Bayram Kaya
2 şiiri ve 74 yazısı kayıtlı Takip Et

Anlamak gerek xxıx



Totem alan, üreten iç ilişkinin zorunlu genleşmesi doğrultusunda; totem alan merkezinden, gruplar arası yasaklığı olan iç ilişkilerin içine doğru genişledi.

Çevreye doğru, genişleyen süreç etkili girişmeler doğrultusunda ilahlar totemi yapı içinde çıktılar. Totem alan içinde çıkmak suç ise ilahlar totemi yapı içinde çıkma fiili dışında, başka bir fiili suç işlememiştiler. İnsan için suçsa (!) insanın binlerce yıllık kolektif bir totem yapı içinde çıkması suçtu!

Ve totem yapı içinde çıkanlar ilahlardı. İttifakı bir toplum yapısı içine girenler de ilahlardı. İnsanlar, ilahlar ittifaklı toplum içine doğmuşlardı.

Gerek totem yapı içinde çıkan ilahlar, gerek ittifak içine giren ilahlar, totem yapıdan ayrılmış olmanın aidiyeti bir hüzün ve direncini taşıyorlarsa da hiç bir şekilde ve hiç bir biçimde cennetten kovulmuş köle insan ait hissin algısını taşımıyorlardı.

Çünkü dünyayı birbirine dar etmedikleri, yaşamı birbirine zehir etmedikleri kolektif üretim ve kolektif tüketim yapan bir cennetten; içinde üretim hareketi olan daha geniş başka bir kolektif cennete gitmekle ilahlar, cennette olduklarını bile bilmiyorlardı.

Kolektif bilinçten, kolektif üretimden ve herkesin ihtiyacına göre, herkesin yeteneğine göre olan kolektif paylaşımlı "cennetten çıkma ve cennetten kovulma patenti insan eliyle, insana aittir".

Artısı eksisi olmak kaydıyla yaklaşık 6000 yıl kadar önce kolektif yaşamdan yani cennetten kovulma sembollü, sisler içinde kalmış tarih sel anlatımlar, Ubartutu oğlu Utnapiştim ile (Noah ile) başlamıştı.

İnsan, artı ürün verip biriken kolektif emeği hedefleyen kişi benci kurguların tuzaklı tamahı yüzünden, kolektif yapıdan köleci yapı içine geçecekti.

Adına adalet denen köleci imana çağırış ile cennetten cehennemin zımnına geçilmişti. Şimdi bizler ilk vaatçi ve ilk tuzaklı vaizlerin vaat hikâyeleriyle bizi cennetten çıkartıp, cehenneme (köleci sistem adaletine) davet edenleri kutsuyoruz.

Ezilenlerin dili ve hikâyesi yoktu. Ezilenler de hikâyeyi ezenlerin diliyle anlatıyordu. "Bir zamanlar insanlar yoldan çıktı, rab onlara elçilerini gönderdi..." Diyen anlatımlarla ezilenler de ezenlerin ağzında kendi kurtuluş reçetelerini aramakla teslimiyet içinde kalıyordular.

Bir zamanlar denen yol hangi yoldu? Yol nasıl bir yoldu? Yolun dışını (kaybolmayı) gören insanlar nasıl yoldan çıkıyordu? Yol özgecil olan yol muydu?

Kişi benci olan yol muydu? Kişi benci yola (tamaha) sapmakla mı yoldan çıkılıyordu? Özgecil oluştan çıkmakla mı yoldan sapılıyordu? El, "rızamı kazanan kişilere mülkümden bir pay vardır" vaadi yaparken; insanın önüne TAMAHI niye koyuyordu?

Tarihsel sürece göre özgecilik tekil ve kişi benci davranışlara karşı konmuştu. Tamah neye karşı konmuştu? Yoksa El ’in ortaya koyduğu tamahın öncesinde insanlar, tamah olmayan (kolektif) bir yoldan mı geliyordu?

Köleci davet içine doğup ta geçmiş tarihi bilmemekle köleci yapıyı böyle gelmiş böyle gider zannı içinde sistemi bu saltık durumla anlayan sonraki davetçiler de iyi niyetle, o günün konjonktür ortalamalı kolektif akılları ile sisteme yön veren re formasyonları yapıyorlardı.

Ta ki bu hisler köleci dönem oluşuncaya kadar hiç bilinmeyecektiler. Köleci dönem cehennemi içindeki ceberutuyla, zulümle yoksulluğun kolektif sahiplik ve kolektif pay olan mal ve emek gaspından doğan niza aşmasıyla; kötülükler iyilikler oluşana kadar; insanlık cennet hislerinden ve cennet hikâyelerinden bi haberlikle yoksundular.

Totem dönem içinde çıkanlar insanlar değildi. Üreten, kolektif bir üreten ilişki sahibi, hemcins ilahlardı. Ve ön ittifaklı yapı içindeki ilahlar melezi, melez nesle ait ilk kuşak insanın, ilk kes "insan ataları" olmuştu (melez ataları olmuştu).

Yani insanımsı dediğimiz hominidler; üreten güç olmamakla, önce totemi sonra ön ittifaklı kolektif yeteneği kullanamama bağlacıyla, insan da değildiler; insanların ataları da değildiler.

İlahla insan arasında bile melezler (nefliler veya nefilimler) vardı. İlahlar totem yapı inşacıları değildiler. Totem yapı inşacıları bir grup homo sapiens cinsi hemcinslerdi.

İlahlar üreten totem hemcinslerin üreten becerilerini devraldılar. Üreten ilişki becerisi, ilahtı oluşumları bulutsu oluşla emare etmişti. Bu emare (belirti) üreten bilinci, gruplar arası interland da irade ortaya koyan kararları nedenle ön ittifaklı inşa ile belirginleşmişti.

İşte bu belirgin ve üreten inşacı etki; melezler ve insan gözünde ilahtı. İşte biz de bu ilahtı mana anlayışını ön ittifak içinde alarak, üreten ilişkilerden; ön ittifakı yapan ve melezine insan diyen etki süreçlere ilahi süreçler diyorduk.

İlahları önce üreten totem meslekli yapıları içinde tanıyorduk. Totem grup içi üretim ilişkisinden önce de ilahlar yoktu. Sonra da ilahları totem meslekli grupların birbiri ile giriştikleri üretim hareketi içinde ve grupların birbirlerine göre durumlarıyla tanıyorduk. Üçüncü aşmada da ilahlar bileşimli geno tiplere ve feno tiplere ilahların, "İNSAN deme meşruiyeti" içinde ilahları tanıyorduk.

İlahlar üreten ilişki üzerinde başlattıkları, dışa açılımla olan üretim hareketi nedenle; ön ittifaklı kolektif gücün hem inşacılarıydılar, hem insana geçiş formunun ön biyo kültürel, kolektif kapasitesiydiler.

Melezlerin ataları, ilahlardı. Melezler, ilahla insan arasında geçiş formu özelliğidir. Melezler ilahlardan doğan yanıyla ilahtılar. İlahlarda olmayan diğer bir bileşen kolektif kapasiteyi taşıyan geno tipleriyle de insandılar.

İnsanları tümden melezlerden biyo kültür olmakla ilahlara karşı biyolojik tecridi olan form biyo kültürel yapılar gibi düşünebiliriz. Ki olabildikçe büyük oranda da öyledirler.

Totem etkinliği oluşan yapı içinde üreten ilişkiyi kullanan hemcinslerden; irade gücü ile hemcinslerden ayrılan yetenekler de ilahlardı. İnsanın ataları melezlerdi.

Melezler gruplar arası kutsal doğumlarla ilahlardan doğan, ilahlar görünüşlü neflilerdi. Yani ki insanlar totem dönem komün yönü içinde çıkmakla insan değilseler de, insanlar; ön ittifaklı kolektif dönem içermesi gruplar arası ortaklaşmanın cennet imsi olanakları içinde çıkmakla; cennetten kovulduklarının ve kolektif bulunçla ilk günahın bilincine varmışlardı.

İnsanlar bencilliğe vaat eden aymazlığın içinde köleci günahın içine düşmüşlerdi. Günahları yatıştırıcı ve günahı her durumla güden, kontrol eden bir müsekkin gerekliydi.

Müsekkinin köleci sisteme irade olan El gücü üstünde, plasebo (hoşnut edici etkisiz ilaç olma) hüviyeti vardı. Müsekkinin (yatıştırıcının, uyuşturucunun) köleler üzerindeki yan etkileri vardı. Bu yan etkiler vaat ve Ceza ile sindirilmeliydi.

İçine davet olunan köleci yapı akıl almaz denli dehşetle üssü durum açılımları veriyordu. Dehşete düştükçe El ’in sözüne kulak verilmediği, insanların yoldan çıktığı gibi bir yığın bahaneler ortaya atılıyordu.

Oysa ilk kolektif oluşumlu ve ileri açılımlı üssü davranışlar gerisinde; kolektif sağlama birikiyordu. Kolektif sağlamanın ilerisinde kolektif eylem birliği olan güç vardı.

Kolektif eylem birliği olan kolektif gücün gerisinde de kolektif sağlama vardı. Kolektif sağlama kolektif eylemin geri bağlanım referanslı değerler ekseniydi.

Oysa köleci sistem kolektif eylem birliğini ortaya koydurmaya; ekmeğini taştan çıkartma, nasibini arama tuzağı içinde devam ettiriyordu.

Yani ileri olan kolektif sürecin, yine kolektif sağlama olan geri kısmını; alın yazısı El takdiri denen tuzak anlayışla kişi mal sahipliği kılıp; kolektif sağlamadan boşaltılanı El takdiri ile dolduruyordu.

İlerisi kolektif olan üreten sürecin sağlatma olan gerisi; El ’e göre, kişi sahipli El takdiri ile dolduruluyordu. Oysa kolektif sağlatması boşaltılan üreten kolektifi ileri sürecin gerisini, bir de yoksullar ya da ezilenler de dolduracaktı.

Kolektif üretim yaptıktan sonra, kolektif sağlamalı bağ enerjisi boşaltılan geri bağlanım süreci, ezilen ve yoksullar tarafında ezilmenin, yoksulluğun suça eğilimiyle dolduruluyordu. İşte bu noktada El "adaletli olun" demeye başlıyordu! İnsanlar yoldan çıktı demeye başlıyordu!

Beğen

Bayram Kaya
Kayıt Tarihi:26 Eylül 2020 Cumartesi 23:00:01

ANLAMAK GEREK XXIX YAZISI'NA YORUM YAP
"Anlamak Gerek XXIX" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR


Henüz yorum yapılmamış.

Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.