ÜLKÜ KARA
277 şiiri ve 82 yazısı kayıtlı Takip Et

Bir mahcubiyet bin lütuf



BİR MAHCUBİYET BİN LÜTUF

Bir iş yaparsınız görünürde maddi kazanç amaçlı zannedilir, hatta umulur...Eğer yola samimiyetle çıkmışsanız Rabbim yollarınıza ibretlik inci taneleri döşer...Uykuyu nimet bileceğim bir gecenin koynuna sığınacağım o gün geldi demek ki. Nicedir yazmak istediğim bir anımı nihayet kaleme alıyorum. Bakalım beğenecek misiniz...
Sergi salonunu gezerken dikkatimi çekti...Bazı resimlerin önünde duruyor, bir bana bakıyor bir resme...içimden geçen ilk cümle;
herhalde benim yapamayacağımı düşünüyor! 😊 Salondan salona her geçişinde konuşmak için firsat kolluyor gibi. Başımdaki kalabalık dağılınca gözlerim aradı. Meraklı biriydi belli.
’Tüh kaçırdım’ dedim içimden. Çok geçmemişti ki tekrar geldi...Babacan tavırlı bakışları arasındaki bilgisayar çantalı resmi duruşu, tekrar dikkatimi çektiğinde bir kez daha kaçırırsam artık ayıp olur diye bir an evvel masamdaki misafirlerden müsade isteyerek ilgilensem iyi olur,dedim. Muhtemelen ya alıcı idi ya da resme meraklı biri..Bir kaç soru sorar giderdi nasıl olsa...Ama öyle olmadı.
Kendimi tanıttım önce..Bu sergiyi neden açtığımı, amacımı, kısacası yıllardır içimdeki uhtelerden biri olduğunu duyunca gözleri doldu. Müsade istedi nazikçe.
-Vaktiniz varsa iki çay alayım bir kaç kelam edeyim bu uhtelere dair deyince ben de:
- Siz benim misafirimsiniz çayı ben ısmarlayayim diyerek Kültür merkezinin kantinine yöneldim.
Peki o zaman dedi gösterdiğim sandalyeye usulca ilişti. Biraz tedirgindi, zira sandalyenin ucuna hemen kalkacak gibi oturmasının iki sebebi olabilirdi ancak. Ya acele işi vardı ya da benden biraz çekiniyordu. Öyle ya toplumumuzun başörtülü bir öğretmeni kabul edişi, içine sindirişi hayli zaman almıştı. Bir de sanatsal yönde ciddi adımlar atmaya çalışan başörtülü bir resim öğretmenini görmek sergimi ziyarete gelen bir çok kişiyi hem çok şaşırtmış, hem de takdir, teşvik yönlerini ortaya çıkarmıştı.
Marifet iltifata tabidir öncelikle tebrik ederim. Diyerek söze başladığında yün gibi bembeyaz olmuş saçlarının yüzüne düşürdüğü hüzün,bakışlarına ve ses tonuna öyle yansımıştı ki; içimdeki ses bu konuşma ya çok iyi bir ders bırakacak ya da bir anı olarak mazi de kalacak dedim..
O konuştu ben dinledim. Keşke ses kaydı olsa idi. O an ki duygularımı şimdi yansıtabilir miyim bilmiyorum.
Nacizane kendi dilinden sizinle paylaşıyorum.
-Demiryollarindan yeni emekli olmuştum. Emekliliğin ilk günleri torun torba ile keyifli geçse de yavaş yavaş sıkılmaya başlamıştım. En akıllıca çözüm yıllardır Bursa’ya çok yakın olmasına rağmen Istanbul’ un şöyle tarihi dokusunu görmek önemli yerlerini gezmek istiyordum. Bir hafta sonu çıkıp gittim. Eyüp Sultan, Sultanahmet, Adalar, Yerebatan Sarnıcı, Ayasofya vs hepsini görmekti niyetim. Tek tek gezecektim. Gezimi 2 gün olarak planlamıştım ama yaşadığım utanç verici mahçubiyet gezimi1.gününde son buldurdu.
-Merakım artmıştı dikkatle kendisini dinliyordum.
’Aaa neden?’ Diye sorduğumda. Boğazına bir yumruk oturmuşcasına zorlukla yutkundu.
_Ayasofyada idim. Arapça levhaları dikkatle inceliyor herbirinin karşısında merakli turistler ile beraber epey oyalaniyordum. Osmanlıca mı Arapça mı bir türlü kestiremiyor çoğuna aval aval bakıyordum. Bir kaç turist benim Türk olabileceğimi anlamış olacak ki bu nedir? Ne yazıyor? babından hiç anlamadığım dillerine; el, kol,mimik hareketlerini de katıyor karşılıklı tarzanca anlaşmaya çalışıyorduk. Güya yardım ediyordum ama bir tek kelime bile doğru dürüst telaffuz edemiyordum. Onları bırakıp tekrar levhalara döndüm. Kafamı bir o yana bir bu yana evirip çevirip okumaya çalışırken uzun boylu, gözlüklü iriden bir adam yanıma yaklaştı.
’Hello’dedi. O kadarını anlayabildim çok şükür deyip aynen karşılık verdim. ’Were are you from ’deyince bende ipler koptu tabiki adamın yüzüne alık alık baktım. Bakışımdan seceremi çıkarmış gibi üst perdeden şöyle bir baktı süzdü beni. Dudağını büzüştürerek ;
- Türk müsünüz? Dedi
- Evet nolucak dedim biraz da ben onu ezeyim dercesine. İçimden de madem bu kadar düzgün Türkçe kouşabiliyorsun beni niye yoruyorsun ecnebi dille be adam diye geçirdim.
O sözü aldığında ise dik omuzlarım yavaş yavaş çöküyordu.
- Bendeniz dedi -şimdi hatırlamıyorum- İngilterede bilmem ne üniversitesinin Dil Tarih Bölümünde Türkolji profesörüyüm. (İngiliz asıllıymış.Amerikada yaşıyormuş. )Sizin bir zamanlar sahip çıkmadığınız, toplayıp sokaklarda yakmaya kalktığınız onbinlerce elyazması ve matbaadan çıkma Osmanlı ve daha önceki beylikler dönemine ait Osmanlıca, Farsça, Arapça eserleri gemilere tonlarca yükleyip günlerce taşıdık. Önce Bulgaristan Yunanistan sonra Ingiltere ve Amerikada bilir kişiler toplayıp dilimize çevirdik. Üniversitelerde okuttuk, kütüphanelerimize koyduk hatta öyle eserler vardı ki özellikle tıp ve bilim alanında onlarla ilgili üniversitelerimizde yeni alanlar açtık, kürsüler kurduk. Siz kendi memleketinizde kendi kültürünüze kendi dininize ait şu levhaları bile okuyamazken biz sizin atalarınizın kaynaklarından beslenip şimdi size yeni gibi sunuyoruz satıyoruz. Bugünkü NLPve Kışisel gelişim adına yayınladığımız her eserde sizin Yunuslarınızın , Mevlanalarınızın askeri kitaplarimizda Alparslanarınızın, Fatihlerinizin ilham verdiği bilgiler var.Sizi sizden daha iyi biliyoruz.
Yerin dibinde yerolsaydı da girseydim. Karşısında ezildikce ezilen gururum beni paramparça etti ağlamamak için kendimi zor tuttum.Omzuma teselli edercesine dokundurduğu elleri o kadar uzundu ki beni boğazlar gibiydi. Elinden kurtulmak isteyen küçük bir serçeydim. Küçüldükçe küçüldüm.
Kendimi toplamaya çalışarak;
- Hayır biz öyle bir millet değiliz bu sadece benim cahilliğim demek istercesine bir kaç kelime sarfettiysem de ellerini alaycı bir şekilde sallaya sallaya gitti.
Bakakaldım...
Geziyi yarıda bırakıp terminale koştum. Koşarken bastığim topraklardan utandım. Sanki ecdadım da kalkıp beni tokatlamak istiyordu. Mahçubiyetim göğe değiyordu ama ben yerin çokkk altında idim.
Eve vardığımda gece yarısı idi.
Peygamberimizin ilk vahiy aldığında
’örtün üstümü, örtün üstümü ’dediği gibi küçük, fısıltılı bir ses çıkardım. Ertesi sabaha gözümü hiç yummadan kalktım. Meğer bizim evde kızımdan torunun cemiyeti varmış unutmuşum. Herkes benden bir şeyler beklerken ben kapıyı çarpıp çıktım. Bir hafta böyle kukumankuşu gibi aile efradımla bir çift kelime bile konuşmadan geçti. Herkes benim hasta olduğumu Istanbula değil de doktora gittiğimi ordan da kötü bir haberle geldiğimi, bu yüzden içime kapandiğımi sandı. İlgi alakaları o kadar hat safhada idi ki ne yapsalar beni o ruh halimden alıkoyamadılar.
Bir hafta sonra Osmanlıca kurslarına yazıldim.Belediyeden, özel yerlerden 4 ayrı kurs. Haftanın tüm günlerini doldurdum. Amacım yıllar önce Eskisehirde Anadolu Üniversitesinde Osmanlıca yüzünden yarım bıraktığım okulumu bitirmek Istanbul gezisine yeniden katılmaktı. Asıl amacımı herkesten sakladım. Zira yerin kulağı vardır. Türklüğümden ve Müslümanliğımdan utandım. Bu dünyaya bu kadar boş gelip gidiyor olmamdan dolayi hayıflandım.
Bu arada ev ahalisinin tavrı yüz seksen derece değişti.
- gülüyor burada-
’Bu yaştan sonra öğrenci oldun.
Ne yapacaksın bu yaştan sonra kitabı defteri.
Alim kesildin başımıza
Otur, torunlarını sev ders çalışacağına.
’Bırak şu kitapları kahvehaneye git herkes gibi normal ol ’dedilerse de vazgeçmedim inat ettim. Aralıksız 2 yıl hem hat kursuna hem osmanlıca kursuna devam ettim.
-Bu arada yıllardır hattadlara ve hat sanatına merakım vardı deyip soluklanıyor torunlarının eskisi olduğunu belirttiği telefonundan yaptığı hat yazılarının, levhaların, çerceveli dev eserlerin fotoğraflarını gösteriyor. Icazet almak istediğini yıllar sonra bile olsa kişisel sergi açmak istediğini belirtiyor. -
- Osmanlicayi ilerletince Anadolu Üniversitesine gittim. Dedim 80 yıllarında ogrencinizdim. Osmanlıca metinden oluşan mezuniyet tezimin çevirisini yapamadığım için mezun olamadım bu hakkım varsa tezimi verip mezun olmak istiyorum. Üniversite sekreteri bir ağaran saçıma baktı bir gözlerime...Kararliliğimi anlamış olacak ki ;
- Osmanlıcayı öğrendiniz o zaman dedi. Ve ekledi;
-gelin benimle.
Arşive gittik. Tozlu raflar arasından tezimi çıkarması on dakikasını bile almadı. Her şey bilgisayarda kayıtlı.Getirdiğim laptopta üniversitenin kutuphanesinin bir köşe masasına oturarak çeviriyi yapmam yaklaşık 3-3,5 saatimi.aldi. Mesai saatinin bitiminde diplomam elimde olacak sandım. Allah’dan fazla uzatmadılar bir haftada geldi.
Ev ahalisinin tebrik sözleri gün geçtikçe şekil
değiştiriyordu;
-Hıh aldın da ne oldu sanki!
-Başın göğe mi erdi?
-Boş iş senin ki?
- Işin gücün yok mu?
-Bu saatten sonra sen bağ bostan ek, torun sev, napcannn diplomayı?
diye diye geçti bir koca yaz tatili.
Bu Eylül ayıydı ki bir telefon geldi Ankaradan.!!!
Başbakanlık Müşavirliği Milli Eğitim Bakanlığindan aradıklarını Yeni yasaya göre Hukuk fakültelerinde ve bir çok fakültede derslere Osmanlı dersi eklendiğini gerekli lüzum üzerine Üniversitelerin ilgili alanlarından mezun olanları üniversitelerde görevlendirmek hatta kadro vermek için aradıklarını söylediler. Evraklarımizi elden Ankara’ya getirmemiz gerektiğini de belittiler.
Ailece şoklardayız!!!
Bu saatten sonra senden ne olur diyenlerin dili dut yemiş bülbül misali...Şaşkın bakışlar arasında hazırlanmak için odama giderken torunumun;
-Dedem prof olacak sözü ne zamanıdır gülmeyi unutan yüzüme tebessüm tomurcukları kondurdu.
Ankarada tüm evraklar incelendi ’uygundur ’ damgası vuruldu. Sigortam soruldu. Olmasa idi kadrolu olacakmışım. Sözleşmeli üniversite hocası olarak Gemlik Hukuk Fakültesine görevlendirildim 2 yılım bitti. Eylülde tekrar sözleşme yenileyeceğiz.
Bu arada her yıl öğrencilerime İstanbul gezisi yapıyorum. Belediyeden ücretsiz otobüs.
Rehberi mi ?
Tabiki benim.
Ecdadımiza sahip çıkmanın, kültürümüze yabancı kalmamanın gereklerini yapmanın gururu içindeyim. Dedi noktaladı sözünü.
Ben kitabımı hediye ettim. Maşallah diyerek.
O muhterem şahıs ise bana bir Maşallah* verdi ki bakmalara kıyılmaz.Daha yeni yazmış.
O gün gittim çerçevelettim.
Evimin minik kütüphanesinde baş köşede. Her baktıkça bu azim hikayesini hatırlıyor
- Boşa geçirme Ülkü vaktini diyorum.
Hiç bir şey için geç olmadığı gibi boşa geçirecek kadar da çok vaktimiz yok.
Ne diyor atalarımız;
Hiç ölmeyecek gibi dünya için, yarın ölecekmiş gibi ahiret için çalışınız.
ÜLKÜ KARA
(2018 Bursa Ordekli Kültür Merkezi Kişisel Sergi anıları)
* Bu ’Maşallah’ yazısı bana hediyesidir

Beğen

ÜLKÜ KARA
Kayıt Tarihi:14 Ekim 2020 Çarşamba 14:55:08

BİR MAHCUBİYET BİN LÜTUF YAZISI'NA YORUM YAP
"BİR MAHCUBİYET BİN LÜTUF" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR

Okuduğunuz yorum yazar tarafından etkili yorum olarak seçilmiştir.
yeğinadnan
14 Ekim 2020 Çarşamba 19:06:41
Oldukça hoş bir tecrübe olmuş yazının bana kattığı bir şey olmadı ancak sizin adınıza sevindim.
Yazı kendini okuta bildiği kadar başarılıdır. Sıkılmadan okudum fakat bir noksanı vardı yazının. İnanın ne olduğunu bilmiyorum. Kurulan cümleler anlatayım da çıksın aradan duygusuyla yazılmış sanki. Ya da ben yorgunum. Her halükarda elinize sağlık.
Yazıya konu edilen "İlim ve Amel kabre kadardır" önermesi içinde ayrıca teşekkür ederim.

Cevap Yaz
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.