belkibirharfimben
21 şiiri ve 401 yazısı kayıtlı Takip Et

Molla çağrı mert bakırcı evrim efendi hazretlerinin kerametlerini anlatıyor (1): dağlar nasıl yağ-bal oldu?



Şöyle başlayalım: Memleketim Zara’da ’Tekke’ nam mevkide bir türbe vardır. Şeyh Merzuban Hazretlerine aittir. Menkıbeye göre; Alaaddin Keykubat, ilçenin isim babası da olan, Ermeni Beyi Zaro Ağa’ya misafir olur. Misafirliği sırasında ’geceleri bile aydınlık’ bir ev olduğunu farkeder. Zaro Ağa’ya bu aydınlığın sebebini sorduğunda, biraz da Şeyh Merzuban Hazretlerine dair duyduğu kıskançlıktan ötürü, der ki: "Efendim, sarhoşların âlem yaptıkları yerdir, rahatsızlık verirler." Sultan, Ağa’nın sözlerinden şüphelenir, sınamak için oraya içki gönderilmesini emreder. Görevlileri karşılayan Şeyh Merzuban Hazretleri onlar daha ağızlarını açmadan cevap verir: "Hediyeleriniz yağ-bal olsun. Kabul edemem. Sultan’a geri götürün." Şaşırırlar. Dönüp Sultan’a olanları aktarırlar. Sultan insanın hasını hamından ayırabilecek bir feraset sahibidir. "Kırın testileri!" diye emreder. Kırıldıklarında görülür ki her testi tam ortasından yarısı ’yağ’ yarısı da ’bal’ olmuştur.

Efendim, keramettir-menkıbedir, inanırsınız-inanmazsınız, birşey diyemem. Ben buradan başka bir yere geleceğim aslında. 2000 yılında X-Men serisinin ilk filmi piyasaya çıktığında bizi şöyle karşılıyordu: "Mutasyon evrimin anahtarıdır. Onun sayesinde tek hücreli bir organizmadan evrim geçirerek gezegendeki dominant tür olabilmişizdir. Bu süreç yavaştır. Ve normalde binlerce yıl sürebilir. Ama her yüzbin yılda bir evrimde atlamalar olur." Serinin ikinci filmi ise şöyle bir soruyla başlar: "Mutantlar evrimde bir sonraki halka mı?" Elbette X-Men bir kurgu yapım. Ama nihayetinde kenarında bilim de var. Zaten böylesi bilimkurguların gelecek nesilleri ’evrim fikrine alıştırmak’ gibi bir misyonu da sözkonusu. Buna daha sonra döneceğiz.

Çağrı Mert Bakırcı, Evrim Ağacı’nda, Sözler Köşkü’nün evrim karşıtı videosuna bir reddiye hazırladı malumunuz. (Değilse bile şimdi haberiniz oldu.) Bu videoyu izlerken dikkatimi en çok çeken şey: Bakırcı’nın ’makro evrim’ denilen konuda geri basmaya yatkın olmasıydı. Burada mücadele etmenin, yani X-Men’de ifade edildiği gibi ’türden türe atlama’nın ’epey bir zorlama’ olduğunu kabul ediyor gibiydi. Ancak ’mikro evrim’ konusunda sebatkârdı. Hatta mikro evrim konusunda sahip olunacak güçlü bir imanın ’makro evrim konusundaki sorulara da cevap verebilir’ olduğunu düşünüyordu. Açıklamak için de ’kanyon misalini’ kullandı. Peki ne idi bu misal?

Hop, işte, asıl konumuza geldik. (Eğer yanlış anlamışsam Bakırcı beni de bir video çekerek düzeltsin.) Kanyon misalini ben şöyle kafamda toparladım: Türden türe binlerce genin aynı anda değişmesiyle bir atlamanın olduğunu artık iddia edemiyoruz. 2000 yılından bugüne çok şey değişti. Tuhaf kaçıyor. Fakat, yandan yandan, ufaktan ufaktan, azar azar, hatta binlerce yetmezse milyonlarca senede, bir akarsunun dağı oyup iki parça haline getirmesi gibi, türler oluşmuş olabilir diyoruz. Bakırcı’yı eğer yanlış anlamadıysam, lüften yüzünü tokatlamasın, mikro evrimin ’türlerin çeşitliliğini’ böyle açıklayabileceğini iddia etti. ’Hoppala!’ diye değil ama ’gıdım gıdım’ bir evrimin mümkün olabileceğini söyledi. Der efendim der. Kim-ne karışır kişioğlunun imanına? Bense temsildeki bir tuhaflığa takılıp kaldım.

Bakırcı, dilimiz varmıyor ya söylemeye, kendisinin Sözler Köşkü videosu hakkında birkaç kez iddia ettiği gibi, bir ’mantık oyunu’ mu yapıyordu? Bu temsilin mikro evrimle türlerin çeşitlenmesini açıklamada ’cerbeze’ çevirir bir yanı mı vardı? Tam da bu noktada kafam dumanlandı işte. Çünkü bir akarsunun dağı zamanla ikiye ayırmasında evrimi doğrulayacak hiçbir ’yapısal değişiklik’ yoktu. Benzetme başka birşeyi benzetilense apayrı birşeyi söylüyordu. Bu tıpkı (editör olduğum için mesleğimden örnek vereyim) kelimenin anlamına zarar vermeyen ’çekim ekleri’ni misal göstererek anlam değiştiren ’yapım eklerini’ anlatmak gibiydi.

Evet. Dağ ortasından bölünüyordu. Ama neticesinde dağ yine dağdı. Tıpkı dilimlenmiş ekmeğin ekmek kalması gibi dağ da dağ kalıyordu. Şöyle bir misal vermeyi deneyeceğim: Bize yukarıdaki menkıbede anlatıldığı gibi şarap dolu bir testi getirildiğini düşünelim. Sonra biz bu şarabın iki eşit parçası arasından, nasıl bir teknolojiyle yapacaksak, su akıtıyoruz. Su akıttıkça üzüm suyu parçalarının arası açılıyor. Birbirlerinden uzaklaşıyorlar. Ancak, araları ne kadar açılırsa açılsın, ister bir parçası kuzey kutbunda diğeri güney kutbunda olsun, ’üzüm suyu olmalarında’ bir değişim yaşanmıyor. Yapısal birşey değil bu. Birken iki oluyorlar. Hacimce küçülüyorlar. Belki soğuğa gittikçe donuyorlar. O kadar. Olan başka birşey yok.

Fakat kesinlikle bu parçalardan birisi ’yağa’ diğerisi ’bala’ dönüşmüyor. Üzüm suyunda meydana gelecek mikro etkilerden hiçbirisi, içine toz kaçması, seyrelmesi, üstüne sinek konması, güneş nedeniyle suyunun uçması vs. bunlardan hiçbirisi onu ’üzüm suyu olmaktan’ başka bir noktaya götürmüyor. Belki çürüyor. Bozuluyor. Evet. İçinde varolduğu sisteme tekrar karışmaya çalışıyor. ’Yitirerek’ yoluna devam ediyor. Fakat bu etkilerden hiçbirisi onu apayrı bir sistem sahibi yapmıyor. Daha üst bir konuma çıkarmıyor. Üzüm suyu hep öyle yaşıyor. Öyle de ölüyor.

Buradaki safsatayı nazarlarınıza arzedebildim mi bilemiyorum. Aslında Molla Çağrı Mert Bakırcı bizi müridi olduğu Evrim Efendi Hazretlerinin bir kerametine inandırmaya çalışıyor. Bunun, bir testi şarabın, ister bir gecede isterse milyonlarca yılda, yağ ile bala dönüştüğünü söylemekten farkı yok. Ortak bir atadan(!) hangi gerekçeyle kopmaya başlarsak başlayalım, bizi başka şeyler haline getirecek yapısal farklılıklar meydana getiremez hiçbir dış etki, doğada işler böyle yürümez. Dış etkiler dışarıyı değiştirir. İçeriye dokunacak kadar parmağı uzayanlarsa bozar. Su şaraba karışırsa onu seyreltir. Bir noktadan sonra şarap tastamam su olur. Güneşte kalırsın. Esmerleşirsin. Düşersin. Topal kalırsın. Kangren olursun. Kolun kesilir. Tamam. Ama bu türden etkiler seni yapısal olarak farklı birşeye dönüştürmezler.

Herhalde evrimciler paralel evrende biz dünyada yaşamıyoruz. Olanlar da önümüzde gerçekleşiyor. Dağların arasının akarsuyla ayrılması yapısal bir farklılaşma sağlamıyor. Ancak dış görünüşlerini etkiliyor. Eskiden tek bir dağ varsa şimdi yarım dağlarımız var. Kanyonumuz var. Ama her şekilde toprağımız var. Çağrı Mert Bakırcı eğer ’görünen’i gösterip ’görünmeyen’i isbat etmeyi deniyorsa seçtiği temsilin tastamam ’demagoji’ olduğunu söyleyebiliriz. Neden? Çünkü evrim aslında bize diyor ki: Bir dağın arasından yıllarca su geçti. Sonra dağın yarısı ’yağ’ yarısı da ’bal’ oldu. Peki bu bilim midir? Yoksa yeni nesil bir mistizm midir? Bence kanyon misali yerine başta anlattığım kerameti nakletmek daha mantıklı. Kastettiğinin ondan farkı yok.

Beğen

belkibirharfimben
Kayıt Tarihi:8 Aralık 2019 Pazar 00:38:42

MOLLA ÇAĞRı MERT BAKıRCı EVRIM EFENDI HAZRETLERININ KERAMETLERINI ANLATıYOR (1): DAĞLAR NASıL YAĞ-BAL OLDU? YAZISI'NA YORUM YAP
"Molla Çağrı Mert Bakırcı Evrim Efendi Hazretlerinin kerametlerini anlatıyor (1): Dağlar nasıl yağ-bal oldu?" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR
Heidi
9 Aralık 2019 Pazartesi 12:07:48
Evrim diye birşey kalmadı. İnanmayan inanmıyor. Hak ile batılın savaşı.
Bizim buralarda da hiç mutant yok.

Müddesir Süresi;

﴾18﴿ Çünkü o, düşündü taşındı, ölçtü biçti.
﴾19﴿ Kahrolası, ne biçim ölçtü biçti!
﴾20﴿ Sonra kahrolası ne biçim ölçtü biçti!
﴾21﴿ Sonra baktı.
﴾22﴿ Sonra kaşlarını çattı, suratını astı.
﴾23﴿ En sonunda sırtını dönüp gitti ve kibrine yenildi.

Cevap Yaz
Mehmet Aluc-Kul Mehmet-
8 Aralık 2019 Pazar 17:57:16
Konuya tam vakıf olamadım desem,selamlarımla.

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


belkibirharfimben 8 Aralık 2019 Pazar 18:14:17
Doğrudur. Sözler Köşkü'nün evrime dair bir videosu var. Onu izlemek lazım önce. Sonra Evrim Ağacı'nın cevap videosunu. Ondan sonra bu yazı billurlaşır. Şimdi zeminsiz duruyor.
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.