Erkan Cem Arslan
158 şiiri ve 11 yazısı kayıtlı Takip Et

Özgür düşünce ne kadar özgür?





Aşağıda okuyacağınız yazı bir komplo teorisi değildir.

Sadece bildiğimiz, duyduğumuz ya da görmezden gelip bilinçsizce bilinç altına ittiğimiz konuların bir araya getirilmesi ve kendimce doğruluk payı yüksek bir sonuca bağlanması diyebilirim.

Baştan yazayım ki sonra arkamdan "paronayak mısın arkadaş" denilmesin. Değil mi?

Özgürce düşünüyoruz şunun şurasında...
O da mı suç....

Haydi birlikte düşünelim o zaman:

Dünya denilen dönencede bizi diğer canlılardan ayıran düşünme yeteneğimizi kullanmamız sonucunda ortaya çıkan, düşünmenin ürünü olan görüş şeklinde açıklanmaktadır düşünce kelimesi. Yani düşünce; düşünme ağacının meyvesidir. Böyle daha afili oldu...

Daha detaylı açıklamak gerekirse; iç ya da dış etkenlere yanıt olarak gelişen düşünmenin ürünü; in­sanın zihinsel faaliyetleri ile dış etkenler arasında kurduğu bağlantının sonucu olan karar. Başka bir ifade ile: Kişinin bir konu üzerindeki yargısı, bir nesnenin fikirlerle oluşturulmuş soyut tasa­rımı; bilinçli insan varlığının kavramları birbirine bağlamasını ve yeni bilgilere ulaş­masını mümkün kılan işlemler, süreçler bütünü olarak açıklanıyor.

Madem ki düşünceyi açıkladık, düşünmeyi de ele almadan yürümez bu yazı...

Buyrun sizi bu tarafa alalım...

Sözlükler; bir yargıya varmak amacıyla bilgileri incelemek, karşılaştırmak ve aradaki bağlantılardan yararlanarak düşünce üretmek, zihinsel yetiler oluşturmak şeklinde açıklıyorlar düşünmeyi...

Kısaca; aklın bağımsız ve kendine özgü bir durumudur.

Zaten bir konuda herkesin düşüncesi ve yaklaşımı farklı olduğunu hepimiz biliyoruz.

Ki "yoksa hepimiz aynı olurduk, bilmediğimiz şeyler söyle arkadaş" dediğinizi duymadım zannetmeyin. Sizi gidi siziii...

Bakalım özgürlük için ne diyormuş pek sayın internet...

Kendileri diyor ki; herhangi bir koşulla sınırlanmama, zorlamaya, kısıtlamaya bağlı olmaksızın düşünme ve davranma durumuymuş özgürlük...

İyi de gerçekten de özgürce düşünüp, gerçekten kendimize ait orijinal ve saf düşünce üretebiliyor muyuz?

Bana öyle değil gibi geliyor...

Aslında hepimizin düşünceleri bilinçli veya bilinçsizce asimile ediliyor olabilir.

Şöyle ki; yukarıda yazdığı üzere "herhangi bir koşulla sınırlanmama, zorlamaya, kısıtlamaya bağlı olmaksızın düşünme" bence burada bir sorun var.

Çünkü, hepimiz birilerinin bize itelediği şeyleri düşünüyoruz.

En azından düşünce alt yapımız başkaları tarafından şekillendirilmiş olmuyor mu?

Okulda birilerinin kendi ideolojisi ve hayat bakışına göre öne çıkardığı tarihi okumuyor muyuz? Son zamanlardaki ders kitaplarında Atatürk’ün daha az yer alması bunun ürünüdür.

Neden felsefe dersleri olması gerektiği kadar değil de üstten geçiştirilmiş dar ve karmaşık bir yapıyla işleniyor?

Edebiyat dersi de öyledir. Siyasi iradenin uygun gördüğü konular ön plana çıkartılır. Siyasi irade sağcı ise sağcı edebiyatçılar, solcu ise solcu edebiyatçılar çoğunlukla işlenir. Diğerleri araya serpiştirilir. Din dersi de öyledir denilebilir.

Zaten sırf yönetimdeki kafa yapısına uygun müfredat uygulanması da bundan değil midir? Her hükümet değiştiğinde eğitim sisteminde köklü değişiklikler yapılması da bu yüzdendir.

Ülkede yönetimi değiştikçe Milli Eğitim ve YÖK dahil okul yönetimlerinden tutun da okul eğitim kadrolarındaki tayin furyası bundan ötürüdür.

Bir de belli bir kesimin okul harici aldığı eğitim var; tarikatların, hacıların, hocaların, şeyhlerin verdiği eğitim. İmam Hatip okullarının ve Kur’an kurslarının da bu amaca en elverişli yerler olduğunu düşünmüyor değilim. Tabi dinin gerçek öğretilerine uygun eğitim verenler de vardır illaki. Hepsini kast etmiyorum.

Ayrıca eğitim sistemi üzerinden empoze etme konusunda en canlı örnek olarak fetö kahpesinin okulları verilebilir. Bu örnek ile ilgili gerisini yazmaya gerek yok. Hepimizin malumu...

Bu yüzden ülke Mustafa Kemal’in askeri olanlar ve olmayanlar diye ikiye ayrılabiliyor.

Yani her gelen, her zaman kendi kafasına göre eğitim üzerinden tarih, edebiyat, felsefe ve hayat bilgisi aşılama hevesinde olmuştur.

Bu okuduklarınızı aklınızda tutun lütfen.

Şimdi başka bir boyuta geçiyoruz.

Pekiii ABD’nin Milli Eğitim Bakanlığı’da ofisi olduğunu biliyor muydunuz?

Yanlış okumadınız; sürecin başlangıcı 1947’lere uzanan konu, 18 Mart 1950’de Resmi Gazetede yayınlanan FULBRIGHT Antlaşması gereği 4 tanesi ABD’li, 4 tanesi Türk olmak üzere Milli Eğitim Bakanlığı’da bir komisyon kurulması olayıdır. İşin esas ilginç yanı, komisyonda oy eşitliği olmayınca nihai kararı komisyonun fahri başkanı olan ABD’nin Türkiye’deki büyükelçisinin veriyor olmasıdır. Neden Milli Eğitim Bakanı veya başka yetkin bir bürokrat değil de ABD büyükelçisi? Düşünülmesi gereken bir konudur bu....

Sizce hangi yönde karar vermiştir bu kişiler? Ülke menfaati yönünde olmadığı kesindir. Yoksa ne işi var adamların bizim eğitim sistemimizde? Neyse konuyu bilmeyenler ve merak edenler araştırabilir.

Sonra siyasi görüş konusu da öyledir. Herkes belli bir siyasi görüşün peşinde kafa yorar düşünür, elinden geldiğince onu, dini yaşantısı ve hayat görüşü ile sentezleyip kendi iç dünyasında cümbür cemaat yaşayıp gider. Ama o siyasi düşünce sistemi gaibten gelmemiş birileri yazıp çizmiş bugüne kadar aksetmiştir.

Yani o düşünceler alt yapısında ya da temelinde diyelim, birilerinin belirlediği görüş ya da felsefe veya dini öğretiler vardır. (Burada din derken dinin kendisini değil, dini alet edenlerin kendi çıkarları doğrultusunda müritlerine empoze ettikleri dini kast ediyorum.)

Diğer taraftan çağın getirdiği şöyle bir durum da var:

Gerek reklamlar, gerek başta ABD ve ülkemiz sinema ve dizi sektörü, bazı kitap yazarları, şairler, sanatçılar ile bazı gazeteciler de bilerek veya bilmeyerek bu amaca hizmet etmektedirler.

Bunun yanısıra sosyal medya da bu amaca fazlasıyla hizmet edilmesine uygun ortamı yaratmaktadır.

Hazır sosyal medya demişken yazmadan geçemeyeceğim; hepimizin malumu, yaptığımız her hareket kayıt altına alınıyor. Böylece bütün kişilik ve düşünce yapımız hakkında bilgi toplanıyor. Ve bunlar adli veya ticari amaçlarla aleyhimize arşivleniyor.

Aklıma geldi, örnek olsun. Ki zaten çoğunuz tecrübe etmişsinizdir. Geçen hafta evdeki buzdolabı teklemeye başladı (ki kendisi yirmi yıldır hizmet verdi sağolsun, şimdi gittiği yere kadar bir öğrenci evinde hizmetine devam edecek). Neyse, biz de çağımızın en yetkin kişisi sayın Google efendiden yardım istedik, sorduk kendisine "buzdolabı kampanya" diye. Uzatmayalım biz dolabı aldık ama hangi internet sayfasına girsem hala buzdolabı reklamı görüyorum. Bunun gibi birşey yani.

Yukarıda yazılanları şunu söylemek için kullandım:

Aslında biz özgürce düşünüyoruz diye düşünüyoruz ama düşüncelerimizi birileri şekillendirmiş oluyor. Yani özgürce düşünüyorum dediğiniz yerde başkalarının itelediği konuları, birilerinin yarattığı gündemi düşünüyoruz ve biz özgürce düşürdüğümüzü düşünüyoruz.

En basitinden; çoğu çocuğun babası bile aynı futbol takımını tutması gibi bir durum bu.

Çünkü baba evde hep o takımı över. Yani çocuğa o fikir empoze edilmiş olur.

Ya da doğduğumuz topraklardaki kültür ve dini yaşantının, konuşma ağzının ya da lehçenin aynı olmasının sebepleri de aynıdır.

Mesela, ben; sol görüşlü abiler ile baba ve amcaların arasında büyüdüm. Uzun yıllar bu görüş ile yaşadım. Şimdi hayatın bana ögrettikerinden ve beni yönlendirdiği düşünce sistemine uygun kaynaklarla (kitap, kişi vb) etkileşim nedeniyle herhangi siyasi veya dini bir yol izlemiyorum. Önce insan diyorum. Tabi tarihi ve milli değerler ile Atatürk’e bağlılığım ayrı... Ki bu da bir empozenin sonucudur.

Bir kişiye özel, saf düşünce sanırım; kişinin kendisinin yaşadığı ya da yakın çevresinin yaşadığı ve kendisinde etki yaratan anılardan etkilenerek oluşturduğu düşünce yapısıdır.

Bunu da sonra kafasında irdeler, evirir çevirir tutar yine kendisine empoze edilen bilgiler ile harmanlar bazı yeni düşünceler yeni hayata bakış açısı üretir...

Yukarıda yazdıklarıma uymayan, yani bütün düşünme sistemini, hayata bakışını hiç bir baskı altında kalmadan, kendi hür irade ve vicdanı ile oluşturan kişileri soracak olursanız; kendileri genelde düşünce suçlusu ya da empoze edilecek düşünceleri yaratan kişiler kafilesinin bir üyesi oluyorlar diye düşünüyorum.

Şunu da belirtmek isterim; tabi ki birileri ürettikleri düşüncelerini paylaşacak, bu düşünceler kabul görecek, tarih boyunca bir yerden bir yerlere gelecek. Karşımıza çıkacak.

Ben sadece şunu demek istiyorum; yaratılan iyi niyetli düşünceler, birileri tarafından belli amaçlarla empoze veya dikte ediliyor... Biz de ne kadar çok şey düşündüğümüzü zannediyoruz...

Şuraya istisnalar kaideyi bozmaz diye yazayım da gerisini siz düşünün...

Sabrınız için teşekkür ederim.

.

Sağlıcakla kalın.

.

12/01/2020
Uğur/ Erkan Cem Arslan

..

Bonus...

..
BAŞKALARI

Başkalarının tarihini yaşadık asırlarca
Başkaları besteledi aşkımızın güftesini
Başkaları bizim için döktü içini kağıda
Yaşadığımız kaderi başkaları çizdi
Başkalarının ekiniyle doydu karnımız
Başkalarının fırçasında can buldu manzaramız
Başkaları yön verdi sözlerimize
Bildiğimiz başkalarının gerçeği
Okuduğumuzsa başkalarının hikayesi
Hep başkaları yön verdi bize
Hep başkaları karar verdi geleceğimize
Ve biz de
Yaşasın özgürlük
Yaşasın yaşama hakkı dedik
Aklımız erdiğince

Giydiğin kıyafeti sen seçtin
Ama desenini başkaları çizdi
Ayı sen seyrettin ama başkaları gitti
Sendin hayalleri kuran
Rüyanda sendin bozkırlarda at koşturan
Ama tadını çıkaranlar başkaları
Başkaları koydu adını
Yok yatağında sonlandıran hayatını
Başka nesiller için doğdu başkaları

Başkalarının kararıyla
Başkaları için
Başkaları tarafından
Başkaları yok olmasın diye
Başkalaştırılarak yok edilecek
Başkaldıran başkalıkların
.
.

29.03.2007
Uğur / Erkan Cem Arslan
.

Beğen

Erkan Cem Arslan
Kayıt Tarihi:12 Ocak 2020 Pazar 03:54:16

ÖZGÜR DÜŞÜNCE NE KADAR ÖZGÜR? YAZISI'NA YORUM YAP
"Özgür Düşünce Ne Kadar Özgür?" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR
muslumbayram
14 Ocak 2020 Salı 15:58:12
''Aslında hepimizin düşünceleri bilinçli veya bilinçsizce asimile ediliyor olabilir.''

tüm yazının özeti yukarıdaki cümlenizde gizli
Özgür düşünmek için doğru bilgilerle eğitim verilmeli
öncelikle tarihi olduğu gibi bilmek gerekiyor
yanlış eğitim sistemlerinde özgür düşünce kuşkuya dönüşür
ve günümüzdeki hal vaziyete döner

her şeyin net olması ise
özgürlükçü demokrasi ile mümkündür
yani DEMOKRASİ HAKTIR
İnanç kadar değerlidir

nice saygılarımla


Cevap Yaz
Den(iz)
13 Ocak 2020 Pazartesi 10:01:20
Marshall yardımının diyeti bu kadar ağır ödendi işte ne yazık ki. Atatürk konusunda kendi adıma size katılmıyorum. Her yere bol bol Atatürk yazmakla da Atatürk'ü hiç yaşamamış gibi müfredattan çıkarmakla da aynı amaca hizmet ediliyor zaten.Bunun farkında olarak düşünmeyi başarabilen zihinlerin gerçek Atatürk'ü anlayarak özgürleşeceğini düşünüyorum.

Elbetteki bunun dışında duygular dahil herşey de anladığımız kadarız, anladığımız şekliyle yorumluyoruz. Anlamak ve anlamlandırmak ise yine yaşanmışlıkların getirisi ve hatta pek çoğunda sonucudur düşünme şeklinin. Özgür olmak insana acı veren bir duygudur. Aileniz dahil olan biten her şeye yabancılaşırsınız. İnsanı mutlu edeceği sanılan özgür olmak aslında en büyük acı çekme sanatıdır. Görebildiklerinizi anlatamamak kahredici bir teklik getirir.

Sevgilerimle...

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Erkan Cem Arslan 13 Ocak 2020 Pazartesi 10:30:29
Merhaba, yazdıklarınıza katıılmamak mümkün değil.

Atatürk konusunda da öyle.. Her yerde, her şeyde Atatürk olmamalı tabi ki.

Ancak müfredatta Atatürk'ün silikleştirilmesindeki amaç sizin yazdığınız niyetle eğil maalesef. tek amaç var unutulmasını sağlamak. Atatürk'ten haberi olmayan nesiller onu anlama gibi bir uğraş içine de girmeyecektir düşünüyorum. Tıpkı bizlerin yetişirken adını duyduğu diğer padişah veya diğer tarihe geçmiş kişileri irdelemememiz gibi. Mesela (ben dahil) çoğu kişi Piri Reis ile ilgili neyi ne kadar merak ediyor veya ha ettiği değer veriyor?Bunun nedenlerinden biri kendisinin tarih dersi kitaplarında yarım sayfa yer almasıdır.


Diğer taraftan yazımın amacı bireysel özgürlükleri ele almak değil, aslında düşüncelerimizde dahi özgür olmadığımızdır. Şöyle ki; bizim düşündüklerimizin çoğu gerek sosyal ve kültürel çevre gerekse eğitim süreci boyunca çocuk yaştan itibaren ne düşüneceğimizin birileri tarafından aşılanıyor olmasıdır.

Ben, kendime Atatürk'ün öğretilerini yol olarak seçiyorsam Atatürkçü çevrede yetişmem ya da muhafazakar bir çevrede yetişmiş olsam dini bir çok göreviyle içimde hissederek yaşamam tamamen çevre ile ilgilidir.

Bunların nedenlerini irdelemeye çalıştım.

Ancak özgür yaşamak anlamında yazdıklarınıza katıldığımı belirtmek isterim.

Katkılarınız çok teşekkür ediyorum.
Esenlikler dilerim.











Ahmet Örnek
13 Ocak 2020 Pazartesi 01:49:37
işin özeti biz insan olmaya çalıştıkça
birileri bizi biz olmaktan çıkarıyorlar olmuş....
ve haliyle de özgür düşünce hikayeden başka bir şey değil.
eyvallah kardeşim.. haklıydın vallahi...ve şaştım milli eğitim bakanlığında Abdliler... ne deyim!
emeğin var olsun kardeşim
sevgiler saygılar

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Erkan Cem Arslan 13 Ocak 2020 Pazartesi 10:31:40
Maalesef durum bu.
Teşekkür ediyorum abi.

Esenlikler dilerim.
Bir Dünyevî
12 Ocak 2020 Pazar 04:59:59
Yetiştirilme hastalığı, Düşündürtme Hastalığı ... ebeveynlerimizden bize aktarılan en önemli hastalıklar. Çevre, okul ve yazıda bahsi geçen ideolojik ve devamlı değişen müfredat da eklenince artık; yetiştirilme virüsü, düşündürtme virüsü de olabiliyor.

Ne kadar yol aldık? bir arpa boyu kadar bile değil. Bunun bir nedeni de, habil kabil, osmanlı cumhuriyet, sağ sol, batı doğu, dinli dinsiz, etö-fetö siyaseti veya kültürleri de diyebiliriz.

Göz ve idrak öyle olmalı k, habil taraftarıyken Habildeki yamukluğu görebile, Kabil tarafındaysa kabilin de haddi aşmasını veya habil'in hakkına girmesine engel olabile..

Batı doğu, batılı dedinelenler doğuyu komple inkar etmeyecek, doğulular batıyı komple küffar ilan etmeyecek. bu küfür ekseri dinsel formlarla alakalı..

devlet bazlı en tehlikeli düşünce; biz bu koltuklara oturmasaydık onlar oturcaktı?? Ki bu kurumsallaşanın üzerine sıçan yetiştirilme kültürüyle alaklı. liyakat dediğimiz prensibin ortadan kaldırılması..

Davutoğlunun bir yasa hazırlığı vardı geçmişte, o haberi ilk okuduğum yıllarda, işte şimdi sıçtı dalavareyle zengin olanlar, devleti soyanlar tek tek dkülür solcusundan tarikatcisine, ülkücüsünden kürtücüsüne vb... lakin davutoğlunun üstünden silindirle geçtiler, siyasette ahlak ve şeffalık diye hatırlıyorum.. bizim siyaset alanamız o kadar çok embesiller ile dolu ki düzelecek mi bilemiyorum..işte bu noktada tıkandı ülke..

davutoğlunun bu politikası herkes tarafından sahiplenilebilecek bir politika, diğer yerleri, düşünceleri, osmanlı politikası ayrı mesele..

siyasetimiz ahlak ve şeffalık olmadığı gibi, en kötüsü de basınımızda değer kalmadı.. siyaset ve basın masatenisi oynuyor, başka bir şey okunmuyor genel görüntüde..

düşün ki abim, sol mecrada yetişmisin;

bir hafta sonra bir şey oldu, tam karşı yerde yaşamak istiyorsun; eşinin türbanlı olmasını, kendinin de mesai saatlerinde öğle ve ikindi namazlarını 15 dakika izin verilmesi veya yakındaki camide cemaatle kılmak istiyor, çocuklarını islami eğitim ve kültür verilen okullara kaydını alacaksın??? nakşi, nurcu süleymancı ekolüne vb...

eğer ki sen buna karar almış ve ailecek bu yola girdiğin halde, akrabai çevren hay hay elimizden gelen yardımı yaparız derlerse; o çevre insanlığı ve dünyayı özümsemiştir..

yok, sana şucu bucui örümcek kafalı, sulu beyinli vb deyip, bunu da senden ve ailenden uzaklaşarak gösteriyorlarsa bu da sosyal faciadır..

tam tersini de düşünebiliriz,,

nakşi ve nurcu kültürde yetişen ve yaşamış bir aile, türbanı çıkartır, camiden ayağını keser, evindeki dini kitapları yakar veya dağıtır, vb vb vb

onun çevresi de nasıl tepki verecek?? veya verilen tepkiler insani gelişmişliğimizle alakalı aslında..

özgürlük, herşeyden önce yaşam tarzının ne olursa olsun, dar bir çerçevedeki ahlak ve hukuk sınırlamaları dışında yakınların tarafından desteklenmesidir. insan tek başına veya çekirdek aile olarak özgürlüğünü yaşayamaz..tanibi yazdıklarım sosyal çıkarımlar..

baş kaldırıyorsak eğer bundandır. varsa baş almak isteyen bedava.. çünkü bu nesil çağ dönüşümünden, ne hayata ne de ölüme eyvallah etmiyor, ve gittikçe de etmeyecek.. :)

saygılarımla abim..
nicelere..










1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Erkan Cem Arslan 13 Ocak 2020 Pazartesi 11:04:32
Kardeşim, senin yazdıkların benim yazımın devamı niteliğinde. Ya da şöyle ifade edeyim; senin yazdıkların benim yazımda değindiğim empoze edilmiş düşüncelerin etkisi sonucu oluyor.

Bu yazı için sen tam bir örnek olabilirsin aslında. Hayatındaki kırılma noktasından öncesi ve sonrası... Yaşantın ve düşünceler çocukluğundan, eğitim ve sosyal çevrene kadar sana işlenen düşünceler seni o kırılma noktasına taşıdı... Sonra yaşananları bizlerden daha iyi biliyorsun. Bu süreç hep sana empoze edilen fikirler ve onları aşırı benimsemenle alakalı bence...

Yazındaki siyasi konularda cevap vermeyeceğim. Verirsem konu dağılır, gerilim yaşayabiliriz.

Yazdıklarının çoğuna katılıyorum. Ancak;

"özgürlük, herşeyden önce yaşam tarzının ne olursa olsun, dar bir çerçevedeki ahlak ve hukuk sınırlamaları dışında yakınların tarafından desteklenmesidir. insan tek başına veya çekirdek aile olarak özgürlüğünü yaşayamaz..tanibi yazdıklarım sosyal çıkarımlar.."


Diye yazmışsın buna tam olarak katılmadığımı belirtmek isterim.
Şöyle ki; özgürlüğü yakınlarının sana destek olmasına bağlamışsın. Ama onların da özgürlük anlayışı, hayata bakışı ve empoze edilmiş düşünceleri var.

Sen yine hayat tecrübene ve acılarına göre değerlendirme yapmışsın.

Oysa özgürlük kişiye özeldir. Senin özgürlüğün sana aittir.

Ancak hayatındaki kısıtlamalar yakınlarını da kısıtlayabilir. Bu noktada sana destek olup olmamaları, senin kısıtlanmana neden olacak ne yaptığın ve onların sıkıştığında yanlarında olup olmaman ile de ilişkili olabilir.


Değer kattın. Teşekkür ederim.

Esenlikler dilerim.


Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.