Ethem_Namık
0 şiiri ve 72 yazısı kayıtlı Takip Et

Seç birini



Günün Yazısı
Okuduğunuz yazı 15.1.2020 tarihinde günün yazısı olarak seçilmiştir.

Seç Birini

Gençken yaşlanmak…yordu.

Neden ve sonuç serisinin ürünü olarak ortaya çıkan nesneler zaman yorgunu olurlar. Hani tek noktadan defalarca eğip bükmeyle direnç azalmasını, basitçe metal yorgunluğu olarak açıklıyorlar ya.

İşte öyle bir şey… neden-sonuç ilişkisine inanan insanların yorgunluğu. Ölümü ise determinizm olur.

Ben her türlü …izm karşıyım. Hı… anladım “kolaycılık”.
Bilmediğin bir şeye nasıl karşı olursun?...
Alayı tek merkezden üretildi ya. Hı…anladım şimdi de “toptancılık”.

Rönesans’tan beri, bilgiyi bile “izm”lere endekslediler, sen nasıl dışında kalabilirsin ki?

Öyleyse ben de karşıyım, hadi elimizi yıkayalım, ağzımızı yuyalım…oturalım bir köşeye düzen kendi ekseninde devam etsin o zaman. Her devir kendi yalanını uydursun biz de aval aval bakalım, her ağzımızı şapırdattığımızda bir parça yal veren olur nasıl olsa.

Öyle ya da böyle…nasip,kısmet,rızık azizim.

Bu gün hiç keyfim yok, bir uyuşukluk, bir uykululuk hali üzerimde…düşüncelerim çok ağırlaşmış karabasan gibi çökmüş üstüme, hücrelerim bile eyleme geçmek istemiyor, bırakmışlar beni kendi hallerime. Kendime isyan ediyorlar, “yat aşşa” diyorlar kendi kendilerine.

Tehdit ediyorum “ulan organizma hareket etmezse ölür be ölür.” Hatırlatmasını yapıyorum, pek de nazik olmayan bir dille.

Bana mısın demiyorlar. Peh!.. Sanki zaman “intihar vakti.”
“Ne oldu bari onu söyleyin?”
“Yaşlandık” karşılığını alıyorum.
“ Hı!…”

“Kim o?
“Ben.”
“Cevriye sen misin?
“He…”
“Allah canını almaya, korkuttun beni. Öyle sessiz sedasız gelinir mi… Hakkaten şimdi sen niye geldin?”
“ Çok yoruldum, çok… bana da yer varsa beyninin bir köşesinde dinlenmeye geldim. Söz, çıtı mı bile çıkarmadan uslu uslu oturacağım, bir köşesinde.”
“Yalnız orası çok karanlık, bir de orada sürpriz var onu görünce ayıplama, utandırma beni.”
“Aşıktın bana… de mi. Bak hala yüzün kızarıyor saf ve temizlik bu işte.”
“Biliyor muydun?”
“He…”
“Hani alacağım diyordun… neyse hadi geç içeri.”

Aşağıya düştüm ben, acaba yukarıda bir parçam bir “iz”im kalmamış mıdır…Tikel ve tümellik diyorum anlasanıza. Tikel, tümelin “azlaştırılmış”ı değil midir…hadi söylesenize kuzum.

Buna yok, diyecek akıl var mı… varsa o aklın, o mantığın varlığına şaşarım. Buna temel teşkil edecek ekleyebileceğimiz bilgi ise “varlıkta her şey vardır” yani doğasında kendi gerçeğini barındırır.

Ha… demem o ki. Varlık; sistemleştirilmiş, birleştirilmiş ve düşünülmüş bir şeydir. Bu bilgi de, varlık ta zaten vardır.

Ana!… Akledenler ne bakarsınız öyle garip garip. He… ben de onu diyorum, işte. Nasıl da beyninizde canlandı ama. İspatı mı oldu beyninizi bunca zamandır o kemiren şeyin.

O “Tanrı”dır işte… ama konumuz bu değil.

Ne diyordu Foulqie “Egemen bir otorite tarafından belirlenmiş emredici kurallar doğanın yasalarıdır.” Sorun burada yasaların varlığı ve emrediciliğinde değil egemen bir otorite de. Bu otorite nesnenin kendisinde var olan mı yoksa nesne dışında bir otorite midir…

Cevabı şudur ve böyle olmalıdır. ” Neden sonuç arasında da bir nedenlilik olmalıdır.” Bu ilişkiyi gerektiren sebeplilik olmalı yoksa başka türlü olmaz ki. Yanılıyor muyum…

Ruhum eskiyor, bunu hissediyorum. Doğayı atomlarına ayıracak fikri atmıştı Demokrit. Ve “Sus seni kurtaracağım doğaya benzemekten,” dedi bana. Usulca bir eliyle dizime bastırırken sır veren köylü kurnazlığıyla.

“Hala bekliyorum ama çok ıslandım beynim vıcık vıcık, üstüme basmayın kayarsınız. Lan kime diyom!
Bas Allah bas hem de gırtlağıma defalarca.”

Hey amca!...
Aptal Demokrit senden de nefret ediyorum… Matematiksel ilişki ve anlatım üzerine kurdular nesneyi, maddeyi veya “özdek”i Rönesans’tan beri.

Oysa ben “insani ve idealler düzeni”ne aittim. Aldatıyorlar beni…ıslak ve yorgunum ya muhtaç sanıyorlar kendilerine. Peh! Tüküreyim sizin çarkınıza….

“ Gız Cevriye keyfin yerinde mi?” Tık yok… az akıllanmış ellaem.

Niteliklilik, niteliğini “kavramlar” kaynağından alır. Yani çokluk da birlik, farklılıklar içinde benzeyiştir. Bazıları bunun tam tersini söylüyorlar. Kavram kaybolsa dahi nitelik kaybolmaz, diyorlar. Benim pek inanasım gelmiyor, ya sizce…

Ha… ondan sonra da diyorlar ki bunlar “cins”i oluşturur. Hah…şöyle sadede gelin sadede. Benzerlikler ve farklılıklar, neden sonuç ile determinizme uymaz. Geçin onu…dış görünüşünüz pek güzel az seveyim sizi.

Çok mu ağır oldu…haklısınız. Düşünürken gerçekten zorluyor insanı. Ama bu şöyle bir şeydir, karışık bir formül düşünün, bu formül ne nesnelerin kendisidir ne de nesneleri yönetendir.

O sadece onu anlamamıza yararlı olan kendi kafamızda nesneye uygun olarak üretmeye çalıştığımız planlarımızdır, anlam yüklediğimiz insani sembollerimizdir.

Yorgunluk dedik ya…metal yorgunluğu, zaman yorgunluğu, bilgi yorgunluğu.
İlk ikisi önemli değil sonuncusu pek fena… Metal yorulur, insan zamanla yaşlanır…bunlar doğal olarak etkiye verilen tepkilerdir. Ya bilgi yorgunluğu…

Eskiden çok eskiden…

Bir konu vardı, tam altı ay Milli Kütüphane’yi arşınladım, kafa kazan gibi oldu her seferinde, lanet olası bir adam abuk subuk kitaplar yazmış, herkesi kendisine hayran bırakan. İstanbul’da iğneyle kuyu kazar gibi mezar taşı bile arattı bana.

Alın, dedim. Ayberg’iniz sahtekar, dolandırıcı, misyonerlik teşkilatının güdümünde olan Rönesans salyalı falcının teki işte. Ağzının kenarından sızan şarabın sakalında damlacıklaşmasında gizledi sizi. Uyuştunuz…niye bu kadar kendinize kapalısınız ey insan beyni ve zihni? Ve hala din adına aldatma ile meşgul, yamuk kafalıları…

Kendinizi başkasına devretmeyin…kendiniz olun, sahip çıkın kendinize.
Bir başka basit bir bilgi “şuur altından şuura geçiş” neredeyse bir yılımı aldı.

Biriktirdim de biriktirdim böbürlenerek öyle şiştikçe şiştim ki peh!…”Afilli çevrelerin cahilliğine kırıntı oldum ya “sen neymişsin Anadolu,” dediler. Verdiler ara gazını. “Bir şey bilmenin şişkinliği”
Aptala çevirdiler…

Gözlerimdeki harislik ve kıskançlıkla kimse görmesin “ben bilirim” den yararlanmak için döşeğin içinde, kafam yorganın altında gizlice saydım oysa saydığım bana yüklenen gizil acılardı.

Bilgilerimi topladığım bohçamı boşalttım “Bu ne be!… Bir incir çekirdeğini” anca doldurmuş, yaşamım geç kalmış olmanın korkusuyla panikledi, saate baktım iki bini hayli geçmiş. Ama bilgi genciyim hala ve çok “aç”ım…Hadi daha yükleyin bana beynim bükülmedi daha. “Çorum hamalı ne ki…”

Sonra birden her şey hızlandı, doldur Allah doldur yalap şalap ne bulduysam, tangır tungur. Angaryadan kafam, beynimi taşıyamaz oldu…

Arazlar, ağrılar, sancılar, sonunda vehim ve buhran. “Sen bilgi yorgunluğuna yakalanmışsın,” dediler.
Bu kadar hızlı mı gelişecekti, doldu mu yani iyi ve kötüyü ayıracak süzgeç bilginin hızıyla paralel gitmedi üstüne üstlük.

İnancı bile boyalayıp cilalayıp üstüne verecek hiçbir şeyimiz kalmayana kadar sattılar, soydular bizi. Tanrı’nın taklidine soyunmuş şeytan dölleri sömürgenler.

“Anasını boyayıp babasına satan Kayserili oğul ne ki?”

Paketçiler…paketledikleri sözde dinbilimsel cümlelerini albenili, janjanlı sunarlar gerçekte ise inanca ihaneti. Bazen benim bile alasım gelir, “na’dar gozelmiş” diyesim gelir en azından.

Paketçilerin en sadık ve en gözbağcılarını önce kapıya koyarlar sonra kanallarına uyarlarlar.

Kovamak mı?...I…ıhh. İyi havlasınlar sesi daha gür çıksın, rahatsız etsin, diye daha sıkı bağlarlar.

Bunlar da havladıkça havlarlar, yüksek fonksiyonlu kutsallık yükledikleri krallıklarına, hiyerarşilerine şirin görünüp, şaklabanlık yaparlar. “Lan na’dar sevimli” diyesim gelir.

Ölmüş de olsa gerçekte şeytanın hizmetkarı olan “mürşit”lerine İslam’ın bir tür Pontifex Maximus (gerçeğine yabancı olan ve çok farklı karakterler ortaya koyabilen ama dinsellik yüklenilen şeytani ünvan)payesini vermek için yarışırlar.

Dante demiyor mu…elçiler insana iki gaye önerir. Saf erdemleri ve dünyevi cenneti haber verir. Lakin dünyevi cennet; maddeye sonuna kadar hükmederek, onu içimize hücrelerimize kadar soğurarak, tatmin olma veya haz alma azgınlığı değildir. Bunun uğruna din tüccarlığı yapanların vay haline…

Dünyevi cennet dediği şey, bizimde inandığımız dinbilimsel erdemlere göre hareket etme mantığıdır. Ahlaki ve intellektüel erdemlerle, iman ve umudumuzu birleştirebilmektir dünyevi cennet.

Dante’nin vurguladığı da budur. Enerji nakil olmak için maddeye nasıl ki ihtiyaç duyarsa ruh da Tanrı’nın, insan için tamamlanması gereken görevleri için maddeye yani “ceset”e ihtiyaç duyar.

Yoksa ceset hiçbir şey ifade etmez, bazılarının inancı salyası akan niyetlerle uçkura ve çıkara kadar düşürüp, bayağılaştırması cehaletin yanı sıra basit kazanımlar elde etme aptallığına inanarak Tanrı’ya ihanet etmedir.

Köpeklik hoşlarına gider bunların. Ve biz zaman zaman inancı böyle feodalleştiren bu tür zihinsel leşlere baktık!.. göremedik inandık.

Şapşala döndük…Tanrı’yı bırakıp bunların dediklerine taptık. Kendimiz olamadık.

Muhteremler artık kendiniz olun…yoksa cehennemde yanacaksınız bilesiniz. Anası babası belli olmayan düşüncelerin yetim ve öksüzü durumuna düşürülürsünüz en azından. “piç düşüncelerin piç evlatları”

“Cevriye!...”
“Ne var lan?... Beyninde sürekli bir “vır vır” elektriksel bir cızırtı, doğru dürüst hücrelerin bile çalışmıyor.”
“ Gız geçen ki yazıya sen mi sızdın bir tuhaf olmuş zaten?”
“ Her damgayı yedik, her boku da yedik… yemediğim bir tek bu kaldıydı.”
Laf bastırmakta üstüme yoktur.

Umut…
“Hani sizin altmış sekiz kuşağından olanlardan kimler kaldı. Ahmet abi vardı içinizde en iri yarı heybetli olanı oydu ne oldu?”

“İçeride öldü ta o zamanlar, sadece o mu Sinan yoldaş ve Tekin yoldaşı da erittiler içerde.”
“Ya Mevlüde teyzenin oğlu Remzi abi…”
“Remzi ile Nevzat kayboldu sırra kadem mi bastılar ne oldular bilmiyorum akibetlerini.”

“ Cemala’nın bakkalının orda Davut ve Tayfunlar otururdu onlardan bir…”
“Boş ver ibneleri bilmiyor musun onlarda en acımasız kapitalistlerden oldular.

Bense durumum malum.”

“Yine yaralarını deştim değil mi… aslında konuyu açmayacaktım ama bilgi yaşlılığından bahsederken aklıma geldi. Sen amigoluk yapardın mahalle maçlarında ya. Sümer sporla bir maçımız vardı, sonu kavgayla biten. Tekin abi çok hızlıydı, saçları aslan yelesi gibi dalgalanırdı koşuya kalkışınca o geldi aklıma yani “hız ve yaşlanma”.”

“Sen bana hala aşık mısın? Onu söyle.”
“…bilmiyorum. Neden sordun ki?”

“Aşk yaz…Niye böyle aptalca şeyler yazıyorsun? İnsanlara beklentilerini ver idealleri değil.”

Devam edecek…

Atam! Sana minnettarım.


Beğen

Ethem_Namık
Kayıt Tarihi:14 Ocak 2020 Salı 14:55:09

SEÇ BIRINI YAZISI'NA YORUM YAP
"Seç Birini" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR
black_sky
14 Ocak 2020 Salı 21:06:38
Ilgi, merak ve hayranlıkla okudum yazınızı. Beynim büzüldü, kafam sıkıştı....sonunda bir sevinç kafatasımın içi bir işe yaramıştı...düşünmeye zorlandı..
Kaleminize sağlık
Tebrikler
Saygılar ve selamlar

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Ethem_Namık 14 Ocak 2020 Salı 21:15:42
Aynı frekans,ve benzer düşünce temeli olan yazarlarla yorumsal sohbet rahatlatıyor insanı...

Bizden de selamlar saygılar.
Bir Dünyevî
14 Ocak 2020 Salı 17:44:53
bu yazıya nasıl yorum yapıyorlar? Ben yarısını anca anlayabildim.. ;) bu bile kâr. yol uzun olacak gibi usta. Kaleminize sağlık.. yorgunluklardan azat olabilmem dileğiyle sevgiler..

4 cevap yazılmış Cevap Yaz


Ethem_Namık 14 Ocak 2020 Salı 18:25:32
Anlama konusunda espiri yaptığını kabul ettim. Yoğunluk ve yorgunluktan bazen takılabilir insan. Hastane işlerin var galiba geçmiş olsun.

Benden de sevgiler.
Bir Dünyevî 14 Ocak 2020 Salı 22:36:59
yoğunluk ve yorgunluktan takılmışım, bir de iphone 5 ekran harbi küçük internet için..
ilk okudum, hallice bir yorum yazdım, sildim.. çünkü ne yazdığımı ben de çözemiyorum..

ana sayfaya döndüm, bir baktım nesildaşım yorum yazmış, ha dedim ben topu atar geçerim, pas attım görünmez bir şekilde, sonra yorumumu tekrar sildim,

sonra ana sayfaya döndüm baktım ihtimalyine nesildaşım deniz hnm olmalı yorumunu gördüm, iyi dedim ben ikisine pas atar geçerim..attım yorum da yazdım, sonra tekrar sildim.. bu arada tabii yoğunlukta var refakatçilik durumları...

yazıyı 3 sefer okudum anlamadım, son yorumumu yazdığımda da yarısını ancak anlamıştım espri değildi:)

"..espri yaptığını kabul ettim" demenden sonra tekrar okudum ancak okurken esniyordum ... lakin anlama yüzdem yüzde 80 e vurdu...

sanırım yorgunluk var epey, şimdi tekrar soruyorum ne anladım? çok şey.. anlat bakalım diyorum kendime.. olmuyor..

sonra beynime ilham geldi, dedi: sen bu yazının tefsirini yap.. tefsir uzun iş.. mealini yap ozaman .. kısa tefsir olsun diye anlaştık bakalım kafatasımın içiyle..

"kısa yazı tefsiri: seç birini".. diye yeni yazı yazacağım... çok yakında sinemalarda:)) belki yarın belki 5 gün içinde...bu arada ben sizin kafatasınızın içini görmeye çalışacağım, yazı da şifreler de var, çözmeye gücüm yeter mi..
....
bu arada insan bedeni çok aciz, zayıf, lakin kafası çok sağlam.. bunu en net hastanelerde görebiliriz..

hele hele buralarda okuyan yazan çizen anlatan tecrübesini paylaşan insanların içinde, bir çok kafaya veya anlatışa aşık oluyorum..

ben aşığım lakin neye aşığım bilmiyorum vallahi..manaya mı, gerçeğe mi, bilinmeze mi, saflığa mı, yaşamın döngüse mi,


yine bu arada sizi abim, misafir ettim, çağırdım geldiniz, fazla lüks olmasa da bir ev tahsis ettim size.. gezdik yürüdük siz anlattınız ben dinledim, ben sordum siz söylediniz, çay içtik, tavla oynadık, okeye 4. bulduk belki... hayalen:) belki gerçekleşir..

ben bir yok hayalin peşinde 650 km gittim, var oldu hayal, sonra gerçeğe yenildi..

yazı çok güzel.. harbi güzel..

sevgi ve hürmetlerimle hocam..
nicelere..
Ethem_Namık 14 Ocak 2020 Salı 22:50:44
Okey oynayalım yalnız söyleyeyim, on iki yıl profesyonel kumarbazlik yaptım. Şaka değil...yalnız şimdi nerde o eski dikkat ve konsantrasyon ama olsun baktım olmadı "daş çalarım".
Dördüncüyü de tamamladık sanırım ev de büyük bahçede...atlayın gelin. Konuğumsunuz...
Bir Dünyevî 14 Ocak 2020 Salı 23:01:54
:) benim kuyruk malumunuz olmalı, karışık hocam, toparlanması belki çeyrek belki yarım dönem... en geç 2020 bitmeden hayal belki gerçek olur.. söz veremiyorum, lakin aklımda.. lades gibi..

içtenliğinize ve samimiyetinize teşekkür ediyorum.
iyi geceler.
Den(iz)
14 Ocak 2020 Salı 15:50:44
İnsan özünde primitif bir canlıdır. Bu sebeple sizde bu kadar duyarga varsa muhtemelen beyninize sızmış trilobitler vardır. İşte bence Kafka'nın çıkış noktası da buydu. Bunun dışında bugün bir sığlık düzeneği ile benzer yakınmalarım olsa da elbette ki bu hali ile oldukça edebi ve oldukça klas bir anlatım olmuş. Yazı çok güzel.

Sevgilerimle...

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Ethem_Namık 14 Ocak 2020 Salı 16:40:03
Siz beğendiniz ben mutlu oldum. Bu; oldukça pahalı bir mutluluktur.
Benden de sevgiler...

Okuduğunuz yorum yazar tarafından etkili yorum olarak seçilmiştir.
Konsantre Karanlık Madde
14 Ocak 2020 Salı 15:19:18
Burada okuduğum en iyi iki yazıdan birisi. Diğeri de 'Fraktal Yaşam'dı.
Güne değil yıla gelmeli bu yazı diye düşünürken, sağımdaki camdan dışarı bakıyordum. Bir tane ilkokul çocuğu, muhtemelen 1.sınıf öğrencisi ablası okuldan almış, evine götürüyor. Attı beslenme çantasını ve çantasını, ablasının alacağını bilerek. Döndü caddeye, kikir kikir kikirdeyerek açtı işedi bir güzel. Zamanın ne olduğunu bilmesek de ne olmadığını o çocuk kadar biliyoruz Abi, sen de ben de. Mesela 6'nın siklusunu... Günü, ayı, yılı...
''Islak, soğuk, yorgun''
Bu bilinç ve bilinçsizliği aynı potada eriterek, sabırsızlıkla değil, sabırla bekleyeceğim devamını. Kusursuzdu.
Saygı ile eğildim...

2 cevap yazılmış Cevap Yaz


Ethem_Namık 14 Ocak 2020 Salı 15:34:11
Saygıyı hak eden sensin....inan buna.

Bazen bakıyorum sana (yazılarına) "lan ben gittikçe küçülüyorum" düşüncesinin ağırlığında eziliyorum.

Bu alandan da çekilme zamanı geldi mi acaba diyorum.

Kardeşim sana sevgimle sarılıyorum.
Konsantre Karanlık Madde 14 Ocak 2020 Salı 15:40:36
Estağfurullah Abi, estağfurullah. Utanırım, çok utanırım.
Senden alacağım çok şey var, senin drift yaptığın yollarda ben henüz buzda nasıl basılır gaza onu öğreniyorum daha, sanayici bir tabirle.
Seviliyorsun, inan bekledim yazını, bekliyorum yazılarını...
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.