İBRAHİM YILMAZ
0 şiiri ve 292 yazısı kayıtlı Takip Et

Aydınlanmak-anlamak-anlatmak



Diyanet İşleri Başkanlığı da yapmış saygın din adamı Süleyman Ateş bir konuşmasında günümüzdeki din bilginlerinin dini konulardaki bilgi düzeyleri, yorumları IX, X. yüzyılın düzeyinden daha geride olduğunu söylemişti. Bilindiği gibi İslâm dünyası anılan yıllarda, Abbasi Devleti döneminin altın çağını yaşamaktaydı.

Abbasiler döneminde doğunun her alanda batıdan ileride olduğunu çokça anlatılır. Ve İslâm düşünce insanlarının antik Yunan eserlerini kendi dillerine çevirdiği önemli bir savdır o dönemlerde. Hatta batının antik Yunan eserlerini İslam bilginlerinden öğrendikleri savı da günümüzde bile dillendirilmektedir.

Bir zamanlar dünyada kültürün, sanatın geliştiği İslâm Dünyası günümüzde ne yazık büyük aymazlıklar içinde batının hegemonyası durumunda olmaktan ileri gidememektedir.

Batı, renösans ve reform ataklarıyla ortaçağ karanlıklarından hızla uzaklaştı. Matbaanın bulunması aydınlanmanın yolunu açan önemli etkenlerden bir oldu. Dinde reform yapılarak kutsal kitapları her ülke kendi ana dillerine çevrildi. Böylece halk dini sömürü aracı olarak kullanan din adamlarının aymazlıklarına kanmaz oldu.

Ya bizde durum nasıl dersek; Hz. Mevlana hazretleri diyor ki, ibadetin en basit şekli: İbadetlerde, okunan surelerin ve yapılan duaların anlamlarını bilmeden ibadet yapmaktır.

Bu görüşe aykırı düşünceler üretmek Allah kelamı kutsal kitabımız Kur’an’ı Kerim’in vermek istediği mesaja da aykırıdır demekle yanılgıya düşülmeyeceği açıktır. Allah buyruklarının anlaşılmasını ve doğru uygulanmasını ister. Bu meyanda, kutsal kitabımızda şöyle buyuruluyor:
“Biz her peygamberi, kendi kavminin lisanı ile gönderdik, ta ki onlara hakikatleri iyice açıklasın”(İbrahim Suresi, 14/4)
Allah, "Biz, anlayıp düşünmeniz için onu Arapça bir Kur’an kıldık? (Zuhruf, 43/2-3)

İbrahim Suresi gayet açık, peygamberler kendi kavimlerinin lisanıyla gönderilmiş. Peygamberimiz Arap kavmine mensup olduğu için Kur’an da Arapça inmiştir deniliyor Zuhruf’da. Ve de Zuhruf’da yüce Allah kutsal kitabımızı, “anlayıp düşünmemizi” buyuruyor.

Bu anlayışa uygun olarak diğer hak kitaplar da mensup oldukları kavimlerin dilleriyle indirilmiştir. Örneğin Tevrat ve Zebur İbranice, İncil Aramice indirilmiştir. Günümüzde, Tevrat, Zebur ve İncil’in temsil ettiği dinlere inanan uluslar bu kitapları şu anda ifade ettikleri anlamlarıyla okuyup anlamaktalar.

Türk Ulusu olarak Arap lisanıyla inmiş dinimizin kutsal kitabını yetesiye okuyor ve anlıyor muyuz? Soru ve sorun bu günümüzde! Ve kitabımızda verilen mesajları ne düzeyde anlayıp, düşünüyoruz?

Uygulamanın pratiğine bakalım ülkemizde. Bir kere kabul edelim, okuma özürlü bir ulusuz. Bu yargı acı fakat gerçek. Okuma alışkanlıklarımız yeterli olmadığı için gerek dini gerekse farklı konularda yazılan kitap ve başka yazılı kaynakları okumuyoruz.

Okumak anlamak içindir. Okumayınca anlama yetimizi köreltiyoruz farkına vararak ya da varmayarak. Dini bilgileri öğrenmenin bir yolu da Cuma ve sair günlerde camilerimizdeki ibadetlerde hocalarımızın anlatılarını dinleyerek olmaktadır.

Ana dilimiz Türkçe. Bu güzel dilde okuyor yazıyoruz. Oysa camilerimizde yapılan ibadetlerde örneğin Cuma hutbelerinde hocalarımız kısa bir ayet okur. Bir kaçta hadis okurlar. Okunan ayet ya da surenin mealini verirler. Ve başlarlar Arapça sözlerle duaya… Namaz sonu duaların çoğusu da Arapça kelimelerden oluşur.

Kaçımız ibadet esnasında okuduğumuz surelerin anlamını yetesiye biliyoruz? Hocalarımızın hutbede okuduğu dualardan ne kadarını anlıyoruz? Oysa kitabımız anlayıp düşünmemizi emrediyor.

Kur’an’ı Kerim Türkçe inmediğine ve peygamberimizin de Türk olmadığına göre bu devran böyle mi sürmeli? Elbette hayır. Dini yaşantımızda, ibadetlerimizde sürekli anlamını yetesiye bilmediğimiz bir dildeki uygulamaları bir akıl süzgecinden geçirmenin zamanı çoktan geçiyor.

Dinimiz akıl ve mantık dinidir. Sadece sure ve ayetleri orijinal diliyle okumak yeterli olmalı Yüce Allah’ımızın mesajlarını anlamak için. Tabi meallerini de öğrenmek koşuluyla. Dualar ise Ana dilimizle Türkçe yapılmalı. İşte o zaman, dualarımızı kabul buyur demek olan âmin kelimesinin içini doldurmuş oluruz.

Ana dili sevmek ve doğru kullanmak bağımsız bir ulus olmanın yadsınamaz gereğidir. Gerek günlük konuşmalarımızda gerek ibadetlerimizde Arap diline özenmek aymazlıktır. Bu durum giderek ulus olma, bir arada bağımsız yaşama duygumuzu köreltir.

Sözün özü yaşamın her alanında ana dilimiz güzel Türkçemizi severek kullanmak esas olmalıdır. Ki, dini buyrukları da gereği gibi öğrenebilelim. Din tacirlerine meydanı bırakmayalım. Ve batının din alanında yaşadığı aydınlanmayı ülkemizde yaşama mutluluğu tadabilelim.



Beğen

İBRAHİM YILMAZ
Kayıt Tarihi:3 Mart 2020 Salı 23:41:57

AYDıNLANMAK-ANLAMAK-ANLATMAK YAZISI'NA YORUM YAP
"Aydınlanmak-Anlamak-Anlatmak" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR

Okuduğunuz yorum yazar tarafından etkili yorum olarak seçilmiştir.
Necati Kavlak
5 Mart 2020 Perşembe 12:09:39
Günaydın İbrahim Yılmaz Hocam!

Çok konuşulması ve çok düşünülmesi gereken bir konuyla huzurdasınız. Din tabu olmaktan çıkmalı, konuşulmalı, yazılmalı, üstünde hem düşünülmeli hem de akıl edilmeli.
Değerli Hocam!
Bir İl Müftüsü ile sohbet ederken, laf lafı açtı, İl Müftüsü cami cemaatinin hiç okuyup araştırmadığını kulaktan dolma bilgilerle ibadet ettiğini anlattı.
Bende Bir ilin Müftüsü olarak siz ne yapıyorsunuz diye sormuştum. Elbette Biz devlet memuruyuz, bize diyanet ne gönderirse onu anlatıyoruz diye geçiştirdi.
Yazı girişinde, Eski diyanet İşleri Başkanı Süleyman Ateş’e atfen şimdiki din adamlarının IX-X yüzyıldan daha geride olduğuna işaret etmişsiniz.
Ateş hoca mütevazi davranmış, bence şu andaki din adamı görünümlü ilahiyatçı (düzgün olanı tenzih ederim) cahiliye dönemine kürek çekiyor.
Hatta kula kulluk etmek için insanları yönlendiriyor. Tırnak içindeki “Türk Ulusu olarak Arap lisanıyla inmiş dinimizin kutsal kitabını yetesiye okuyor ve anlıyor muyuz?” sorusunu okuyunca, aklıma kuran inmiş mi sorusu takıldı!
Kur’an İndiyse nereden diye sormak gerekmez mi? Hepimiz biliyoruz ki Allah mekandasınızdır. Tacı tahtı, mekânı yoktur. İnsana şah damarından daha yakındır. Konuşulanı işitir, kalbinden geçeni biir.
İslam Peygamberi “Hz. Muhammed (aleyhisselâm)’a “ALLÂH nedir? Diye soranlara;
“De ki, O ALLÂH AHAD’dır; ALLÂH SAMED’dir; LEM YELİD ve LEM YÛLED’dir; ve LEM YEKÛN LE HÛ KÜFUVEN, AHAD’dır!” Kur’ân-ı Kerîm’de, “İHLÂS” Sûresi’nde: ALLÂH” tarafından verildiğini ifade etmiş.
Demek isterim ki günümüzün din adamları Allah (cc) kendi ifadesiyle “ALLÂH AHAD”dır... Yani, sınırsız, sonsuz, cüzlere ve zerrelere bölünmesi söz konusu olmayan TEK’ ifadesini bile cemaate doğru anlatmamakta inat ve ısrar ediyorlar.
Ayetleri doğru çevirmiyorlar. Kur’anın 7 Arap lehçesine göre yazıldığını, Halife Hz Osman zamanında bir çoğunun yakılıp imha edildiğini, mevcut musaf üzerinde birlik ve beraberli sağlandığını saklıyorlar.
Hatta Hz Muhammde’in İnsan Kuran’ın ikiz kardeşidir dediği sünnetten hiç söz etmiyorlar.
İnsan okuyup araştırınca, kimi ateist, kimi deist olmayı seçiyor.Siyaset, dini kullanarak, makam mevki mal mülk ve saltanat ediniyor. Yoksullara şehitler tepesi parsellenip verilirken, siyasetçi çocukları deniz filolarıyla fink atıyor...
Değerli Hocam!
Aslında yazılacak o kadar çok şey var ki, en iyisi kısa keseyim aydın havası olsun. Bize düşünme ve düşüncemizi paylaşma fırsatı hazırladığın için çok teşekkür ederim.
Selam ve sevgilerimle.


1 cevap yazılmış Cevap Yaz


İBRAHİM YILMAZ Yazının sahibi 5 Mart 2020 Perşembe 23:19:57
"Din tabu olmaktan çıkmalı, konuşulmalı, yazılmalı, üstünde hem düşünülmeli hem de akıl edilmeli."
Merhaba Necati Kavlak Beyefendi, saygıdeğer kalem dost. yazım için alıntıladığım değerli cümleniz anlatmak istediklerimin tek cümlelik anafikri. Kutlarım anlayış ve yaklaşımınızın isabetinin özgünlüğünü.
Günümüzde İslam dünyası yüzyıllardan beri derin uyuşukluk içinde. Elbette idarecilerin işine geliyor dini konuları yetesiye öğretmemek. O zaman saraylarında yaşamaları olanaklı olmaz elbette. Bir kere müslüman özgür olmalı. Günümüzdeki gibi batılı güçlerin kanatları altında onursuz yaşamamalı.
Bilirsiniz binli yıllarda içtihat kapısı kapatıldı din ulumasınca. öylece islam hukuku dondu. gelişen olaylara yorum yapma, ilerlemelere ayak uydurma çalışmaları yapılmaz oldu. Atatürk'ün deyimiyle, "İktidara sahip olanlar şahsi çıkarlarını müstevlilerim amaçlarıya birleştiriliyor." İdareciler için din maalesef siyasi çıkarları için en kullanışlı araç.
neyse dediğiniz gibi Aydın işi olsun.
Soylu gönlünüze selam, saygı ve sevgilerimi iletiyorum.
Emeğe ve sanata saygımla dostluk ve sevgiyle...
gizem kırmızı
4 Mart 2020 Çarşamba 12:48:21
Kesinlikle insanlar artık şaklabanlıkta bir numara olmuş. Dikatli araştırmak gerek.. Kendi bildiğimiz kendi araştırdığımız bilgiler daha sağlıklı bilgilerdir .

2 cevap yazılmış Cevap Yaz


İBRAHİM YILMAZ Yazının sahibi 4 Mart 2020 Çarşamba 15:04:19
ilgi ve ziyaretinize teşekkür ederim saygıdeğer kalem dost.
Emeğe ve sanata saygımla dostluk ve sevgiyle...
gizem kırmızı 4 Mart 2020 Çarşamba 15:06:02
Meraktı sadece beni okumaya iten. Gerisi zaten geldi ... Selamlar, saygılar
Ahmet Zeytinci
4 Mart 2020 Çarşamba 09:39:19
Rahmetli Uğur Mumcu'nun dediği gibi en büyük hastalığımız ''Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak.'' belki de, bundan acilen kurtulmamız lazım. Arapça'sını oku Kur'an'ın tamam ona eyvallah ama aç Türkçe'sini de oku arkadaşım. Hangi ayette Allah sana ne emretmiş, neleri yasaklamış. Kulaktan dolma bilgiler insanı her zaman yanlış yollara sevk edecektir... Bir de Allah bizleri şu cahil din adamlarından korusun. Hani rastlamışsınızdır basında saçma sapan demeçler ile insanların aklını bulandıran ortalığı sulandıranlar... İsminin önünde profesör yazması bir şey ifade etmiyor... Kutlarım yürekten Hocam...

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


İBRAHİM YILMAZ Yazının sahibi 4 Mart 2020 Çarşamba 11:38:32
Merhaba Ahmet Bey, saygın kalem dost, ilginize ve yazıma daha da anlam katan değerli yorumunuza teşekkür ederim.
Emeğe ve sanata saygımla dostluk ve sevgiyle kalın.
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.