Erlik Aldacı
3 şiiri ve 27 yazısı kayıtlı Takip Et

Beşi bir yerde





“Kaç lira?”
“Üç buçuk…”

“Dört lira olmaz mı? Olursa birkaç kilo alacağım…” soruma alaycılık karışmış olmalı, diye düşünen bir bakışla karşılaşmadığım gibi aynı ton ve artan kararlılıkla “hayır olmaz” cevabını aldım birkaç kez yinelememe rağmen.

“Bak bu son soruşum yoksa gidiyorum” dememe. Cehenneme git der, gibi bakışıyla karşılık verdi direten soruşuma.

“Adaleti elli kuruşa satar mı insan” diye arkamdan kükredi. Birkaç adım daha atıp durdum bir süre, devamı gelecek mi diye, içimdeki dengeyi de gözetip, sonra sertçe dönüş yapıp lafı yapıştırdım alnının tam çatına.
“Senin adaletin benden daha mı pahalı.” Bunu ben değil o söylemeliydi… Ama alan bıraktı bana.

“İyiliklerin savaşı…”

Canlı mı Doğayı Tüketir Yoksa Doğa mı Canlıyı… Lan şimdi bu da nerden çıktı, deyin… demelisiniz.
Yoksa bir denge bir adalet üzerine mi kurulmuştur. Lafı sonundan mı söylemeli yoksa pek bilemedim.

Alın size bir paradoks, açmaz, ikilem. Ha bir de dilemma da denir imiş, bu yaştan sora bunu da öğrendik, sanki diğer acemceler yetmezmiş gibi.

İlk bölümünü anlatmıştım… Gidenlerde (geçen günlerin birinde) bizim rahmetli Çirkin’in yavrusu öksüz ve yetim kaldıydı ya, dümdüz etmiş aklı kıt köyün üzerinden tır geçmiş “yastı tavuğu” gibi, üç kuruşa buraları ben satın aldım edasıyla ipini koparmış dana gibi gezen eğlence ve çevreye umarsızlığı şehirli züppeliğiyle bir bok sanan, özgürlük eziği, alt kültür boğuntusu tatilcinin biri.

İki gün anasını arayıp ağladı iniltiyle gece gündüz, bazen tatlı kabağı yapraklarının arsına karışır, bazen de eski yıkık taş duvarların kovuklarına sinip, yenice geldiği bu alemi tanımaya çalışır. Kendisine “gel lan, altın kafeste besleyeceğim seni ciğerle, yürekle” bal börek anlamında diyorum ciğeri koklatmaya çalışırken, sütün şırıltısını dinletirken.

I…ıhhh.

Üç seneden beri ne olur ne olmaz diye biriktirebildiğim, bir sır gibi koynumda sakladığım, cüzdanımın en başköşesinde kıvrım kıvrım kıvrılmış böbürlenmekten bizim garibana caka satar gibi oturup duran bir teklik yeşil yüzlük doları gösteriyorum.

Bak lan burda ne yazıyor, seni bir ömür boyu kurtarıcın olduğunu yazıyor burada…
“One hundred” dolar değil “In god we trust” ı gösteriyorum. Lan bundan daha büyük şey mi olur diye yaklaşmaya çalışıyorum. Gel lan pisi pisi…

Bi dımıh başıyla bunu da beğenmiyor, “ille anam… ille anam” diyor çirkin ve kirli rahmetlisini arıyor. “Dünyayı da versen ille kıymetlim, ille kıymetlim” diyor.
Birkaç yakalama operasyonu yapmam da başarısızlıkla sonuçlandı. Dedim ya kedi yavrusuna bile daha dönüşmemiş görüntüsüyle ve bir sıkımlık canıyla tırmık ve iğne gibi dişiyle canımı yakınca olan oldu. “Ne haltın varsa gör” özgürlüğüne terk ettim onu, çektiği tüm acılarla birlikte çıkardığı “neden varım”a yapılan bedduayı andırır iniltilere mahkum ettim onu.

Sen misin bunu yapan…

Çirkin’nin yavrusuna söylüyorum, ortalık diğer kedi ve yavrularına kaldı. Bir “oh” çekti içinden bizim öz kedi Minnak anne, Çirkin’in ve bebesinin payına düşen de benim, der gibi egemenlik kurdu yeniden bahçede.

Bu laf iyi laftır… “egemenlik kurmak”ı kastediyorum.

Hah şimdi oldu mu!… Üstüne üstlük bir avuç dolusu tavuk ciğerini önlerine boca ettiğimde, evden yükselen sesle irkildim, ürktüm, korktum.

“Hadi ne sorutuyon orada, soğanlar kavruldu getir ciğerleri atalım içine.” Ciğerli pilav yiyecektik.
Eyvah ki eyvah… elimi uzattım ulan az buz bir parçayı önlerinden kurtarsak mı, dedim içimden eyleme geçerken. İki kez tıslamaya eşlik eden tırmık hamlesi kaptırmadı vermiş olduğum rızıklarını.

“Lan hani İnsanlar, hayvanların Tanrı’sı diyorlardı ne oldu…nankör bunlar nankör.”

“Acaba biz de mi öyle yapıyoruz?...” Yoksa gözbağcılar mı kapıyor rızkımızı üstelik kendilerine minnet duydurarak ar ve namusumuza da “amentü” diyerek göz dikmelerine göz yumarak.

İki gün sonra…
“Lan o da ne?” haşır huşur yaprak oynamalarının sebebi olan incecik ayaklı, kıl kuyruklu bir nesne yaklaşıyor döktüğüm yiyeceğe doğru, korkmam mı nasıl korkmam ki… önce jargon ( çok iri meyve de yiyen bir tür sıçan” zannettim, sonra sansar yavrusu mu ki acep soruları beynimde şimşek hızıyla dolaşırken, adrenalinim zihnimin tilkilerini kırk bire çıkardı. Algı radarlarım tehdide karşı çoktan savunma mekanizmasını harekete geçirmenin refleksiyle, elimde insan yapısı “savar” sistemini görünce anladım.

İlahi…Canını mı aldıracaktın bana.

“Lan bu bizim Çirkin’in yavrusu değil mi”…yumuldu ki yiyeceklere kendi için, yaşamda ilk defa algıladığı kendinden büyük tehlikelere ve bana aldırmadan. Vay vay vay… açlıkla nefis ilelebet terbiye edilemezmiş, sınırı varmış.

Acılarla yaşanmıyor ki… der gibi yiyordu.

Sonra baktım baktım… “lan bunlar bildiğin tek taraflı tüketici hiçbir katkısı yok ki üretime, varlığa, var oluşa, doğa anaya.”
On dönüm bostan yan gel Osman!...Peh peh peh! Ye babam ye!
“Bak lan görüyon mu boşa mı beslermişiz bunca zamandır ha bire yiyecek tüketen, çevreyi kirleten, ona buna saldıran işe yaramaz bu kıytırık canlıları.”

Öyle mi…

Zihnimde canlandırdığım yaşamın orasına burasına yapıştırdım tüm canlıları, büyük bir resim çıktı ortaya. Sonra öldürdüm, yok yok bütün canlılar sonra yeniden doğdular defalarca tekrarlandı bu çevrim. Bütünün kendisi doğayı doğuruyormuş, oluşturuyormuş. Eğer böyle olmazsa doğa canlılığını yitirir yaşayamaz.
Doğa bu bütünle yaşıyormuş, yani canlıları bir bir tüketerek kendini devam ettiriyormuş. Buyurun buradan yakın…
İşte geldik en büyük paradoksa…siz düşünün, bana bir çay molası.

Aklıma bu arada başka bir şey geldi…

Öksüz ve yetim olanlara, geçen zamanların yüklediği yüklere dayanmak için daha fazla emek istiyor, güç istiyor ayağa kalkmak için. Daha fazla titriyor dizleriniz, yaşama daha hazır bulmuşluklu, hazırlıklı başlayanlara göre çok geridesiniz. Saymayayım şimdi sıra sıra coğrafya, gen, kültür vs. de eklenirse.

Yine de körün taşı denk gelir misali…
“ Lan gorüyon mu yaşam bize de güler imiş bunca meşgale, bunca kirlilik, bunca zahmet, bunca zorluktan, bunca bedenimizden götürmüşlükten sonra.”

Dağ taş dolanmaktan tırnaklar eğri büğrü olmuş, hadi git şehre de az soluklan, dediklerinde tanıdım din simsarlarını, din baronlarını ve dahi ezoterizmin en üst katta olanların iğrenç yüzlerini.

Vallahi billahi de “dağ” çok rahat imiş…dedik çoğu zaman kendi kendimize, dağda yasa da biz idik inanç ta.

Enikleri mi vız geldi tırıs gitti… az palazlanınca büyük köpek özelliği kavuşmuşlarıyla kiminin dişi kemik, kiminin ki porselen, kiminin ki de altın parçası yapılı ama ağızları salyalı, hastalıklı, ihanetleri virüs dolu, pislik dolu ama iyi laf yapıyor ağızları, geçmişlerindeki biriktirdikleriyle.”

Ebül gubül cubül…doluşmuşlar boş buldukları ortalığa. Hani şimdilerde virütik ya ortam. Her çeşit rengarenk...

Hallacı duyuyorum cemaate vaaz ediyor.
“ Sizin taptığınız ayaklarımın altındadır.” Nasıl maneviyat ki görüyor…güce ve paraya tapan toplumun, taptığı ancak Hallaci anlayışın ayaklarının altında olur.

Yeni yetmeleri de pek renkli, pek cafcaflı. Badelemeli midir, zinalı mıdır, sinkaflı mıdır…bilmem. Bir de dikleniyorlar zaman buldukça titrettikleri kuyruklarıyla. Siz, bilincinizin efendisi olarak şeyhlerinizi ya da yüceltme adına yapış yapış, vıcık vıcık olmuş beyinlerinizden çıkan istediğiniz etiketi yapıştırabilirsiniz. Bu; gerçeğe etki edecek bir şeyde değildir…bilinci ipotek altına alınmış sommambul halde dolaşan yaratıklara dönüşürsünüz ancak. O kadar kirliliğin içinde temiz, saf ve günahsız kalmak zordur. Bataklığın kiri bulaşır her bir yanınıza…hiç mi umut yok? Olmaz mı, içinde temiz cevheri barındıranlar gerçeği gördüklerinde ışıldamaya başlarlar.

Ayık fikirler ayık zihinlerden çıkar. Israrcı olursanız daha da eğer;

“Hadi lan ordan, dümbük!…dedirtirsiniz kendinize. Sahneye mi hazırlıyorlar sizi köşelerinizde, pek parlak gözüküyor yumuşatılmış cemaliniz ve geleceğiniz amma şunu bilin ki… Siz, insanlığınızı da insanlığı da kaybediyorsunuz.

İman, İslam ve itikadın bile ne olduğunu bilmezsiniz…İşiniz gücünüz, din evirgeçliği yaparak simsar ve baronlara hizmetle ihanet etmektir bu vatana, bu millete ve Atatürk’e!

Laga lugaya gerek yok…

Çok biliyorsanız, din felsefesiyle ilgili sıradan basit bir soru sorayım sulu beyinlerinize…”selamete ermekle kurtuluşa ermek” arasındaki fark var mıdır?
“Ha!...”
“Ha ya…ağzını kapat.” Git kimine, istersen bir bilenine sorarsan sor “yok” derler.
“Nah yok! Sizin bildiğiniz batsın…”

Neyse biraz öfkeliyim ya…çay içtim sakinleştim.

Hizmet sevdiğine yapılır, sevap ya da iyilik adına değil saflık adına sevgi adına.… günyüzü gördüğü günler ne çabuk bitermiş aykırı insanın, kenardaki insanın, sayılı olurmuş iyisi daha çok çekeceği olanın.
Baş başa kahvaltı pek tatlı olurdu, insan olduğumuz söyleşimizi defalarca tekrar ederdik her yudum çayımızda yeniden dirilirdik ve şükran duyardık vatana ve kahramanlar yetiştirmiş bu millete.

“Hadi kalk sultanım kahvaltı hazır…” bir iki üç “tık” yok. Alna giden el üşüdü… yaşamdan vazgeçmişliğin üşümüşlüğünü çok gördü ya defalarca, o yüzden pek tanıdık ama bu sefer donuk hem de çok donuk, ellerim üşüdü, kaderim üşüdü, gönlüm üşüdü, ruhum üşüdü.

İnancım üşüdü…

Kendi yaşamını da üzerinden çıkarıp atmak istedi o anda o duyguda bir an tereddüt etmeden.
Ölmüş…

“Lan bizde ki şu kadere bak!..” Yaşayan ölüye döndük ya da ölmüş yaşayana döndük.
Ne çok yok olduk ne çok yok edildik bu yaşamda, bu vatanda.

Bitti mi…buraya kadar mıydı herşey?
Uyanacağız…ve farkına varacağız.

Ağzında, dudağının sağ tarafının hemen başladığı yerde uzunca beklemiş, uzamış eğrilmiş küllerinden belli, uzun Samsun sigarası ha söndü ha sönecek. Boynundan aşağı düşen kül parçalarıyla harekete geçen eli paketine gidip ağzındakıyle bir başkasını tutuşturdu. Yere baktım ayaklarının dibi izmarit dolu ya bir saat ya da az geçer bir vakittir kendini izliyordum. Bir titreyen elindeki tuttuğu kağıda bakıyor bir de yayın yapılan ekrana. Aha şimdi kriz geçirdi geçirecek, derken elindeki kağıdı bir küfürle, bir hışımla buluşturup, buruşturup izmaritlerin yanına fırlatıyor.
Birlikte dışarı çıkıyoruz kaldırım taşına çöküp kalmışız umutlarımız soğuk, yalnız ve karanlık, suskunluğumuzu, sadece atlara ve jokeylere dizdiğimiz sövgüler bozuyor. Az sonra Mustafa’nın karaltısı yanaşıyor gazete kağıdına sarılmış tomarlaşmış nesneyi elinde tutuyor, önce şarap şişesi zannediyoruz. Küfürle karışık soruyoruz…

“O da ney Lan?” sorumuza, sırıtıyor sağlam kalmış birkaç dişin dekorize ettiği ağzının hemen üstünde yılların emeği, birikimi kehribar renkli bıyığının altından kıs kıs gülüyor.

“Vurduk oluuumm voleyi.” Bir parça beyaz peynir, sucuk, az biraz kavurma ve bir miktar zeytin. Eli hemen ceketinin koyun cebine gidiyor ışıldayan boynu gözüktü, birinci gelmiş tay gibi. Kaldırıma gazeteden bir yaygı…toplum mu kural mı yasa mı varlık mı peh! Gözümüz hiçbir şeyi görmüyor.

“Vur dünyanın dibine” diyoruz kahkahalarla.

Gerçekte yaşayan kim biliyor musunuz… hissedilebilir olanı soruyorum “doğa.” Ama biz de, katıldığımız bütünün parçası olarak varlığımızı sonsuza dek sürdüreceğiz.

İyilikler ne olur savaşmayın. Üç buçukta olur… dörtte. Adaletin değeri kendindedir.

Korkmayın…bilinçte gelecek bizimle.

Kötülükler mi… onlar adına susuyorum.

Beğen

Erlik Aldacı
Kayıt Tarihi:24 Eylül 2020 Perşembe 21:42:28

BEŞI BIR YERDE YAZISI'NA YORUM YAP
"Beşi Bir Yerde" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR
Onur BİLGE
2 Kasım 2020 Pazartesi 12:02:17
"KİMBİLİR! Belki yarın dünden güzel olacak. Özlenen mutluluğu belki yarın bulacak. İnsanlar insancıklar... Hepsi yaşam derdinde..." derdi Füsun Önal. "İnsanlar insancıklar... Binlerce yüz binlerce..." "İnsan var, insancık var!" derdi annem.

Teşekkürler... Sevgiler.... :)

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Erlik Aldacı Yazının sahibi 2 Kasım 2020 Pazartesi 12:16:10
İnsan hep aynı düzeyde kalmıyor iniş ve çıkışlar yaşıyor, yaşamılı mı...evet yaşamalı. Lakin bu inişler bile çıkışın bir parçası olmalı ki yükselebilsin, insan olsun. Aksi halde insan, altlaşır, aşağılaşır, bayağılaşır.

İnsancık olur...arifler bunu çoktan farketmiş olmalılar.

Annenize hürmetlerimle
n.asım
28 Eylül 2020 Pazartesi 13:09:09
özlemişiz Abim seni okumayı,,sanki her yazın otacı, sarıyor bir yarayı,,,
bir ateş yakıyor,bir şaman ruhları çağırıyor,,,
hamd,şükür-selamet-emanet üzerine, bir yağmur çiseliyor,,,sonra susuyor,
susuyoruz,,,
hep hürmetle,,,

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Erlik Aldacı Yazının sahibi 28 Eylül 2020 Pazartesi 13:48:50
Ah güzel abim, burda olduğuna nasıl sevindim bilemezsin. Yürek dolusu sevgiler selamlar.
neneh.
26 Eylül 2020 Cumartesi 17:42:56
Muhteşem!..Gerçekten başını bilmeden hep dibine vuruyoruz dünyanın...Hayatın gerçekleri raks ediyor adeta..Biz her zaman bu filmi izliyoruz topluca..Saygıyla..

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Erlik Aldacı Yazının sahibi 26 Eylül 2020 Cumartesi 18:47:07
Efendim...varlık ne olduğunun farkına varmadan gideceği her yol sıkıntılıdır. Farkındalıkla girdiği her yol mübahtır...akar sonunda ummanı bulur.

Yine yüreklendirdiniz beni sağ olun var olun. Saygı bizden...
himmet aygüt
25 Eylül 2020 Cuma 23:22:00
köfte.
köpeğim.
tavukları korusun diye kümesin yanında bağlı.
kapıyı açıp birini yemişti geçenler.
dün ikisini daha, ki onlardan biri geçen dediğimde ayağımı parçalama adına
ağzından zor kurtardığım, yiğit, tüysüz, kanatsızım benim:( ne diye delikanlılık yaptın, katilin meyli bunca aşikarken hem:(

doğa dediniz ya, ilişki aslında bu biçimde, katilimizi seviyoruz bir biçimde.

eyvallah.

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Erlik Aldacı Yazının sahibi 26 Eylül 2020 Cumartesi 00:02:36
Bir tür oyalanacağız, oyalanırken biz mi yoksa oyalayan mı gerçek pek anlayamıyoruz...kedi köpek belki de en iyisi bir kuytu bulup küfretmek.
Teşekkur ederim ziyaretiniz için. Huzurlu geceler.
Erlik Aldacı Yazının sahibi
25 Eylül 2020 Cuma 19:46:21

Yanlış yere yazıldı...

Kimbilir tarafından 9/25/2020 8:00:58 PM zamanında düzenlenmiştir.

Kimbilir tarafından 9/25/2020 8:02:24 PM zamanında düzenlenmiştir.

Cevap Yaz
Bir Dünyevî
25 Eylül 2020 Cuma 18:55:53
Herkesin ilgisini her kelime çekemez ya, sordum heman Türk nedir, senin biladerden bahsetmiyom, bir gülme.. Türden gelip sonuna bir- k almış, Göktürklerden olabilir, neden olmasın. Türk'ün çevresi diye bir yazı yazdım ama ...

evet söyle: kurtuluş mu, selamet mi... sallasam yüzde 50 dedim. düşünsene... yıllardır selametle denir artık söze kültür olmuştur... tamam ozaman -ş harfi çok kurtuluşta da, -ş harfini severim..güçlü sestir. ne kıvırıp duruyon dünyevi: elbette, kurtuluş..

oysa selametle yolundu tüylerimiz..

diğer yanda evet, hayvanlara uzaktım, köpeklerden korkumu.... , yine karanlığın ortası pat diye hırlasa önce ödüm kopar, sonra sen mi köpeksin yoksa ben mi diye ısırırım köpeği, öyle derler ya; insan köpeği ısırınca haber olur diye..

eh be dünyevi... çevremiz sarılmış, kalmamış hani nerde kurtarıcı, bekleniyor... yani çevresini anlatmaya ve düştüğü uçurumu anlatılamıyor..

hep bir derken biri tek deyince mi bozulurdu büyü. evet belki de öyle.. benim birliğimi tek diyerek bozma. ben senin tekliğini birlik diyerek bozuyor muyum diye söylenirdi..

insan bir yerde tükenir, oysa tür ve cinsin tükenmemesi lazım. cins tükendi mi, bu tükenişin dirilişini yeni çağa kim söyletebilir.. dahiler.. çıkmayınca bu çağda bir dahi...

kenara mı çekil, belki de öyle..

çirkin'in verdiği güzelliği anlatamaz ki insan..

bakıyorum şöyle ne diyor bunlar diyorum, bakıyorum kendime ben ne diyorum diyorum..
kimse bir şey demedi aslında. saf kalmaktı tek kurtuluşu..

çay ve kahve artık iyice yordu kızılcık şerbeti olsa bu ara daha iyi, veya pekmez katılmış bir bardak ılık su...

sağlıkla
en sevdiğinize emanet üstadım.

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Erlik Aldacı Yazının sahibi 25 Eylül 2020 Cuma 19:49:51
Bir Türk'ün ortalama kaderi nedir nitelikli bir yaşam olarak? Sanırım sıfıra yakın...ekonomik, sosyolojik ve kültürel olarak hiç bir zaman olması gereken yerde olamadık. Rahat değil yaşamlarının ve bunları görmeyelim, diye birbirimize düşürmekteler.

Yine aynı noktaya geliyor halk için canlarını bile ortaya koyanların önündeki en büyük engel yine halkın kendisidir.
Gerçekten benim aklımın almadığı birsey var. "Sen insansın, bireysin"diyen Atatürk'e "hayır" diyerek köleliği tercih etmek nasıl bir beyin işleyişidir. Gerçekten anlayamıyorum...zihnim duruyor. İşte böyle bir insan topluluğunun olduğu yerde yaşamak, yaşamak zorunda kalmak ta bizim cezamız olsa gerek.

Hürmet ederim güzel abim...

Okuduğunuz yorum yazar tarafından etkili yorum olarak seçilmiştir.
black_sky
24 Eylül 2020 Perşembe 22:01:45
Üstad ben sert bir kahve hazırlayıp kendime sonra bir sindirme durumuna geçiyorum...
Yine aldın göturdün, gezindi ruhum türlü türlü sekle girdi...
Çirkin geldi gözümün önüne fena oldu içim yine...silkelendim, sarsıldım yaaa.
Dedim pazarlığı yok bu işin...
Az biraz daha kahve iç sen..
Yine gelmek şart..
Saygı ve selamlar olsun

3 cevap yazılmış Cevap Yaz


Erlik Aldacı Yazının sahibi 24 Eylül 2020 Perşembe 22:33:00
İnsan belli bir zaman sonra dışa kapatıyor kendini, edindiği bilgileri içinde tartışıyor. Bazen yenik düşüyor hala dıştan gelen etkilere, sebebi duyu alanlarında eksilme gibi geliyor. İşte o zaman zihin çok acı çekiyor, çöküyor yaşamı anlamış olmanın anlamı bir başkaları için anlam ifade etmiyor.

Susuyor...yine susuyor.

Öyle güzel düşünüyorsun ki inan bu ağırlaşmış, kasvetli, umutsuz toplumdan kurtulup nefes alıyorum.

Yaz hep yaz...
"Hürmetler güzel ADAM"
black_sky 24 Eylül 2020 Perşembe 22:43:26
Güzel düşünen güzel görür derler ya...
Içe kapanmak acı verici ama acı çekmenin bazen huzuru basıyor uzerime..
Güzel yazılar yazan, güzel bakan, güzel düşünen guzel insanlar çıkıyor karsısına insanın...neredeyse acı çektiğine seviniyor işte...
Sen hep yaz üstad...
Biz güzel ADAM nasıl olunur sizden öğrendik, sizin gibilerden.. eksik olmayın dilerim hiç..
Saygı ve hürmetler benden
Bir Dünyevî 25 Eylül 2020 Cuma 01:14:12
bir ugh diyeyim sadece.. sonra okurum..
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.