararı almış,
Benim geleceğim töreye kalmış,
Töre kadınlara hak tanımamış.
Yaşım on dört iken dünür geldiler,
Allah’ın emriyle beni istediler.
Babam, anam beni hiç düşünmediler,
Beşik kertmesi diye verdiler,
“Töremizde kanun böyle,” dediler.
Bir gece geldiler, kına yaktılar,
Hemen bir gün sonra düğün yaptılar.
Çalıp oynadılar, göbek attılar,
Düğünün sonunda takı taktılar,
Güya bir çocuğu gelin aldılar.
Alıp götürdüler beni yuvamdan,
Anam, bacım ağladılar arkamdan.
Ağalar silah sıkıyor bir yandan,
Biz gidiyoruz yavaştan yavaştan,
Mermiler patlıyor tek tek silahtan.
Bizi hemen yolda karşıladılar,
Tuttular beni, içeri aldılar.
Damadı da yanıma çağırdılar,
İmam getirdiler, nikâh kıydılar,
Mehir olarak birkaç şey saydılar.
Akşam oldu, bir odaya koydular,
Adını gerdek gecesi koydular.
Beni damat için güya hazırladılar,
Çocuk ne anlar be, hey zavallılar,
Sonra damadı yanıma saldılar.
İçeri girdi, yanıma gelmedi,
Eli elime vallahi değmedi.
Dışarıya çıktı, “Dul çıktı!” dedi,
Beni suçlayıp günahıma girdi,
Yalan söyledi, iftira etti.
Allah’ım şahittir, kız oğlu kızım,
Kimse inanmıyor, açılmaz ağzım.
Susuzum, yanıyor içim, boğazım,
Yalvarmak, yakarmak neyime lazım,
Dedim: “Kaderine razı ol kızım.”
Aşiret büyükleri toplandılar,
Aralarında mahkeme kurdular.
Hakkımda recm kararı aldılar,
“Ben kızım,” dedim, hiç inanmadılar,
Bir de adımı fahişe koydular.
Beni alıp meydana götürdüler,
“Bütün köye ibret olsun,” dediler.
Belime kadar toprağa gömdüler,
Kafama bir de torba geçirdiler,
“İlk taşı babası vursun,” dediler.
Vurdukça akıyor kafamdan kanlar,
Acımıyor, vuruyor canavarlar.
Bu kararı verenler utansınlar,
O ağalar Allah’ından bulsunlar,
Acımasız kâfirler, insafsızlar.
Baba, abi, alnınız açık olsun,
Ne olursa benim canıma olsun.
Masum bacınız size kurban olsun,
Beyaz gelinliğim kefenim olsun,
Anama söyleyin, haberi olsun.
Benim ölümüme anam sahip çıksın,
Başucuma gelsin, ağıtlar yaksın.
Cansız bedenimi sarsın, ağlasın,
Dizlerine vursun, vursun ağlasın,
Saçlarını yolsun, yolsun ağlasın.
Salim Bey der: Cahil kalmış insanlar,
Yaptıkları suçu töre sananlar,
Günahsız bir kızın ahını alanlar,
Vahşetin adını töre koyanlar,
Benden size ince kelâm: Hayvanlar!
28 Kasım 2012, Çarşamba
Salim Şengül
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.