Şamil Gökcen Gri
1 şiiri ve 37 yazısı kayıtlı Takip Et

Merdiven kokusu ve eflatun



Günün Yazısı
Okuduğunuz yazı 12.10.2019 tarihinde günün yazısı olarak seçilmiştir.

Ufuk vari çizgiler çizmiş de gitmiş feylesoflar. İnsanın zihnine derin uçurumlar açan ve bir ömür o çukurları doldurmak için varoluşsal parçacıkları bize sunan düşünürler, ulvi bir şeyler fısıldar gibiler. Bas bas bağıran nitelikli ’gerçekler’, üç maymunu oynamak isteyenlere, ölüm meleğinin kanatlarının korkunç rüzgarlarını savuruyor. Yaşlı evren, tozlu milenyum merdivenlerini ağır ağır çıkarken, basamaklara dizilmiş saksıların içindeki çiçekler her daim değişmekte. Fesleğenler, kaktüsler, nergisler, koklamak isteyene, ayağını öptürüyor ’yaşamın’. Sırtından kibir çuvalını atmayı becerebilenler, dikleşmiyor. Aksine tevazu ile daha da eğiliyor toprak anaya. Kültürler, kurallar, yönetimler, ebru sanatında ki su üstünde yüzen renkler gibi birbirine karışırken, evriliyor ’geleceğe’. Ya da diğer bir tabirle, sona doğru. Eflatun, diğer adıyla Platon, temelini atmış bu karışımsal sistemlerin, binlerce yıl önce.

O ağızlara sakız olmuş, her fırsatta keyfe keder kullanılan ’demokrasi’ kavramı, Atina sokaklarında çöktüğünde, henüz yirmili yaşlarında olan Eflatun, yerine gelen devrimsel yönetim tarafından, akıl hocası Sokrates’in öldürüldüğünde ise otuzuna yakındı. Yani, kimse yutturmaya çalışamazdı ona, devlet ve insan ilişkilerinde ki ucuz etik kalıpları. İnsanı yaşat ki devlet yaşasın düsturuyla bi bakıma, parçadan tüme varımı yeğledi. Yazmış olduğu ’Devlet’ eserinde defaatle, insanın doğasına ve bir elin parmakları gibi, birbirine aykırılığına değindi.

“Bir adam güzel şeyleri sever ama güzelliğin kendine inanmaz, onu öğretmek isteyenin ardından gitmezse, gerçekten yaşıyor mu dersin bu adam? Yoksa ömrü bir rüya içinde mi geçiyor? Rüyanın ne olduğunu bir düşün... Uyurken ya da uyanıkken bir şeyin benzerini, onun benzerini olarak değil de, kendisiymiş gibi görmek değil midir rüya? Oysa ki, güzelliğin kendi varlığına inanan, hem onu hem de katıldığı şeyleri gören, güzeli güzel şeylerle, güzel şeyleri güzelle karıştırmayan adam rüya içinde mi yaşar, yoksa gerçek içinde mi?” diyen Platon, kavramların ve onların yaşam üzerindeki yansımaları arasındaki o ince detayı en sade haliyle vaaz ediyor bizlere.

Bir zamanlar, ’devlet bir ütopyadır’ diyen Thomas More, ne demek istiyordu?

Aslında işin özüne inecek olursak, adalet güçsüz için değil midir? Ve bunu tüm uzuvları ile sağlaması gereken ’devlet’ günümüzde bunu ne kadar gerçek kılıyor? Yoksa ’adalet’ duvarda yazan bir yazıdan ibaret miydi en başından beri? Galiba öyle. Galiba değil, kesinlikle öyle. Kendimizi bir dünya vatandaşı olarak addetmemiz gerekirse, yaşadığımız bu yer küre, güçsüz ve mazlumlar için zannettiğimiz kadar yaşanılası mı? Hiç sanmıyorum. Buna kafa salladığınızı görür gibiyim. Tüm yönetim sistemlerinde, vaad edilen slogan vari, içi boş bir kelime haline gelen ’adalet’ bundan böyle, ucuz bir seçim söylemi olmaktan öteye gidemeyecek. Demokrasinin doğum yeri olan Avrupa’dan tutunda, en muhafazakar, teokratik yönetimlerin bağrı olan Doğu ülkelerine kadar. Eflatun için de bu böyleydi. Ona göre, tüm yönetimler yanlıştı. Peki o ne yaptı? Siyasi denemeleri elinin tersiyle itip, asıl meseleye, eğitime parmak bastı. İlk üniversite sistemini kurdu. Akil bir gelecek için kaygı duyan gençleri topladı ve hayatlarından feragat edecek kadar ilme yönelmelerini sağladı.

Neredeyse her yıl değişen üniversite giriş sınav sistemini eleştirerek, klişe muhabbetlere girmek istemiyorum. O üniversitelere girmeyi hak kazanan genç dimalar, içinde yaşadıkları toplumun geleceğini ne derecede umursuyor? Yeni girdikleri bu ortamda ilk ideolojik rüzgarda, herhangi bir siyasi akıma mensup olma kaygısını, sürü psikolojisi ile yutan gençliğin, ilme yönelmesi için bu kurumların bir rolü kalmıyor en baştan. Oysa, ilim yuvaları özerk olmalı. Günümüzde ki gibi popülerist özerklik değil de, yönetim kimin elinde olursa olsun, sadece ve sadece bilime ve daha güzel bir dünya inşa etmeye yeminli birer kurumlar topluluğu olması gerekmiyor mu? Elbette öyle ama maalesef bu fikriyatın ucundan bile geçemiyor şu anda.

Mezun olup, bir paçavra gibi belirsizlik denizine fırlatılan milyonlarca genç, ellerinden alınan, üretkenlik ve bir şeyi başarma güdüsünü yitirdikçe, dünya giderek potansiyel bir zombi film setine dönüşüyor. Siyasete değinmiyorum bile. Kalemim korktuğu için değil, mıknatıs gibi, tırnak içinde birilerine göre pozitif ve negatif kutuplara ayrılmaktan bıktığım için. Oysa tek başına bir renkten gökkuşağı olmaz ki! Ya da tek taştan duvar. Birlikte biz kalamadık. İzin vermediler, demokrasi ve emperyalizmin fikir babaları. Osmanlı dönemine dair akılda kalan büyük resmi tasvir ediyorum bazen kendime: ’çok uluslu bir devlet ve zengin coğrafyalar.’

İki atar damarı toplumun, adalet ve sanat. Ne adalet tecelli edebildi, ne de sanat ulaşabildi her bireye. Ya sanat meyilli oldu siyasi ideolojilere ya da adalet oyuncak oldu parayı tutan ellerde. Ve kurt koyun postunu giydi üzerine, adına’ devlet’ dediler. El sürmesinler diye ’soyuttur’ dediler. İşte bu yüzdendir, üzüntümüz. Kalemimizin mürekkep ağlıyor olması.

Hadi kalk kardeşim. Özüne dal balıklama. Ve sende üret. Ve de türet. Bir tuğla da sen ol. Üstüme koy kendini hiç fark etmez. Yeter ki yükselsin bu çiçek kokan merdiven. Yükselsin ki bizden sonrakiler çıkıp o duvarın tepesine, görsünler ufukları.

Beğen

Şamil Gökcen Gri
Kayıt Tarihi:11 Ekim 2019 Cuma 02:13:26

MERDIVEN KOKUSU VE EFLATUN YAZISI'NA YORUM YAP
"Merdiven Kokusu ve Eflatun" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR
Oya gedik
12 Ekim 2019 Cumartesi 01:41:01
Yeter ki yükselsin bu çiçek kokan merdiven. Yükselsin ki bizden sonrakiler çıkıp o duvarın tepesine, görsünler ufukları.

Çok güzel çok gerçekçi kaleminizin izleri.

Saygılarımı bıraktım...


1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Şamil Gökcen Gri 12 Ekim 2019 Cumartesi 01:55:30
Özümsemenin delilidir gerçekçilik ve öyle tasvir etmiş olmanız. İlginize müteşekkirim. Geceniz güzel olsun.
Belma
12 Ekim 2019 Cumartesi 01:29:49
Bazı şeyleri yazınızdan soyutlayarak yazmışsınız.. polemiğe neden olmamak adına evet.Çok verimli ve çok güzeldi .
(Özüne dal balıklama. Ve sende üret. Ve de türet. Bir tuğla da sen ol. Üstüme koy kendini hiç fark etmez. Yeter ki yükselsin bu çiçek kokan merdiven. Yükselsin ki bizden sonrakiler çıkıp o duvarın tepesine, görsünler ufukları.) finalle en büyük alkış size ve yazınıza.. Tebrikler, kaleminiz hiç susmasın, varsın ağlasın kalemin mürekkebi.
Öyle de okuyacağız Böyle de okuyacağız.Selam ve muhabbetle

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Şamil Gökcen Gri 12 Ekim 2019 Cumartesi 01:42:56
En samimi yerinden tutup aldım selamınızı. Bana emanet. Adına eleştiri ya da yorum ne dersek diyelim, buna layık görüp vakit ayırdığınız için asıl ben teşekkür ederim. Selametle
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.