Aaydın
58 şiiri ve 26 yazısı kayıtlı Takip Et

Babam çocuk düşündüğünde...



Babam çocuk düşündüğünde...



Babam çocuk düşündüğünde baba olmaya uygun değilmiş. Fakat hayatta her şeye olduğu gibi, bu sorumluluğu da  almaya mutlak hazır olduğuna olan narsist inancı gereği, kendi eksikliğini benim fazladan varlığıma yüklemişti...
Yüksek egosundaki ilkesel mükemmellik, onda yanılgı olasılıklarını asla hesaba katamadığı için, kendisinin baba olmaya hazır bir baba, fakat benim çocuk olmaya uygun bir çocuk olmadığım kanaatine varmıştı..
Peşimden dünyaya gelen kız kardeşimin varlık sebebi, işte benim bu küçük yaştaki küçüklük problemimdir..
Zira o yeni bir aşk meyvesi düşüncesinden değil, benim defo’lu mevcudiyetimin alternatif seçenekle yamanabilmesi fikrinden üretilerek, ilk denemedeki hatanın ikinci de telafi amacından doğurtulmuştur.. 
Bu yüzden o da tıpkı benim gibi aynı anne babanın biyolojik öz çocuğu, lakin onların duygu ve hislerinin üvey evladıdır!...
Fakat heyhayt!
Baba şansızlıkta iki de iki yaparak kız kardeşimde deo hayalini kurduğu kendine layık insanı peydahlayamamıştı. 

O da her çocuk gibi saf temiz ve yarı kusurlu olarak Çıkagelmişti. Ama bunu nasıl olurdu, Babam gibi üstün bir varlık bir defayı bile anlaşılmaz bulurken, nasıl olurda ikinci defa hata yapabilirdi. Bu kesinlikle kabul edilemez bir durumdu. Neyseki bu kusursuz çalışan beyninin, analitik hesabıyla bu anlaşılamaz problemi çözmekte gecikmedi, kendisinden beklenemeyecek bir alçakgönüllülük ile ortada bir hata olduğunu önce kabul etti, sonra tam da kendisinden beklenecek şekilde çözümünü buldu. Evet, bir hata vardı ama bu Hata onun değil annemindi. Annem’de arıza Vardı kendi hatası ise, annemi annem olarak tercih etmesiydi. Baba’nın kusursuz genlerini onun kusurlu yumurtaları bozmuştu, tohum Asil Tarla asalaktı toprak Değişmeliydi...
Böylelikle bu çorak verimsiz Tarla’nın yenisiyle değiştirilme Kararı alındı. Gün Aşırı Uygulanan şiddet yöntemiyle anne bezdirilip gönderildi. Giderken de, biri 4 Yaşında kız kardeşim Ve 6 yaşında Ben , bu duygusal gıdadan yoksun prematüre ürünleri, kendisine yapılan haksızlığa karşı bir ceza olarak babaya bırakmıştı..

Köhne bir yer sofrasında acele tavırlarla şimdi tam hatırlayamadığım yarı ve yarım bir şeyler yedirdiğini, ve daha doymadığımı düşünmüş olacak ki elime haşlanmış bir yumurta tutuşturarak gidişini hatırlıyorum. Bir de ardı sıra ağlayarak yavru adımlarla düşe kalka koşarak onu takip gayretimi…. Karanlık gökyüzüne beceriksiz fırçalarla yapılmış solgun bulutlar gibi durur hayali, bu hayal de hafızamın oyalanmasını gerektirecek bir fotoğraf yok. Kısacık bir film şeridi sadece; sıralı zambak desenli siyah bir elbise, çevresi iğne oyalı ve aynı renkte uzun omuzlarından dökülen gizemli bir baş örtüsü. Ardına bir kez olsun bakmadığı için son fotoğrafını göremediğim sisli bir hatıra, yüzsüz bir anne işte benim anam…
O en saf duygunun duygusuzluğu yakalamaya çalıştığı bu beyhude kovalamacadaki düşüş kalkışlarımda, başıma aldığım fiziki yaranın izi zamanla küçüldü, hani neredeyse kapandı diyebilirim. Fakat o günün bende açtığı ruhsal yara hiç kapanmayacak, aksine her geçen gün daha da büyüyerek tüm benliğimi saracaktı…
Bu iki yara birbirlerine hiç benzemeyecek biri aydan aya kaybolurken diğeri yıldan yıla genişleyecekti. Tek ortak yönleri vardı ki; ikisi de yaklaşıp çok dikkatle incelenmedikleri sürece dışarıdan kimseye görünmeyecekti. Yemekte doyuramadığını düşünerek elime yumurta tutuşturacak kadar duyarlı ah benim annem, Asıl doymam gerekenin kendisi olduğunu bilememişti…
İnsan yaşayan bir varlık olduğuna önce duyumsama, sonra duygularıyla vakıf olur. Bu ilk farkındalıkla birlikte artık hiç yerinde durmayacak gelişim ve değişime hızlı bir dönüşümümüz başlar. Duyumsama önce kördür, güçlü bir mıknatıs gibi her şeyi kendine çeker. Gözümüzün gördüğünü daha bilmeden altımızın ıslandığını hisseder ağlarız. Sonra aksak duyular girer devreye, annemizi memeleri süt ve gülümseyen bir yüzle karşımızda görerek, sevgi dolu yüreğini hissettiğimiz zaman, karnımızın doyurulup ihtiyaçlarımızın giderilmemiş olmasına rağmen, ağlamayı kesebilir hatta bizde ona, henüz onun kim olduğunu, kime olduğunu bilmeden gülümsemeye başlarız.
Kuvvetle muhtemeldir ki, insan yavrusu mutluluğu ilk olarak bu hal durumun da, karnı aç ve bedensel bir acı ile tadar. Artık ağlamayı kesmiş aksine gülüyoruzdur, bunun sebebi ihtiyaçlarımızın giderileceğine dair bir mantık hesabı yaptığımızdan değil, her şeyin artık yoluna gireceğini duyumsamamızdandır. O sebeple farkındasızbilincim bu ayrılıktan çok etkilenmemişti, fakat henüz filizlenmeye başlayan taze duygularım ve kırılgan hislerim, ana kökünden kopuşu çok keskin ve acı şekilde hissetmişlerdi. Ben henüz bilmesem de, onlar artık hiçbir şeyin olağan seyrinde gitmeyeceğini biliyordu. Bana şimdi o kopuşumu hatırlatır yoksa annesini bilmeyen yavruyu mu bilmem, hiç sevmem haşanmış yumurtayı. Başka elden bir şey yemek ise, çiğnedikçe ağzımda büyüyen yenilip yutulamayan bir hüzün lokmasına dönüşür ağzımda…

Sonraki geçen birkaç yılda kendim ve kızkardeşi hakkında Belli bir hatıram yok. Fakat üvey annem Ve babam tarafından durum hiçte istenildiği gibi gelişmemişti. Bu durumu Baba kendisine nasıl izah etti bilmiyorum ama yeni Ekilen bakir ve bakire tarla’da istenilen mahsulü veremedi.

Yeni anneden olan tazı kız kardeşimizde eskimiş, bizlerin birebir benzeriydi. Ana rahmine hak düşüyor olsak ta her nedense babaya haksızlık olarak Doğuyorduk oradan.
Belkide köyümüzün, tertemiz havasındandu bu, böyle Düşünmüş olmalıydı, zira Baba bir sonraki eyleminde, ikinci Anneyi’de bize benzer ürünü İle evine gönderip, İlk mahsülü olan biz kusurlu yaratıkları köyde bırakarak büyükşehrin küçük ama sosyetik yaylalarına ekim yapmaya koştu.
Sonradan orada da durumun değişmediğini duyacaktım, üçüncü annenin rahminden de tıpkı bizlerin aynı iki kızkardeş daha türemişti..
Sonra o tarlayı da değiştirdi, hatta 3 4, tarla, daha aldığını duymuştum ama onları nadasa bırakıp ekmedi.. Kendinden başka herkesin yanılgı içinde olup, herkesin hatalı olduğunu göstermek isterken, Asıl hatanın ve yanlışın kendinde Nasıl Da kendisinde oldugunu ıspatlamak dışında bir Başarısı olamamıştır. Lakin Dinlemeye Katlanabilen İçin Bugün Yine Hala O Haklı Ve O Kusursuzdur..

Bizi babaannem ve büyükbabam büyüttü, Sefildik pistik saçımızdan Bit Hiç eksik olmazdı. çok sevdiğim şeylerden biri hemen her akşam, Babaannemin dizine yatıp, onun saçlarımda ellerini gezdirerek bitleri araması ve bulduklarını başparmaklarının tırnakları arasına sıkıştırıp çıtlatarak Etkisiz Hale Getirmesiydi. Bitlerimi ararken babaannemin saçlarımda gezinen ellerinden aldığım hazzın tadı hala ruhumun tamağındadır. Başımızda olması gereken anne Eli şefkatinin eksikliğini, saçımızda olmaması gereken bitler sayesinde sakat Ve eğreti algılarla hastalıklı Hislerle giderebiliyorduk. Bu durumda insan ruhunun çetrefilli yapısı madden zararlı olanı, manen okadar gerekli görüyorduk ki saçımda bit kalmadığı gerekçesiyle babaannemin artık beni dizlerine yatırıp, bit arama maksadıyla olsada artık saclarımda ellerini gezdirmemesine üzülüp günlerce ağlardım. Bu Durumda
Babaannemin Yaş yorgunluğundan Masum Bir ahlaksızcılıkla faydalanılıp, kaşınmayan Başımı kaşıyarak başımda Yine bit var, bit var diye o öyle oscarlık bir dram sergilerdim ki yalan söylediğimi bilmesine rağmen, şüpheye düşer gel yat dizime ama gelirken, şu kötü gözlüğümü de getir bakalım derdi. Yalanımın ortaya çıkacağı o kısacık süreyi olabildiğince sömürerek dizinde babaanneme dua ederek kazandığın sevapları, aynı dizden saçımda bit Yok denilerek kaldırılırken, o gözlüğün mucidine küfrederek edindiğim günahlarla eşitliyordum sanırım...

Bitlerimi Severdim, başımıza yumuşak bir el değiyorsa o küçük yaratıklar sebebiyleydi saçımız o bitler sayesinde okşanırdı, onun için de en kıskandığım şeyler kızkardeşim bitleriydi. Zira Kısa saçlarıma binaen benimkiler kısa aralıklarla belli belirsiz zamanlarda tümüyle yok olsalarda kızkardeşimin bitleri hiç ama hiç eksilmezdi. Bu durum ona herzaman babaannemin dizine yatmak ve başını okşatmak ayrıcalığı tanırdı. O küçük dostlarımın kafamda edindikleri önemli misyonu tekrar sağlamak için ellerimi yıkamak, hatta her yemekten sonra Yağını üzerime sürmek, banyo yapmamak, başta olmak üzere her türlü kiri saçıma taşırdım. Artık ondan kurtulmak için değil, ona sahip olmak için özel bir çaba gerekiyordu. Belki bu yüzden belkide doğal halimizin kirliliği, gereği saçlarımız hep kısacık kesilirdi Bu uygulama kız kardeşimi bile bir oğlan çocuğuna çevirse de bana oranla onu saçları, herzaman daha uzun kalırdı. Bu yüzden bitler kısıtlı olsa onun başında İlla bir yaşam alanı bulabiliyordu..
Bir şekilde onun başında varlığını sürdüren bu mutlak Koloniye ve kızkardeşime olan kıskançlığım onun bir gün ağlayarak eve gelmesiyle son bulmuştu.
kızkardeşim’ın çok yakın bir arkadaşı vardı adı Emine,neredeyse kalçalarına kadar uzanan up uzun saçları vardı, öyleki şimdi o kızı hafızamın dehlizlerinde aradığımda, yüzü değil, o uzun saçlarını, hatta örgü modelini bile şuan Karşımda canlıymış gibi görebiliyorum.
Kızkardeşim okul çıkışı arkadaşlarıyla oyun oynayıp sonra Emine’lere gitmişti, Emine’nin oyun oynarken örgüsünün bozulup, saçlarının daldığını ve Emine’nin annesi onun bu halini görüp, kızdığını sonra onu önüne oturtarak, hala kızıp söylenmeye devam ederek, Emine’nin saçlarını taradığına ve tekrar ördüğüne şahit Olmuştu. Ben karşıdan baktım, o kadar imrendim o kadar kıskandım ki, neden benim öyle saçım yok abicim diyerek, küçücük burnunu çekerek öyle masum öyle saf ağlıyordu ki, o an ona karşı geçmiş kıskançlıklarım yüzünden kendimden nefret etmiştim. O Gün kendimden Utanmanın yanında, kız kardeşimin olmayan saçları için ağladığını düşünmüştüm, Şimdi geçmişin bu hatırasını Bilinçli bir Akıl Ve Mantıklı bir duyguyla sınadığımda, ağlamasının sırf bunun için değil, olmayan saçlarının olmayan annemiz tarafından taranıp okşanmadığı için ağlıyordu benim kardeşim.. Çünkü yıllar sonra ondokuz yaşında annemizle ilk karşılaştığı zaman, eline tarak verip önüne oturtarak tesettürünü çıkarıp, ondan ilk İsteği saçlarını taraması olmuştu. Bendeki birçok Ukte Ve Travmanın yarasının, kızkardeşim de Daha derin olabileceğinin o vakitler farkına varamadığım için, bugün daha çok utanıyorum kendimden.

En küçük hastalığımı büyütür, Tüm rahatsızlıklarımı Abartarak olduğundan daha büyük gösterirdim. Bu yolla kısada olsa ilgi çekip bana biraz değer verilsin isterdim. Sonra bu numaralarım anlaşıldı ve artık gerçekten bir sorunum olduğunda Bile kimseden İlgi Ve itibar görmedim. Bunun faydasını ileri yaşlarda görecektim Zira Ne kadar ağır şartlarımin altında kalırsam kalayım, Kalkarken biri Bana yardım Edecekmi diye etrafı gözlemleyen gözüm Bu sayede köreldi. Zamanla Hiçbir mağduriyete tutunmayacak, 12 yaşımda köyde gördüğüm şiddetinden kaçtığımda şehrin soğuk sokaklarında titrek ve aç kalsamda kimse bilmedi bunu, mapuslarda acıdan inim inlesemde kendime bile çıkmadı gıkım.. zira ben artık canımın yandığını kendim dahil kimseye söyleyemeyecektim....

Beğen

Aaydın
Kayıt Tarihi:13 Ocak 2021 Çarşamba 14:26:44

BABAM ÇOCUK DÜŞÜNDÜĞÜNDE... YAZISI'NA YORUM YAP
"Babam çocuk düşündüğünde..." başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR


Henüz yorum yapılmamış.

Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.