Konsantre Karanlık Madde
44 şiiri ve 67 yazısı kayıtlı Takip Et

Fanusla pipo arasında



Beyninin ödül mekanizmasının a**na koyalı çok olmuştu. Zaten Altın Çocuğa da hayatta hiçbir ödül verilmemişti. Ne istedi ise hayatta kendisi peşinden koşmak, tırnaklarıyla kazımak zorunda kalmış, 12 yaşından beri, Trablus Uluslararası Havaalanı’ndan, Gökçeğin parklarına kadar çeşit çeşit şantiyelerden eve para getirmişti.

Pigmeler! Virüsler! Vıcık vıcık... Berna’nın vajinasının kesif kokusu. Mantarlar! Sihirsiz mantarlar... Ve kauçuğun yararları.

Führer molekülü borcuna karşılık, hapisteki kardeşinin arkadaşından aldığı, yapı, Laz Beretta’sı silahın tetiğine dokundu. Tetiğe dokunurken sanki son umudunu haykırırmışçasına; ’’senden sadece gerçek olmanı beklemiştim.’’

Desibel ne demek bilmiyorsa da silahtan 98 desibele yakın bir gürültü ve barut kokusu bekliyordu. Ama Tanrı’nın o her zaman ki ince şakacılığı araya girdi. Altın Çocuğun mizah duygusu fazla gelişmemişti. O yüzden tetiğe bir kaç kez daha dokundu. 98 desibel yerine duyduğu ses ’’klik klik’’ sesiydi... ’’Mücahit, senin de, arkadaşının da, vereceği silahın da a**na koyayım!’’ diye bağırırken, silahı duvarda parçalıyordu...

***

Eve giren her kişinin ilk düşündüğü şey elektrik faturası oluyordu. 2 oda boydan boya ışıklı akvaryumlarla kaplı idi, Yedikule’deki bu eski evde.

Amonyak, köpek, bok, yanmış balata, akvaryum suyu, yosun ve oda parfümü kokusu birbirine karışıyordu. Bir odada tuzlu su balıkları, diğer odada tatlı su balıkları barınıyordu. Führer molekülünün olmadığı nadir zamanlarda, Pleco’yu oyalayan tek şey, balıkların yarattığı renk cümbüşüydü. Koi balığının turuncusuyla, palyaço balığının turuncusunu ayırmayı öğreneli çok olmuştu. Vatozların kendini dibe saklayışı, Pleco’ya hep kendini toplum içinde saklayışını hatırlatırdı.

Nisan-Meral ile evleneli 2 yıla yakın, 8.kalp krizini atlatalı 4 yıl oluyordu. Evliliği karşılıklı çıkarların çarpışması olarak başlamış, annesi O’nu evden kovduğundan beri, aradığı ev hissini bulmanın tek yolun bu olduğunu düşünmüştü. Bu evlilikte Nisan-Meral’in payına düşense, saplantılarının tatmini, Pleco ile tanışmadan önce kafasında dahi canlandırmadığı cinsel maceraları ve sapkınlığın tüketimi olmuştu. Bir de geri dönüşü olmayan noktadaki beyin kimyası tabi... Pleco Nisan-Meral’i çekici bulmamaya başlayalı 2 yıldan da fazla olmuştu. Ama Führer molekülünün ilk fırtını aldığında sigara paketlerinin üstündeki resimler bile O’na çekici gelebildiği için evlilikleri hala sürüyordu.

***

Altın Çocuk, Arnavut’un sarı saçlarına göz gezdirdi. ’’Fakir sarısı’’ diye içinden geçirdi ve sonra da kendine kızdı, neticede kendisi de fakir kumralıydı. İkisi de fakir olmasa, arkası çakılı inşaat malzemesi olan bu arabayla, Suriyeli Mahallesinden geçip, Führer molekülü çözmeye gidiyor olmazlardı.

Çekmeköy’deki ayak kokulu evi ile gideceği evin arası 55 kilometreydi. Avrasya Tüneli bu yolu yalnızca 7 kilometre kısaltıyordu. Ama şimdi, bu 7 kilometrenin kısalmasına bile ihtiyacı vardı, zira beyni 2 gündür, yeterli surette dopamin üretmiyordu.

Pleco’nun uyarısı ile arabayı 2 sokak aşağı park ettiler...

***

Pleco köpeğinin bahçedeki boklarını temizlerken, Nisan-Meral ’’bu yine kaçıyor Pleco,’’ diye bağırdı. 45 kilo, mastiff, dogo, pitbull terrier ırklarından ortaya karışmış, sevimli köpeğinin, bir ok gibi kapıdan fırladığını gördü Pleco. ’’Şimdi ananı s**tim Thor,’’ diye bağırarak peşine yazıldı. Binanın kapısına geldiklerinde kapıda Arnavut’u gördü ve ’’tut şu piçi,’’ diye bağırdı. Arnavut içinden, şu an kapıdan çekilsem, hayatımda yaptığım en anlamlı eylem olurdu sanırım diye düşündü, ama köpeği tutarsa, Pleco’nun onlara güzellik yapacağını düşünen Altın Çocuk, Berna’ya sarılmadığı gibi Thor’a sarıldı... Romantik kucaklaşmaya göğsünü tutarak ilerleyen Pleco, ’’sen beni öldürmek mi istiyorsun,’’ diyerek Thor’a sert bir tekme çıkarttı. Pleco’nun eline doğan Thor, doğduğu esnada bir kaç dakika nefessiz kaldığı için, diğer köpeklerde olduğu gibi, ödül-ceza mekanizmasına sahip değildi. Tek bildiği sevgiydi. İçeri girmesi gerektiğini anlayıp, Nisan-Meral’in kucağına doğru koştu...

Arnavut ve Altın Çocuk, çiftli koltuğa oturdular. Thor, Nisan-Meral’in kucağına, Pleco ise piposuna en yakın yere oturdu. Führer molekülü, Altın Çocuk’tan başlayarak, sırası ile Thor hariç hepsinin elinde çıtırdadı. Hepsinin gözlerinde psikozun 50 tonunu görmek mümkündü. Ama onlar, Kara Orman’ı 3 günde geçmeyecek, en fazla 12 saat balık izleyeceklerdi...

’’Şimdi de balıklarla mı kırdın,’’ diye sordu Arnavut. ’’Kalp krizi geçirmemek için, her gün bir tanesini kurban ediyorum’’ diyerek kahkaha attı Pleco. ’’Sen balık yemezdin,’’ dedi Arnavut, Pleco ise ’’yemiyorum zaten, Yılan Kral’a kurban ediyorum, sizin Tanrı’nız benim Kralım’’ diye cevapladı. Arnavut, Pleco’nun tüm bu delirmişliğine rağmen, içinden içinden hala seksi olduğunu düşündü. Nisan-Meral’e baktı, eski hali ile hiç alakası yoktu. Hem Führer molekülüne bu denli takılma, hem de işi bırakmanın sonucunda ile iyice bakımsızlaşmıştı Nisan-Meral. Bu kozal zincirde, çıkış noktasının ilk halkası Führer molekülü mü diye düşündü Arnavut. Hiçbir şeyin tek başına neden ya da tek başına sonuç olamayacağının farkına henüz varmamıştı. Farkına vardığı şeyler ise kendisini Führer molekülüne Altın Çocuğun başlatmış olduğu, Altın Çocuğun bunu yapmaktaki amacının, onu daha çok çalıştırmak olduğu ve bu yolun yol olmadığıydı. Ani kararlar vermeye bayılırdı. Ve yine sessizce ani bir karar verdi. Ani kararlarının içindeki kaosu beslemeyeceği nadir durumlardan olacaktı bu.

Nisan-Meral, Arnavut’a, ’’Barkın’ı görüyor musun,’’ diye sordu yarı titrek biçimde ve ekledi, ’’çok yavşak bi’ çocuk O, biliyosun dimi?’’ Arnavut ise o esnada içinden Barkın’ın onlar arasında, yaşına rağmen en ölçülü adam olduğunu düşündü. Kim bilir hangi grup seks macerasında ters bir şey yaşanmıştı, yakışıklı elemandı Barkın... Pleco, Arnavut ve Nisan-Meral’in hukukları eskiye dayanıyordu.

Altın Çocuk, Pleco’ya ’’her gün takılıyor musun,’’ diye sordu. Pleco şeytandan selam getiren gülümsemesiyle birlikte üzerinde ’’I don’t do drugs, I am drugs’’ yazan kupasını gösterdi. Altın Çocuk yazıdan bir şey anlamadıysa da gülümsemeden cevabın ne olduğunu anladı. ’’E işin gücün de yok, niye bu kadar takılıyorsun ki buna,’’ diye sordu Altın Çocuk. Pleco, önündeki bilgisayarı Altın Çocuğa çevirdi, ’’hiçbir şeyin farkında değilsiniz,’’ dedi. Masaüstündeki bir dosyayı açtı. Dosyada, 1273 tane güneş fotoğrafı vardı. ’’Güneşte istila ekibi var, zaman zaman gidiyorlar ve gereken elementleri alıyorlar, kendi sistemlerine taşıyorlar. Dünyamıza da iniyorlar. Benimle de temas halindeler. Ara sıra kurban veriyorum işte onlara’’ dedi Pleco. ’’Tüm bunların farkına varınca, sizin boyut biraz sıkıcı geliyor insana, o yüzden ben boyutlarda geziyorum, ve bunların hepsini şurayla yapıyorum,’’ diyip, piposunun ucunu önce kafasına, sonra da ağzına götürdü. ’’Boyutlar arasında gezindikçe de sizin içinizi görmeyi öğreniyorum,’’ dedi Pleco. Pleco’nun sözlerinden sonra oluşan derin sessizlik, Arnavut’un sessiz kararını kesinleştirmişti.

Altın Çocuk aslında geldiğinden beri aynı şeyi sormak istiyordu. Yeniden yükselen dopamin seviyesi, merak ettiği şeyi soracak güveni kendisine vermişti. ’’Arnavut söyledi, sen de tanırmışsın Berna’yı,’’ diyiverdi amonyak ve balata kokulu dudakları. ’’Bir ara çok takıldı benim eski eve, eski evi de duydun mu Arnavut’tan’’ diye soru ile cevapladı Pleco. Altın Çocuk olumlar biçimde kafasını salladı, Pleco devam etti, ’’Arnavut mu yaptı aranızı, o hiç anlamaz bu işlerden...’’ Arnavut ise içinden bilerek yaptım oysa diye geçirdi. Açmadı dudaklarını sonraki anların büyüsünü bozmamak için, sefalet ve kaosa bayılırdı. Pleco, ’’İ**esi, krosu, Barkın’ı, Kerem’i, Apo’su, Erdem’i üçerli dörderli gruba aldılar o evde Berna’yı. Ben elimi sürmedim, çünkü aralarında bulaşıcı hastalık ve hastalıklar taşıyanlar vardı,’’ dediği anda Altın Çocuk, ağzında çıkan yaraların Führer molekülünden mi, Berna’nın vajinasından mı, yoksa her ikisinden de mi bulaştığını düşünüyordu ve amonyak kokulu, yaralı ağzı ile sordu, ’’hangi hastalıklar?’’ ’’Frengiden eminim, alette yara çıkarsa direkt doktora git, yoksa Nietzsche gibi delirirsin, zamanında teşhis ile bir penisilinle geçiyor. Bel soğukluğu ve sihil de garanti, takılanlardan birisiyle şimdi görüşmüyorum ama HIV kaptığını duydum,’’ dedi Pleco.

Altın Çocuk, beyninin sağ yarım küresinden, sol yarım küresine ilerleyen bir patlama hissetti. Piponun bir tür yangın söndürücü olduğu zannıyla, tekrar pipoya uzandı. Ama asıl ihtiyacı olan, zührevi hastalıklar için bir yangın söndürücüydü.

Pleco tartısını koydu ortaya. Alış verişin yükü ağırdı. İnşaatlarda kablo ve tava döşemek artık yetmiyordu Altın Çocuğun giderlerine, hapiste kardeş, kardeşin eşi, çocuğu, memlekette anne ve baba, giderler artınca girmişti bu işlere... Tartının üstündeki rakam 25.7 idi. Para Pleco’ya, molekül Altın çocuğa geçti. ’’Durun’’ dedi Nisan-Meral, ’’şu pipo da benden size hediye.’’ Yeni ve rengarenk bir pipo verdi Arnavut’a. Pleco ise ’’bekleyin,’’ dedi ve içeri gitti. İçeriden küçük bir fanus, biraz renkli kum ve bir Japon balığı ile döndü, ’’bu da benim hediyem’’ diyerek Altın Çocuğa uzattı ve ekledi, ’’kır kendi fanusunu, balık değilsin sen...’’

***

Çekmeköy’deki ayak kokulu eve dönerlerken, bir metrobüs istasyonu yakınlarında Arnavut, ’’beni şu durağa bıraksana, annemi bir göreyim, kaç zaman oldu, babam öldüğünden beri de tek başına kadın,’’ dedi. Altın Çocuk ısrar etse de, Arnavut ağzından girip burnundan çıktı. Son bir kez Altın Çocuğa baktı ve hiçbir nasihatte bulunmadan indi, sıkıldığı bu despot Führer hikayesinden yeni hikayelere giden metrobüse bindi...

Altın Çocuk ise eve dönerken, Berna’yı aradı ve ’’bana geç, anahtar vardı, ben tamamım, nurtopu gibi de bir pipomuz oldu,’’ dedi, İç Anadolu’dan aldığı kurnazlığıyla. 45 kiloya düşmüş bedenine ağır gelen kafasına koymuştu artık.

***

Altın Çocuk, ateş almayan, çakma Beretta’sını parçalarken, Berna çığlık çığlığa kaçtı. Neden böyle olduğunu anlamıştı. Klasik bir kıskançlık ile cinayete teşebbüs edilmez ki, yani bu ortamlarda; ama virüsler... Virüsler, insanlar, mikrolar, makrolar; mikroplar, makroplar!

Altın Çocuk ise sakinleşir sakinleşmez masanın yanına gitti. Masanın üstünde cam fanus, yanında cam pipo, poşette balık, diğer poşette molekül vardı. Önce balığın fanusunu hazırladı. Balığı dikkatle koydu. Sonra piposuna Führerini koydu. Pipo ile işi biter bitmez, balığa döndü ve ’’bir daha ki gittiğimde, yanına hastalık taşımayan bir balık alırım,’’ dedi...

Beğen

Konsantre Karanlık Madde
Kayıt Tarihi:1 Şubat 2020 Cumartesi 05:37:58

FANUSLA PIPO ARASıNDA YAZISI'NA YORUM YAP
"Fanusla Pipo Arasında" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR
Bir Dünyevî
2 Şubat 2020 Pazar 22:43:10
akvaryum ve balıklar, çok yabancısı olduğum bir oda..

2 cevap yazılmış Cevap Yaz


Konsantre Karanlık Madde 3 Şubat 2020 Pazartesi 08:46:01
İnan ki benim de!
Eskiden kırmızı eti yerdim ama balığı hiç ağzıma sürmedim.
Obsesyonlarımdan en keskini diyebilirim.
Bir gün çok boyutlu düşlerden, çok boyutlu düşüncelere dalmışken, nedenini irdelemek istedim bunun. Babamın, babasının başına balık ile ilgili kötü bir anı gelmiş. Sabahı zor edip, aradım pederi, dedim, ''dedem bunu yaşadığında sen doğmuş muydun?'' peder doğmadan bir kaç yıl önce olmuş mevzu. Ve deşeledim, babamdan sonra doğan bazı torunlarında da benimki gibi bir obsesyon varmış. Kulağımda Nietzsce'den okuduklarım çınladı, ''işte bu yüzdendir, oğulda görünmeyenin torunda görünmesi'' diyordu hasta bilge.

Güzel günler Dost.
Konsantre Karanlık Madde 3 Şubat 2020 Pazartesi 08:46:18
İnan ki benim de!
Eskiden kırmızı eti yerdim ama balığı hiç ağzıma sürmedim.
Obsesyonlarımdan en keskini diyebilirim.
Bir gün çok boyutlu düşlerden, çok boyutlu düşüncelere dalmışken, nedenini irdelemek istedim bunun. Babamın, babasının başına balık ile ilgili kötü bir anı gelmiş. Sabahı zor edip, aradım pederi, dedim, ''dedem bunu yaşadığında sen doğmuş muydun?'' peder doğmadan bir kaç yıl önce olmuş mevzu. Ve deşeledim, babamdan sonra doğan bazı torunlarında da benimki gibi bir obsesyon varmış. Kulağımda Nietzsce'den okuduklarım çınladı, ''işte bu yüzdendir, oğulda görünmeyenin torunda görünmesi'' diyordu hasta bilge.

Güzel günler Dost.

Okuduğunuz yorum yazar tarafından etkili yorum olarak seçilmiştir.
arel.
2 Şubat 2020 Pazar 02:04:25
’’kır kendi fanusunu, balık değilsin sen...’’
.
"Bir insan gerçekten yaşamaya ancak kendi dışında yaşamayı becerebildiğinde başlar..." Albert Einstein
dünyaya dil çıkaran bir bilge:)bu yazıyla iki oldu:)
Einstein, Tanrı zar atmaz diyerek tesadüflere kafa tutmuştur karşılaştığımız olaylar ve insanlar evet zarsız olunca zararsız:)
balıklar ve bilinç bi de ruh moleküllerinden dna gerçeği kaçınılmaz teslimiyeti
çok iyiydi:)sevgiler çokça

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Konsantre Karanlık Madde 3 Şubat 2020 Pazartesi 08:42:20
Kızarttın yanaklarımı kardeşim. (:
Einstein'ın neden sonuç ilişkisini ve ilişkilerini kavrayışının 1/100'ü kadar kavrasam, sığmazdım sanırım bedenime.
Sevgiler benden. Teşekkürler!
bhdr//
1 Şubat 2020 Cumartesi 22:55:24
Anlatım iyiydi makalenizde. Bende tam 10 akvaryumda rekor kırmıştım, eşe dosta dağıttım. Balık beslemekle kalmadım. Tüm habitatlarını araştırıp bir ansiklopedi yapacak kadar dosya biriktirmiştim.

Ülkedeki tüm akvaryum severler fanusta balık beslemeye ve besletmeye şiddetle karşılar. Bardakta betta beslemeye de karşılar. Hamile balıkların bebek yavruluğu (küvezinde) içerisinde doğum yapmalarına da karşılar. 2 hafta önce bebek yavruluğuna kendi buluşum olan pipo taşını takabileceğim, öncelikle yavruluğun dibinden hava hortumunun gireceği şekilde delik açmıştım. Pipoyu da estetik bir şekilde takmayı başarabildim. Çalıştırdım, oldu. Videoya aldım.

Önceki buluşumda, ülkemizin tüm akvaryum severlerinin fanusta balık beslemelere karşı çıkıldığı içinde, bildiğimiz suyun bilmediğimiz yönlerini ortaya koymak için deney, gözlem, tez, ulaşılabilir sonuca, kendi aralarında bir makale yazmıştım. İnanmadılar. Bunun üzerine denemesi bedava dedim. Ama yine karşı çıktılar.

İddia ettim. Karşıma bir su mühendisi getirin diye. Ama şunu da söyleyim, bildiğimiz su mühendisi, bir fabrikada içme suyunun arkasında sadece suyun bizlere hayat verdiği için PHLERLE ilgilenir.

Fanus, fanusta balık beslemek güzl, ama kötü yanı balıkların hemen ölüyor olması. Ölmemesi için bana göre her 1,5 günde bir sularının değişmesi gerekir. Bende diyorum ki; zahmetli olsun olmasın önemli değil, 1,5-2 günde bir sularının değişilmesi kimselerin eline yapışmaz. Suyun zehirlenmesine ve sudaki balıkların zehirlenmesine gerek kalmaz.

Neyse Size buluşumun linkini altta gönderiyorum. İncelerseniz sevinirim

Saygılar

https://www.youtube.com/watch?v=HXWhgh8Ddyw



.bhdr495 tarafından 2/1/2020 11:04:11 PM zamanında düzenlenmiştir.

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Konsantre Karanlık Madde 3 Şubat 2020 Pazartesi 08:40:11
Okuduğunuz için teşekkür ederim.
Yalnız pek anlamasam da akvaryum işlerinden, videonuzu izleyeceğim.

Saygılar benden, güzel günler.
Bir Dünyevî
1 Şubat 2020 Cumartesi 20:38:04
güneşe gelip gidenler ve dahi içleri görme konusu dışında tekrar okuyana kadar ..

huzur ve saygılar bıraktım nesildaşıma..

Cevap Yaz
black_sky
1 Şubat 2020 Cumartesi 12:07:32
Şu sıkıcı çalışma günümü bir şölene çevirdiniz.
Eksik olmayın.
Tebrikler hep yazsın kaleminiz.
Güzel bir gün dilerim.

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Konsantre Karanlık Madde 3 Şubat 2020 Pazartesi 08:38:55
Onore oldum. (:
Siz de eksik olmayın lütfen.
Çok teşekkür ederim.
Gün ve gece birbirine girdi bende.
Çok yürüdüm, çok araba sürdüm vs vs vs
Ama size günaydın diyorum. (:
black_sky
1 Şubat 2020 Cumartesi 12:07:13


black_sky tarafından 2/1/2020 12:16:02 PM zamanında düzenlenmiştir.

Cevap Yaz
Ethem_Namık
1 Şubat 2020 Cumartesi 11:18:23
Yeni bir boyut, yeni bir akım...ağzım açık kaldı.

Deryada boğulan damlada da boğulurmuş demek ki.

Selâm olsun.

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Konsantre Karanlık Madde 3 Şubat 2020 Pazartesi 08:37:05
Umarım ki bu güzel övgülerine layık olabiliyorumdur ve gelişmekteyimdir Abi.

Selamlar, ve nefesler!
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.