Kumsal
0 şiiri ve 4 yazısı kayıtlı Takip Et

Son kış ( yok oluş ) - 2



SON KIŞ ( YOK OLUŞ ) - 2

Onu tanıyan herkes merak ediyordu. Ne olmuştu birden bire bu adama? Nasıl olur da bir insan bu kadar kısa sürede bu kadar değişebilirdi. Şaşılacak şeydi doğrusu. Yakın dostlarından biri "-Artık onu tanıdığımı bile sanmıyorum. Karanlık bir adama dönüştü. Yakında insan öldürdüğünü duyarsam şaşırmam!" demişti arkadaşını soran bir kaç ortak tanıdığa. Hepsi derin bir iç çekmiş ve üzülmüşlerdi.

Tekrar saatine ardından girişe ve sonra ormana çevirdi bakışlarını. Çayı bitmişti. Boş bardağın soğukluğu dudağını yaktı. Elini yakacak kadar sıcaktı oysa az önce. Ne kadar da insanlara benziyordu. Değerli ne varsa çabucak tüketiyorduk. Nihayetinde geride bir yığın kül, bir kaç kırık hatıra kalıyordu. Yaşanan onca güzel şey, sanki kar tanesiymiş gibi eriyor, havada uçuşan toz zerrecikleri misali dağılıyorlardı. Bir zaman sonra ne olduğunu bile hatırlamakta zorlanıyorduk.

Hatırlamak, ne kadar ağır ve ne kadar duygusal bir kelimeydi. İçinde tükenmeyi saklıyordu. Ayrılığın koluna girmişti. Unutmakla ahbaptı. Unutmak istemiyordu adam. Gözleri doldu. Kaybetmekten geçmişti artık. Unutmak, unutulmak çok korkutuyordu onu. Unutulmak ! İnsanın yaşarken ölmesi gibiydi bu şey! Bir anda gözden kaybolmak gibi. Bir anda yok olmak !

Parmaklarını gözlerinin altında gezdirdi. Yanağındaki yaşları olabildiğince silmeye çalıştı. Orman’a diktiği bakışları orada bir şey görmek istediği için değildi belli ki. Ağladığını kimse görmesin istiyordu. Etrafta pek kimse yoktu. Zaten yılın bu vakitleri pek kimse çay bahçesinin açık kısmında oturmazdı. Kapalı alanın cam kenarına kurulan 6 masada oturanlar ara sıra kaçamak bakışlarla süzüyorlardı dışarıda tek başına oturan garip adamı. Garson, cam kapının hemen arkasında anlamaya çalışarak kaç dakikadır izliyordu. Hareketlendiğini sezdiği an kapı tokmağına uzanıyor. Adamın kendinden tarafa hiç bakmadığını görünce açmaktan vazgeçiyor. Yeniden ellerini sırtında birleştiriyordu. Garip bir cazibesi vardı dışarıdaki adamın. Çay bahçesindeki diğer herkes gibi garson da farkında olmadan etkilenmişti.

"-Ne garip insanlar var" , dedi içinden. "-Kim bilir ne derdi, ne tasası var!"

...

Zaman hızla akıyordu. Mekan işletmecisi garsona yan gözlerle bakıyordu artık. Dışarıdaki tuhaf adama kapatıyoruz deme zamanı gelmişti. Belli belirsiz öfkeli bir sesle, "-Haydi aslanım, hesabı istede artık eve gidelim. İşimiz gücümüz var. bundan sonrasını meyhane de geçirebilir. Bilirim bu tip insanları, iki tek attılar mı kendilerini kral sanırlar. Kesin tek derdi borsada kaybettiği üç liradır." Garson şöyle bir göz attı patrona. "-Çok bilmiş." dedi kendi kendine. Usul adımlarla kapıya yaklaştı. Açtı ve dışarı çıktı. İçerinin sıcaklığı ile dışarıdaki iyiden iyiye kendini hissettiren soğuğun tesiriyle bir titreme yayıldı vücuduna. Şok etkisi yapmıştı. Hızlanarak doğru adamın yanına yürüdü.

"-Af edersiniz! Çay bahçesini kapatmak üzeriyiz. Başka bir arzunuz var mıydı?"

Başka bir Arzu, bu dünyaya gelmiş miydi? Bir an gözlerinde beliren şaşkınlıkla garsona döndü adam. Dalgındı. "-Arzu?"
Garson anlamadığını düşünerek;
"-Bir şey ister misiniz, mekanı kapatıyoruz, Bayım!" diye tekrarladı.

Saatine baktı adam, sonra masada bir şey arandı, girişe göz attı, sonra kapalı bölmeye. Sanki bir şey arıyordu. Sandalyesinden usulca doğruldu. Cüzdanını çıkardı. "-Hesabı alabilir miyim?"

Garson hazırladığı adisyonu adam uzattı. Adam bir müddet rakamlara baktı. Ne kadar çok şey ısmarlamıştı. Kaç saattir buradaydı. Neredeyse hatırlamıyordu. Kağıda o kadar uzun baktı ki garson ya parası olmadığı için rakama şaşırdığını ya da okuma yazması yoktur diye düşündü. Öyle insanların da uğrak yeriydi burası. Kimi zaman sadece saatlerce oturup bir şey ısmarlamadan kalkan insanlar olurdu. Bu adam en garip davrananlardan biriydi. Sürekli bir şeyler ısmarlamıştı. Umarım parası vardır, diye içinden geçirdi. Şu sıralar en son istediği şey bir tatsızlık çıkmasıydı. İşini seviyordu ama burada çalışmaktan epeyce sıkılmıştı. Bazen işletmenin atmosferi mezarlığı andırıyordu. Neden bu kadar güzel manzaralı bir yerin kabristana benzediğini anlamıyordu. Adı Kabir Cafe olsa tam tanımlanmış olacaktı. Adama baktı yeniden.

Adam bu sırada cüzdanından banknotları çıkarıp saymıştı. Yavaş hareketlerle adisyonun arasına koydu. Garsona baktı. Başını önüne eğdi. "-Üstü sen de kalsın, sağ ol!" dedi ve ağır adımlarla çıkışa doğru yol almaya başladı. Garson yerinden ayrılmadan ses tonuna hayran olduğu adamı izledi. Öylece yürüyüp gidecek miydi? Sormayı geçirdi aklından neden sonra sormanın mantıklı bir hareket olmayacağını düşündü. Zaten bugün yeterince şey yaşamış, sıkılmıştı. Kendi kendine "-Boş ver!" diyerek içeri gitmek için arkasını döndü ve koşar adım kapıya yöneldi.

İşletmeci yine en bezgin hallerinden birini yüzüne yapıştırmış;
"-Nihayet" diye iç çekiyordu. "-Allah’ım sen bana sabır ver! Oğlum bir hesabı almak bu kadar mı zor. Kaç dakika oldu. Haydi mutfağı ayarlayın çıkalım. Ahmet işin uzun sürer mi senin daha?"

Kasaya doğru yürürken koltuğuna iyice yerleşmiş et torbasına baktı. Bu haliyle bir yığın eti bir çuvala doldurmuşlar kemerle de taşmasını önlemeye çalışmışlar ama başaramamışlar gibi duruyordu. Genelde çocuklarda sevimli durduğundan hoşuna giden tombul yanaklar bu adam söz konusu olunca ismini hatırlayamadığı bir köpeği andırıyordu. Bıkmıştı ona hizmet etmekten. Bir an önce bitse de şu işler adama yetişsem diye iç çekti.

İçerden derin ve boğuk bir ses geldi;
"-Bitti bile, patron! Geliyorum."

Oradan ayrılmak istemiyormuş gibi ağır adımlarla yaprakları hafifçe ayağıyla sağa sola iterek ilerliyordu adam. "-Bitti bile" diye tekrarladı kısık sesle. Kapıya iyice yaklaşmış olmasına rağmen içeriden gelen sesleri duymuştu. "-Bu kadar zor muydu?" gerçekten. Bu kadar zorlaşması gerekiyor muydu? Nasılda bir anda her şey arap saçına dönmüştü. Hiç anlam veremiyordu doğrusu. Başından beri bir terslik olabilir miydi? Neyi kaçırıyordu. Tekrar tekrar üstünden geçiyordu o günleri. Ne kadar vakit geçtiğinden bile emin değildi. Çok yıkıldığını, yıldığını biliyordu. Aldığı ilaçlar etkisiz kalıyordu. Günlerdir belki aylardır adam akıllı uyumamış, hep düşünmüştü. Neden? neyi kaçırıyordu. Ama bir tek anlığına dahi bir işaret bulmakta zorlanıyordu. Demir korkuluklu kapının soğuk demirinden tuttu ve itekleyerek açtı. Adımını dışarı doğru uzatırken gözlerinden bir kaç damla daha süzüldü. Sonra arkasına baktı.

Belki de işletmeci haklıydı. Bir meyhane bulsa iyi olacaktı. Güzel müzikleri olmasa da olurdu. Zaten güzel olan ne kalmıştı ki hayatında. Bir anda hepsine her şeye yabancı olmuştu. Her şey griye dönmüştü. Bu mevsimde böyle olurdu gerçi. Ama yine de ara sıra yangın sarısı oluyordu etrafı. Bu mevsimde hep bulutlu ve yağışlı olurdu, bunu zaten biliyordu. Bu kez farklı bir flu manzarada yaşıyor ayrı bir grilik çöküyordu şehrin üstüne. Bana öyle geliyor olmalı diye düşündü. Bugün mevsim normalleri etkisiz kalmış, gözlerine değen her şey yangın kırmızısına dönüşmüştü. Ruhunun kavrulduğunu düşünüyordu, gözlerinin, düşüncelerinin yandığını. Ağlamaya takati kalmamıştı.

İki tarafı ağaçlarla çevrili yolu yürüdü. Ağaçlar duvar gibi yan yana dikilmişti. Bir aralıktan otoparka girdi. Arabasının yanında başka bir araba gördü. İlk geldiğinde parkın o bölümünde araç olmadığını hatırladı. Önemsemedi. Yeniden bakışlarını ıslak zeminde suyu hafifçe dalgalandıran adımlarına indirdi. Sonra omuzundaki ıslaklığı fark etti. Yağmurun altında öylece oturmuştu. Ne kadar süredir yağdığını bile hatırlamıyordu. Buraya geldiği zamandan bu yana ağlamıştı. Bulutun kendine eşlik etmesi içini burktu. Oysa yağmurda ıslanmak şairlerin ne kadar çok sevdiği bir şeydi. Bir de böyle bakmalıydılar olaylara. İnsanların ne kadar farklı bakış açılarına sahip olduklarını düşündü. Bir ürperti dağıldı vücuduna. Üşümüş de olabilirdi. Hasta olmayı hiç umursamıyordu. Yine de onca şeyin arasında bir de bununla uğraşamazdı. Bir an önce arabaya binip klimayı çalıştırsa iyi olacaktı. Eve geçip üstünü de değiştirmeye ardından meyhanenin yolunu tutmaya karar verdi. Bir an sonra eve geçerken bir şeyler alabilirim dedi. Arabaya yaklaştı, başını kaldırmadan ceketinin cebinden anahtarı çıkardı. Tam kapıyı açtığı sırada karşısında birinin olduğunu fark etti. Arabasının öbür tarafında bir baş ve omuz görmüştü sanki. Bir anda ürpererek geriye doğru sıçradı. Gölgesini seçebildiği kişiyi şimdi daha iyi görüyordu. Saçlarını topuz yapmış bir kadın, boş ve durağan gözlerle gözlerini ona dikmiş öylece bakıyordu. Gözlerindeki yaşlardan kim olduğunu seçmesine imkan yoktu. Niçin böyle yapmıştı. Ne zaman oraya gelmişti. Sağına soluna bakındı adam sonra bakışlarını esrarengiz kadına çevirdi.

Bir süre öylece donakaldılar. İkisinde de yaşam belirtisi kalmamıştı. Göğüs hareketleri dışında hareket eden her hangi bir şey yoktu. Karşı karşıya konmuş korkuluk gibi ayakta duruyorlardı. Gözlerini iyice açmasına rağmen kadını tam olarak seçememişti. Ancak belli belirsiz bu silueti hatırlıyordu. Bu yüzü, saç stilini bir yerden biliyordu. Gözlerini ovuşturdu.

Arabanın önüne doğru yürümeye başlayan kadına profilden bakıyordu. Peki şimdi ne olacaktı? Ne yapmaya çalışıyordu bu kadın. Belki de yeni park etmişti aracını işletmeye gidecekti. Adam kapıya uzandı. Kendine doğru çekti. Tam kapıyı açtığı sırada kadının kolundan tuttuğunu fark etti. Bakışlarını yeniden kadına çevirdi.

Kimdi bu kadın ve ne istiyordu?

Devam edecek!

Beğen

Kumsal
Kayıt Tarihi:1 Ağustos 2020 Cumartesi 03:09:58

SON KIŞ ( YOK OLUŞ ) - 2 YAZISI'NA YORUM YAP
"SON KIŞ ( YOK OLUŞ ) - 2" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR
Nar-ı Çiçek
2 Ağustos 2020 Pazar 19:04:41

Evet kesinlikle devamı gelmeli...


Son kış, yok oluşun birincisinide okumam gerektiğini düşündüm yazının sonunda. Ikincisinden başladım ama ardından birinciyi de okuyunca toparlayacağım bendeki izlenimleri.

Kaleminiz ustaca,
detay ve anlatım gerçektende sürükleyici. Bir kitap olarak başlasam merakla çevirirdim sonraki sayfayı. Seviyorum bu tür beni içine alıp kendi dünyasında sürükleyen yazıları ve kalemleri.

Çok başarılı.

Başarılarınızın devamını diler vaktim el verdikçe sizi okuyacağımı belirtmek isterim.

Allaha emanet olasınızdeğerli kalem iyi bayramlar diliyorum.

Cevap Yaz
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.