Konsantre Karanlık Madde
44 şiiri ve 67 yazısı kayıtlı Takip Et

Hesed



Yeni bir çalar saat almıştı F. Japon malı bu saat, çalarken aynı zamanda da yürüyor ve kaçıyordu. Uyanmak isteyen kişinin, susturmak için kalkmak zorunda kalması üzerine tasarlanmıştı. Saat rahatsız edici biçimde çalıyordu. F, sinirlendi ve duvarda asılı olan siyah hançeri alıp saate tam isabet ettirerek susturdu saati. Hareketli hareketsiz her türlü hedefi vurmakta usta idi F, Allah vergisi...

Kalktı ve 4 derece suda elini yüzünü yıkadı. Moka pota baktı. Kahveye baktı. Sonra dönüp müsamahaya baktı. ’’Uyananı s...ler’’ dedi ve davrandı müsamahaya. Biraz merhamete ihtiyacı vardı, sert bir kahveye değil. Çalar saate göstermediği merhameti, bu sabahtan bekliyordu. Eh, merhamet de hiçbir zaman öyle kolayına yerleşmemişti hiçbir kabına F’ın... Zamanı pek umursamaz, şarkılar ile ölçer, hesaplardı. İsterse dünyanın en güzel kadını beklesindi, 6 şarkı dinlemeden çıkmayacaktı...

Müsamahaya değil ama şarkılara dalıp yine zamanı unutmuştu. Bilgisayarının saati ona geç kaldığını söylüyordu. Böyle zamanlarda ise mecbur kalıyordu o rakamlara bakmaya. Tık tık tık tık... Ritimden ötesi değildi aslında. Siyah kadife pantolonu ve lacivert gömleği ile uyumuştu zaten, uyuyakalmıştı daha doğrusu. Hatta bayılmıştı, tıbben değil tabi. Bilenin bildiği bir bayılma bu. Uzun olan montunu ve İbrani derisinden yapılma siyah Adidaslarını giydi ve çıktı.

1. dolmuş da merhamet etmemişti, 2. de, 3. de... Dolu geçiyordu hepsi bu saatte. Trafik, topsuz tüfeksiz köleler tarafından bir kaç saatliğine istila edilmişti, etrafa yayılan sarı bir safra misali. F da onlardan birisi idi son günlerde. Geçici idi ama sindiremiyordu yine de. Yemini vardı, böyle bir adam olmayacaktı asla. İstediği saatte uyanacak, kimseye hesap vermeyecekti.

Dolmuşları saymayı bıraktı. Fakat 4. şarkısını soğuğa meze ederek dinlerken bomboş, kimsenin olmadığı bir dolmuş selektör atarak geldi ve F’ı alarak yoluna devam etti... Sol elle sert bir şekilde ve bas tuşlara ve sağ elle ise mid ve tiz tuşlara basılan bir piyano solosu ile başlayan şarkının eşliğinde. Soğukta gergin şarkıları yakıştırırdı kulaklarına...

F parasını uzattı ve kapıya yakın bir yere oturdu. Kendisinden başka kimse yoktu dolmuşta. Koca kafasından koca kulaklığı çıkardı ve radyoda çalan ’’içindeyim nasılsa, içimdesin nasılsa’’ sözlerinin geçtiği bir şarkı ile Rabbini hatırladı. Rabbine döndü ve ’’Rabbim sen bana merhamet ver, merhamet et. Duruşu olmayan kadınlardan, omurgası olmayan adamlardan uzak tut ve yalnızca sana bağımlı kıl lütfen’’ diye dileklerini iletti. O anda aynadan şöförün kendisine baktığını gördü, kaçırdı gözlerini. Kaçırdığı yerde ise bir üçgen kristal asılı idi. Parlamıyordu.

Trafik sıkışıktı. Tampon tampona ilerliyordu. Kornaları duymuyor, kaba bakışları ve sinyalsiz değişen şeritleri görüyordu. ’’Nereye gidiyorum ki Ben?’’ diye geçirdi içinden. O esnada doğduğu sokağın önünden geçiyordu dolmuş. Hesse cevapladı bir anda sanki ’’eve, hep eve...’’

Trafik o kadar sıkışıktı ki doğduğu sokağın bir arka sokağından girerek güzergahı değiştirmek zorunda kaldı şöför. Sinyal vermeden. Ani dönüşün etkisi ile soğuk güneş, prizmaya vurdu ve oradan da F’ın gözüne. Gözünü kırpıp açtığında otomatik kapı bir anda eski tip kollu kapı olmuştu. Dolmuşun koltukları eski koltuklardan. Dolmuş ise kara dizel, turbosuz, çok bağıran dolmuşlara dönüşmüştü...

Yolu bölen refüj gitmiş, üflemeli çalgılarda virtüöz olduğu berber tekrar açılmış. 10-15 yıl önce açılan süper market kaybolmuştu. Şaşkındı. ’’Müsait bir yerde inecek var’’ dedi. Şöför gülümsedi, çekti sağa, buyurun dedi ve dikiz aynasından göz kırptı...

Bir sufi dergahı gibi idi bu berber, elinde üflemeli çalgıları ile 3 5 adam üfler, ancak melodiden çok kakafoni hakim olur ve buna kahkaha atardı müzisyenler... Herkesin eğlence anlayışı bir değil tabi. Eski müzisyen arkadaşları dükkanda yine enstürümanlarına davranmışlardı, içlerinde ölen iki tanesi ile birlikte hem de... Görünmeden sıvıştı, kafasını açmak istemedi F.

Soluğu anne ve babasının kendisini çocukken ödül olarak getirdiği parkta aldı. Oturdu. O saçma sapan jimnastik aletleri yoktu. Derken ortalığı yırta yırta gelen, eski Ikarus, körüklü belediye otobüslerinden birisini gördü. F çocukken o sokak, şehirdeki onlarca son duraktan birisi idi... F büyüdü, şehir büyüdü, son durak cehennemin dibine taşındı, F sığamaz oldu şehre... Otobüs yanaştı yıllar sonra açılacak süpermarketin önüne. F dayanamadı ve kalkıp gitti. Otobüsün ön kapısından baktığında, eskiden şehir kartları çıkmadan önceki biletleri öğütmeye yarayan makineyi gördü. Ağzı açık kalmışken, arka kapıdan inen bir kız seslendi. ’’F...’’ F döndü sesin geldiği tarafa. İlk öptüğü kızdı bu; Ezgi. Almanya’ya Annesi ile ayrı olan Babasının yanına gitmeden bir gün önce vedalaşırken öpmüştü Ezgi’yi. Güya yaz sonunda dönecekti Ezgi ama Babası bırakmamıştı. F ise her seferinde Ezgi’nin en yakın arkadaşı Merve’ye Ezgi’yi sordu. Ta ki bir daha gelmeyecek haberini alana kadar... Merve de F’dan hoşlanıyormuş. 20 li yaşlarının başlarında dayanamayıp yattılar. F’ın gözlüklü kadınlara (ince telli borderline gözlüğü hariç) karşı zaafı vardı, affetmedi... Yüzü yoktu Ezgi’ye karşı. Öylece kalakaldı. Ezgi geldi yanına F’ın:

- Olanları biliyorum. Üzülmene gerek yok. Ben de zaten or**pu oldum.

+ Ben de piçin biri oldum çıktım Ezgi...
,
- Biliyorum, izledim. Buradan görünüyor. Hadi ilk öpüştüğümüz binaya gidelim?

+ Burası çok ilginç bugün. Aradığım sen değilsin Ezgi. Affet ve git hadi...

***

Ezgi tekrar otobüse bindi, bileti o eski makine sesi eşliğinde, sesin sahibi makineye öğüttürdü ve el salladı. Otobüs hareket etti... F ise sola doğru devam etti. Sokağın sonuna... Kar yağmaya başlamıştı. Sağanak kar yağışı. O yıllarda o şehre güzel karlar yağardı ve o lanetli şehir sadece kar yağarken güzeldi. Karların arasından bir ilkokul çocuğu geliyordu. Ayağında lacivert sabo terlikleri ve eşofmanları ile, montsuz.

- Nereye çocuk bu karda kıyamette, montsuz, botsuz?

+ Abi kimseye söyleme ama hastaneden kaçtım. Bir şeyim olmadığı halde delik deşik ettiler beni.

- Adın ne?

+ F...

- Büyüyünce ne olacaksın?

+ Sincap.

- Nereye kaçıyorsun? (derken gülümsemesini gizleyemedi artık)

+ Bilmiyorum, daha önce 5 kez anneanneme kaçtım, alıp geri götürdüler... Bu kez gitmeyeceğim!

- Ama olmaz öyle. Senden alınan kanları kimlerin içtiğini çok iyi biliyorum ama böyle olmaz. Git anneannene ve senin refakatçin olmasını iste. Özel oda tutsunlar sana. Öyle bir oda denk gelecek ki anneannen duramayacak o odada. Bir kaç gün içerisinde çıkacaksın...

Gerçekten de F’ın dediği gibi oldu ve o odada daha önce bir çocuk öldüğü için anneanne huzursuz olup, çocuğun babasının da sözünü dinledi ve taburcu ettiler çocuğu... Çocuğa ilk kez hastane doktorları ’’firari’’ lakabını taktı ve çocuk bu lakabı ömrü boyunca hakkı ile taşıdı...

***

Kar durmuştu. Buza çekmişti. F’ın yanından çocukluk arkadaşları kızakla kayarak geçiyor, ergenlik çağında iken gecenin bir köründe evden kaçıp, balkonuna tırmanıp, odasına girip birlikte, şiddetli bir orgazm yaşadıkları kız ise kızağın en arkasından göz kırpıyordu F’a...

Berk ile karşılaştı. Berk, F’a ölümle ilgili ilk dersini veren arkadaşı idi... Kendileri tatilde iken, F’ın Annesi, telefon klübesinde kendi Annesi ile konuşurken ’’Yaaaaa!’’ dedi çok üzgün bir şekilde. Sonra telefonu kapatınca F’a dönüp, ’’Berk ölmüş.’’ dedi ve uzun uzun ağladı. F 5, Berk ise 4 yaşında idi... Tatilden dönünce anladı ölümün ne olduğunu. Berk’e gidelim dediğinde Teyzesi ağlayarak anlattı F’a... Berk bir daha olmayacaktı. Oyun oynayamayacaklardı kısacası. Berk;

- Kardeşimi koruduğun ve kimsenin ona vurmasına izin vermediğin için teşekkür ederim.

Dedi. F, yutkundu ve eğilip, Berk’e sarıldı. Berk görünüşte çocuktu ama bilinci büyümüştü olduğu yerde. O da hep F’ı izlediğini söyledi. Oradan görünüyormuş...

Şaşırmıyordu F. Alışıktı zaman kaymalarına. Ama bu kez şeytanın suyundan içip kaydırmamıştı zamanı... Neyin nesi idi tüm bunlar?

Neyse ne idi. Aradığı şey merhametti. Burada bulabilirdi belki... İlk köpeği ve çocukken ki kedisi oynaşıyorlardı sokağın karşısındaki parkta. Gitti yanlarına ve ikisine de sarılıp, hüngür hüngür ağladı F... ’’Buluşacağız çocuklar. Ölmediğinizi biliyorum...’’ dedi hayvanlarına. Çöktü yanlarına...

***

O gün o sokaktan çıkmadı. Köleliğe de geç kaldığı için bir kaç gün sürdü topsuz tüfeksiz, 21.yüzyıl usulü... Zaten köle olmak için doğmamıştı. Ama aşağılık köleler çıkarır dururdu hayat karşısına. Bir köle ile birlikte yaşıyordu bir zamanlar da. Köle aşağılık bir yalan söylemişti F’a... F’ın bünyesi yalanları kaldırırdı ancak aptal yerine konmayı değil. İntikam alacaktı. Doktorların kendisine yazması sayesinde tanıdığı zehirden daha zehir bir ilaç ile 1 ay kendisini hasta sanmasını sağladı kölenin. İlaç ne uyutuyordu ne de ayağa kaldırıyordu belirli bir dozdan sonra. İç sıkıntısı, öylece yatış, hiçbir şeye odaklanamayış, elin ayarı kaçarsa dil şişmesi ve nefeste zorlanma... Burada bir günah yok, her şey sanrı... Aptal sanmak ne kadar suçsa, hasta sanmak da o kadar ceza...

Her gün köleyi sanrılar içinde köleliğe yolluyor, şarkılar aracılığıyla saat tutuyor ve o kadar şarkı sayısı zaman içinde de kendisini hasta sanıp, köleliğinden izin alıp gelip, yatağa zor atıyordu kendisini... Asıl günah olan köleye yapacağı şeydi. Köleyi iki kez hastaneye götürüp, kontrol ettirdi. Kendisinden o kadar emindi ki F, tıp bu kendi sunduğu şeyi, hiçbir kölenin kanında bulamıyor ve her seferinde aptal aptal teşhisler, salak salak ilaçlar yazıp yolluyordu kölelere. Bu köleye de soğuk algınlığı gibi şeyler söyledi iki hastane de...

Amacına ulaşmıştı. Hastaneye kaydolmuştu hasta olarak köle. Şimdi sıra, bitki tohumlarından hazırladığı toksik suyu yemeğine katmaktı kölenin. Köle bu yemeği yedikten 4 gün sonra bulantı şikayeti ile hastaneye kaldırılacak, yavaş yavaş organları durarak hastanede bi’ 4-5 gün geçirdikten sonra da ölecekti... Çok ama çok az dozda olduğu için de toksin, kanda bir şey bulunamayacaktı. Aptalca bir ölüm sebebi yazılıp geçilecekti otopsi yapılırsa da...

Köle uyuyordu. F ise bilgisayar başında haberleri okuyordu. O gün verecekti kölenin zehrini ve azade olacaktı köle 1 hafta - 10 gün içinde de... Kararlı idi. Haberlerde Stella adında sarışın bir mankeni gördü. Stella F’ın gerçeklerinden birisi idi ve o yalan için Stella’yı yarı yolda bırakmıştı. Ağlamaya başladı F. Dişlerini sıka sıka, sinirle... Artık yapmaması gerektiğini algılamıştı. Ağlaması ise bu son darbeyi yapamamaktan ve sinirdendi. Ama sabretmeli idi... Merhamet etmeli idi ki merhamet edilip, gerçeklerine kavuşsun. Kavuştu da zaten, ciğerlerin dalakların arasından geçerek, manevi naktini ödeyip...

Dargındı yine de Tanrı’ya, bu görevi kendisine vermediği için... Yoktu işte fatalitede Geçer bi’kaç güne!

***

Tanrı’nın özünüe rastlayabileceğimiz ilk kırıntılar sadece içsel vizyonumuzda 100D tezahürün ışığı olarak bulunabilir. Bize emek vermiştir. Bilimiz. Sanat eserleriyiz. O ışığın içinde, gözlerin kamaşması geçtikten sonra, bizi nasıl izlediği hissi, belki bir parça anlaşılacaktır. Şu zamanlarda, bizden tam olarak ne istediği konusunda ülkece düşünmeye ihtiyacımız var. Biraz içe, iç içeliğe bakmamız gereken noktayı da geçtik, geçiyoruz; Baylar ve Bayanlar!

Yozlaşmanın ilk adımı popülizme odun-kömür taşıyarak atılabilir. Adımlar atıldığında yozlaşmanın da sınırı yoktur. ’’Sanatı propagandadan ayırmak’’ konusunda hep mütabık olmam gerektiğini biliyorum. Tanıştığım insanlara ’’yazıyorum, çiziyorum’’ demek de küçük bir popülizm ve nevrotizm alaşımıdır. Oysa hiçbirisi bunlarla ilgilenmiyor. Bu çok tehlikeli bir serotonin ve dopamin salgılama yöntemidir. Çok sevdiğini söylediğin adam gelir ve yıllarca çizdiğin şeylerin üstüne açar işer. Hiç de mecaz olmayan hali ile... Hem de sanatsal bir üre, gayet...

Hesed, merhamet demektir. İşte F’a verilen anahtar. Merhamet al, merhamet ver. F da bu merhamet tropizminden payına düşeni almaya o gün başladı...

Tüm insanlık gibi benim de merhamet klim kırılmış, parçalanmış, tuzla buz olmuş vaziyettedir. Leon filminde, Leon Mathilda’ya merhamet eder. Sonrası resmen pedofili... Benim filmdeki favorim ’’müziğinin kesilmesinden hiç hoşlanmayan’’ narkotik memuru. Takar kulağına kulaklığı ve çok sanatsal bir katliam yapar. Çoluk çocuk, yaşlı, genç, suçlu, suçsuz ayırt etmeksizin yargılamadan cezalandırır... Ne yalan söyleyeyim, benim de canım çekiyor bu tür şeyler. Rab’den aldığım merhameti düşününce, duruyorum... En merhametsiz anlarımda bile ne kadar merhametli davrandığını gördüğümde utanıyorum, boğazım düğümleniyor.

Müziğin bir cezaya dönüşmesi de aldığım merhameti yeterince ve gerektiği gibi yeryüzüne verememek... Üstünde çalışıyorum. Müziğim hiç kesilmesin diye... Saf ödül olarak algılayabileyim diye. Zor. Becereceğim ama... Neyi isteyip de üstüne çalışıp becermedim ki şu hayatta?


Beğen

Konsantre Karanlık Madde
Kayıt Tarihi:16 Aralık 2019 Pazartesi 20:24:13

HESED YAZISI'NA YORUM YAP
"HESED" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR
Meyzem
12 Şubat 2020 Çarşamba 01:43:51
Güzel bir anlatım tarziniz var akıcı sıkılmadan zevkle okudum..ama tam cümleleri toplayıp yorum yapamıyorum..değişik yani.. güzel.. selamlar

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Konsantre Karanlık Madde 12 Şubat 2020 Çarşamba 08:39:53
Selamlar.
Okuduğunuz için ayrıca, belirttiğiniz şeyler için ayrıca teşekkür ediyorum.
Saygılar, selamlar...

Okuduğunuz yorum yazar tarafından etkili yorum olarak seçilmiştir.
Ethem_Namık
16 Aralık 2019 Pazartesi 21:27:34
İnsanın zihnini zaman aşımına uğratıyor öykudeki sarmal olaylar ve anlatım...

Kaçırmamak için o kadar sıkmışım ki kendimi, nefes alamadığımı hissettim bir an.

Sarkaç kullanarak bilgi dagarcığıma indim bir çok kez. Olmadı başka bir şey daha denedim öyküde kaybolmamak için.

Alkol kullanmam ama sarhoş etti beni bu yazı... epeydir böyle hissetmemiştim kendimi, bunu nasıl başardın dostum. Yolculuk ve sonuç çok çok iyiydi.

Selamlıyorum yükselen dostu.

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Konsantre Karanlık Madde 16 Aralık 2019 Pazartesi 22:35:23
Komşu Ruh,

Bizim gibi yüksekte titreşenlerin sarhoş olmak için o kötü tadlı şeylere ihtiyacı mı var ki?

Düşmüşüz bir kazana ama ne kazanı?

Tanrı'nın çentik attığı bir ruhtan bunları duymak benim için gerçekten de paha biçilemez...

Sevgiler Abi, selamlar o hiç de yabancısı olmadığın soğuktan...
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.