Onur BİLGE
517 şiiri ve 816 yazısı kayıtlı Takip Et

633 – inatçı keçi



633 – İNATÇI KEÇİ

Onur BİLGE

“Keçi,

Kaptan’la Kepez’e gittik. Şehrin tepeden seyrine doymak imkânsız… Tabiatın balkonundaymışız gibi meltemle gelen bol oksijenli çam kokusunu ciğerlerimize doldurarak ferahladık. Yalnız Ferrokrom’un bacasından çıkan kapkara duman şehri, sigara içen birisinin ağır çekim intihar edişi gibi mütemadiyen zehirliyor, o bölgeyi yoğun bir sis tabakası buğuluyordu.

Sanatoryum’un bahçesinde hepsi bir örnek pijamalarıyla tüberkülozlu hastalar güneşleniyorlardı. Bu hastanenin çam ormanıyla kaplı bu alana yaptırılması tabii ki tesadüf eseri değildi. Kullanılan ilaçların yanı sıra temiz hava, bol gıda ve güneş onların tedavileri için son derece önemliydi.

Bahçe duvarı, onlarla bizim aramıza sınır çiziyor, bizi ikiye ayırıyordu. Hastalar ve sağlar… Veremin bulaşıcı ve vahim bir hastalık olması, onlarla temasın sakıncalı olması da böyle hissetmemde etkin oluyordu. Halbuki ben de pipo kullanıyordum. Tütün bulamayınca sigara içiyordum. Yüzde yüz kaybedeceğimi bildiğim halde olacaklardan bihaber olan zavallı, masum ciğerlerimi kumara basmış oluyordum.

Ben hastaneye bakarken bunları aklımdan geçirirken Kaptan aşağılara bakıyordu. Orada bir keçi sürüsü görmüş. Bana göstererek konuşmaya başladı. Hani: “Bir duvar yık da örelim!” derdi ya… Bu defa da o bir duvar yıkmış oldu. Konu bulundu. Bakalım nasıl bir nutuk çekecek bu defa diye merak içinde dinlemeye başladım. Bana söz düşerse konuşacaktım tabii de bakalım sıra gelecek miydi!

“Keçileri görüyor musun? Baksana nasıl da atikler, ne kadar açlar! Hiç doymaz mı bunlar acaba? Yoksa zevk için mi yerler?”

“Sen demiyor musun Kaptan: “Her yaratılan fıtratına göre hareket eder!” diye…

“Öyledir, öyledir! Yaratılışlarına aykırı hareket etmezler. İnsanlar da öyledir. Ormanı yok edecek gibi saldırıyorlar ama aslında onlar da bazı gerekli işleri yaparak tabiata fayda sağlıyorlar. Dikkat edersen, ağaçlara zarar vermiyor, diplerindeki çalıları ve otları yiyorlar. Güçleri yettiğince temizlik yapıyorlar. Bu otlar zamanla kuruyacakları, tutuşturmayı ve yayılmayı kolaylaştırabilecekleri için keçiler tarafından ortadan kaldırılmaları, olası küçük bir yangında alevlerin harlanmasını, yangının yayılmasını, felaketin büyümesini engeller.”

“Ne kadar geniş düşünüyorsun ağabey! Olayları, ihtimalleri, günü, geleceği… Ah, aptal kafam! Hiç böyle kapsamlı çalışmaz. Saksı kadar bile işe yaramaz!”

”Öyle deme Necmettin! Neden kendini hakir görüyorsun? Ben de senin gibi şiir yazamam mesela. Dokumacılıktan da ağaç işlerinden de anlamam. O yaptığın pipoların her biri birer sanat eseri! O oyuncakları, o iptidai aletlerle nasıl yapıyorsun, aklım duruyor!”

“Parasızlıktan kendi saçımı da kendim kesmek zorunda kalmamış olsaydım, onu da yapamazdım! Benim mesleğim değil aslında bunlar ama hayat öyle bir öğretir ki adama!”

“Kabiliyetim de varmış. Aksi takdirde asla muvaffak olamazdın! Mesela bak! Küçükbaş hayvanlardan koyunla keçi arasında bile aman aman bir fark olmasa bile keçinin karakteri farklıdır, koyunun farklı… Sığır, kurt saldırısı esnasında ürkmez, saldırıya geçmez, yerini terk etmez, bağına itiraz etmez, kaçıp kurtulmak için çabalamaz, çekilen yere gider, itaatkâr ve uysaldırlar.

Keçi, özgürlüğüne düşkündür. Saldırı karşısında sükûnetini muhafaza edemez, karşı koyar, kaçar. Dağların doruklarında, en tehlikeli yerlerinde cesaretle gezer. Yükseklere tırmanmaktan acayip bir zevk alır. Akşam diğer hayvanlar ağıla gönüllü dönerken o koşana girmek istemez, ayak direr. Boynundan bağlanmaya razı olmaz, çekilen yere gitmek istemez, direnir.”

“Yörükler de keçilere benzerler. Öyle değil mi ağabey? Onlar da onlar gibi yaşıyorlar bence. Özgür ve doğal… Yükseklerde, tepelerde… Yaylalara âşıklar!”

“Güzel bir benzetme! Zaten keçi, Yörük’ün yoldaşıdır. Yörük’ler, hırçın mizaçları, dik duruşları ve diğer bazı yaratılış özellikleri nedeniyle yoldaşlarından huy kapmış gibidirler. Özgürlüklerine düşkündürler. Dağ taş denmeden yürür dolaşır, rızklarını arar bulurlar. Dayatmalara karsşı isyankârdırlar. İşin kolayına kaçan uyuşuklardan değillerdir, canla başla ve zevkle çalışırlar. İş yapmak zorlarına gitmez. Hiçbir zaman erinmezler.”

“Antalyalılara neden Yörük deniyor? Yerlisi Yörük mü? Yörük ne demek? Bu konuda bir bilgin var mı?”

“Antalyalıların değil, Türklerin tamamı Yörük’tür. Kelimenin aslı yürüktür. Yürük veya yüğrük, hızlı yol alan, çok hızlı giden, çok ve çabuk yürüyen anlamına gelir. Yürüyerek gelmedik mi biz bu topraklara! Türklerin asılları Yörük’tür. Yani yürük… Yürüyerek gelen… Orta Asya’dan yürüyerek gelmişiz.

Gerçi Osmanlı döneminde, otuzar kişilik ocaklar halinde Rumeli kesimine yerleştirilen ve savaş esnasında geri hizmetlerde kullanılan tımarlı askere de yürük denir ama onun konumuzla alakası yok.”

“Ne kadar yararlı hayvanlar bunlar! Etiyle sütüyle… Fabrika gibi üretiyorlar, sunuyorlar nimetleri bizlere.”

“Sadece etinden sütünden mi Necmettin! Allah ne kadar mükemmel yaratmış. Derisinden, boynuzundan, kılından, kemiğinden faydalanılır. Sütünden yoğurt, peynir, çökelek yapılır. Derisi post olarak kullanıldığı gibi çökelek kabı, yağ tuluğu, su kabı, ekmek dağarcığı, davul, delbek ve dümbelek yapımında, kemikleri sanayide kullanılır. Boynuzundan bıçak sapı yapılır. Karnında tereyağı saklanır. Kılından çul imal edilir, kolan dokunur. Kıl çadırlar su geçirmez. Kılından yapılan ipler böcü börtü gelmesini engeller. Kıl iple dokunan kumaştan çakşır dikilir. Çul, domuzdan korunmaya yarar. Hâsılı samrasına kadar her şeyi değerlendirilir.”

“Burada daha çok yetiştiriliyorlar galiba. Biz koyun keserdik Kurban Bayramında. Pikniklerde kuzu keserdik.”

“Keçi, dağlık yöreleri sever. Yaratılışında hürriyet aşkı vardır. Yörük’ün yoldaşı, onun hayatının hemen hemen her yerindedir. Bayramında seyranında… Bu sıcak memlekette koyun kadar yağlı olmadığı için tercih edilir. Kurban olarak da en çok kesilen hayvandır. Yazları yaylalara göçen, kara çadırlarda yaylalayan Yörüklerin türkülerine, şiirlerine, ninnilerine, öykülerine, menkıbelerine, masallarına, tekerlemelerine, atasözlerine kadar girmiştir.”

“Dokumacılık onlarda da var. Kök boyalarla ne güzel desenler meydana getirmişler! Halıcılıkta da ustalar. Kovanlık halıları çok meşhur…”

“Folklorumuzda yer alan keçi kılından yapılma kilim, çul, heybe ve kolanlara nakşedilen desenlerin her birinin bir mânâsı vardır. Onlar şiirler, maniler, mektuplar gibi bir şeyler anlatırlar, mesajlar verirler. Dillerini, o lisanı bilenler anlar. Neler anlatırlar, neler derler, bilinmez. Ketumdurlar. Herkese sır vermezler. Her bir desen bir ruhi durumu ifade eder. Yörük kadınlar kızlar onlara doğanın renklerini, ağacın taşın, çiçeğin böceğin şeklini işlerken o zamanki ruh hallerini, hayallerini, duygu ve düşüncelerini de aksettirirler. Mesela yaslı ve yaşlı bir kadının dokuduğuyla sevinç içinde genç bir kızın dokuduğu çok farklıdır. Biri donuk, mat, koyu renklerle kıvrım kıvrım geometrik desenler çıkarırken diğeri açık ve parlak renklerle cıvıl cıvıl kuşlar, rengârenk çiçekleri dokuduklarına aksettirirler. Bu kadarını herkes bilir ama şekil şekil, motif motif ne derler, ancak erbabı bilir.”

“Giritli Hasan Usta’nın anlattıklarını nakledeyim ben de sana. Girit, Akdeniz’de bir ada… Haliyle kıyıları çepeçevre kumsal, nispeten deniz seviyesinde, düz, yerleşime müsait. Ancak ortası epey ve dağlıkmış. Malta keçileri yetiştirilirmiş oralarda. Yörede hayvancılıkla uğraşanlar, o kayalık ve taşlık arazide paçaları yırtılmasın, çalılara takılmasın, yağmurda çamurda kirlenmesin diye kısa paçalı pantolonlar giyerlermiş. Onlar da körüklü çizmeler giyerlermiş. Doğa şartları kıyafetlerine de yansımış. Halbuki Giritliler, kendi oyunlarının ve danslarının ustasıdırlar. Onlar zarif kıyafetler, hafif ayakkabılar giyerler. Beyaz gömlekler, siyah pantolonlar, cepkenler… Mutlaka hepsinin bellerinde kuşaklar vardır. Bu kuşaklar, dağlardaki çobanların bellerini ısıtıp korudukları gibi dans edenlere de eğilip kalkarlarken destek sağlarmış. Ayrıca zarafetlerini tamamlar, siyah beyaz kostümlerine renk katarmış. Halen yaşlılarının bellerinde, gökkuşağının renklerinde kalın kuşaklar sarılı...

Konuyu dağıttım. Çok gevezelik ettim. Diyecektim ki onlar da keçi beslerlermiş. Malta keçilerini geldikleri gemilerle beraberlerinde getirip çoğaltmışlar. Buradakiler siyah ve beyaz renkliyken onlar kahverengiymiş. Giritliler gelinceye kadar Antalya yöresinde keçi yok denecek kadar azmış. Daha çok koyun varmış. Onlara da hangi otları yedikleri sorulursa: “Keçinin yediği otların hepsini de yeriz. Onlara dokunmayan bize de dokunmaz!” derler. Bilirsin, Girit mutfağı ot ağırlıklıdır.”

”O konuya da başka zaman gireriz. Şu duvarı örüp bitirelim hele! Tabii ki keçinin yediği otların hepsi yenilebilir. Onlar hastalandıklarında içgüdüsel olarak hangi otlara yönelirlerse o hastalıklara o otlar vasıtasıyla şifa aranır. Bunlar kimyaotu, ademotu, oğulotu, kekik gibi otlardır. Mantarların zararlısı zararsızı da keçi aracılığıyla anlaşılır. Dış ülkelerde bunun deneyi, pişirildikten sonra kediye yedirilerek yapılır. Kedi ölmezse gönül rahatlığıyla yenir. Yedi denizde gitmediğim yer, görmediğim memleket kalmadı!”

"Bizim bir kedimiz vardı ağabey. Bir gün karnı mı ağrıdı, midesi mi bulandı ne olduysa, kıvranmaya başladı. Sonra da kalktı, bahçedeki otlardan birini yemeye başladı. Sen hiç duydun mu kedinin ot yediğini? Biz şaştık kaldık!"

İçim dışım keçi oldu İnatçı Keçi! Senin karakterin de keçinin karakterinin aynısı! Bir ayak diredin mi l"Nuh!.." diyorsun da "Peygamber..." demiyorsun! Laftan sözden anlamıyorsun! Alıp başını gidiyorsun! Dağ tepe demiyorsun!

Macera arıyorsun. En yüksek dağlara tırmanıyor, doruklarda dolaşmak istiyorsun. Zirvelere dikmişsin gözünü. Uçurumların kenarlarında geziniyorsun. Hopluyorsun zıplıyorsun.

Bakalım ne zamana kadar! Her şeyin bir sonu var! Tilkinin geleceği kürkçü dükkânı…

Kurbanlık koyun, kasabın bıçağını yalarmış.

Kürkçü”

***
Onur BİLGE
BİN BİR GECE ÖYKÜLERİ - 633

Beğen

Onur BİLGE
Kayıt Tarihi:25 Kasım 2020 Çarşamba 01:27:48

633 – İNATÇI KEÇİ YAZISI'NA YORUM YAP
"633 – İNATÇI KEÇİ" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR

Okuduğunuz yorum yazar tarafından etkili yorum olarak seçilmiştir.
yeğinadnan
28 Kasım 2020 Cumartesi 12:50:12
Yazılarınızın bazıları sadece kafa dinlendirsin diye yazlıyor sanırım.Ki işe de yarıyor.
Bu yazıda ders arası şarkı türkü söylemek yada tenefüs tadına sahip. Yazı kadar manüple etme yeteneğinizde işe yarıyor. Yoracağını bildiğiniz yazının ardından dinlendirici şeyler yazıyor olmalısınız.
Neticesini merak ediyorsanız. Kendi adıma söyleyeyim. İşe yarıyor. :)
Elinize sağlık.:)

2 cevap yazılmış Cevap Yaz


Onur BİLGE Yazının sahibi 28 Kasım 2020 Cumartesi 13:22:23
Çünkü salt vaaz insanları sıkıyor. Yoruyor. Usandırıyor. Bense, aromalı, tatlı pastil üretmeye çalışıyorum. Ağızda yavaş yavaş eriyen, şeker yiyor gibi mideye inen, işlevini usulca, sezdirmeden yerine getiren pastiller... Boğaz ağrısına olmasa da ruh sıkıntısına birebirdirler.

Teşekkürler... Sevgiler... :)
yeğinadnan 28 Kasım 2020 Cumartesi 18:41:40
Ki hakikaten bendeki tesiri bu. Dilerim her dokunduğu göz ve gönülde de aynı terapiyi yapar. :)
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.