Onur BİLGE
517 şiiri ve 850 yazısı kayıtlı Takip Et

685 – böcek



685 – BÖCEK

Onur BİLGE

“Böcek,

“Bir varmış, bir yokmuş… Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde aynı sokakta, birbirine bitişik evlerde yaşayan, çocuklukları beraber geçen iki genç varmış. Kızın adı Tipse, oğlanın adı Piremus imiş. Birlikte büyüdükleri için ilk geçlik ve gençlik yıllarında kopamamışlar. Aralarında muhteşem bir aşk başlamış. Fakat çoğu efsane ve hikâyede olduğu gibi onların da görüşmelerini aileleri istemiyormuş. “Davul bile dengi dengine…” diye burun kıvırıyormuş kızın annesi. Delikanlının annesi ise “Benim oğlum ona mı kaldı!” diye burun büküyormuş. Halbuki onlar birbirlerini ölümüne seviyorlarmış.

Evlerinin arasındaki gizli bir çatlak varmış. Onlar her gece orada bir araya gelerek konuşurlarmış. Nihayet bir gece dışarıya çıkmak, ormanda buluşmak üzere sözleşmişler. Buluşma yerleri, çok büyük bir dut ağacın altıymış.

Kız randevu yerine daha önce varmış. Orada, karnını avladığı bir hayvanla doyurmuş olan, ağzından kanlar akan iri bir aslanla burun buruna gelmiş. Yakındaki bir mağaraya kadar koşarak ondan kurtulmayı başarmış. Ancak yolda fularını düşürmüş.

Delikanlı da ağacın altına geldiğinde, aslanın ağzındaki fuları görmüş. Ağzı kan içinde olan hayvan fuları parçalıyormuş. “Eyvah! Aslan sevgilimi yemiş!..” diyerek ağlamaya başlamış. “Ben onsuz nasıl yaşarım!..” diye hançerini çıkarmış, kalbine saplamış! Kanlar içinde yere serilmiş!

Genç kız biraz sakinleşince başını yavaş yavaş mağaradan çıkararak etrafı kollamış. Bakmış ki aslan falan yok, sakına sakına dışarıya çıkıp, o ağacın altına kadar gitmiş. Bir de bakmış ki sevgilisi göğsündeki hançerle, kanlar içinde yerde yatıyor!.. Elinde de fularının bir parçası… Bu defa o başlamış ağlamaya!

Sevgilisinin, onun eşarbını aslanın parçaladığını görünce kendisini de yediğini zannederek canına kıydığını anlayınca o da aynı hançeri kalbine saplamış. O anda cansız bedeni Piremus’un cesedinin üstüne düşmüş.

Yunan mitolojinin uyduruk tanrıları o yüce aşkı ölümsüzleştirmek istemişler. Âşıkların, altında buluştukları ve birbirleri için can verdikleri dut ağacını onların aşklarına adamışlar. Onun için Piremus’un kanını dutun meyvelerine, Tispe’nin gözyaşlarını da yapraklarına vermişler.

Efsaneye göre, o zamandan beri bazı dut ağaçlarının meyveleri siyahtır. Karadutun lekesi kolay kolay çıkmaz. Kan lekesini ancak tükürük çıkarır. Piremus’un kan lekesi olarak kabul edilen karadutun lekesini de ancak dutun yaprakları çıkarabilir. Dutun yapraklarının suyu, Tipse’nin gözyaşlarıdır.

Yakın zamana kadar Antalya, ipek üretiminde Bursa’dan sonra, ikinci gelirdi. Her evin bahçesinde en az bir iki dut ağacı vardı. Hemen hemen her aile, ek gelir sağlamak için ipek böceği yetiştirirdi.

Bizim bahçede dört dut ağacı vardı. Biri beyaz, küçük, ikisi başparmağım büyüklüğünde eflatun meyveler verirdi. Bir tanesi de karaduttu. Onun meyvesi ekşimsi, mayhoştu. Gerçekten lekesi ellerimizden ağzımızdan kolay kolay çıkmazdı. Yapraklarını avuçlarımızda ezerek suyunu çıkarır, onunla ellerinizi ovardık. Ancak yaprakların taze ve yumuşak olanlarının suyu çıkardı ve onlar cildimizi acıtmazdı.

Karaloğlu Parkı’ndaki İpek Böcekçiliği İstasyonundan ipek Böceği sürfesi alıyorduk. Orada düzenlenen kurslarla halka, ipekböcekçiliği hakkında bilgiler veriliyordu. Dut fidanı dağıtılıyordu. İpek böceği sürfresi kutuların içinde oluyordu. İsteyen herkes alabiliyordu.

Evimizin yan tarafında ardiye olarak kullandığımız, bazı eşyalarımı koyduğumuz, orta büyüklükte oda kadar bir kaydırtmamız vardı. Onun duvarlarına boylu boyunca tahta raflar yaptırmıştık. Karaloğlu’ndan aldığımız kozaları siyah bir bezin üstüne seriyorduk. Bir süre sonra kozalar deliniyor, içlerinden krem rengi kelebekler çıkıyordu. Onların ilk işleri çiftleşmekti. Dişi çok geçmeden yumurtlamaya başlıyor, yüzlerce minik yumurta yapıyordu. Daha sonra onların hepsinden kurtçuklar çıkıyor, dut yapraklarını yiye yiye büyüyor, vakti gelince de kozasını sarmaya başlıyordu. O zaman “Böcek nişan verdi!” diye seviniyorduk.

Gün saymaya başlıyorduk. Çünkü kırk gün sonra kozalar tamamlanacak, toplanabilecekti. O zaman biraz tohumluk ayırır, gerisi çuvallara doldurarak Kozaklı Kahve denilen yere, yani caminin karşısındaki Zerdalilik Kahvesi’ne götürür, kozakçı Abuzelef Hamit Efendiye satardık.

Orada koza çekme yeri vardı. O bahçeye kurulan kocaman kocaman, altlarında alev alev odunlar yanan toprak kuyular, ipek böceği kazanları vardı. Kazanlardan çıkan buharlar her yeri sarardı. Kozalar bu kuyuların üstünde istimde tel tel açılırdı. Böcekler cızır cızır sesler çıkararak kozanın içinde yanarken çıkan ipek uçları tutularak kuyuların üstlerindeki çıkrıklara verilir, çile halinde sarılırdı.

O çilelerin bir kısmını Bursa’dan gelen tüccarlara satar, bir kısmından da ibrişim ve sadakor denilen kumaşlar dokuttururduk. İbrişim, bükümlü ipek iplikti. Kadınlar kızlar onunla iğne oyaları yaparlar, kız çeyizi hazırlarlardı. Her genç kızın çeyizinde mutlaka, işlemeli oyalı ipek erkek çamaşırları olurdu. Kumaşlar daha çok Alanya’da dokunurdu. Alanya kuşakları meşhurdu. Bunlar renkli ipeklerden yollu yollu dokunurdu. Onları erkekler bellerine kuşanırlardı.

Zamanla bahçelerde dut ağaçları azaldı. İpek böcekçiliği yapanlar da öyle… Kız çeyizlerinden, oyalı nakışlı bürümcükler kalkmaya başladı. Elemeğinin yerini fabrikasyon çamaşırlar aldı. Bilmem artık daha daha neler olur Adalya’da! Gördüklerim bana yetti! Gel de arama o günleri!”

Kaptan Yunan mitolojine iyi girdi. Bakalım ne zaman çıkar. Sen de dünya evine iyi girmiştin. Şimdilerde kaçaksın. Bakalım ne zaman çıkacaksın.

Sen, yumurtadan çıkan kurtçuk gibiydin. Okulun biter bitmez, gelişmesini tamamlayan böcek gibi nişanlandın. Başladın kozanı örmeye…

“Dikkât et! O kozanın içinde hapis kalacaksın! Bir daha asla çıkamayacaksın! Ya buharda yanarak can vereceksin ya da kozayı delip kelebek halinde özgürlüğüne kavuşacaksın! Başka bir ihtimal daha yok!” diyemedim sana.

Bizim kızlarımız, gelinlikle atladıkları eşiklerden kefenle çıkarılırlardı. Yeni nesil değişiklikler arz ediyor. Sen de zamane kızısın İpek Böceği. Zora gelince dayanamadın, kozayı delip çıktın. Çıktın ama kaçamadın! Anında yakalandın! Akıbetin nasıl olacak, bekleyip göreceğiz.

Kelebeklerin ömürleri uzun değildir. Dilerim sen sağlıklı, mutlu ve çok yaşarsın!

Seyirci”

***
Onur BİLGE
BİN BİR GECE ÖYKÜLERİ - 685

Beğen

Onur BİLGE
Kayıt Tarihi:16 Ocak 2021 Cumartesi 01:48:23

685 – BÖCEK YAZISI'NA YORUM YAP
"685 – BÖCEK" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR
KADIKUYULU
16 Ocak 2021 Cumartesi 13:24:58
Karadutun lekesi kolay kolay çıkmaz. karadutun lekesini de ancak dutun yaprakları çıkarabilir. Çok doğru lekeyi denedim oluyor.
Kıssadan hisse:
Dikkât et! O kozanın içinde hapis kalacaksın! Bir daha asla çıkamayacaksın! Ya buharda yanarak can vereceksin ya da kozayı delip kelebek halinde özgürlüğüne kavuşacaksın! Başka bir ihtimal daha yok
Selamlar ...

Cevap Yaz
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.