ikiodabisalon
609 şiiri ve 26 yazısı kayıtlı Takip Et

Dedikodu sanatı



Dedikoduyu çok seviyoruz. Aslında en iyi öğrenmelerimizden birini oluşturuyor. Sen daha küçüksün anlamazsın diyen büyüklerimizi yan odadan dinlerken öğrendik yanlışlarımızın bir çoğunu.

Fernando Pessoa, Portekizli, kendi halinde bir muhasebeci, aklına gelenleri kağıtlara karalayan bir adam. Ne olduysa öldükten sonra oluyor. Sandıktan çıkan bu karalamalarla, yazar olarak dünya literatürüne giriyor.
Emmy Ödülleri dağıtılıyor ve biri de Haluk Bilginer’e veriliyor. Bizim coğrafyamızdan biri alınca Emmy Ödülü’nün bir anlamı kalmıyor. Orhan Pamuk Nobel’i aldığında da aynısını uygulamıştık ve tutmuştu. Artık popülerdi ve okunması ayıptı. Aynı Kazanova’nın o iğrenç yaşantısını okumadığımız gibi. Hiçbirimiz okumuyorduk ama nedense en çok satan kitaplar arasında birinci sıradaydı.

Biz bir kitabı okumak için almazdık zaten. Türkçe’ye hakim mi? Önce onu sorgulardık. Bizim dilimizde 111.400 kelime vardı ama ortalamamız 700 kelime ile sınırlıydı. Buna rağmen bizden iyi Türkçe bilen yoktu.
Sonra bir dizi film yayınlanıyor. Aman efendim karakterler masalara yatırılıyor. Yönetmen, müzik seçimleri, görüntüler, ışık, kurgu, oyunculuklar, dramatizasyon hepsi çöpe gidiyor. Çünkü karakterlerin dedikodusunu yapmak, sanatı konuşmaktan daha keyifli. Atladığım bir şey oldu, pardon; sanatı konuşmak için tarih, coğrafya, akımlar, matematik, fizik, psikoloji vs. bilmek gerekiyor.

Kafka, Tüberküloza yakalandığında arkadaşı Marx’a şu vasiyeti bırakıyor; vasiyetim, arkamdan bıraktığım her şeyin okunmadan yanmasıdır. Marx’ın arkadaşının vasiyetine sadık olmadığına tüm dünya olarak şahit oluyoruz.

Ünlü düşünürümüz İbrahim Tatlıses’in bir cümlesi vardır; ‘Urfa’da Oxford vardı da biz mi gitmedik’.
Bu cümleyi şöyle de kurabiliriz; bizim ülkeden bir Pessoa geçti de biz mi alıp okumadık ve çok satanlar standına koydurmadık.

Sesli düşünelim; bir arkadaşımız öldü ve dünya edebiyatına gireceğini düşündüğümüz yazılar yazıyordu. Onun basımı için ne kadar uğraşırdık. Ya da hemen altına kendi adınızı yazıp, bizimmiş gibi mi basardık. Hoş, siz onun evine gidip alana kadar akrabaları o kağıtları, eskiciyi çağırıp 20TL’ye satmıştı veya kışın onlarla soba daha iyi yanardı.
Oturup bin sayfa bir şey yazmayı denemenizi istiyorum. Birden bir üşüme geldi değil mi?
Kimse bir şey üretmiyor. Ama üretene de yok orası böyle olmuş, yok burası şöyle olmuş. Yok, köşe başlarını şunlar tutmuş.

Yazın arkadaşım, yeter ki iyi şeyler yazın, biz okuyucu olarak sizi buluruz.

Ama dedikoduyu çok seviyoruz, olayın özünü değil yan odadaki yankı ve yanılsamalarıyla günlerimizi geçirmeye ve gündemi oluşturmaya devam ediyoruz.

Sonra şikayet şikayet şikayet…

Beğen

ikiodabisalon
Kayıt Tarihi:21 Kasım 2020 Cumartesi 04:05:13

DEDIKODU SANATı YAZISI'NA YORUM YAP
"Dedikodu Sanatı" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR
Ahmet Zeytinci
21 Kasım 2020 Cumartesi 13:58:54
Üretemeyenler çoğu zaman üretenleri dedikodu ile yıkmaya çalışırlar... Eleştiri de olmalı mutlaka ama aklı başında bir şekilde yapılmalı...

Cevap Yaz
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.