Konsantre Karanlık Madde
33 şiiri ve 47 yazısı kayıtlı Takip Et

'daddy issues'



'Daddy issues'

Sözelci arkadaşlar alınmasınlar, ’sosyal bilim’lerin büyükçe bir çoğunluğunu algım bilim olarak kabul
etmiyor. Yani şöyle ki; bilimin gerçek sanat gibi evrensel olması gerektiği yerleşmiş algıma. Başka
bilinçler var ise evrende onların da kullanabilir olması gibi bir ölçüt bu yerleşen. Evet, gerçek sanat
dalları da böyledir. Zaten bilimi kullanır. Mesela müzik, frekans dediğimiz şey ses dalgaları arasındaki
boşlukların ve sıklığın rakama dökülmüş hali. Ne yapayım algım böyle. Calvin mesela, Kepler xxx
numaralı gezegende de calvin, HD xxx numaralı gezegende de, Marsta da, Karsta da...

Sosyoloji. İstatistik, matematik, coğrafya, tıp gibi bilimlerden yararlanıyor. Yine de gözümde
bilimden ziyade bir ’sosyal tespit’ler alanı gibi geliyor sadece. Zaten silikon vadisinde de sadece ar-ge
departmanında çalışan % 1’lik kadrolarını da yapay zeka işlevsiz bırakmak üzere.

Bugün klavyeyi elime alma sebebim biraz sosyal tespit yapmak. Elbette ki bir Freud ya da Lacan değilim ama
yaşıyorum. Üstelik yaşarken de almak ve vermek, alma ve verme dengesi, nereden alırız, nereye veririz, her
şey nasıl da döner geri gelir gibi konular üstünde çalışan, düşünen bir adamım. Biraz alanıma girmiş oluyor
yani yapacağım tespitler. Bugün bir terimi irdelemek geldi içimden. ’’Daddy issues’’ terimi, stigması, gerçeği
artık ne derseniz. Ama önce dişi ve erkekten, dişi ve erkeğin alması - vermesi gereken şeylerin ucundan biraz
tırtıklayalım.

İbrani mistizmi(tasavvufu) Kabala’da bir hayat ağacı ve 10 tane de küre vardır. Bir kürenin de görünmediği
söylenir. Bu küreler sırası ile krallık, temel, ihtişam, sonsuzluk, güzellik, kudret, merhamet, anlayış,
bilgelik, taçtır. Bu kürelerden 6 tanesinin cinsiyet temsili erkek, 3 tanesi kadın, 1 tanesi ise cinsiyetsizdir.
Taç, bilgelik, merhamet, sonsuzluk, krallık, kudret erkek tarafından temsil edilen enerjilerdir. Anlayış, güzellik,
ihtişam ise kadın tarafından temsil edilir. Temel ise cinsiyetsizdir. Bilgelik tersine çevrildiğinde ortaya çıkan
anlayışla kadının yaratılışının kodlarının ortaya çıktığı söylenir. Anneme bakınca belki biraz...

Evet. Kadının ve erkeğin birbirinden alması gereken enerjiler var. Bu sebeple de hemcins ile yapılan ilişkilerin
çok yürümediğini düşünüyorum. Çok kez şahit oldum. Kabalistlerin ilahi isim olarak kabul ettikleri YHVH harfleri
yine bu cinsiyetleri üstlenir Kabala inancına göre. Y(yod) babayı temsil eder. H(heh) anneyi, V(vau ya da vav) oğulu,
ve ikinci H(heh) kızı temsil eder. Tevrat okumasında ya da İbranice dualarda buna rastlayamayız, bunu da belirteyim.

Algı. Al-gı, almak fiilinden türemiş bu kelime aslında bir görev olarak almayı belirtir. Biz anne rahminde almaya
başladığımız için bunu fark edemeyiz sadece. Bazen alınan, bazen verilen şeyler doğru olmasa da algıyı geliştirir.
Buna da tecrübe deriz. Algıya bir katkısı olmadan almak-vermek fiili gerçekleşmişse ve içinde haz barındırıp
barındırmaması fark etmez buna da kazık diyoruz. Çünkü hazzın değil, hazzı alacak kabın bir sınırı var. Oysa algının sınırı bir ömüre sığdıramayacağımız yerlerde. İnsan bu sanal gerçeklikte hazzı bir yere kadar alabilecek şekilde tasarlanmıştır. Sonrası kendini aşmak, egoyu aşmak anahtarı ile açılan bir kapı.

Ne diyorduk, almak, vermek, algı, ’daddy issues’, kaplar, sınırlar. Evet. Dediğim gibi ana rahminde maddi ve manevi olarak almaya başlıyoruz. Doğuyoruz, tüm çevre bizi kuşatıyor, önce anne-babadan, sonra da etraftan alıyoruz. Annemiz bir yemeği bitirdiğimizde vermenin hazzını yaşıyor, biz yemeği alarak annemize haz verdiğimiz için vermek için almaya bir örnek oluşturuyoruz. Kabaca Tanrı ile olan ilişkimizde de durum böyle işliyor, ama kabaca! Maddi şeyleri almazsak ölecek kadar aciziz. Yemek gibi, su gibi maddeleri almazsak yaşayamayacak kadar madde bağımlısı yaratıklarız aslında. Şükür ki artık açlık ve susuzluk gibi sebeplerle ölen insan sayısı istisna düzeylerde. Bir de manevi olarak almamız gereken şeyler var ki Freudyen düşünceye göre çocukluk çağında alınan ve verilen şeyler çok ama çok önemli. Manevi olarak alacaklarımıza maddi olarak alacaklarımız kadar bağımlı değiliz. Yaşıyoruz manevi alacaklarımızı almadan ya da vermeden de... Ama nasıl yaşıyoruz?

Başlıktan da anlaşılacağı gibi bugün konu babasından doğru şekilde alamayan kızlar, kadınlar. Ben bu tamlamaya ilk kez redditte rastladım bir kaç yıl önce. Kısaca, babası ile bazı sebeplerden dolayı düzgün ilişki kuramamış ve o şekilde büyümüş kadınları kategorize eden bir tamlama. Sebepleri şu şekilde sıralamışlardı;

1. Babanın hayatta olmaması
2. Babanın bir sebepten dolayı evde olmaması
3. Kötü davranan, suistimal eden baba figürü
4. Sorumsuz baba
5. Fiziksel ya da psikolojik olarak dengesiz ebeveyn gibi...

Bazen ise evde olan ama varlığı ve yokluğu belli olmayan, ruhlar alemindeki babaların sinmesi ile de oluşan türlerinin görüldüğü de oluyormuş. Ya da tam tersi şekilde, evde ezilen annenin, bu durumu tölere ettikçe, böyle olması algısı ile oluşan türü de varmış. Elbette erkek çocuklarına da etki eden sebepler bu beş sebep. Ancak kadınlarda bir çok şeyin sonucunun nevrotizme bağlanması gibi bu gibi travmalar da nevrotizme bağlanıyor, yeterince güçlenince. Sonra mı?

Bununla ilgili bir black mirror bölümü de vardı. Elbette ki sert işlenmiş bir vaziyette. Porno sektörüne uzanan bir macera şeklinde bir bölümdü. Babasına bir sebeple özlem duyanı, hep babasını arıyor karşıda, bu sebeple de çok sevgilileri oluyor. Yalnız kalamıyorlar,kısa sürede sizde babasını bulmak ise umdukları oluyor. Olmamış ise ’’skip add!’’

Babasından nefret edenleri çoğunluktadır, rasyonel olmayı becerebilmişse babasına zıt özelliklerde birilerini arıyorlar. Ancak hayat ortada. uçlar uç insanların işi. Ödipal boşlukla yaşayanların değil. Bazen tam tersi şekilde sizi babasına benzettiği için de sizinle birlikte olabilir. Bu şekli biraz da Stockholm sendromu içerir. Karmaşık bir durum, yine iç içe... Sırf babasına benzediğiniz için sizden intikam almak için birlikte olanları da yok değil, aman diyeyim...

Bu iki türün de ortak özelliği erkeklerle kadınlardan daha iyi anlaşıyor olmaları, erkek ilgisine aç ve muhtaç olmaları, etraflarındaki erkeklerle sürekli flörtleşme halinde olmaları, yedek klübelerinin kalabalık olmaları. Cinsellik gibi derinlikli bir konuyu kahvede bir adammışçasına s*mek fiili gibi gerçekleştirirmeleri.

İçe kapanık bünyelerde ise tam ters uçta sinmişlik, hiçlik, vur kafasına al ekmeğini hali de peydah olabiliyor. Yani biraz kabaca tarif edecek olursak,çok çok büyük oranda ya yollu ya da ruh hastası oluyor babasının almak ve vermek fiilinin öneminden haberi olmayan kızları...

Bu almak ve vermek korelasyonunu doğru kuramamış, kurmasına fırsat olmamış kadınların aile kurduklarını gördüm. Ancak sürdüğünü, mutlu olduklarını, mutlu ettiklerini görmedim. Herkes aile kurmak zorunda değil. En baştada ben. Bunda alınacak bir şey yok. ’Daddy issues’ sendromlu bir kadının babası da yine ödipal boşluklar sebebiyle bu hale gelmiş olabilir. İşte zorunlu bırakılarak kurulan ailede ödipal boşluk, ödipal boşluğu doğuruyor. Nesildaş hemcinslerim ve kardeş hemcinslerim kendi ailelerini kurarken buna dikkat ederlerse daha sağlıklı bir topluma kavuşuruz belki de ilerleyen yıllarda.

Zor kadınların ise babalarından gereken ilgiyi almış, vermesi gerekenleri ise çoğunlukla vermiş olduğunu gözlemledim. Bu pek sekmedi işte. Daha bir kaidesel ’daddy issues’ gözlemlerime göre. Şimdi burada çapsız çapsız ’babalar kızlarınızı sevin bla bla bla’ sahteliklerine girmeyeceğim. Nasihat haddim değil, hayat sizin zaten.

Öte yandan, benim gibi aile kurmayı, çoğalmayı düşünmeyen hemcinslerim; bu sendromdan çok ekmek çıkıyor niyeti bozduğunuzda. Ben söylemiş olayım...

Beğen

Konsantre Karanlık Madde
Kayıt Tarihi:7 Kasım 2019 Perşembe 04:35:29

'DADDY ISSUES' YAZISI'NA YORUM YAP
"'Daddy issues'" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR
_Anka_
7 Kasım 2019 Perşembe 16:19:22
Öncelikle, 40 yıldır mükemmeliyetçi olmamakla övünen ve fakat daha da kötüsü tam bir gizli mükemmeliyetçi olan zihnimi yazının tamamına tek tek cevap vermemek için zor tuttum. Ama tuttum. Sonrasında bir bilim insanı olmadığım, copy paste'ı da pek sevmediğim için sadece kendi deneyimimi özetleyerek (!) anlatmaya çalışacağım..

Dediğim gibi bilimle ilgilenmiyorum. Hem ilgilensem de son 4 yılda deneyimlediğim şeylerin yani bilimin henüz kabul etmediği (ve belki de ticari nedenlerle uzun süre daha etmeyeceği!), fakat bir fenomen olarak inkar edilemez şeylerin, sözde bilimsel çarelerin çaresizliklerini aşarak insanlara olan faydasına şahit olduğumda artık neyin bilimsel neyin değil olduğunun pek de önemi kalmadığına karar verdim. (Gerçekten yayınevleri haklı, kısa cümleler kurmak lazım🤦🏻‍♀️)

Daddy issues, mommy issues, oidipus, electra; artık Allah ne verdiyse sendrom olarak, bilişsel çarpıtma olarak yani her neyse tüm bunlar (algılar dahil) hepsini yerinden oynatmak, değiştirmek ve yerlerine yeni inançlar koymak elbette mümkün. Burada değinmeyeceğim fakat bunlar için terapistlerin alet çantasında oldukça yeterli enstrümanlar var(üstelik sadece psikoterapistlerin değil!).

Tam da burda hazreti Jung'u anmadan geçemeyeceğim; "Siz bilinçaltınızı bilince dönüştürene kadar, o sizin hayatınızı yönlendirecek ve siz ona kader diyeceksiniz.” buyurmuşlardı efendimiz. Ne kadar yakışıklı bir cümle, öyle değil mi..

En az Jung kadar yakışıklı olan bir başka hazret ise geçen ay kaybettiğimiz sevgili Bert Hellinger'di. Ben işte Jung gibi az biraz bilimsel olmaktan ziyade Bert baba gibi "bilen alan"ın müdavimlerindenim. Bert babanın harika fikirlerinden biri de şu: (özellikle daddy issues için söylediklerinizi hatırlatarak bunu söylüyorum) diyor ki, hatıralar, taraflı ve değişkendir. Hatıralar gerçeği yansıtmadığı gibi genellikle (psikoterapilerin, freudyen yaklaşımların fişteklediği gibi!) suçlamalar üzerinden çalışır. Anne baba çocuğuna 20 boyunca bakar ve o içinden sadece 5-6 tane suçlayıcı anı seçer. Ve unutulan şey şudur; konu genelde iyi bitmiştir (aksi de mümkün tabii). Yani ne demek istiyor, annesi onu doğmadan aldırmak istemiştir ve bunun travmasını taşır; fakat annesi onu DOĞURMUŞTUR İŞTE. Yani iyi bitmiştir..ama bu hatırlanmaz. Bert sonrasında beni en etkileyen şeyi söylüyor, buraya dikkat; "hatıralarımız bizim ruhsal silahlarımızdır..ve biz burada (aile diziminden bahsediyor) silahsızlanıyoruz.."

Silahsızlanmak.. işte bu gerçekten büyümek demek. İnsan olmak demek. Yola devam etmek demek. Bu anlamlı olan her şey demek (bana sorarsan..).

Kimin lafıydı (muhtemelen bu bahsettiğim 2 yakışıklıdan birinin olabilir, şimdi unuttum ama manası kalbimde tam); sorunlu ebeveynlerin çocuklarına verdikleri zararın boyutları, çocuk büyüdüğünde biter. Çünkü çocuk büyümüş, yetişkin olmuş, kendi hayatının sorumluluğunu eline almıştır. Artık ebeveynlerine bakıp sızlanmaya hakkı yoktur.

Evet, ben de bu sendromların ekmeğini yedim ve daha da yiyecek gibiyim.. inşallah daha da yerim. Bir farkla, benim tercihim "silahsızlanma".

Selâm

4 cevap yazılmış Cevap Yaz


Konsantre Karanlık Madde 7 Kasım 2019 Perşembe 17:25:03
Merhabalar Efendim.

Okuduğunuz için teşekkür ederim.
Ancak şunu belirtmeliyim ki yazdıklarım tek tek cevap verilmesi gereken, akademik çerçevede makaleler değil. Ben, dediğimiz şey 5 duyu ile algıladığımız dünyadan başkası değil. Ben dediğim ben ise 'mommy issues' stigmasını hak eden birisiyim. Kimseyi çuvaldızlamıyorum ancak kadınlar konusunda hayli tecrübeli bir adam olarak bildiklerimi, redditten ilk okuduğumda adı konulmamış gözlemlerime bir isim koyarak incelemeye devam ederek elde ettiğim verileri yazıya döktüm.

Genler gibi bir durum biraz bu, genlerin de etkilediği. Benim gibi annesinden 0-2 yaş arası ayrılmış bir arkadaşım kadınsız, herhangi bir kadınla telefonda dahi mesajlaşmadan, konuşmadan yapamazken, ben de kadınla yapamayan bir adamım mesela. ALgı ve genlerden başka bir sebep yoktur sanırım aramıza bu farkı koyan.

Bilime saygım büyük ancak gezegenimizdeki bilim sektörüne hiç ama hiç inanmadım. Hele hele psikiyatrist, psikolog gibi şarlatanları hiçbir zaman ciddiye almadım. Çok da erken yaşta tanıştım kendileri ile. İlk kez 7 yaşında botlarıma küfür ettiğim için gittim. Bu durum Jung'u sevmeme hiç engel olmadı yine de.
Bilgisayar bilimi, fizik bilimi, kimya bilimi, matematik bilimini görmezden gelmek şirktir bana göre. Sorun dediğim gibi sektöriyel bir hal alması. Pazarlanıyor olması. Bir ürünün oluşumunda kullanılarak pazarlanması değil, bu zaten olması gereken, menfaate dayalı yanlış yönlendirmeler kast ettiğim.

Freud'un burnuna tozu doldurup doldurup ortaya attığı fikirleri hiç savunmadım. Dediğim gibi, psikologlar ve psikiyatristlerde büyüdüm, zerre kadar faydalarını görmüş kul da değilim. Hatta daha çok kendisine atıflar yapıp duran Lacan'ı severim ama onu da çok sosyalist bulurum. Yine de anti psikiyatr tavrı gerçek, doğru en azından.

Bert Hellinger'ın dediklerine gelince; zaman dediğimiz şey bir insan için; a olayını ya da olgusunu düşünürken, 5 dakika sonra b olgusunu ya da olayını düşünürsek işte zaman o zaman geçmiş oluyor bende. Statik olarak algılamasam da algılamaya çabalıyorum diyelim. Gerçekten de ne kadar çok şey düşünürsem o kadar çabuk geçtiğini gördüm dakika denen, saat denen şeylerin de. İnsan belleğinde tecrübeler arttıkça zamanın da daha hızlı geçiyor hissine kapıldığımızı California'da muhtelif üniversitelerde kanıtladılar çokça. Yani ben de algımız tertemizken, neredeyse hiçbir kuralla kısıtlanmıyorken edindiğimiz tecrübelerin çok ama çok önemli olduğunu düşünüyorum, Freud, psikoloji, psikiyatriden bağımsız olarak. Psikolojiyi hiçbir zaman bilim olarak görmedim, psikiyatri bir bilimdir, ne kadar doğruya hizmet etmese de. Tıp zaten düşünülmesi gereken, ambleminde bile sürüngenlerin olduğu bir alan. Hiç bunlara girmeyeyim burada.

Madem çuvaldızlamıyorum dedim, biraz kişiselleşeceğim izninizle. Annem gerçekten iyi bir kadındır. Öğretmen, bizim için gecesini gündüzüne katmış, fedakar, vefakar, kolay pes etmeyen(hele konu ben ve kardeşim olunca), kendisinden verirken hiç düşünmeyen bir kadındır. Sevgiyi algılama ve gösterme konusunda ciddi sorunları var fakat. Mesela iki köpeğimle karşılaştığında, erkek köpeğim tüm kadınlara hayrandır, hayran hayran sevgi ile anneme bakarken 'hain hain bakıyor' dediğini duyduğumda aslında hain hain arkadan bakan kızımdı. Çok sevgi dolu bakıyordu oğlum oysa. Bunu örnek olsun diye anlattım. Bu durumun üstüne çokça konuştuk kardeşimle. Sorunun annesi olduğuna emin olduk. Annemin annesi ise 13 yaşında babasını kaybetmiş, üç abisine annesi ile bakmış, abileri de kendilerine ekonomik olarak bakarak yetişmiş bir kadın. Yani maalesef ki almak ve vermek dengesini maddi olarak almak ve maddi emeklerle tükenerek olduğu algısına yerleşmiş ve çocuklarını da bu algı çerçevesinde büyütmüş birisi. Bazen de oğulda görünmeyen şey torunda görünür. Ama o durum genetik, sizce genler bu kadar aktarılıyorken, algı ve duygular aktarılmıyor mu? Nesilden nesile aktarılabilen bir şey, 20 - 30 yıl gibi bir sürede nasıl insanın algısından silinebilir ki?

Böyle şeyleri yazarken, fikirlerine değer verdiğim olgun ya da yaşlı bir ruh okur da üstüne alınır belki diye çekinceler içinde yazarım, bir çoğunu da yazmam. Burada başıma gelmiş sanırım... (:

Çözüm mü? Pek rasyonel bir çözümü yok böyle durumların. Sadece ürememek. İş işten geçmedi ise...

Sevgilerimle.
Konsantre Karanlık Madde 7 Kasım 2019 Perşembe 17:25:07
Merhabalar Efendim.

Okuduğunuz için teşekkür ederim.
Ancak şunu belirtmeliyim ki yazdıklarım tek tek cevap verilmesi gereken, akademik çerçevede makaleler değil. Ben, dediğimiz şey 5 duyu ile algıladığımız dünyadan başkası değil. Ben dediğim ben ise 'mommy issues' stigmasını hak eden birisiyim. Kimseyi çuvaldızlamıyorum ancak kadınlar konusunda hayli tecrübeli bir adam olarak bildiklerimi, redditten ilk okuduğumda adı konulmamış gözlemlerime bir isim koyarak incelemeye devam ederek elde ettiğim verileri yazıya döktüm.

Genler gibi bir durum biraz bu, genlerin de etkilediği. Benim gibi annesinden 0-2 yaş arası ayrılmış bir arkadaşım kadınsız, herhangi bir kadınla telefonda dahi mesajlaşmadan, konuşmadan yapamazken, ben de kadınla yapamayan bir adamım mesela. ALgı ve genlerden başka bir sebep yoktur sanırım aramıza bu farkı koyan.

Bilime saygım büyük ancak gezegenimizdeki bilim sektörüne hiç ama hiç inanmadım. Hele hele psikiyatrist, psikolog gibi şarlatanları hiçbir zaman ciddiye almadım. Çok da erken yaşta tanıştım kendileri ile. İlk kez 7 yaşında botlarıma küfür ettiğim için gittim. Bu durum Jung'u sevmeme hiç engel olmadı yine de.
Bilgisayar bilimi, fizik bilimi, kimya bilimi, matematik bilimini görmezden gelmek şirktir bana göre. Sorun dediğim gibi sektöriyel bir hal alması. Pazarlanıyor olması. Bir ürünün oluşumunda kullanılarak pazarlanması değil, bu zaten olması gereken, menfaate dayalı yanlış yönlendirmeler kast ettiğim.

Freud'un burnuna tozu doldurup doldurup ortaya attığı fikirleri hiç savunmadım. Dediğim gibi, psikologlar ve psikiyatristlerde büyüdüm, zerre kadar faydalarını görmüş kul da değilim. Hatta daha çok kendisine atıflar yapıp duran Lacan'ı severim ama onu da çok sosyalist bulurum. Yine de anti psikiyatr tavrı gerçek, doğru en azından.

Bert Hellinger'ın dediklerine gelince; zaman dediğimiz şey bir insan için; a olayını ya da olgusunu düşünürken, 5 dakika sonra b olgusunu ya da olayını düşünürsek işte zaman o zaman geçmiş oluyor bende. Statik olarak algılamasam da algılamaya çabalıyorum diyelim. Gerçekten de ne kadar çok şey düşünürsem o kadar çabuk geçtiğini gördüm dakika denen, saat denen şeylerin de. İnsan belleğinde tecrübeler arttıkça zamanın da daha hızlı geçiyor hissine kapıldığımızı California'da muhtelif üniversitelerde kanıtladılar çokça. Yani ben de algımız tertemizken, neredeyse hiçbir kuralla kısıtlanmıyorken edindiğimiz tecrübelerin çok ama çok önemli olduğunu düşünüyorum, Freud, psikoloji, psikiyatriden bağımsız olarak. Psikolojiyi hiçbir zaman bilim olarak görmedim, psikiyatri bir bilimdir, ne kadar doğruya hizmet etmese de. Tıp zaten düşünülmesi gereken, ambleminde bile sürüngenlerin olduğu bir alan. Hiç bunlara girmeyeyim burada.

Madem çuvaldızlamıyorum dedim, biraz kişiselleşeceğim izninizle. Annem gerçekten iyi bir kadındır. Öğretmen, bizim için gecesini gündüzüne katmış, fedakar, vefakar, kolay pes etmeyen(hele konu ben ve kardeşim olunca), kendisinden verirken hiç düşünmeyen bir kadındır. Sevgiyi algılama ve gösterme konusunda ciddi sorunları var fakat. Mesela iki köpeğimle karşılaştığında, erkek köpeğim tüm kadınlara hayrandır, hayran hayran sevgi ile anneme bakarken 'hain hain bakıyor' dediğini duyduğumda aslında hain hain arkadan bakan kızımdı. Çok sevgi dolu bakıyordu oğlum oysa. Bunu örnek olsun diye anlattım. Bu durumun üstüne çokça konuştuk kardeşimle. Sorunun annesi olduğuna emin olduk. Annemin annesi ise 13 yaşında babasını kaybetmiş, üç abisine annesi ile bakmış, abileri de kendilerine ekonomik olarak bakarak yetişmiş bir kadın. Yani maalesef ki almak ve vermek dengesini maddi olarak almak ve maddi emeklerle tükenerek olduğu algısına yerleşmiş ve çocuklarını da bu algı çerçevesinde büyütmüş birisi. Bazen de oğulda görünmeyen şey torunda görünür. Ama o durum genetik, sizce genler bu kadar aktarılıyorken, algı ve duygular aktarılmıyor mu? Nesilden nesile aktarılabilen bir şey, 20 - 30 yıl gibi bir sürede nasıl insanın algısından silinebilir ki?

Böyle şeyleri yazarken, fikirlerine değer verdiğim olgun ya da yaşlı bir ruh okur da üstüne alınır belki diye çekinceler içinde yazarım, bir çoğunu da yazmam. Burada başıma gelmiş sanırım... (:

Çözüm mü? Pek rasyonel bir çözümü yok böyle durumların. Sadece ürememek. İş işten geçmedi ise...

Sevgilerimle.
_Anka_ 7 Kasım 2019 Perşembe 17:40:31
İçten paylaşımınız için teşekkür ederim, fakat söylemeye çalıştığım şey sadece şu; tüm bunların rasyonel gelsin yahut gelmesin bir çözümü var. Mesele şu ki, çözümsüzlük gibi bir konfor alanımız var(Sizden bahsetmiyorum). Sadece anne babamız değil 254 tane soy ağacımızdaki ana babamızdan etkileniriz.. bilim şimdilik sadece 3 kuşak (torun, anne, anneanne) olarak tespit edebildi.. biraz çok bilmişlik yapmışım uzun uzadıya yazarak.. yoksa alınacak bir durumum olmadı inanın. Olsaydı dümdüz derdim, imâda yeteneksizim..

saygımla çok.

Konsantre Karanlık Madde 7 Kasım 2019 Perşembe 18:10:03
Estağfurullah. İnanın hiç ama hiç öyle görünmüyor yazdıklarınızı okurken. Gayet temiz ve duru cümleler. Ve okunası. Evet, başka çözümleri de var ancak her yerde dillendirilemeyecek cinsten. Hayatı yarılamışken baba olmayarak buldum çözümü. Kendime dair çözümüm ise katharsisler sayesinde buldum. Katharsisleri de bilimin araştırılmasına bile müsade etmediği bir şeyler vasıtası ile. Zamanda henüz olmasa da bellekte yolculuk mümkün. Halıya uzanıp, bir ormanın kokusunu almak dahi mümkün. Simyayı Kimyaya çevirmesi yüz yıllar alan bilimin elbette sınırları var ancak o sınırlara hala çok uzaktayız bence. Muhakkak ki ilerleyecektir anneanneden öteye de. Düşünerek zamanı geçirerek.

Çok teşekkür ederim muteber değerlendirmeler için.
En içten saygılar benden!
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.