Cemile Ülkü
35 şiiri ve 6 yazısı kayıtlı Takip Et

Düşeyazmak



Nefes nefese koşuyorum hiç duraksamadan. Yanımda biri var.Yanımda ki o mu,yine geldi mi?yine geldi mi gerçekten?

Daha öncede gelmişti.hep gelir ve sonra hep gider.Bu gel gitlerinin sahillerimi nasıl oyup bıraktığını bilmeden,içimde nice karanlık koylara sebebiyet verdiğinin bilincine dahi varmadan gelir ve gider.Coşkun bir ırmak edasıyla girdiği düşlerimin içinde,vadilerimde bıraktığı derin izlerden habersiz alıp sularını çekilip gider.Ve beni karanlık koylarımla,derin vadilerimle öylece bırakıp gider.

Gelişlerinden daha ani ve beklenmedik olur gidişleri.Getirdiklerinden fazlasını götürür her seferinde.Her gidişinde bir uzvumun ya da hissiyatlarımın bazılarının eksikliğini duyumsarım.Her gidişinde öncekinden daha yarım bırakıp gider beni.Her seferinde onu bir daha affedemeyeceğimi sayıklaya sayıklaya nefes almaya çalışırım. Bu kırık dökük halimle karakışlara yakalanmışımdır ve üşüyordur yüreğim.Hala yarımdır oysa söyleyemediğim tümceler.

O hep gelir.İstediği zaman gelir,istediği zaman gider düşlerimden. Bu düşlerin bende ki düş kırıklıklıklarını,nasıl meyus olduğumu bilseydi, gelebilir miydi böyle davetsiz bir misafir gibi.Ve öylece savurup,darmadağın edip beni sorumsuz,serseri bir rüzgar gibi,çekip gidebilir miydi..elini kolunu sallaya sallaya gezinip durup düşlerimin içinde,dünyamı altüst edip gidebilir miydi.bu münzeviziyi, öyle destursuz ziyaret edebilir miydi.

Ben her seferinde öncekinden daha da hoşgörülü bir şekilde,bütün kırık dökük halimi eteklerimin altına gizleyip onu her haliyle kabul ederim düşlerime.Belki de ondan bu arsız gelip gitmeleri.Ona karşı olan zaafiyetimden.
bBaska düşlerde olmasındansa, kırsa da dökse de benim düşlerim de olsun deyişimden, hasedimden.

O da biliyor olmalı,benim ona olan zaafiyetimi. Yoksa bu bakışlarla meydan okumalar,üç beş cümle dahi konuşmaya tenezzül etmemeler, öylece sessiz sedasız gelip gitmeler olur muydu.

Bu sefer de sorgusuz sualsiz kabul ettim onu.Varsın gezinsin istediği kadar düşlerimde.Beynimin içinde dönsün dursun.
Yeter ki benle dursun gitmesin yine, diye.

Niye olduğunu da bilmiyorum.birilerinden kaçıyoruz.Ormanlardan geçiyoruz.Ağaçların dallarına tutunuyorum.Sürekli bir yokuş tırmanıyorum,tirmanıyoruz.Saçlarım saçlarına değiyor.Soluğunu soluğumda hissediyorum. Ellerimi tutuyor mu kaçarken,ya da ben mi öyle olsun istiyorum anımsamıyorum.Düşeceğim diye panikleyip belimden tutuyor mu, ben mi uyduruyorum onu da anımsamıyorum.Hiç vazgeçemeyeceğim kadar yakınlık hissi duyuyorum ona karşı.Aslında bir yabancı gibi ama bir o kadar da yabancı olamayacak kadar içimde duyumsuyorum varlığını. Onu hiç tanımıyorum diye düşünüyorken ,birden yıllardır süregelen bir alışkanlık gibi,hayatımın her anına yaptığı kuvvetli tesirini hissediyorum.Güven telakki eden bu şahsiyetin varlığından memnun koşarken, korkudan kaçışlarim dahi bir lezzete dönüşüyor. O gelmiş ya,benimle koşuyor ya herneyden kaçıyorsam ya da her kimden kaçıyorsak kaçıyoruz ya, başka hiç bir soyut ya da somut hiç bir mevcudiyetin bir ehemmiyeti kalmamış,kalmıyormuş,öyle hissiyatlarla koşuyorum.Sanki koşmuyorum da,kollarım da kanatlar var uçuyorum.

İçim de hep bir yakalanma korkusu.Ama niye ,neden bu kadar korkuyorum hiçbir fikrim yok.Bütün bu korkularım da yalnızım.Sonra çıktığım yokuşta ayağım birden kayıveriyor ve düşmeye başlıyorum. Yalnızım.O nereye kayboldu.Bir yandan düşerken bir yandan bağırıyorum.
Nerdesin...
Nerdesin...
Neden gittin yine...
Ben ölecem...
Ben ölecem...

Haykırarak gözlerimi açtım.Panik halinde sağa sola bakındım.Kardeşim ne olduğuna anlam veremeyen,korkuyla karışık manidar gözlerle bana bakıyor.

-Kapat kapıyı ,kadın duymasın, uyuyor yazık. dedim.
Koridorda ihtiyar bir amcanın sesi inliyor. Sesi,hırıltılı,çatallaşmış.Soluk borusunun duvarlarını yırta yırta geliyor.Yankılanıyor.
Ben ölecemmmm...

Ürperdim.Loş bir karanlık.Tavana bakıyorum.
Tavanda kare biçimli iki büyük floresan lamba.tavan,ortasından asma bir kornişle ikiye bölünmüş.Aynı zaman da bu kornişden inen perde odayı da ikiye ayırıyor.Yan tarafımda diğer hasta kadın var.
O da gözlerini tavana dikmiş.Gözleri açık.Benim gibi korkmuş olmalı o da.Kanser hastası.Bütün vücudunu sarmış illet hastalık.
Henüz söyleyemedi ailesi.Onlarda bu gün öğrendiler.Güya zatürreden yatırdılardı.

Soluk benzi,beyaz saçlarından da akça pakça.Ağzında astronomların talim yaptığı maskelerden takılı. Metanetli ama zayıf,aciz ve güçsüz olduğu herhaliyle dışavurumlu.

Kadının nadiren açtığı gözlerinden ürperiyorum.Gözleri desdeğirmi açılıyor ve normalüstü bir beyazlık, korku eşliğinde gözlerinden fışkırıyor. Pamuksu saçları terledikçe keçe gibi birbirine yapışmış.

Üzülüyorum.kaç zamandır tanıyorum ki bu kadıncağızı.Neden tesiri bende böyle kuvvetli. Neden sızladı vücüdumun tüm hücreleri.Ve ailesinin acı çekişleri,üzülüşleri.kaybetme korkuları sevdiklerini.

Korkuyor muyum.belki.Dün sordu hastalığımı
Biri.Ben de usulca tarif ettim.Çok da gençmissin, dedi.Töbe de kadın dedim içimden.Ölecekmişim gibi konuşup duruyor tövbe tövbe.

Kanepede hayalet gibi bir surat.Namaz kılmış,dua ediyor.Ne istiyor olabilir.Muhtemelen kızkardeşinin sağlıklı olmasını,onlarla olmasını.Bir anda hayat zannettiğimden basit ve kısa göründü gözüme.Aynı zamanda değersiz.
Bu benim ölümle ilk yüzleşmem.Ölürsem gider miyim bende sevdiklerimden.

Peki senin sevdiklerin hanımefendi.Sen hiç kaybetmedin mi sevdiklerini.Hiç çıkmadı mı hayatından birileri.Terketmek yalnızca ölmek mi.Gitmek biraz da ölmek değil mi.Nerde duymuştum bu sofistik cümleyi.Evet gitmek biraz da ölmekmiş.Neydi o şarkı,seni görmem imkansız rüyalarım olmasa...

- Bu normal mi?
-Ne?
- Belki bir daha hayatında hiç olmayacak birinin sürekli rüyalarında olması.
-Hayır hiç normal değil.
-Hiç kimseyi düşlerini ele geçirecek kadar sevmemelisin.
-Öyle mi yapmışım.

Kendi kendime konuştuğumun farkına varmamışım.Kızkardeşim, rüzgarın bir ağacı hırpaladığı gibi,beni sarsıp sallamaya başladı.

-Sen iyi misin.Söyleyelimde ilacın dozunu azaltsınlar en iyisi.Galiba ateşin çıktı senin,saçma sapan sayıklamaya başladın.
Ayrıca bu yüzünün rengi ne böyle.Bembeyaz olmuşsun.Hayalet görmüş gibisin.Ne oldu abla sana böyle?

-İyiyim canım,iyiyim ben,diyerek onu sakinleştirmeye çalıştım.Sadece bir düştü dedim.incitmemek için olmuş olacak ki üstelemedi.Sadece endişeli ve manidar gözlerle bana bakmaya devam etti.

Ayağa kalktım.Pencereye yaklaştım.Güneş denizin ardından doğmaya başlamış bile.
Kızıl saçlarının arasından yavaş yavaş görünmeye başlayan yüzü büyüleyici.Gözleri kamaştıran,sabah mahmurluğunu üstünden henüz atamamış güzeller güzeli bir kız gibi.Üstündeki mavi yorganın ardından ışıltılı gözlerle günaydın diyen kızıl bir afet.
Deniz dünyada ki varlıkların içinde benimle en çok konuşanı. Gecenin üstümde ki ağırlığını alıp götürür.Ama belki birazdan.Güneş denize hakimiyetini kurunca.Deniz insanı içine içine çağırıyor,düş gibi.

Arkamda az önce yatan hasta kadının da endişeli gözlerle bana bakıp durduğunu farkettim.iyice beyazlamış göz aklarının ortasında,olduğundan daha da irelmiş siyah gözleri uzaktan beliren bir ışık gibi mecalsiz ve sönük parlıyor.kim bilir içinden neler geciriyor.Kızcağız kafayı sıyırdı üç günde.Burda yatırmaya devam ederlerse burdan tımarhaneye gider bu zavalllıcık,diye mi düşünüyordur acaba.

-Ne kadar da tuhaf.
-Tuhaf olan da nedir?
-Ruh denilen şu varlık yada yokluk.Ne bileyim her neyse işte.Sürekli acı çekmeye meyilli bir ruhum var benim.Kaldıramayacağı yükleri taşımaya gönüllü.Olamayacak dualara amin çekmeye hazır elleri olan bir ruhum var.Düşlerde görülenle yaşamayı,gerçek olana tercih edecek kadar kendini kaybetmiş, bedbaht bir ruhum var.

Yine mi kendi kendime konuşuyorum ben.Hay allah.Neyse ki bu sefer sesli düşünmemişim.

Güneş doğsa da kitabıma kaldığım yerden devam edebilsem.Yaz yağmuru ilginç bir hikayeydi.Ama yazar aynı kurgularına Emirganda akşam saati’ndede devam etmiş.İki hikayeyi okurken karıştırdım mı acaba aynı hikayeyi mi okuyorum diye dönüp dönüp baktım.İnsan iki kişiyi sevebilir mi diye soruyor yazar.Böyle bir ikilem yaşamış olmalı diye düşünmeden edemedim.İnsan iki kişiyi birden sevebilirmi ki.İşte acı çekmeyi seven başka bir trajik ve kozmopolit bir ruh hali daha.

Sol tarafım acıyor.Dün yeterince işkence edildi.Tahlildi,tetkikti derken vücudumu kevgire çevirdiler.Doktor odaya girince nasılsınız dediğinde,beni bana bırakırsanız iyiyim, dedim.Tebessüm etti.Enteresan bir gülmesi var bu adamın.İnsana ,insandan farklı bir mahlukmuş hissi uyandıran,sinsi bir tebessüm.İnsanda bu gülüşün altına daha neler gizledim hissiyatları uyandıran,ketum bir tebessüm.Ne çok çeşit insan var.Ne çok fikir,ne çok tebessüm.İşte bu enteresan adamla bu hastane odasında dakikalarımızı kesiştiren kader de ketum.

Muhtemelen ben onun için her gün dolup boşalan insan selin de önemsiz bir damlayım.Bu geçen dakikaları sıradan,mütemadi. Ve her hastası gibi muhtemelen ben de işi olarak gördüğü bir varlığım..öyle değilse de bu tebessümün ben de uyandırdığı hissiyatlar bunlar.Sesli düşüncelerin karşı taraf tarafından okunamamasına bir defa daha şükrettim.

Sol tarafım hala acıyor.Aklımdan bir türküyü
mırıldanmak geçiyor." Bahçeler de mor meni. Verem ettin sen beni.Nasıl verem olmayım.Eller sarıyor seni."Nerden aklıma geldi şimdi bu türkü.Şu hasta kadıncağızdan utanmasam söylerdim.Şimdi bu türküyü söylemeyi istemek;Azrailin cirit attığı bu ölüm odalarında,iki mısra dua mırıldanmak varken olacak iş mi.

Yeniden o ses. İpinden kopmuşcasına korkunç,saldırgan ve üzerime üzerime gelen o ses.
-Ben ölücemmm...
İhtiyar adam yeniden mi bağırdı,ben kurdum mu bu sefer idrakine varamadım.

Oda da yatan diğer hasta kadına refakat eden abla namazını bitirmiş.Gözyaşları boncuk boncuk yuvarlanıyor gözlerinden.Yolunu daha yarılamadan, kızkardeşine üzüntüsünü belli etmemek için koluyla siliyor gözyaşlarını.

Başka kimsem yok demişti.çocuğum bile yok.o benim tek varlığım.Şimdi mesela şu iki kadın beraber ölebilirler mi.Ruhları bunca kaynaşmış;birbirine bunca zaman herşeyden öte, kanbağıyla bağlı bu iki kadın beraber ölebilecek mi?Ne demişti değerli bir şair dostum."insanlar ayrı yaşardı da beraber ölünürdü." Evet muhtemelen öyle olacak.Biri olmayınca diğerinin de bir ölüden farkı kalmayacak muhtemelen.Bir ceset daha karışacak ruhsuz kalabalıklara.Ve öylesine yaşayıp gidecek adına yaşamak denilirse.İstemeden de olsa acı çekecek ruhları.Sevdiklerini bir daha görememenin ve dokunamamanın verdiği bir elem.İnsan olmak ne büyük bir ızdırap.

-Kızım,
dedi.yumuşak bir ses,içine daldığım dünyadan yavaşca uyandırıp.
-Efendim,dedim usulca.Hasta olan kadıncağızın refakatçisi abla seslenen.

- Kızım,hastasın.kendini yorup durma.Uzan yatağına da iyice uyu.Zaten sabah kahvaltısını çok erken veriyorlar,daha da uyuyamazsın,dedi.

Teşekkür eden gözlerle tebessüm ettim, incefikirliliğine binaen.İçimden geçenleri demedim.
"Keşke uyuyabilsem teyze.Keşke bıraksa düşler yakamı da uyuyabilsem.Bilirmisin ki uyumakta ne büyük bir nimettir.Uyuyan tabiat ne güzel uyanır halbuki bahara da ben hiç uyanmadım daha."diyecektim,demedim.

Şimdi düşleri yazma zamanıydı.Düşeyazmanın tam zamanı..."

Cemile Ülkü


Beğen

Cemile Ülkü
Kayıt Tarihi:28 Aralık 2019 Cumartesi 00:29:25

DÜŞEYAZMAK YAZISI'NA YORUM YAP
"DÜŞEYAZMAK" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR


Henüz yorum yapılmamış.

Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.