Erlik Aldacı
3 şiiri ve 26 yazısı kayıtlı Takip Et

Yeiku akıl üşütmesi "insan nedir"



On kişi hakkıyla okursa...eh Allah bereket versin! Lan böyle demeseydim kimine göre baştan kaybettim.

En büyük haksızlık, en büyük vebal, en büyük ayıp, en büyük kayıp, en büyük suç… nedir bilir misiniz?

Yormayın kendinizi boş sallamalar, boş atmalar yaparak… sabredin anlatacağım. Boş yapmayın hemen.

Ne sabırsızsınız…

Kabaca kendimizi bir anlayalım, nasıl bir yaratığız veya hadi dediğiniz gibi olsun üretiğiz. Yaratık ya da üretik ne fark eder ki… insan denen, kanlı canlı, etli butlu, doksan hayvani, gerisi bitki ve toprak sıra dışı bir “can”lıyız biz.

Yok…hayvan değiliz biz, o masallara inanmayın siz, doksan hayvanız ya çoğunluk aldatır. Ama yine de isteyen hayvan isteyen insan olarak kalır. Ama biz daha çok insanın ceseti, bedeni değil aklıyla ilgileniyoruz.

Yani insan nedir? Ne melamet şeydir. Bazen şeytan bile sevimli gelir, insanı tanıdıkça masum gelir bana inanın...insan ürettiği kötülükleri de şeytana yükler ya, bu da komik gelir bana. İyilik bana yazılsın kötülük ona…insani komedya.

İlahi insan ne komiksiniz…

Ha ne diyorduk… insan diyorduk, insan; beş algı, beden kimyası, coğrafya, iklim, birincil şartlar, hazır bulmuşluk ürünü toplum kültürü yani “toplum bilinci.”

Siz de ekleme yapabilirsiniz kafanıza göre takılarak, atış ve sallama serbest…

Coğrafya kader demiş ya meşhur şu Arapları hiç beğenmeyen ki haklıdır, Arap sosyolog. Onun zamanında öyleymiş ama şimdilerde etkisi azalmış gibi. Bir başka biri de demiş ki “ Özgürlüğe yükseldikçe verdiğiniz ödünler fazlalaşır.” yani özgürlüğünüz uğruna ödün vermek zorundalığınız özgürlüğünüzü eksiltir, bir başka şeye bağımlı kılar. İnsanlığa yükselmek ödün gerektirir demek istemiş herhalde kıytırık filozof amca.

Bir başkası “ Herkes her şeyi anlamak zorunda değildir.” İnsanın anladığı, algıladığı onun yaşamıdır mealinden bir şeyler söylemiş. Kimi yüceltmiş, kimi yermiş, kimine rahmani, kimine göre şeytani, kimine en üst varlık kimine göre altta dipte biri.

Birileri bir şeyler söylemiş işte, laf olsun torba dolsun gibilerinden. Hepsi hikayeden tırıçka… laga luga, şo şu. Ne çok konuşurmuş insanoğlu.

Bunları söyleyenler pek meşhur olmayanlarla birlikte Einstein, Nietzsche, Hume, Leibnitz, Kant, Spinoza ve hatta hakkını yemeyelim Kierkegaard adam gibi adam yani az uçuk kaçık ve şeytan başı Decart.

Say sayabilirsen zincir gibi ucu bucağı gözükmüyor, inanın karakterleri de beş para etmez ortalama insan dengelemesinde. Hırsızı, arsızı, tefecisi, aldatanı…ve hatta insan pazarlayanı da ne ararsan var içlerinde amma sözleri zıpkın gibi işliyor insanın içine anlıyorum ki iyi “söz satıcısı” bunlar.

Kimi de günahları boynuna, görmedik duymadık ama az “gıcıh”lanır gibi olduk, zihin açıcı maddeler çekerek çarpık ilişkilerinden çıkan ürünleri, erdemli kutsal sözler haline getirmiş, mektubat, külliyat, mesnevi diyerek halk yesin diye.

Kimisi de zihniyle oynamış psişeler uydurarak, bedene öyle şekil vererek insanlıktan çıkarmışlar, delirtmişler insanı. Freud, Adler, Jung ve diğerleri…bir de bunların babaları vardı hakkını yemeyelim “Mersmer.” Manyetizmanın da babası sayılır. Akıl hastalarına öyle işkenceler yapmış ki, ha…bilim adına.
He…he!

Lan az kendimden şüphelendim bende acaba “Salieri Sendromu” mu var ki, dedim kendi kendime. He.. hemde “second handerlere aitmiş, prime mover”lar sınıfından olmadıkları için.

Ne konuştum ama değil mi… lan adam na’dar ahıllı, dedirtecek. vallaha internetten arakladım.

Sıradan zeka ve yeteneklilerin, bir işte verim alamaması halinde başkalarının daha kısa sürede orijinal verim almalarını kıskanma halimiymiş ne. Biri birinci sınıf diğeri ikinci sınıf ego…second prime yani.

Nasılda süslemişler püslemişler, lan bildiğin çevrendeki bildik tanıdık başarılı insanları kıskanma hali, kıskançlık, harislik ve hasetlik işte. Hani insanı beden ve zihin olarak batı normlarına göre belli kalıplara sokma girişimleri var ya ondan öyle deniyor. Kıskanan, kıskanılan ilkel durumlarından, bilimsel atmasyonik yuvarlama yani… Bir şablon çıkarmışlar illa buna oturtacaklar bizi, yoksa adamdan saymazlar bizi. Aklıma “Marifetname” geldi, alın oradan sınıflayın sınıflayabildiğiniz kadar. Peh!...Şu gavurlar pek yaman.

Türk övün çalış güven…
Bunun gavurumcası yok mu?…
I…ıh!
Öyleyse beğenmedim.

Ben sana hayran öyle mi…

Öyle şeyler söylemişler ki ortalık tıka basa laf dolu, bize de orijinal olacak hiçbir laf bırakmamışlar neredeyse. Ne çok çeneleri varmış… Gerçi bu kategorizecilerin söylediklerinin hiçbiri orijinal değil inanın, çalma çırpma, eğip bükme, süsleme püsleme yani kısacası “doğu”dan “modifiye sözler.” Marks mı inanın orijinal değil öyle komünistler var ki geçmişte “doğu”da, Marks’a parmak ısırtır. Hadi “Mani” ol da göreyim, bu devirde… Öyle çok halk katletmişler ki halk adına. He!... Ernesto usta, çav bella romantik sepseri serseri katil, romantik ölümden zevk almış. “Enel hak” bile orijinal değilmiş. Kandırıkçılar…

Ama adamlar iyi kötü ortaya bir şeyler koymuşlar, Sezar’ın hakkı Sezar’a…
Edebiyat, sanat, tiyatro… alayında alası var, öf! Ne mi? Ne olacak olumsuz taklit, tağşiş, tahşiş, tahrif, araklama, vırt zırt…yani öykünme lan öykünme.

Kendimizi ne kadar küçümsüyoruz, suçluyoruz. Yeiku, yerin dibine bat!... Modern insanın kendisi öykünme.
Neyse.

Biz bunların peşinde ya da kanıtlamasında değiliz asıl konumuz zihin ambargosu, yaşam ambargosu…insan ambargosu. Kaybolan insanlık yaşamı… birey yaşamı.

Yok edilen yaşamın ta kendisi…kıyamet insan eliyle getirilmiş, Tanrı bile suskunluk içinde. Gerçek olmayan, insanların kendi ürettiği amaçlar üzerine kurdurulan, kurgulanan insanlık yaşamı kaybedilmiş yaşamlardır.
İnsan neyse o olmaktan uzaklaşır hale gelmiş, bu gelme bir başka insanların yalanları üzerine üretilmiş insan biyografisidir.

Lan bir zaman dönemine, dilimine ne çok tıkıştırmışlar bunları…iki yüz, iki yüz elli sene bilemediniz üç yüz sene, sonra çeneleri mi yorulmuş ne…hız kesmiş. Niye?... Bir başka büyük soru. Yeni versiyonları çıkmış ama pek tadında tuzunda bir şeyler söyleyememişler… eveleyip geveliyorlar, güdük kalmışlar.

Daha önce bunların başka şekilleri vardı veli, bilge, ekolcü, feylesof, inisiye, peygamber, yarı tanrı.
Yok muydu?...Emin misiniz bir düşünün isterseniz. Misal dersek sondakine “firavun…”

Soru neydi, dur bakayım hatırlamaya çalışayım…az yaşlılık işte unutuyor insan, yukarıda az önce demişim zaten, sormuşum ya zaten.

Peşin peşin söyleyeyim “amma peşin oldu ya nerdeyse yazının sonuna geldik” amacım sizde düşünce anarşizmi üretmek değil. Yola çıkışımda, yaşam yoluna çıkışımda kendime sürekli üflediğim düşünce şu idi.

“ Tanrı bile kandırmasın beni, neysem o olayım…o olmaya razıyım. Ekmek çarpsın.” Ot çöp böcek neysem ne öyle olayım yani kendim olayım, bir başka şey olmak istemiyorum ki zaten, yani orijinalim neyse o olayım..
Var mı buna itirazınız yoksa korkularınız, vehimleriniz, sonsuzluk ve ödül kaygınız beyninizde bu cümleye karşı öfkenizi mi kabartıyor.

Hindi gibi…domalan mantarı gibi kabarmayın.

Kusura bakmayın beyim, ben çiftçiyim. Örneklerimde doğadan süslemeler olması doğaldır. “Tüllek” deyip sövebilirdim siz anlamadan, ya da bir sözcüğe kendimin anlayacağı bir anlam yükleyip sözsel her türlü saldırı ve suçu işleyebilirdim. Benden başka kimin haberi olacak ki benden başka kim anlayacak ki.

Ya da üç beş sözcük seçip bilimselliğe bandırıp, bulayıp anlamsız türetmelerle kırıtan sözcükler üretip alayda edebilirdim.

Başkaları yaptı…
Beni benden aldılar, yaşamımı elimden aldılar, bana benzeyen başka bir şey verdiler bana yaşamam için yukarıda saydıklarım. Siz de kendinizi bir düşünün, neler çalmışlar sizden de en değerli şeyinizi yani “yaşamınızı…”
İnsan kendi içinde özgürdür. Tanrı bile bu özgürlüğü vermemiş midir, eyleme dökülmeyen söz… söz değildir, nesnel sorumluluğu yoktur. Her şeyden muaftır…ben de muafım.

Oh be…hadi siz de bir sövün alayına,alaylarına, alayımıza.

Kabaca ne demiştik; beş algı, beden kimyası, coğrafya, iklim, birincil şartlar, hazır bulmuşluk ürünü toplum kültürü yani “toplum bilinci.” İşte insan…Şeytan “anlam”ı ters yüz etmişse bu sonuç çıkıyor. Yani bizi biçimlendiren Tanrı değil artık, Tanrı’dan uzaklaşıp şeytani biçime sokulmuşuz. İnançlar dahil…kutsal dediğiniz metinler eziyet dolu, yakma dolu, yıkım dolu…Bunu Tanrı ister mi?

Bir düşünün yani akledin.

Siz bunun neresindesiniz, tek tek bakın ve kendinizin hangi yaşamda olduğunuzu görün.

Kandırılmış, değiştirilmiş, sahteleştirilmiş, ters yüz edilmiş bir yaşama mahkum değiliz…

“Hey amigo!...”
“ Buyurun bay Valdez.”
“Elimdekini görüyor musun? Ne var? Hadi anlat bana…”
“Bay Valdez, anlatacaklarım başkalarının yaptıkları olacak, onun dışında size bir şey anlatamam.”
“ Öfke, sevinç, haz, sevgi… nerenden kaynaklanıyor?”
“ Bana verilenlerin benim dışımda olanlar tarafından oluşturulması ve işlenmesidir.”
“ Sana bunları söyleten nedir o zaman?”
“ Geçmişte insanlar ve onların zihinsel birikimlerini biçimlendirenlerdir, bay Valdez.”
“ Çiftçi, sen çok kurnazsın. Tarlana ektiğin ürün kıtlaşırsa kimi suçlarsın?”
“Suçlamak mı şükürden başka bir şey bilmeyiz biz, yalnız…”
“Ya yağmur yağmazsa?”
“Tanrı’ya yalvarırız…bay Valdez, yalnız..”
“Ya Tanrı sizi unutmuşsa…”
“Efendim ben basit bir çiftçiyim bu; bana göre ağır bir soru, yalnız…”
“Yılı geçirmen için gelip benden yardım isteyeceksin, ambarlarımdan sana yardım ederken bir söz alacağım senden.”
“Yalnız…”
“Yalnız, yalnız, yanlız ne amigo!...”
“Efendim bunlar bana sorulacak sorular değil, benim işleyecek “tarlam yok” ki. Biz ter kokusu, toprak kokusu, ters kokusu ve siz izin verdiğiniz müddetçe birbirimizin et kokusundan başka bir şey bilmeyiz. Ben sizin malınız durumdayım.”

“ Gringo… ben sana mantığın pratikte uygulamasını anlatmaya çalışıyorum.”
“Haklısınız bay Valdez, dedim ya yalnız bunlar bize ağır sorular. Biz alalade sıradan insanlarız, ehliyetimiz, irademiz, ihtiyaritemiz bile sınırlıdır, mahkumludur, biz işlenmiş ürünüz.”

Evet, Valdez’in çiftçisi doğru söylüyor. O bir üründür, köle bile değildir. Ürün kendini bilemediği gibi, kendini bulacak alanda, fırsatta bulamaz.

Soru; kendine muhatap bulabilmesi için kim ve neden sorusuyla birlikte olmalıdır. Algımız dışında ya da kabulümüz dışında herhangi bir olay hakkında soruyu sormak gibi bir hakkımız olamaz. Böyle bir diyalektikten söz edilemezken, bilinç olarak aşağıdaki insanları sıkıştırmakta neyin nesidir… ossuruktan teyyare.

Tanrı kullarına neden acı çektiriyor? Sonraki soru bu olsun…bilerek seçtiğimiz bir soru değil gelişine sorduğumuz, aklımıza savrulan bir soru… Hani biraz da moda ya yoksa değil mi...

Kim soruyor bunu? İnanmayan biri soruyorsa cevap bile verilmez çünkü böyle bir soru sorma hakkı zaten yoktur, eğer anlıyorlarsa bunu yukarıda açıkladık gediği kocaman bir taş koyarak illa gediklerinde karanlığı tercih ediyorlarsa bu kendi bilecekleri bir iştir, lakin vıdı vıdı edip bulandırma yapmasınlar.

Entelektüel kibre dayanan, bilimsel kibre dayanan, modern olmanın kibrine dayanan sabırsızlaşmanın ve saldırganlaşmanın getirdiği zihinsel hezeyanın bir ürünü ya da toplumun zihnini sıkıştırma olarak görürüz…

Bunlar aynı toplumda bulunmanın kendi karakterlerinde oluşturduğu basınç altında hissetmelerinden midir, tam bilemiyoruz? Ama biz bunu; cehaletin yansıması ve böyle düşünenlerinde saldırışları karşısında iki kez yaşıyoruz. Bizi rahatlatan kendimiz olmamızdır, yoksa biz de benzer özellikler gösterebilirdik. Geçmişte sizden çok çok fazla kusmuşlar hayran olduklarınız, beyim siz kusmuğunuzu içinizde tutun, size kalsın.

Hakkın olmayan bir şeyi almakla aynıdır bu, hatta ondan daha ötede bir hatadır, günahlamadır, ayıplamadır, suçlamadır, soruyu soran için.

Soruyu benim sorma hakkım yoksa cevabını duyma hakkım da yoktur.
Bay Valdez’dir…

O zaman soru kimle muhatapsa o sormalıdır, yani bir olay idrak ve kabulu içinde olanlar sormalıdır.
Soralım mı…

Tanrı kullarına neden acı çektiriyor?

Biz daha mı merhametliyiz… bir kuşun kanadının kırılmasında ki acıyı Tanrıdan daha mı iyi hissediyoruz. Daha mı vicdanlıyız, daha mı cömertiz… Yetim kalmış bir kedi yavrusuna besin sunmamız Tanrı’dan daha mı vicdanlı ve cömert olduğumuzu mu gösterir. Bir damla petrolün ya da bir damla kandan ve hatta kara bir yaşamdan üstün olduğunu Tanrı mı söyledi bize.

Yoksa biz şunu mu bekliyoruz…
Varlık alanında adaleti de sağlamasını mı istiyoruz, sipariş verdiğimiz bir yığın isteklerimiz gibi.
Ver Allahım ver!...yağmur gibi.

Öyle mi!

Bizi özel şey yapan nedir o zaman. Madem bütün işi Tanrı yapacaktı bize ne gerek vardı ki. Özel olmaktan ayrılalım, reddedelim, ya da isteğimizi bağıralım Tanrı’ya. Ve Tanrı öfkelenseydi…
“Ulan her işi ben yapacaktım o zaman seni niye yaratayım ki. Çamurlaşma…”

Olsun biz yine de reddedelim, kaçalım görevimizden, böylesi daha kolay. Bay Valdez’e teslim olalım. Değerimizi geriye verelim, yok olalım, anlam dışı kalalım.

Bu elimizde olan bir şeydir, hadi ne duruyorsunuz…başlayın yani sonlandırın her şeyi.
Tüm sorunlar sadece sizin için çözülmüş olmalı…gerçekten mi?

Eşyanın hakikati varlığın anlamı… anlamak istiyorsunuz.

Biz içimizde en aşırı iç ve dış farklılıkları büyütürsek kendi kendimize mesafe mi koymuş oluruz? Bu iyi bir laftır, düşünmemiz gerek. Burada gizlidir anlamak istediğiniz… “Valdez ve Çiftçi”

“Bay Valdez…”
“Evet amigo.”
“ Ben sizin çiftçiniz olmaktan vazgeçmek istiyorum.”
“ Öyle mi… o zaman ben sana öyle sorunlar çıkartırım ki Valdez kullarına neden acı çektiriyor düşünmesi haline gelirsin.”
“Bay Valdez yalnız…”
“ Başladın yine yalnız… yalnız. Ne var?”
“ Yalnız ben yalnız değilim… Sizden, öyle yüksek yalanlar söylemesini öğrendim ki. Ama ben yalanları dağıtmayacağım, kendimde sıfır noktasına çekerek kendimde toplayacağım ve öyle yaşayacağım. Yeni devir açılacak…”
“Nasıl yani?”

“Yalanlar ve doğrulara bürünerek görüntüler aleminde olumsuzlanabilirim ama gerçek olan aşırı uçların mutlak olanda birleşerek mutlak gerçekliği ortaya koymaktır. Çünkü ben bir insanım…”

Vallahi Bir Dünyevi’yi geçtik, yaz babam yaz…

bitti.

Beğen

Erlik Aldacı
Kayıt Tarihi:26 Ekim 2020 Pazartesi 10:59:21

YEIKU AKıL ÜŞÜTMESI "INSAN NEDIR" YAZISI'NA YORUM YAP
"Yeiku Akıl Üşütmesi "insan nedir"" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR
feu
26 Ekim 2020 Pazartesi 21:23:55
insan; iç güdüleri olmayan, doğduğunda yürüyemeyen, ne yapacağını kendi başına bilmeyen bir acizdir. Onun güdüleri; bilgi, mana ve sevgidir. Eğer şanslı ise bir de, ruhunu tamamlayabilir bir aşk ile fakat, zamanın dost mu düşman mı olduğunu henüz bilmiyorum. Bence ilahi. Selamlar.

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Erlik Aldacı Yazının sahibi 26 Ekim 2020 Pazartesi 21:40:32
İçgüdü yerine sezgisel akıl yüklenmiş lakin kullanabilmek için belirli bir disiplin, yol gerekiyor.
Doğayı çok iyi gözlemleyen biri olarak bırakın hayvanları bitkilerin dahi kendi aralarında bir dil kullandıklarına ve mücadeleye giriştiklerine tanıklık ediyorum. İsteyen denesin fasulye ve biberi yan yana ekin bakın neler oluyor. Biber fasulyeden kaçmak için ciddi ciddi uğraşıyor.

İlahi bir düzen olduğuna ben de inanıyorum ama insan henüz ona çıkacak yolu akılla bulamadı.

Huzurlu geceler..
Den(iz)
26 Ekim 2020 Pazartesi 14:05:36
İnsan hayvanını diğerlerinden ayıran yegane özellik düşünmek sanılır. Yooo bu sadece işin malzeme kısmı. Merak eden bir böcek, tavuk, orangutan gören olmuş mu mesela?

Merak etmek üzerine önce beynimi ayıkladım, sonra tenime dek sıyırdım kendimi kendimden. İnsan neslinin dişisiymişim. Konu bu kadar basit...

Aslında bir zeytin tanesine bakarken merakımın kıymetini anladım. Sordum ona?

- Varlığının amacını hiç merak ettin mi?
- Gübre lazım apla, dedi.

Anlamak için düşünce, düşünce için bilgi, bilgi için merak etmek gerek. Yani, evet, gübre lazım abijim. Felsefeyi çöpe atıyorsunuz da sonra gübreyi nereden bulacaksınız da meyve vereceksiniz sayın çiftçi?

:))

Sevgilerimle...

2 cevap yazılmış Cevap Yaz


Erlik Aldacı Yazının sahibi 26 Ekim 2020 Pazartesi 14:14:04
Zeytinle konuşmaya başladıysanız bize karışmışsınız. Abovvv....pek fena delinin hası derler insana. Az da yuvarlanıp toprağa belendimi tutmayın gayri.
Japon bir amca var Fukuiko tarımcı, ben pek bişey anladım ama iyi bir şeyler söylemiş bildiğin ekol hem de ödüllü. Gübre de neci dermiş. Bizden biri var Konyalı adını unuttum Türk olunca yarım ağız okudum. Çapasız tarımdan bahseder, az haklı.

Apla, renk galmadı vallaha dağıttık, sen buraları dağıtma emi...:)))
Den(iz) 26 Ekim 2020 Pazartesi 14:17:06
Bi daha olmasın


Hıh!

:))
black_sky
26 Ekim 2020 Pazartesi 13:46:20
Üstat tek kelimeyle zihin uyuşturan defalarca okunulası bir yazı...ki neden şaşırıyorsam buna ben halen...
Tebrikler öncelikle.

Ve yerin dibine batsın yeiku!;))))


Kafamda döndürüp dolaştırıp anlatamadığım düşüncelerin esintilerini okumak bir de böyle usta bir anlamıyla okumak ne denir...birkaç gündür insanı tasvir eden bir şiir yazmaya çalışıyorum şiir black hem de ne black...elimde olmadan insana bağlanan her anlatının sonu karanlık ama yine çok karanlık derlerse bana ....Iyi de bunu ben mi yaptım derdim...bu biziz..aynada kendimize bakarken aynayı görmezden gelen, yaptıklarımızı toprağa gömüp başkaları üzerinde öfkeler yağdıran ve her ne olursa olsun uslanmayan her konuda şansını zorlayan o özel yaratik...insan işte kısaca...

Şahane idi...

Çokça saygılar çokça hürmetlerimle.



2 cevap yazılmış Cevap Yaz


Erlik Aldacı Yazının sahibi 26 Ekim 2020 Pazartesi 13:52:18
Ne denir... yorum mu yazı mı, attım havaya dik geldi. Ağzıma bir parmak kestane balı çalan Dünyevi renklendi. Oydu işte dik gelen...bilirim gelecek olan şiir zıkkım gibi acı gece gibi simsiyah olacak.

Sağlık, huzur ve sevgiler diliyorum.
black_sky 26 Ekim 2020 Pazartesi 13:56:01
Maalesef üstat konu insan olunca...cok güzel şeyler yazamıyorum ben..
Nesildaşıma renk yakismis havası değişmis:))

Bu arada şiir ya da yazı kaleminizden çıkan her bir söz çokça güzel ve kıymetlidir.. bu böyle biline ...

Hep saygı ve hürmetlerimle.

Okuduğunuz yorum yazar tarafından etkili yorum olarak seçilmiştir.
Bir Dünyevî
26 Ekim 2020 Pazartesi 12:10:36
aç karna kestane balı,
maydanoz limon orkestrası.
terbiyeli üçü bir arada
kızılcık hoşaf ve dut
Tanrım, hadi düşünmeye bir uyan.

yeiku yerin dibine bat:))

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Erlik Aldacı Yazının sahibi 26 Ekim 2020 Pazartesi 12:30:25
Kestane balı balların kralıdır, çarpar fazla kaçırma. Deli bal derler orman gülünden toplar arılar. Aman ha... ona hiç bulaşma. Kızılcık her derde deva...limon maydanoz öffff! Gerisini Tanrı değil, korona düşünsün.

Selam eder gözlerinden öperim!...
Erlik Aldacı Yazının sahibi
26 Ekim 2020 Pazartesi 11:52:47
Bahale... güne gelmezsem Salieri sendromuna kapılırım.

Kimbilir tarafından 10/26/2020 12:07:24 PM zamanında düzenlenmiştir.

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Den(iz) 26 Ekim 2020 Pazartesi 13:59:08
:)))
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.