yedincigüzeladam
3 şiiri ve 2 yazısı kayıtlı Takip Et

Yedi güzel baba



Yedi güzel adam’a ithafen..

Yedi güzel adam’ın aşk ve hayat adına söylemiş oldukları sözleri kendime dert edinmiş olacağım ki içimde başı kesik bir hayvan gibi çırpınan ’yedi güzel baba’ hikayesini yazmaya karar verdim.

Not: Önceki ’ağır roman’ yazımda belirttiğim ’bir şey hariç her şeyden çok isterdim’ sözümün de devamıdır bu hikaye.

B.. E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda yirmidört kişilik kapasitesi olan koğuşumuzda altmış kişi cezamızı çekiyoruz. İki katlı koğuş sisteminde yatak, battaniye, yastık gibi temel ihtiyaçları dahi bulamayanlar var. Sıcak su günde sadece bir saat verildiğinden haftada bir kez, o da sadece beş dakikalığına banyo yapabiliyoruz. Eksik anlaşılmasın, günün diğer saatlerinde kişi başı sadece otuzar metreküp su veriliyor. Tek bir lavabo ve tek bir banyonun olduğu koğuşumuz yaklaşık yüz metrekare kadar bir yer. Yani bazılarımızın evlerinden dahi küçük. Günde iki öğün gelen yemeğimizin ücretini çıktığımızda vereceğimizi öğrendiğimde çok şaşırmıştım. Ayrıca aylık gelen elektrik faturasını görünce de çok şaşırdım. Yine, bize su dahi verilmediğini, kuyu suyu içerek yaşadığımızı da belirtmek isterim. Parası olanlar için belirli kantin günleri de olmasa parasız olanlarımız için acınası gerçekler bunlar. Hikayemin daha başında bunları anlatarak biraz olsun farkındalık yaratmak ve manevi borcumu ödemek istedim. Bugün nerede bu yoksunlukları çeken insanlar varsa selam olsun.

Kimin neden orada olduğunu belirmek istemiyorum. Lakin yukarıda anlattıklarım kadar garip hikayeleri olanlar var. Ben de onlardan biriydim aslında.

Üniversite mezunu olarak okuma yazması olmayanların dilekçelerini yazmaya başladığımda başıma bunların geleceğini bilmiyordum. Hoş, bilsem de yine yazardım. Karakterim gereği haksızlığın karşısında oldum hep, bedeli ne olursa ödedim, yine öderim.

Cuma günleri bir imam-devlet görevlisi geliyor koğuşlara. Kendince görevini yaparak su olmayan yerde duvarla tehemmüm ederek abdest alıp namaz kılmamız gerektiğini söylüyor. Gusul sorusunu soramıyoruz bile. Orada vazgeçiyorum dinimden. İnanıyorum ancak bunlarınkine değil. Aynı anda bir televizyon haber bülteninde çok sevdiğim bir spiker bayan ’namaz beş vakit ahlak yirmidört saattir’ sözünü söylüyor.

Trajı komik.

Bir sabah erken saatte koğuşun kapısı açılıyor ve beni apar topar eşyalarımı dahi alamadan hücreye götürüyorlar. Tabi sorularıma muhattap bulamadan kendimi sekiz metrekarelik içinde türlü haşaratı olan o soğuk taş yapısında buluyorum. Tuvalet deliğini bir plastikle kapattıktan sonra en azından kendimi güvende hissediyorum. Sigara kullanan birisi olarak sigarayı bırakın çakmaksız, üzerimde girdiğim elbiselerle tam on gün sonra bir memur arkadaş beni cezaevi müdürüne götürüyor.Geçen diyaloğu olduğu gibi aktarıyorum.

M: Sen daha ölmedin mi? Ha ha ha. (yanındaki yardakçılar da gülüşüyorlar)
B: Ben ölmedim ama siz olsanız ölürdünüz. (sessizlik)
... arada küfürlü sözler v.s. sadede geliyoruz.
M: Sen kim oluyorsun da başkalarına dilekçe yazıyorsun!
B: Müdür Bey, sence de çok garip değil mi bu söylediğin.
M: ’Pişmanım, bir daha yapmayacağım, özür dilerim’, de seni koğuşuna geri göndericem.
B: Yoksa?
M: F tipine gideceksin. Sana disiplin cezası vericem. Siyasilerle yatarsın.
B: Şeref duyarım.
M: Alın bunu götürün, aklı başına gelmemiş daha.

Yanımdaki çalışmak zorunda kalan aslında bu işi de pek benimsemeyen vicdanlı olduğu yine de her halinden belli olan gardiyanla F tipine gidiyorum.

Asıl hikaye işte burda başlıyor.

Yedi kişilik bir koğuşun yedincisi ve otuzyedi yaşımda en genciyim. Üzerleri eski elbiseli ancak temiz oldukları her hallerinden belli olan, saç sakal düzgün traşlı, kendinden emin gözlerle günlerini burada beraber geçiren altı güzel adamla tanışıyorum.

Tunceli’den Raşit, Erzincan’dan Harun, Tekirdağ’dan İbrahim, Bursa’dan Mustafa, Ankara’dan Uğur Abi’lerle en yaşlımız ve ’baba’ diye hitap ettiğimiz Manisa’dan Celal Baba.

Duvarda Gazi’nin resmi, hemen yanında al bayrağımız, koğuşun neredeyse yarısını kaplayacak kadar kitap ve düzenle yerleşmiş diğer eşyalar. Dolabın birine iş bölümü yapılmış bir kağır parçası yapıştırılmış. Bir tarafta gelen mektuplar ve gönderilmeye hazır mektuplar ayrılmış. Gazete ve dergiler düzenli bir şekilde duruyor. Velhasıl evlerine gelen misafir gibi ağırlıyorlar beni. Çünklü biliyorlar ki o koğuşa gelen oraya gelene kadar aç kalmış, üşümüş, belki de işkenceden geçmiştir. Bunu sonradan anlıyorum. Hemen bir sigara uzatıyorlar, sudan çıkmış balık gibi onları izlerken talimatlara istemsizce uyuyorum.

Raşit Abi’yle göz göze gelince, ’abi sen neden burdasın’ diyorum, gülüyor, ’okuma yazma oranı en yüksek il Tunceli ya, ondan burdayım’, diyor. Gülüşüyorlar ama anlıyorum ki bu soru kimseye sorulmazmış. Bana da sormadılar.

Duvarda Gazapizm’den bir söz: Unutulacak dünler, yaşanılacak günler var, öyle günler var, inan..

Anlıyorum ki özgürlük merakının ulaşmadığı zaman ve mekan yok. Yalnız burda özgürlükten daha başka bir merak var. Bunu öğrendiğimde bugün bile hala derim ki, o günleri yaşayacağımı bilsem, yine o koğuşa düşmek isterdim.

Bir gün yedi güzel baba en merakım olan konudan sohbete koyuluyoruz.

Raşit Abi: Bir gün kız lisesine atadılar beni (öğretmen kendisi). Tabi bizim diğer hocalar ’aman hocam hadi yine iyisin’, dediler. Onlara dedim ki, ’ben yarının annelerini yetiştireceğim’. Tabi susturduk. Beni aldılar başka bir bahaneyle de bak şimdi kendi kızım o okulda öğretmen.
(gülüşmeler)
Harun Abi: Onu da alırlar hocam yakında merak etme.
Raşit Abi: Şefer duyarım üstad. (hiç kızmadan ama aslında olabileceğini de düşünerek)
Harun Abi: Bak benimkisi aşındırıyor cezaevini. Yine olay çıkarmış kapıda.
Raşit Abi: Senin oğlan Akif’in Asım’ı gibi üstad. Seni görmeden gider mi buraya gelip.
İbrahim Abi: Benimkine de gelme diyorum, ayda bir gel, laf dinlemiyor ki her hafta burda. Buraya taşınacakmışi iş bulup. Benim çıkmamdan ümidi kesti herhalde.
(gülüşmeler)
Mustafa Abi: Geçen tahliye olan o çocuk benden telefon numarası istedi. Öyle kaldım.
(gülüşmeler-zira Mustafa Abi’nin yirmisekiz yıl cezası var)
Uğur Abi: Bizim kız da tutturdu avukat olucam diye. Milletin evladı doktor olup babasına bakmak ister yaşlandığında, bizimkisi hukuk okuyup kurtaracakmış bizi. Al, yine mektup göndermiş, puanları da baya iyi, ister misin avukat çıksın kereta.
Celal Baba: Seninki yine iyi, bizimki gardiyan oldu. Bizi ona astırmasalar bari.
(sessizlik-bu defa kimse gülmedi)

İdam cezası yok artık ama şakasında bile o urganın gıcırtısı var. Öğreniyorum ki beni koğuşa getiren gardiyan Celal Baba’nın oğlu. Dini nikahlı olduğundan devlet bile farkında değil. Lakin oğul da çok ketum zaten. Ben bile hiç sezmedim.

’İki söz de sen et delikanlı’, diyorlar. Hiç düşünmeden, hazırlıksız ama iki laftan fazlasını da ben ediyorum.

Benim hasbelkader yirmisinde bir kızım var. (Erken evlilik ve erken yaşta baba oldum-zaten o yüzden ceza aldım, yine de devletimiz varolsun-bu arada eşimi de kaybettim). Geçen sene onu da evlendirdim. Düğün gecesi ona bir anahtar ve bir çeyrek altın verdim harici ve herkesten gizli olarak. ’Baba, sen zaten takını taktın, gereken her şeyi yaptın, bunlar ne?’, dedi. Ona dedim ki; ’bak kızım, benim küçük bir evim var biliyorsun, başka da bir şeyim yok, bu anahtar sende kalsın, yarın bir gün dönmek istersen her zaman kendi anahtarınla gelebilesin, yol paran olmazsa, bu altın da yol paran olsun’.

Celal Baba dahil herkesin gözünde yaşlar belirdi. Tam o sırada gardiyan seslendi.
G: Özcan SAYMAZ, hazırlan ziyaretçin var, kızınmış.

Bir zaman sonra çıkarılan yasayla birlikte tahliye oldum. Kapı’da kızım beni karşıladığında boğazımdaki o düğümden kurtuldum.

Yazık ki ardımda altı güzel baba bırakarak. Bir gün onların da bu düğümden kurtulmaları dileğiyle.

Gözlerinize sağlık..


Beğen

yedincigüzeladam
Kayıt Tarihi:9 Ekim 2020 Cuma 21:19:31

YEDI GÜZEL BABA YAZISI'NA YORUM YAP
"Yedi Güzel Baba" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR


Henüz yorum yapılmamış.

Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.