sami biberoğulları
520 şiiri ve 1468 yazısı kayıtlı Takip Et

Fesli kadir, kalpaklı yalçın ve sarıklı şehit ali kemali efendi



FESLİ KADİR, KALPAKLI YALÇIN VE SARIKLI ŞEHİT ALİ KEMALİ EFENDİ


Yazının başlığından da anlaşılacağı gibi bugün siz değerli okuyucularıma üç kişiden bahsedeceğim ama ana konum bu kişilerden sonuncusu olan Ali Kemali Efendi olacak.

Önce Fesli Kadir’den yani Kadir Mısıroğlu’ndan bahsedeyim.

Bazı beyinsizler benim tarihle ilgili yazılarımda ondan fazlaca alıntı yaptığım gibi iddialarda bulunsalar da tamamen iftradır. Evet, videolarını, yazılarını seyretmiş ve okumuşumdur ama yazdıklarına, anlattıklarına itibar etmem. Atatürk hakkında söyledikleri dışında mesela Mehmet Akif için ‘’Korkak pezevenk’’, Selahattin Eyyubi için ‘’ Şişirilmiş kahraman, ayyaş serseri’’ Diyen birisinin nesine itibar edeyim? İtibar ettiğim biri olsa zaten ben de bazıları gibi ondan ‘’Üstad’’ Diye bahsederim değil mi?

İşte o Kadir Mısıroğlu bilindiği gibi kendisinin Osmanlı olduğunu iddia eder hep. Osmanlı oluşunun simgesi de başına giydiği ve adeta kafasının bir parçası haline gelmiş olan püsküllü fesidir. Oysa bilindiği gibi fes bize Sultan II. Mahmut ile gelmiş bir kıyafettir. Yani Osmanlı’nın simgesi filan değildir. Dahası Osmanlı halkı bu fes yüzünden II. Mahmut’a ‘’ Gavur Padişah ‘’ Demiştir. Osmanlı halkının benimsediği bir kıyafet olmamıştır fes. Aynen Mustafa Kemal’in getirdiği Fötr şapka gibi..Cumhuriyet döneminde nasıl ki fötr şapkaya karşı bir direnç olmuşsa, Osmanlı döneminde de fese karşı bir direnç olmuştur halkta ama sonunda emir demiri kesmiş, zaman içinde her ikisi de seke seke kabul edilmiş, kabul edilmek zorunda kalınmıştır ama günümüzde de görüldüğü gibi bir avuç maskara dışında hiç kimsenin artık fesi de fötr şapkayı da salladığı yoktur.

Gelelim ikinci kişiye...

İkinci kişi bir profesör. Adı Yalçın Küçük.

Bu kişi de Kuvay-i Milliyenin sembolü olan kalpak ile çıkardı bazı televizyon kanallarındaki programlara. Kafasından kalpak eksik olmazdı.

Atatürk için bir programda açık açık ‘’Aslında korkak bir insandı.’’ Dedi ama o bir Kuvay-i Milliyeciydi (!) Hepimizden daha fazla Atatürkçüydü(!)

1992 yılında Almanya’da pkk bayrakları altında bir mitingde ‘’ Bugün diyorum en güzel baş Kürt başıdır. Çünkü Kürt başını kaldırıyor. Selam baş kaldıran Kürde, Selam Kürdistan dağlarına, selam Kürdistan dağlarındaki kardeşlerime,’’ Dedi ama o bir Kuvay-i Milliyeci yurtsever(!) ve Atatürkçü idi (!)

Alevilere atılan en büyük iftira olan mum söndü olayını ‘’ Grup sekse biz mum söndü diyoruz. Yalnız bu daha da ilerisi’’ Diye nitelendirerek ibadethaneleri olan cemevlerinde bile Atatürk’ün resimleri olan Alevilere en büyük hakareti yaptı ama o bir Kuvay-i Milliyeci(!) Atatürkçü ve yurtsever(!) olduğundan çok da tepki almadı. Daha ziyade ulusalcı kanallarda arz-ı endam ederdi başındaki Kuvay-i Milliye kalpağı ile.

Velhasılıkelam ne fes giymekle Osmanlı ne de kalpak takmakla Kuvay-i Milliyeci olunuyor. İşte bunu ifade edebilmek için yazıyı biraz uzattım affola.

Gelelim yazının asıl kahramanına.

O bir Osmanlı müderrisi.

Adı Ali Kemali Efendi.

Fesli de değil kalpaklı da ama kemiklerine, iliklerine kadar Kuvay-i Milliyetçi bir zat. Sarıklı, cübbeli bir hoca...

1853 Sivas- Gemerek doğumlu.

Üç yaşındayken babasını kaybetti. Henüz çocuk yaştaşken üvey babasının bir hakareti yüzünden evden kaçtı ve yıllarca Kayseri,İçel, Gaziantep, Kilis, İstanbul, Halep, Şam ve Kahire’de ilim tahsil etti. Hatta ‘’ İlim Çin’de dahi olsa öğreniniz ‘’ Düsturuyla Kıbrıs-Magosa Metropolitinden Rumca ve Latince öğrendi.

Otuz üç yaşında Müderris( Profesör) oldu ve Konya’ya yerleşti. Konya’da çeşitli medreselerde Müderris olarak görev yaptı.

Medreselerin eğitim sisteminden memnun olmadığı için daha sonra tayinini Konya Mekteb-i İdadisine aldırdı. 1907 Yılında Konya’da Hukuk mektebi açılınca burada hocalığa başladı ve Mecelle-i Ahkam-ı Adliye dersleri vermeye başladı.

1912 yılında Kısa bir süre Konya Mebusu olarak Osmanlı parlamentosunda bulundu. Sonra tekrar Konya’ya döndü. Konya’da Türk Ocağının şubesini açtırdı. Kurtuluş Savaşı yıllarında Konya Müdafaa-i Hukuk Cemiyetini kurdu ve cemiyetin reisi oldu.

Ali Kemali Efendi bütün ömrü boyunca en büyük düşman olan cehaletle, ömrünün son yıllarında da hem cehaletle hem de dış düşman olan işgalcilerle mücadele etti ama maalesef ölümü yine cahillerin elinden oldu.

Önce cehaletle mücadelesinden iki anektod nakledeyim.

Bir gün bir kadın ve yanında on sekiz-on dokuz yaşlarındaki kızı Ali Kemali Efendinin huzuruna gelirler. Kadın ‘’ Aman hoca efendi ! Bu kıza nazar oldu. Günden güne sararıp soluyor. Ne olur şu kitaplarınızdan birini açın da kıza bir şeyler okuyun, kızım iyileşssin ‘’ Der. Ali Kemali Efendi kıza bakar sonra eline bir kitap alır. Elindeki kitap herhangi bir kitaptır. Kitabı açar ve kadına der ki: ‘’Hanım ! Bak kitapta diyor ki: Bu kızı acele evlendirin. Kızın derdi bu.’’ Kız hemen atılır ‘’ Evet hoca efendi. Dün gece rüyama giren ak sakallı bir dede de aynen böyle demişti.’’ Ali Kemal Efendi tebessüm eder sadece.

Yine bir gün bir vatandaş Ali Kemali Efendiye ‘’ Hoca efendi ! Kadınlar artık sokaklarda kırmızı çorapla dolaşıyorlar. Kırmızı çorapla Müslümanlık olur mu?’’ Deyince ona ‘’ Dikkat et ! Müslümanlığın kırmızı çorapla gidecek.’’ Diye cevap verir.

Şimdi de gelelim onun Kuvay-i Milliyeciliğine. Yani iliklerine kadar vatansever oluşuna.

Bilindiği gibi Anadolu’da Milli Mücadele başladıktan kısa süre sonra Damat Ferit Paşa Hükumeti Anadolu’nun pek çok illerine Nasihat Heyetleri göndermeye başlamıştı. Konya’ya gönderilen Nasihat Heyetine şu emir verilir:Konya’ya gidin ve başta Ali Kemali olmak üzere bütün halka, mütareke hükümlerine karşı gelmenin imkânsızlığını ve böyle bir harekete kalkışanların ise şiddetle cezalandırılacaklarını bildirin.’’

Heyet aldığı emirler doğrultusunda Konya’ya gelir Heyetten Burhan Cahit, Ali Kemali’nin yanına gider ve heyet hakkında görüşünü sorar. Ali Kemali’nin cevabı gayet açık ve nettir:

"Konya halkı, ruhunda vatanseverlik, kafasında haysiyet, kanında Türklük olan memleketin her namuslu ve faziletli ferdinin yapacağı aynı şeyi yapacak, vatanını müdafaa edecektir. "

İngilizlerin isteği üzerine Konya’da yayın yapmakta olan Öğüt Gazetesi kapatıldığı zaman Ali Kemali Efendi Konya’da bir miting düzenlemiştir. Bu mitingde Konya halkına şöyle seslenir:

"Ey ahali, ey Konyalılar! Gazete demek bir milletin dili demektir. General Milen dilimizi kesti. Ne idüğü belirsiz birkaç Frenk dilimize kilit vurdu. Millî davalarımızı müdafaa etmek, dinimizi, imanımızı, Türklüğümüzü muhafaza etmek, bizim, sizlerin, hepimizin vazifesidir. Bizi susturamazlar. Dönersek kahpeyiz, millet yolunda bir azimetten. Bu millet ölmedi, ölmeyecektir.. Bugün Öğüt’ü kapatmışlarsa yarın bir başka Öğüt çıkacak, bizi hak ve hakikat yolunda asla ve asla susturamayacaklardır."

Evet, bu kahraman vatan evladı maalesef 2 Ekim 1920 de Konya ve çevresinde başlayan Delibaş Mehmet İsyanında şehit edilmiştir.

2 Ekim 1920 de Çumra ilçesini ele geçirdikten sonra 3 Ekimde Konya’ya giren Delibaş Mehmet’in kudurmuş köpekleri ilk hedef olarak direkt Ali Kemali Efendiyi aramaya başladılar. Ali Kemali Efendi ise kendisine ‘’Aman Hocam ! Bunlar seni ele geçirirlerse öldürüler’’Diyenlere "Ben şimdiye kadar kimseye fenalık etmedim. Memleketin ve halkın selameti için çalıştım. Şimdi ise cehaletten kaçarsam vazifemi yapmamış sayılırım." Diye cevap verdi ve kaçmadı.

Ali Kemali Efendiyi yakaladılar. Önce döve döve Abdürrahim Hanına, sonra yine döve döve Piri Mehmet Paşa Camiine ve son olarak da yine döve döve Aslanlı Kışlaya doğru sürüklemeye başladılar.

Ali Kemali Efendi, kendisine yapılan bu işkenceler karşısında Aynen Peygamberimizin Taif’te uğradığı işkencelere karşı söylediklerini söylüyordu: "Yarabbi, bunlar ne yaptığını bilmiyorlar. Bu millet cehaletin elinden çok çekti. Ben onları affettim. Sen de onları affet"

Aslanlı Kışla yolunda yapılan eziyetlere dayanamadı ve hayata gözlerini yumdu.( 4 Ekim 1920 ) Ölmeden önceki vasiyeti ise ‘’ "Ben bunları affettim. Müsebbibi cehalettir. Aileme söyleyiniz, davacı olmasınlar." Şeklindeydi.

Memleket düşman işgalinden kurtulduktan sonra eski Türkçe ile mezar taşına şunlar yazıldı:

“Zâir!
Bu mezarda, cehlin tasallutu ve taassubun kini meknuz isyanda darben şehid edilen Müdafa-i Hukuk Cemiyeti Konya Heyet-i Merkeziyesi Reisi ulemadan Sivaslı Ali Kemâli Efendi Hazretleri metfundur. Düşmanlarını afeden bu ruhun af-ı İlâhiyeye mazhariyeti için dua et.” Yevm-i İsneyn 4 Teşrinievvel 1336”

Daha sonra günümüz Türkçesi ile şunlar yazılı bir mezar taşı daha dikildi:

Ey Ziyaretçi !

Bu mezarda bilgisizliğin esiri olanların isyanında vurularak şehit edilen Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Konya Konya Merkez Heyeti reisi ilim adamı Sivaslı Ali Kemali Efendi yatmaktadır. Düşmanlarını affeden bu ruhun ilahi affa kavuşması için dua et. 4 Ekim 1920

Evet, ruhu şâd makamı cennet olsun inşallah. Rabbimin rahmeti o ve onun gibi daha nice vatansever şehitlerimiz, gazilerimiz üzerine olsun.

FOTOĞRAF: Şehit Müderris Sivaslı Ali Kemali Efendi.

Beğen

sami biberoğulları
Kayıt Tarihi:3 Kasım 2019 Pazar 02:42:06

FESLİ KADİR, KALPAKLI YALÇIN VE SARIKLI ŞEHİT ALİ KEMALİ EFENDİ YAZISI'NA YORUM YAP
"FESLİ KADİR, KALPAKLI YALÇIN VE SARIKLI ŞEHİT ALİ KEMALİ EFENDİ" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR
muslumbayram
4 Kasım 2019 Pazartesi 10:23:25
Saygılar hocam

insanoğlu kendine yakışanı yapar, bu tür iftiralar devlet tarafından hala kınandığını duymadım

Alevi olmak demek Neredeyse Peygamber olmak gibi bir şey, Ben dahi ALEVİ olarak hala ALEVİ MİYİM şüphe ederken, insanların ulaşamayacağı bir mevkiye çamur atması tabiki ihtimaldir

Biz aleviler cem evlerinde ve de kendi evlerinde

PİR HÜNKAR HACI BEKTAŞI VELİ
HAZRETİ ALİ
VE DE ATATÜRKÜ AYNI derecede görürler ve de severler

çünkü üçü de ilim deryasıdır
ilim deryasından nasiplenmemek ancak aptalların işidir

Bu üç yüce şahsiyetin yolundan gidilmiş olsa
Cennete Ne gerek var

NİCE SAYGILARIMLA

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


sami biberoğulları 5 Kasım 2019 Salı 00:17:12
Sevgili Müslim.

Bir kişinin bir başka kişiye ya da topluluğa, bir inanca, bir etnik kimliğe ya da ne bileyim dile, yaşam şekline vs yaptığı iftira ve hakaretleri devlet kınamaz. Öncelikle hakarete uğrayanlar kınar, sonra o toplumda yaşayan insanlardan duyarlı ve gerçekten de insan sıfatına layık olan insanlar kınar. Devlete düşen görev ise kendisine gelen bir şikayet söz konusu olursa sikayet edilen kişiyi sorgulamak, varsa cezasını vermektir.

Bu güne kadarki 96 yıllık cumhuriyet tarihinde devletin böyle bir kınaması söz konusu olmamıştır hiç bir zaman.

Selam ve sevgilerle.
deniz_tayanç
4 Kasım 2019 Pazartesi 01:59:33
Bu yazı emr-i Hakk vaki olursa, sizin beraat vesileniz olsun.

Çok saygımla Hocam.

deniz_tayanç tarafından 11/4/2019 2:03:11 AM zamanında düzenlenmiştir.

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


sami biberoğulları 5 Kasım 2019 Salı 00:17:56
Allah razı olsun kardeşim. İnşallah diyelim duanıza.

Selam ve sevgiler.
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.