direniş
1466 şiiri ve 139 yazısı kayıtlı Takip Et

Amine öğretmen (1)



AMİNE ÖĞRETMEN (1)


Kasım ay’ında başlayan soğuklar, kış’ın çetin geçeceğinin habercisiydi. Sonbaharın yağmurlu esintileri geceye ayazlarını bırakırken evlerde sobaların bacaları tütmeye başlamıştı. Yavaştan yavaştan soğuklar geceye düşüyor, kış uykusuna yatan ağaçların dalları çırılçıplak kalmıştı sonbaharın bitimine doğru. Sararan yapraklar rüzgarın bir tık esintisiyle koparak meçhullere yol alıp gitmişlerdi. Gelecek bahara yeniden yeşillenmesine bırakacaktı kuru dalları... Kış hazırlığı erken başlamıştı şehirde. Yediveren güllerin yeşil kalmış yapraklarına kırağılar düşmeye başlamıştı her sabah. İşlerine gidenlerin yazdan kalma ince giysilerini gardolaplarının bir köşesine bırakmışlar, tenlerini sıcak tutacak kalın giysilerini giyinmeye başlamışlardı. Sabahın erken saatlerine işine gidenlerin başlarında bere, boyunlarında kaşkol, sırtlarında kışlık ceket, manto giyenlere doluydu caddeler. Yürürken ağızlarından çıkan buharlar uçuşarak gökyüzüne yükseliyordu. Akşamları evi biraz ısıtmadan çay, kahve içmek keyifli olmuyordu. Sobaya atılan bir kaç çam odunla, sobanın üstünde demlenen çayın içimi de insana haz veriyor, bal damlayan ağızlar gece yarılarına kadar derin sohbetleri sürüyordu...

Göçmen kuşlardan leylaklar, kırlangıçlar bile soğuklara kalmamak için çoktan yuvalarını insanlara emanet ederek sıcak ülkelere göç etmişlerdi gelecek bahara dönüş yapacaklarına dair sözlerini vererek. Şehirde fazla leylak yoktu ama kırlangıçlar hayli çoktu. Gidenler, cemrelerin ardından yuvalarına geri dönüyorlardı göç yollarında başlarına acı bir olay gelmedikçe. Şehir halkı onları, onlarda şehir halkını çok sevmişlerdi. Merhamet, sevgi, şefkatin çok olduğu şehir insanlarını göçler haricinde onları yalnız bırakmayışları mutlu, huzurlu ve güvende olduklarını gösteriyordu.

İş yoğunluğu onu çok yormuştu perşembe günü. Bazı tembel öğrencilerine tarih dersinde konusunu anlattığı Çanakkale zaferini ana hatlarının özünü kısa kısa anlatımından bir şeyler anlamadıklarını söyleyen üç öğrencisi için dersini tekrardan otuz sekiz kişilik sınıfa tam tamına beş kez anlatmıştı. Buna rağmen hâlâ anlamadıklarını söyledikleyen aynı üç öğrencisine hem üzülmüş, hem de kızmıştı. Üzüntüsü; kendisinin anlatımında bir eksiklik olup olmadığına dair kafasında bir ünlem ve soru işareti belirleniyordu. Kızgınlığı ise; anlamadıklarını söyleyen öğrencilerin haylazlıklarını bildiği için, onların anlamamazlık numarasına mı yattıkları sorusu aklına takılıyordu.

O üç öğrencisini tahtaya kaldırarak:

-- Çocuklar, bakın kaç kez anlattım ama siz hâlâ anlamadığınızı tekrarlıyorsunuz! Sakın benimle dalga geçmeyin? derken gözlerini belirterek çocukların gözlerinin içine sinirli sinirli bakıyordu Amine öğretmen.

Oldukça kısa boylu, sınıfın yaramaz afacanı olarak bilinen Çetin, elleri namazda kıyama durur gibi elleri önünde bağlı, süklüm büklüm sıkılarak Amine hocasına:

-- Gözlerim önüme aksın, Allah şuracıkta bizi çarpsın; vallahi anlamadık hocam! Siz yanlış anlıyorsunuz bizi. Hakkımızda ki düşüncenizde haklısınız. Sınıfın en haylaz çocukları olarak adımız sınıfın tarihine yazılmış bi kerem. Yeminle size ders konusunda ne şaka yaparız, ne de saygısızlık. Bazılarının iyi anladığı, hiç anlamadığı dersler oluyor. Galiba bizimkisi de böyle bi şey hocam?

-- Tamam veletler! Emin oldum şimdi.Size ben boş ders saatlerii ayarlayıp özel ders vereceğim ve benim dersimden mutlaka geçeceksiniz! Kalmanıza gönlüm razı olmaz Çetin. Ne olur, sizde azıcık gayret edin. Ben hep yanınızda olacağım, derken yüzündeki olumsuz ifadeler gitmişti Amine öğretmenin...

Sınıftaki yorgunluğu bir nebze hafiflemiş, kendini dinlenmiş hissetmişti çocukların ciddi tavırları karşısında. Anlıyordu ki; onlara daha çok emek verecek, verdiği emeğe de değecek düşüncesindeydi. O gün dersleri talebeleri ile dersler konusunu uzun uzun konularak ders saatini bitirmişti. Okul çıkışında çok sevdiği kitapçı arkadaşı Yasemin’e uğramış, onunla yeni gelen kitaplar hakkında bilgi almış, içilen çayların keyfinde sohbetler etmişlerdi. Amine öğretmen, Necdet Sevinç yazarın kitaplarını çok severdi. Neredeyse yayınlanan tüm kitaplarını almış ve öğrencilerine de tavsiye ederdi. En son yayınlanan ’’İstiklâlin Bedeli’’ adındaki romanını sormuştu Yasemin’e. ’’Henüz gelmediğini, iki hafta içinde geleceğini’’ söylemişti Yasemin’de. Amine, Yasemin’le olan sıkı dostluğu lise yıllarından geliyordu. İkisi de aynı anda liseye başlamışlar ve aynı sınıfta, aynı sırada oturmuşlardı. Aynı mahallede olmamalarına rağmen, birbirlerine sık sık giderlerdi. Annelerinden müsaade aldıklarında birbirlerine yatıya kaldıkları olurdu. Özellikle hafta sonları. Özel hayatlarındaki sırlarını yalnızca Züleyha ile Yasemin bilirdi. O kadar içten candan üç arkadaş olmuşlardı ki; yaşadıklarını kendilerinden başka diğer arkadaşları ile paylaşmazlardı. O denli cancağızdılar birbirleriyle. Sırlarını kimse açmazlardı

Bazı ailevi nedenlere Yasemin, liseyi bitirdikten sonra üniversiteye gitmeyi çok istese de gidememişti. O da çok sevdiği sahafçılık mesleğini şehrinde hizmet etme düşüncesini babasına aktardığında, babası da ona ’’Ülkü Kitabevi’’ işletmesini açmıştı şehrin en işlek yeri Atatürk caddesinde. O artık kitap ve kırtasiye işi yapıyordu. Amine ise; İstanbul Üniversitesi, Dil ve tarih bölümünü kazanmıştı. Çok sevdiği tarih bölümünü tercih etmişti. Yasemin şehirde, Amine’de İstanbul’da dört yıl ayrı kalmışlardı. Sürekli telefonlaşarak, mektuplaşarak hasretliklerini dindiriyorlardı.. Okul tatillerinde doyasıya birlikte zamanın tadını çıkarıyorlardı. Okulu bitirdiğinde, Konya Cumhuriyet lisesine öğretmenliğinin ilk iki yılı mecburi hizmet olarak tayini çıkmış, iki yıllık görevi orada sona erdiğinde kendi isteği ile şehrine geri dönmüştü. Bir daha da başka bir şehire tayini çıkmamış, şehrinde öğretmenliğini seve seve devam ettiriyordu. Öğrencilerine, velilere, öğretmen arkadaşlarına kendini sevdirmesini bilmişti. Sosyal yönü kuvvetli ve faaldı.

Amine, günün yorgunluğu ve sıkıntısı ile evin kapısından içeri kendini zor atabildi. Elindeki çantasını fırlatıp attı koltuğun üzerine. Yatak odasına geçerek günlük giysileri çıkarıp pijamalarını takıştırdı aceleyle. Mutfağa daldı bir şeyler atıştırmak istedi. Ocaktaki tencerenin kapağını şöyle bir kaldırdı, dudak bükerek kapağı kapadı. Karnı açtı ama ne yiyeceğini kestiremedi. ’’ Ammaaann! zaten yorgunum. Kanepeye bir iki saat uzanayım bari!’’ diye geçirdi içinden. Mutfaktan çıkarak bahar çiçekleri gibi süslü kanepeye fırlatıp attı yorgun bedenini...

Devam edecek!

Zafer Direniş
...

Karabulut

Beğen

direniş
Kayıt Tarihi:21 Haziran 2020 Pazar 01:08:16

AMİNE ÖĞRETMEN (1) YAZISI'NA YORUM YAP
"AMİNE ÖĞRETMEN (1)" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR
Aygün Deniz
21 Haziran 2020 Pazar 10:47:47
Güzel di Yüreğinize sağlık. Saygılar.

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


direniş Yazının sahibi 21 Haziran 2020 Pazar 11:11:34
Tişikir ederim size :)
Kızılelmalım
21 Haziran 2020 Pazar 06:58:02
Beğeniyle okudum devamını bekliyorum kalemine yüreğine sağlık...

Cevap Yaz
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.