Konsantre Karanlık Madde
44 şiiri ve 67 yazısı kayıtlı Takip Et

Çark



- Leo Malet çok haklı, ya malaklar ya da or**pu.

+ Oradaki Albert tam olarak sensin Abi, arabayla bütünleşişin, fren anında refleks olarak yaptığın kontralar, iğne deliğine yaptığın parklar, araba sürmenin senin için yürümekten farksız olması...

- Korkak Paulot olmuşluğum da var, biliyorsun. Üstelik hikayede bar da var, or**pu da var, sessiz sessiz peşinde olan yaşlı sapkın meriçler de. Bir tek leş yok, ona da ramak kalmıştı.

+ Harbiden, hiç ses yok mu?

- Şşşş, aman duymasın bizi. Si**rler, sessizlikte yağmurun sesini duyarsın. Kadın kakafonisi için kotam yok. Yetti. Yemin ederim ki yetti.

+ Bu kasan iyi senin, temasların böyle olduğunda hiçbir kadınla sorun yaşamadın Abi. Ama ara sıra kendin kaşınıyorsun gibi geliyor bana.

- Yemin ederim ki yetti Arda. Şu playstation’ı daha önce alsaydık keşke. Top karşıdakindeyken L-2’ye bas, en iyi yeri öyle tutuyorlar press esnasında. Tabi, topa basmasını istersen elini çek L-2’den.

+ Ooo piç, ben de diyorum... 2011’den kalma taktikler mi bunlar? Playstation’ı da senin karılarından, kızlarından fırsat bulamadığımız için almadık Abi.

- Tabi. Cafeden kalma taktikler. Bize playstation aldırmayanlar kızlar değil, karılar. Bir şey diyeyim mi, 30, yok yok 28 üstüne kapalıyım artık...

+ Gittikten bir kaç ay sonra sana bu kez de Beşiktaş’ta bir playstation cafe mi açsak?

- Sik**ler, başka bir şey düşün, o iş bok işlere evriliyor, çok müsait. Hem bu krizde avama hizmette ekmek olmaz bay ekonomist.

+ Haklısın, bize Maslak yolu görünüyor...

***

Tiksinç çark her zaman olduğu gibi biz playstation oynarken biraz daha döndü. Bu koca şehirdeki en güzel şey simitti. Sadece simit. Kara simit. Pekmezli simit. Simitçilerden bazılarını toplayıp, kalanına bir kaç çar bombası atılsa ve içinde sevdiklerim ve hayvanlar da olmasa gram üzülmezdim. Ama çark, tiksinç, şaka gibi ve kinetik. Üstelik gitme vakti yaklaştıkça da daha yavaş dönmeye başlıyor sanki si**iğim.

Yine playstation oynamaktan parmaklarımızın ucunda o sızılardan olmuştu ve karnım da acıkmıştı. Geç kahvaltımda bugün simit olsun istedim. Civarlardaki en güzel simiti de apocu simitçi yapıyordu. Git gel üç kilometre. Simitçinin apoculuğu civardaki tek kürt kökenli esnaf olmasından kaynaklıydı. Lakap öyle idi. Köpeklerden de dişi olanını alıp, yürüyerek gitmek istedim. Dişi ile yürümeyi, erkek ile geniş alanlarda oynamayı çok seviyorum. Dişi yürürken çok çekmiyor ve istediğimi en ufak hareketimden anlayıp, yerine getiriyor. Hop deyince atlıyor, duba görünce ısırıyor, bırak diyince bırakıyor, ne var burada diyince bahçeleri kolaçan ediyor, insanlara da sevimlilik saçıyor ama uzaktan, tam bir dişi, ilginin odağında o maskeli ve makyajlı suratının olmasını çok seviyor. Bu sadece köpek lisanında olunca gözüme hoş geliyor, nevrotizm de sadece hayvanlara yakışıyor.

Sokaklardan çıkışımız çok sürmedi. İş dönüşü saati. Cadde kalabalık. Yayalar da arabalar da. Karşıya geçmek için biraz bekliyoruz kızımla. Beklerken ’’öpücük,’’ diyorum, boyuma kadar zıplayıp, tam dudağıma bir öpücük kondurup, dört ayağının üstüne düşüyor. Dedim ya şovcu. Seviyor. ’’Attention whore’’ ama çok yakışıyor... İnsan olsa malaklardan olmayacağı çok ama çok bariz.

Karşıya geçer geçmez, binaların bloğundan da kurtulmuş olmamızla, tatlı bir esinti vuruyor sakallarımın arasından yüzüme, boynuma, tasmayı tuttuğum elime. Okulun yanından geçerken, bahçede çocuk var mı diye bir bakıyor kızım. Çocukları çok seviyormuş gibi... Ama okul dağılalı yarım saat filan olmuştur. Kimse yok.

Otobüs durağına yaklaştığımızda otobüs duruyor. İçinden bir sürü insan iniyor. Yarısı caddenin karşısına geçiyor, yarısı bizden tarafa doğru geliyor. Yolunu değiştirenler de oluyor, sevgi ile bakanlar da, alışığız her türlüsüne. Güzel mi güzel bir kadın, kafasını yerden hiç kaldırmadan yürüyor. Ne bizi ne de herhangi birini fark etmiyor. Güzel yüz hatları, ne malağa benziyor ne de or**puya. Ama hiçbir şey görüntüden oluşuk değildir! Kışın en sevdiğim yönlerinden birisi ise malak ve or**punun her zaman bir bakışta ayrılamıyor olmasıdır. Hele ki güzelse, hele ki bir de yere bakarak yürüyorsa.

Kızım, hayvanları az da olsa düşünen birinin direğin altına bıraktığı bir lahmacunu kapıyor. Net kurallarımız vardır; yerden bir şey yemek yok! ’’Bırak’’ diyorum, ikiletiyor ama bırakıyor da...

Biraz ileride ufak bir sıkışıklık oluyor kaldırımda. Bir çift ve amca diyeceğim yaşlarda bir adam karşımda, önümde yürüyen iki kadın dip dedikoduda, çekiliyorum sağa, kısaltıyorum tasmayı. Kızım bacaklarımın arasında insanların geçmesini bekliyoruz. Çift geçerken adam bir kızıma, bir bana, sonra tekrar kızıma ve tekrar bana dönüyor; ’’Delikanlı, iyi bak köpeğine olur mu,’’ diyor, babacan bir tavırla. ’’İhtimam, evet amcacım, kendimden iyi ona bakarım ben, hiç şüpheniz olmasın,’’ derken en içten gülümsemelerimden bir tanesi yerleşiyor suratıma. ’’İyi akşamlar delikanlı,’’ ve ’’iyi akşamlar amcacım,’’ dileklerimiz de en az gülümsemem kadar içten...

Amcadan 100 metre sonra iki çocuk yaklaşıyor, birisinin ’’abi pitbull dimi o,’’ sorusunu gözlerimi sıkıca kapatarak cevaplıyorum, soran çocuk diğerine ’’yaaa gördün mü oluuum, pitbull bu, doberman siyah olur’’ diyor. Çocuklardan sonraki duvar yıllar yıllar önce ihanete uğradığımı öğrendiğimde biraz geride, durup, müsamaha hazırladığım duvar. O anlar geliyor aklıma, şu çocuklardan daha çocukmuşum. Neler planladım o zamanlar...

Gece kartalları, kanatları olmadığından, uçmayı da bilmediğinden caddenin karşı tarafında, yürüyerek arıyorlardı günün bedbahtlarını. Merak ediyorum bu herifler bi’ 5 yıl sonra filan ne iş yapacaklar. Ben olsam, sadece yere çöp atanlara para cezası kesmekle görevlendirirdim. Caddede yürüyerek ancak bedbaht bulurlar o da sabaha kara bahtına kaldığı yerden devam eder, çöp atana ceza kesme işi daha faydalı. Silaha ve teçhizata da gerek kalmaz. Sivil, çöp bekçileri. 45 günlük eğitimle bundan iyisini yapamazlar zaten.

Bir kez de şu durakta, yerler alabildiğine kar iken, az önceki bahse konu ihanetin iki baş rolünden birisi olan arkadaşımla, buz gibi havada müsamahanın gözüne vurmuştuk. Çakmağımız yanmadığı için durakta takılmak zorunda kalmıştık. Sonra hem soğuk hem de müsamahanın etkisi ile, 50 kilo arkadaşım önce titremeye başlamıştı, sonra titremeleri artınca, koluna girip, eve götürmek istedim. Mümkünatı yoktu. Buz tutmuş durak taburesinden kaldırdığım anda dizleri tutmuyor, ellerime bir prenses edasıyla yaprak gibi seriliyordu. Ben gülmekten tutamıyorum, hop buzlu durak taburesine tekrar... Beyaz örtü üstünde çınlayan kahkahalara devam. Bir saat ’’kitlenmişti.’’ Daha sonraları da buna benzer nöbetleri yaşadı bir kaç kez.

Çok anı birikti çark dönerken. Bu çarkın, tek güzel şeyin simit olduğu bu yerdeki mekanizmasını, bir hamster çarkının mekanizmasın çok benzetiyorum. Tek fark, benim çarktan anılar, hamsterın çarkından talaşlar fışkırıyor dönerlerken.

Camus’nün deyimi ile, ’’evetle hayır arasında bir saat’’ gerçekten de bu saat ve sabah saatleri. İşten dönenler ya da işe gidenler. Hava da evetle hayır arasında, ne aydınlık ne karanlık. Kızım, her zaman olduğu gibi beyaz yerleri parlak, pasparlak. Boynunda adını imleyen sarı yıldızlar. Sarı yıldızlara çiseleyen ufak damlalar. Arada dönüp bakmalar, sanki o ustura dişler O’nun değilmiş gibi bakmalar...

Simitçiye gelmişiz bile. Kızımı, yanda iflas etmiş bir dükkanın kapısının koluna bağlıyorum. Eğilip, tasmasının kancasını tekrar takarken bir öpücük daha. Genç bir çocuk halimize gülümsüyor. ’’Maşallah,’’ diyor, teşekkür ediyorum, akşamına güzel dileklerde bulunmadan önce.

Simitler, geç uyananlar ya da üşenenler için tazedir burada bu saatte bile. Herkes içeride otururken, dışarıda, en köşe masada oturan, orta yaşı az biraz geçmiş bir adamla göz göze geliyoruz. Adam ne telefona dalmış ne de okuyacağı bir şeye. Manzarası da yok. Oturuyor öylece. Hesse’nin tabir ettiği bozkırkurtları, birbirini bir bakışta tanır, bozkırda olsalar da olmasalar da, Hesse’yi okumuş olsalar da olmasalar da...

Kızımın tasmasını çözerken bir öpücük daha. Bu kez gören yok. Dönüşe geçiyoruz.

Biraz yürüdüğümüzde genç bir kadın beliriyor karşımızda. Kızıma bakıyor, sonra bana, sonra tekrar kızıma... Böyle bir tane köpek sever, domestik kadın mı bulmalıydım ki en baştan? Yanlış mı yaptım durdum hep? Ne kadar dayanırdım ki? Bir gün çat diye, ’’ne malaksın, şu kadar zamandır seni aldatıyorum’’ diye çıkışırdım çok yüksek ihtimalle, canımın sıkıldığı bir akşam. Yok yok. Bir de nafakaperesttir bu tipler çoğu zaman...

Biraz daha yürüyoruz. Kadın kuaföründen çıkan, maşa yaptırdığı orta uzunluktaki sarı-kahve saçları hala tüten, tarzından kroluk akan bir kadın yürümeye başlıyor önümüzden. Benden varsa fazladan bi’ 5 yaşı vardır. Telefonu kulağında, bizi fark etmiyor bile. 2 seri öncesinde kalan, renault motorlu Mercedesinin kapısını açmak üzere durduğunda konuşmalarını duyuyorum, ’’heeeee, heeeğe gankha, çıkhtım, geliyom.’’

Diyorum ya, bu şehrin sadece simiti güzel ve bu topraklar bana simitten başka bir şey vermiyor.

Eve yaklaşırken, kızımın çişi geliyor. Bir ağacın dibini gübrelerken, arkamdan bir ses, ’’Selamın Aleyküm,’’ bakıyorum, yaşlı, sakallı bir amca, ’’Aleyküm Selam’’ diyorum, ’’güzel ava çıkılır bunla genç’’ diyor, devam ediyor hiç durmadan. Çıkılıyor dayı çıkılıyor da hayvan avına değil. Hem kanlı bir şeyi dişlerinin arasına alırsa, ben bile alamam ne avı. Patoz eder sana getirene kadar.

***

Binanın giriş şifresi 1881. Yadediyoruz her girişimizde. Güzel gaz vermiş rahmetli, zekidir, çalışkandır. Görse bugünleri, ne derdi acaba? Başka türlüsü mümkün değildi ki. Ne desin ki? Zeki değil ama kurnazdır, dümencidir, sığdır, iş ahlakı sıfırdır mı?

Binaya girdiğimde kardeşimin sesini duyuyorum. Bağırıp çağırıyor. Eve birisi mi geldi ki, diye düşünerek çıkıyorum merdivenleri. Kardeşim köpeklere bağırmaz. Erkek de bu kadar sinirlendiremeyecek kadar iyi kalpli bir köpek. Kızım da her şeyin farkında ve O benden daha meraklı tırmanıyor merdivenleri, çekiştirerek. Kapıyı açtığımda, telefonla konuşuyor, telefona bağırıp çağırıyor. Telefondakinin suratına kapatıyor, tam kaldırıyor telefonu duvara atmak üzere, ’’yapma’’ diyorum, evde başka telefonumuz yok. Babam hariç ailece telefon parçalamaya bayılırız. Ve bilimum elektronik eşyalar... Gerçi annem son yıllarda bırakmıştır herhalde bu huyunu. Saçlarım o kadar beyazlayınca ben de bırakacağım, saç beyazının o parlak grisi bilgeliğin rengidir.

Ha gayret tiksinç çark, çok az daha dön, çok az. Gideceğimiz yerde başaçıkabiliyoruz birçok şeyle, olan da telefonlara olmuyor hem...

***

- Seninki de malak, biliyorsun dimi? Ortalama üstü bir okulda okuduğuna bakma.

+ Bilmez miyim sence? Sadece ders çalışarak girmiş o okula, fanusunu si**iğim...

Beğen

Konsantre Karanlık Madde
Kayıt Tarihi:30 Ocak 2020 Perşembe 05:57:14

ÇARK YAZISI'NA YORUM YAP
"Çark" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR
black_sky
31 Ocak 2020 Cuma 20:46:31
Yazıyı okumaya başlarken şöyle bir hata yaptim; sofraya oturdum yemek önümde çay aldım bir bardak( nedense yemekle çay severim) başladım okumaya....
Kaptırmışım kendimi ne yemek kaldı ne çay;)))
Ama seviyorum anlatımınızı. Kendimi kaptirıyorum.
Kaleminiz eksik olmasın.
Ben şimdi kendime sıcak bir çay alayım. Bir kere daha okuyayım.
Güzel bir akşam dilerim.

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Konsantre Karanlık Madde 1 Şubat 2020 Cumartesi 05:45:26
Ben de yemekten sonra çayım yok ise ertelerim çayı.
Çayda gripinden çok kafein var.
Asıl sizler eksik olmayın, çok teşekkür ederim.
Güzel bir sabah ve akabine güzel bir gün dilerim ben de saat itibariyle.
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.