Konsantre Karanlık Madde
44 şiiri ve 78 yazısı kayıtlı Takip Et

Tatula




Öğreteceklerin hiç bitmeyecek olsa da, senden öğrenilecek şeylerin yanı sıra, benim için bir öğretmenden daha çok Abisin, Abimsin. Şu ülkedeki öğretmenlerin 20 tanesinden bir tanesi, ağaçların ruhlarını, ormanın ruhunu görebilen, toprağın ve havanın sesini duyabilen öğretmenler olsa idi, bugün daha elit bir şeyleri eleştiriyor olma fırsatına sahip olabilirdik sohbetlerimizde. Gösterdiğin açılar, uçta bucakta kalmış ama kaldıkça da daha da değerlenmiş bir bakışa dikkatimi çektiğin için sonsuz teşekkürler. Bu yazılanlar, Mehmet Abim’e ithaf olur.

*

- Epifiz bezi çok kişisel bir şey.

+Hahahahhahahahahahha!

***

Bir anahtar, birden fazla kapı açabilir, gel gelelim ki o kapı açılana kadar arkasında ne var pek de bilemeyiz. Termodinamikte yasa haline gelmiş olan dönüşüm, insanlık tarihinden çok çok eski bir yasadır esasında. Zihin de dönüşebilen bir olgudur, haliyle. İnsan psişesi sadece üç tema ile formüle edilemez. Psişede, bir bedende varolmadan önce de var olabilen. Konvansiyonelden de konvansiyonel bir şeyler vardır... Kimlik yokken orada olan bir şeyler. Anayı, babayı ve tüm ataları aşan bir şeyler... Jung bunu tanımladığı zamanlarda ’bilinçaltı’ ve ’bilinçdışı’ gibi terimler kullanırken, bir kaç bin yıllık Şaman geleneklerinde üç tip dünya görürüz. Alt dünya, orta dünya ve üst dünya. Alt dünya daha hayvani durumlarımızla bir benzeme gösterirken, orta dünya ise içinde olduğumuz düzleme bir atıftır. Eh, haliyle id, saf alt ve orta dünya ile alakalı bir kavramken; ego ve süperego ise saf orta dünya ile alakalı bir kavramdır. Üst dünyaya değinecek olursak da bu mevcut algılarımızla algılayamadığımız ancak ölüm ya da kimi anahtarlar sayesinde algılayabildiğimiz bir dünyaya atıftır; Tibet’te Bardo, Okültizm’de Astral düzlem, Gnostizm’de Pleroma ve bana göre en çarpıtılmış hali ile anlatılan, İbrahimi dinlere özgü olan, cennet-cehennem kavramlarıdır. Biraz üstüne düşününce de zaten İbrahim’in çarpıtılmış bir Brahma olduğu sonucuna ulaşmak gayet de olasıdır. İnsan psişesi hakkında, bilimin mevcut bilgisini temel alarak anlamlandırma çabaları kısır kalacaktır; çünkü mevcut bilim psişedeki aynı anda hem konvansiyonel hem de bengi olan şeyleri bilinçli bir biçimde reddetmektedir. Bu bilinçli reddediş eğer ki insanlığa katkıda bulunmak üzere olsa idi ortada şizofreni ve türevlerinden muzdarip kimsenin şimdiye kadar kalmaması gerekirdi. Frontal lobotomi ameliyatlarının da 20.yüzyıl başlarında uygulandığını düşünürsek, bilimin bu konuda pek de iyi niyetli olmadığı çok ama çok açıktır.

Psişenin bu dönüşümü esnasında anahtarlar kadar önemli olan bir şey de, anahtarın açtığı kapının arkasındaki ev sahipleri ile kuracağımız ilişkinin boyutudur. İşin sonunda Bir Hesse olmak, Jung olmak da var diyemiyorum; çünkü epifiz bezi çok kişisel bir şey. İşin sonunda Hesse gibi ya da Jung gibi dingin bir bilge olmak da var, Crowley gibi ya da Charles Manson gibi ateşli bir öğütücü olmak da; ben her birine ayrı ayrı saygı duyuyorum kişisel olarak.

İlk boyut ’’en’’ olarak kabul edilir. 2.boyut ise ’’boy’’ olarak kabul edilir ve algılanır. İşin içinde ’’derinlik’’ girdiğinde ise bu 3.boyuttur. Bilim, 4.boyutu ’’uzay zaman’’ olarak adlandırmaktadır. DeKorne ise daha da ileri giderek bu boyutu uzay-zihin olarak adlandırıyor ve onu da kendi içinde ’’zihin uzay’’ ve ’’uzay zihin’’ olarak adlandırmamız gerektiğini söylüyor bizlere. Bu muhteşem bir sınıflandırmadır. Tüm ezoterik, içrek ve eski inanışlarda insanın içine dönmesi gerekliliğinden bahseder... Gerçekten de içimizde sayısız kapı olduğuna ben de yemin edebilirim. Bu halde 4.boyut içtir. Zaman içimizden geçmektedir, zihnimizden ve hücrelerimizden, tüm atomlarımızdan. En, boy, derinlik, iç...

***

Kardeşim bir piromandı. Küçükken olur olmadık yerlerde ateşler yakar, kolonya ile destekler, körükler, sönüşünü izler ve koklar, dinlerdi ateşin sesini. O gün koca bir ateş başında üç kişiydik. Tam karşımda kardeşim, solumda sevdiğimiz bir arkadaşımız ve kardeşimin mavi gözlerinin içindeki sarı alevin karşısında da bendeniz. Suratındaki hazza baktıkça kahkaha atmamak için zor tutuyordum kendimi. Daha bebek sayılacak yaşlarda da bu hazzına tanıklık yaptığım anlar geçiyordu zihnimden. Bir yandan da Sade’ın cehennem tasviri üstüne konuşmalar yapıyorduk. Kardeşimin duyduğu seslerin ateşin sesi olduğuna emindim, ben ise ateşte yanan bitkilerin seslerini duyuyordum aslında daha çok. Konu Manson’a geliyor ve bir vejetaryenin, öğrencileri insan doğrarken orada bulunmaktan duyduğu hissiyatları ve bu hissiyatların boyutları üstüne konuşma yaptık üç ruh.

Saat öğleden sonra 16 civarlarını gösterirken, biz zamanı aşalı bir saatten fazla olmuşken, tek başıma bir yürüyüş yapmak istediğimi belirttim. Şehre biraz uzak, arkadaşımın tek katlı evinin bahçesinde, ateşin başındaydık. Arkadaşım, Lada Niva 4x4’ünün anahtarını attı, ’’bagajda da pompalı var, ne olur ne olmaz’’ dedi. Sırt çantamda ise yarım metre uzunluğunda, adını ’’Zayin’’ koyduğum, 19. yüzyıldan kalma, Damascus çeliğinden yapılma, mavi saplı bir yarı bıçak, yarı kılıç, o zamanlar ki adı da ’’saldırma’’ olan, online antika müzayedesinden bir kaç ay önce satın aldığım ve gözüm gibi baktığım bir kama vardı. Anahtarları geri fırlattım, ’’ne araba bana yük olsun ne de ben arabaya, savunma gerekirse de Zayin çantamda,’’ dedim, dudağının yarısı hafif karanlık bir biçimde sağa doğru kaydı. Kardeşim ise gözlerini alevden ayırmadan, ’’ateş sevmez o, fleto sever,’’ dedi.

Zayin’in benim yüklemediğim ama ara sıra şarj ettiğim, kendine has bir gücü vardı. Bu güçle ne yapacağını bilen birisi, Zayin için bir serveti rahatlıkla öderdi. Bu enerji, o kapı anahtarlarından baya baya sevdiğim bir anahtar zihnimde bir kapı açmışken daha da açığa çıkan bir enerjiydi. O güçle yapılacaklardan hariç, sanki tüm dünyayı en ince dilimlere ayırabilecek bir gücü de vardı Zayin’in. ’’Bir kaç saate dönerim, meraklanmayın’’ dedim ve bahçenin çitlerini aşıp, engebeli araziye doğru yola çıktım...

Sanki az önce, ateş başında, cehennemde bazı bedeller ödemiş ve şimdi ise cennetteydim. Bahardı. Yemyeşil otlar, kızıl kayalar, sarımsı bir güneş, rengarenk yosunlar... Ne tarafa dönsem, cennetten bir parça. Bu cennete kast eden tek şey ise şehrin uzaktan görünen kıyısındaki bir iki fabrika bacasıydı. Neyse ki önümdeki engebeyi aştıktan sonra görünmez olacaktı, oldu da...

2-3 kilometre yürüdükten sonra, kendime harika bir kaya buldum. Tepesine çöktüm. Çantama el attım ve soğuk su dolu matarayı, müsamahayı, sarı küçük hoparlörü, Zayin’i çıkarttım ve temiz bir biçimde kuruldum. Gökyüzünde bir sürü göz belirmişti tabi yine, moleküler gözler. Harika bir şarkı çalıyor, müsamaha elimde çıtırdıyor, Zayin ise yine yapacağını yapıyordu. O’nu yine, bir aradan sonra ihtişamlı, holografik görüntüsü ile izliyordum. Sapı ise su içinde yanan bir ateş mavisiydi... Tepemde dönüp duran bir atmaca, yerde sarımsağın kokusuz bir atası olan bitki. Bir kaç dakika sonra da terenin bir atasını buldum. Kayalardaki yosunların şeklini, çiçeklerdeki fraktal geometriyi, otlardaki vorteksi izliyordum yine. Benim için inanılmaz hazlardır ve inanmaz çoğu insan ama ben bitkiler ve mantarlarla konuşabilirim. Onların yırtıcısı olduğum için onlardan özür dilerim bazen. İlk olarak da bitkilerin ruhlarını görmüştüm çıplak gözle zaten...

Dakikalar böylece geçip giderken, sağımda birisi belirdi. Görüntüden belliydi ki benim ’’makrop’’ diye tabir ettiğim kimselerdendi. Şehirlerden kaçış ve sığınış sebebim olan, göze görülen ama insanı da hasta eden organizmalardan yani. Neyse ki bu hastalıklar ölümcül değildi.

- Selamın aleyküm...

Dedi. Normalde aynı şekilde selamını alırdım ama beni burada bulmuş olması iyice sinirimi bozduğu için;

+ Merhaba,

Diyerek karşıladım. Kenarda daha önce hiç duymadığına emin olduğum bir müzik çalıyor. Ulan burada da bulmayın beni be diye içimden geçirirken.

- Ne yapıyorsun burada?

+ İyiyim. Huzurdayız işte.

Diye cevaplarken, gözü yerde duran Zayin’e takıldı. Sonra da gözlerime 2 saniye kadar bakabildi. Ruhumun gözlerimden çıkacağını o bile görmüştü. Korkmuştu belli ki. Çok da normal görünmüyordum. Ortada bir su matarası, gözlerimde hiç bilmediği bir yabancılık ya da yabanıllık, yerde ise Zayin vardı. Gözlerime baktığı o 2 saniyede ise Zayin, tüm o alaşıklığıyla elimdeydi ve boynundan kırmızı kanlar akıtıyordu o rengarenkliğin içine. O kadar emindim ki, bir olasılığın ilk darbesi idi o iki saniye. Gözlerini çekmesiyle zihnimden geçen bu görüntü tamamen kaybolmuştu. Yere bakıyordu şimdi, ben de dönüp Zayin’in o ihtişamlı haline, yere uzanmış asaletine baktım.

- İyi...

Dedi;

+ Güle güle...

Diye cevapladım. Gidişini izlemedim bile. Tekrar kendi alemime daldım. O beni kendince bir GBT’ye sokmuştu, ben ise ruhumla cevap vermiştim. Cevabı net alamasa da hissedip, hiç uzatmadan gitmişti. Yaklaşık 2 kilometre ötede,
tepede bir ev vardı. Muhtemelen oraya doğru tekrar döndü. Çitlerin dışı da bazen, zihnin bazı odaları gibi tehlikelidir; insan hayvandan en az 20 kat daha vahşidir bir de yeri geldiğinde...

***

Son bayırı iniyorum şimdi. Etrafımda, içine girmek için yılanca bilmeyi gerektirecek çiçekler ve otlar. Sarı, kırmızı, mavi, turuncu çiçekler. Asfalt tüm yabanıllığıyla, soğuk soğuk yüzüme bakmakta. Asfaltla ve asfaltın grisi ile hiç karşılaşmamayı düşündüm. Öylesine kopuk, öylesine uzak aslında, aslı gibi. Hava gümüş gri ve nemli biçimde parlıyor... Eflatun çiçeklerin yanından geçerken görüntülerinin muhteşemliği çarpıyor gözüme. Ortalarındaki geometrik, eflatun çizgi. Yapraklarının o çiçeğin rengi ile kirlenmiş beyazı ise bu gümüş gri havada iyice göz alıcı. İyi de, eee,,, ben! ben biliyorum; ’Tatula’ yani, şey, Şeytan Elması. Tüm güzelliğiyle göz göze bakışmaktayız çiçekle. Beni algılıyor, bana gülümsüyor ve sevimlilik yapıyor, tıpkı bir köpek gibi.

Tatula inoxia... Alkaloitler arasında okuduğum bir alkalotti. Gerçekten davetkar bir görünüme sahip bu çiçeğin cadı ayinlerinde, kara büyülerde neden kullanıldığını iyi gören bir gözle incelerseniz en azından bir şeyler sezeceksinizdir.
Bu bitki bazı kültürlerde, astral yansıtıcı katalizör olarak kullanılmıştır. Aktif maddesi solanaceae’dir. Güney Amerika Şamanizmi ve Orta Avrupa Cadılık kültüründe iyi bilinen bir bitki. Yetişme süreci de adeta büyülü. Bir fideden, çok
güzel çiçekleri olan bir çalıya kışkırtıcı dönüşüm. Aslında eğilmez olan bu dönüşüm, kışkırtıcıdan ziyade; doğal...

Evin bahçesinden girerken ateşin hala yandığını görüyorum. Güneş iyice çekmiş kendini şimdi. Sadece çizgisi kalmış. Alacakararmak üzere. Çekirge seslerini, ateş böceği hoplamaları izliyor. Kardeşim ve arkadaşım biraz ileriye, büyük zıplama aparatına oturmuşlar. Belli ki zıplamaktan yorulmuşlar. Arkamda ateş parlıyor, üstümde dolunay. Seslerini işitiyorum, ’’bir şey olmak istesem okur bir şey olurdum,’’ diyor tüm mütevazılığıyla arkadaşımız. Okumayıp bir şey olmamış hali ile devletten 15 bin lira maaşını alıyor, 30’una bir kaç yıl daha varken... Zorunlulukla yaptığı işi bu. Ama haklı da düşününce. O deneyimleyenlerden, irdeleyenlerden değil. Kardeşimin gözlerine bakıyorum, mavi gözlerinde turuncu alev; tam bir irdeleyen. Okumasa da bir şey olurdu.

***

Ne diyorduk, tatula... İçeriğinde, antropin, hyoscyamin ve CIA’nın da çok sevdiği skopalamin denen toksik sayılan maddeleri barındırır yapraklarında ve tohumlarında. ’’Tatula’’ sözcüğü Sanskritçe, ’’dhattura’’ sözcüğünden türemiştir. Dhattura terminolojik olarak ise fanatik THUG çetesinin üyelerini tanımlamak için kullanılıyordu. Castaneda, Don Juan’a ’’şeytan otu’’ dedirtiyordu tatula için... Ben elimdeki tek çiçeğe bakıyorum şimdi. Zayin’deki o şizofrenik enerjinin aynısı ama birebir aynısı bu çiçekte de var. Asıl jargonda ise ’’Tropane alkaloitleri’’ olarak geçer.

Bir anahtar, birden fazla kapı açabilir, o kapıların arkasındaki bizi karşılayacak ruhlar genelde(!) aynı ruhlardır, ancak kişinin ruhunun gücüne göre de muamele ederler; işte bu yüzdendir ki epifiz bezi çok kişisel bir şeydir.

***

BİR YÜZLEŞME!

Yüzleşmeyi iki ana temada inceleyebiliriz. Kişinin, kendisi ile yüzleşmesi ya da 2.şahıs ve de 3.şahıslarla yüzleşmesi şeklinde... Ben, başkaları ile yüzleşmeyi bırakalı çok oldu. Gençtim bunu bıraktığımda. Bir tarz haline geldi bile diyebilirim, birisi canımı yakarsa, bilir ki canı fazlasıyla yanacaktır. Yok öyle konuşma, yüzleşme, konuşarak halletme; ortada bir hata değil de yanlış bir şey varsa. Ama kişinin kendisi ile yüzleşmesi! Kendimle yüzleşmelerim...

Yüzleşme... Son yüzyıllarda ve özellikle de içinde olduğumuz bu yüzyılda Batılıların da önemsediği ve talep ettiği bir hesaplaşma türüdür. Evet, içsel bir şeyler gerektirir. İçrek öğretilerin genelinde de olan, ’’ego death’’ adı verilen bir mertebe vardır. Adeta, milyar tane foton, saliseler içerisinde sürekli benliğinizden geçiyormuşçasına ve o saliselerin saatler boyunca tekrarlandığı bir döngü, meditasyonla da mümkündür; egonuz ölmez ama dönüşür... Bence bu mertebe de içsel bir şeyler gerektiriyor ve bu da sağlam bir yüzleşmedir zannımca. Samimiyet ise derinlik artırıcıdır. Vecit halinde ya da değil, fark etmeksizin; gözlerimi kapatırım kendimle yüzleşirken... Belki,,, sevdiğim bir şarkı!

Sık geldiğim bir bahçedeyim şimdi. O ruh buluşmasından, Zayin’in adamı kesmek isteyişinden, akşam ise gökyüzümüzde ISS’in ışığını misafir ettiğimiz o ateşin başında geçen günün üstünden yaklaşık 2 ay geçmiş. Sıcak bir yaz öğleden sonrası... Bahçenin bir köşesinde minicik bir pınar var, bahçenin kadın vokali... Pınarın olduğu yeri anarşizm köşesi ilan ettik. Asla ve katta dokunmuyor, budamıyor, ekmiyor ya da müdahalede bulunmuyoruz. Sarmaşıkların da olduğu bir yer. Bu bahçede yalnızsam ya da yalnız kalmak istiyorsam, bu köşeye gelirim. Kulübeye 300 metre kadar mesafede, bahçe sınırları içerisinde. Mavi katlanabilir sandalyem ise hep orada, sarı çam altında katlanmış biçimde bekler beni. Evet. Yüzleşmelerim için de harika bir yer. Burada yüzleşirim kendimle, şırıl şırıl...

Kapıyorum gözlerimi şimdi... Artık uzay-zihinde mi buluruz kendimizi, zihin-uzayda mı; bilmiyorum ama gözlerim kapanır kapanmaz ilk olan şey, küçük hoparlörden çıkan viyolonsel sesinin anında derinleştiği, görüntüyü kapatır kapatmaz algı organlarına giden enerjinin birine gitmeyi bırakıp, diğerlerine gitme durumu.

10 saniye...
20 saniye...
30 saniye...

40 filan saniye...
Ondan da biraz filan saniye sonra gözümde hızlı çekimde görüntüler beliriyor...

’’Bir Ronald Reagan, başka bir caddede 86 model bir kırmızı cabrio Porsche 911, bir başka görüntüde fırlatılan roket, bir diğer görüntüde süzülen milyar tane sperm, Tel Aviv’de denize batan bir güneş bir görüntüde, başka birinde bir bitkinin çiçek açış anı, ardından havuza stil bir biçimde, tromplenden atlayan bir yüzücü, bir şehrin ortasında patlayan kocaman bir su borusu, başka görüntüde o sıçrayan sularda surf yapan bir sporcu, sonra üst dudağını yalayan, çok güzel bir kadın ağzı, Papa, orman kesen adamlar, borsada işlem yapan jobberlar, Michael Jackson, kuru yük gemileri,,,’’ ardı arkası kesilmeyen bir sürü görüntü, hepsi 80’lerde geçen. Açıyorum gözlerimi, karşımda Tatula ağacı. Zaten bu bahçede varmış, yaz gelip de çiçek açınca fark ettik. Tam da anarşi köşemize kurulmuş, sever oraları. Çiçeklerinin eflatunu, gerçekten de çekici bir tonda. Bazı bitkiler Samsara’dan tabi...

-Ey Tatula Ağacının ruhu, geldi isen 3 kez pınarı alaşıklat!..

*

Dipnot: Yazının değerlendirme, yorumlama ve eleştirme hakları tek bir kişide saklıdır. Anlayış ve lütuf için teşekkürler.

Beğen

Konsantre Karanlık Madde
Kayıt Tarihi:9 Haziran 2020 Salı 20:33:49

TATULA YAZISI'NA YORUM YAP
"Tatula" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR
Gule
11 Haziran 2020 Perşembe 17:34:04
iki şey söyleyip gideceğim...birincisi 'hoşgeldin'...ikincisi de 'içimizdeki kapılar' demek olacak...başka sefere o kapıların ardındaki katır kutur sesleri de konuşuruz...

Cevap Yaz
Erlik Aldacı
11 Haziran 2020 Perşembe 12:57:06
Bir insan bir diğer insana bir ot kadar etki edemez. Hele başkasına zayin, kendisine tatula...sanırım bu idi yazının "özü".
......

Cevap Yaz
Erlik Aldacı
10 Haziran 2020 Çarşamba 16:35:59
Karmakarışık ettin beni...yok da bir taş parçasına öyle tekme savurdum ki. Fakirlikten yırtılmış ayakbımdan isyan edercesine fırlayan bas parmağına geldi. Ha bayım bu arada tarla iscisiyim ben, sezonluk olanından değil, temelli olanından.

Bu yazar niye böyle yazmiski diye düşündüm. Toplumun hoşuna gidecek olaylardan secseydi ya...şöyle ruhsal betimlemeli gazı, bezi, tuzu...sonra okuru bir ters köşe sonuç kısmında.

Yeni nesil yazı yazmak, bir paragrafa "öz bilgi" yüklemek, tüm birikmişliklerin süzgecinden geçirerek bilgiyi öykulendirmek...olağanüstü.

Bu harcı karan babayigite selam olsun.

Müsade edersen yine gelmek isterim. Unutmadan ayağım çok ağrıyor...

Cevap Yaz
KeLeBeK EtKiSii
10 Haziran 2020 Çarşamba 11:57:41
Hoş geldin

Cevap Yaz
Erlik Aldacı
10 Haziran 2020 Çarşamba 11:39:14
Tarçından nefret ederim, hiç sevmem...
İstediği kadar salgı regülatörü desinler. Kırmızı "ateş karıncaları" seni ısırdı mı bilmiyorum ama çokça ısırmıştır beni sanıyorum bende özel bir şey buluyorlar kendilerince.
Şimdi çok rahatım o nefret ettiğim tarçın var ya, işte onlarda tarçından nefret ediyorlar.
Sence hangisini seçmiş olmalıyım...Tarçını en azından canımı yakmıyor, beynime serpiştirdim rahatım şimdilik....

İyi de ben niye yazdım bunları...Tarçın kokusu alınca içimden geldi...

Yine gelicem...tatula.

Cevap Yaz
Bir Dünyevî
9 Haziran 2020 Salı 22:36:10
ey pınar alaşıkla hemen..

notun dışına çıkmam gerekiyor ki; tebrik edebileyim, tek kelime ile harikaydı.yazı sahibi isteye asa.. boyun kıldan ince..

önce şaşkınlığa uğruyor zihin, sonra anladığını kavradığını düşünüyor yazıda ilerlerken, daha sonra acaba diyor, bu neydi, bunu bir not edeyim araştırayım..

doğa, kimya, tarih, sanat, ilim, metafiziğine açılan fizik.

kimi yerde bir tarihi roman çıkıyor zihnimin karşısına
kimi yerde biyolog, şifacı.
kimi yerde çetin bir savaşcı,
kimi yerde bin bir gizem..

cins kedi gibi bir yazıydı velhasılı ustam.

okur bir zihnin bayramı olacak bir yazı..
haddimce saygı hürmet..
sağlıkla ve dostlukla..
ve bir tebessüm:)

Cevap Yaz
lacivertiğnedenlik
9 Haziran 2020 Salı 22:13:13
Fazla melatonin salgılamışsın🙂


Cevap Yaz
Erlik Aldacı
9 Haziran 2020 Salı 21:24:49
Tık tık tık...
Dondum kaldım, buzlarım çözülsün tekrar ugrayacagım...

müsade varsa.

Cevap Yaz
black_sky
9 Haziran 2020 Salı 21:07:25
Şu an sadece yazıyı görünce nasıl sevindim onu paylaşmak istedim...hoş geldin diyerek..
Son kısmı görmedim yorum değildir

black_sky tarafından 6/9/2020 9:30:42 PM zamanında düzenlenmiştir.

Cevap Yaz
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.