Şamil Gökcen Gri
1 şiiri ve 27 yazısı kayıtlı Takip Et

Öl demezse tanrı



Ütünün sıcaklığı henüz geçmeden giymişti gömleğini. Zilin çalmasına on dakika vardı. Gri pantolon, siyah spor ayakkabı. Çevirmeye devam ederken pedalları, o şarkı çalmaya başladı kulaklıkta. Limana yakın bir yerde durdu. Oturdu kumlu merdivenlere. Sığmıyordu kelimeler, fısıltı gibi zihninden geçerken. Ali’nin de dediği gibi ’gökyüzü bazen ciğerine doluyordu.’

İntihar etmeden yıllar öncesi bu an, hiç çıkmamıştı zihninden. İlaçları avuç avuç yutarken, bildiği hiçbir şeyi aklına getirmedi de, işte bu anı unutamamıştı.

İlk ders başlayalı yirmi dakika olmuştu. Öğretmenden izin alıp geçti sırasına. Yine o ahu bakışlar, yine sanki gerçekten umurundaymış gibi meraklı sorular : ’neredeydin? neden geciktin?’ Friendzone mağduru, anti depresansız takılan bu çocuğun ilk gerçek aşkı. Hayatın mizah anlayışı sonucu aynı zamanda sıra arkadaşı. Her yaşında olduğu gibi yine aynı tarzda kısa kaçamak cevaplar. Kızarmış gözlerini fark etmedi bile. Oysa yarım saat öncesine kadar ağlamıştı hıçkıra hıçkıra. Dün gece dua ederken Tanrı’ya öyle bir bakış atmıştı ki, bugün birşey olması gerekiyordu. Kendini kandırmaktan arınan bu genç adam artık kartlarını açık oynamayı göze almıştı. Heyecanla son zilin çalmasını beklerken neyi nasıl izah edeceğini düşünüyordu. Aynı zaman diliminde üç farklı çift göz onun üzerindeydi. Aşık olduğu kızınkiler hariç. Öğle arası sıraya uzanmış telefondan spor haberlerini okuyordu. Tırnak içinde sıra arkadaşı sınıfa girdi. Yemeği birlikte yemişlerdi sonrasında ayrılmışlardı işlerinden dolayı. İstifini bozmadan uzandığı yerde kıpırdamadan meşgul görünmeye devam etti. Zaman ve mekan dondu kaldı bir anda. Kız yavaşça yanına geldi ve üzerine eğildi. Burun buruna gözlerinin içine bakarak akıllara kazınan o soruyu sordu : ’beni çekici buluyor musun?’ Bizim masum aşık yutkunamadı dahi. Kekeleyerek ’bilmem ki’ diyebildi. Kız onun utangaçlığından sıkılmış bir vaziyette, üstünden çekildi ve derin bir iç çekti. ’Noldu?’ diye sordu erkek. Herşeyden bi haber hanımefendi: ’bilmiyorum ki, kendimi güzel buluyorum ama o bana dönüp bakmıyor bile.’ dedi. İşte o an duaları kabul olmuştu. Bir şeyler olmuştu ama onun lehine değil. ’Kim?’ diyemedi. Ama söz vermişti bir kere, kartlar açık olacaktı. Hızlıca çantasını sırtına aldı ve sınıftan çıkıp merdivenleri ikişer üçer indi. Öylesine öfkeliydi ki, bisikleti unutmuştu okulda. Sahile zor attı kendini. Sabahın köründe ağladığı yere daha da kahrolmuş bir şekilde dönmüştü. Masallarda ki canavarladan gardıropa saklanan çocuklar gibi kayaların arasına gizlendi. Bir parça güvende hissetmeye çalıştı ana rahminde olduğu gibi. Güneş batmaya yakın acıktığını fark etti. Düşenin dostu olmaz derler ya hani öyleydi cidden. Şeytan göz bebeklerine yuvalandı. Sigara içtiği için annesine kızan genç adam, elinde bir paket sigara ve kendince dehşete düşürecek bir eylem olarak iki şişe birayla kayalıkların yanına döndü. Ömrünün geri kalanında her içtiğinde o akşam esen rüzgarları anımsattıran biranın tadına bakmıştı ilk yudumda. Geçen hafta aldığı müzik çalarına da iki adet kalem pil almayı unutmamıştı. Şarkının birinde ’üçyüz altmış beş gün elli iki berbat hafta’ diyordu, kimi dinlediğini siz anlayın. Telefonundaki onlarca cevapsız çağrı ve mesajın arasında bir isim ilişti gözlerine. Sınıfın hatta okulun en güzel kızıydı diğer erkeklere göre ismin sahibi. Şöyle yazıyordu: ’öğleden sonra nere gittin?’ Acıma duygusunu yitiren yeni yetme alkolik, bir an düşünmeden aradı, bu boşluktan faydalanmayı düşünen yardımcı roldeki kızı. Şaşırmıştı haliyle. Hiç uzatmadan sordu: ’yarın sabah birlikte kahvaltı yapalım mı?’ diye. Sevinçten havalara uçan genç kız kabul buyurdu.

O gece dışarıda yatan derbeder aşık, uyanınca ilk iş berbere gidip kendine çeki düzen verdi. Onun sloganı buydu, ’bi şerefsiz de olsan, yakışıklı bir şerefsiz ol.’ Cehennem gibi derin bakan kız onu okulun önünde bekliyordu en bakımlı haliyle. Bir yandan da hala şaşkındı. Bu genç adam nasıl oldu da bir anda kendine ilgi duymaya başlamıştı. Fazla düşünmemeye çalıştı, anın tadını çıkarmak istercesine.

Ne olduysa o kahvaltıdan sonra oldu. Oturduğu sıra değişti. Donuk bakışları bir daha gitmedi üstünden. Gülmez oldu fazla. Bir kadını unutmak için onlarca kadın eskitti. Haftalar ayları, aylar yılları yırtıp attı. Zaten küfrediyordu aşka, birde ebeveynlerinin ayrılığı üstüne eklenince, düşman oldu ikili ilişkilere. Onca mesaja ve imaya rağmen dönüp bakmıyordu hiçbir karşı cinse. Ama hakikate biraz daha yaklaştığını fark etmeye başlamıştı. Gönlündeki dolmaz boşluk elbette yoruyordu ama onun asıl meselesi bunların hiçbiri değildi. Hayat onu en zor soruları sormayı öğrenecek kadar cesaretli yetiştirmişti. Kendini bulmaya en yakın yerde, bu böyledir diyeceği zaman, şartel attı.

Şimdi elinde paket paket ilaç, tek tek çıkartıp boşaltılmış şekilde avuçlarında. Yuttu. Ve yıllardır ezbere bildiği o numaraya mesaj attı. Hoşçakal. Zehir ağır ağır ilerliyordu damarlarında. Gözleri kıslımaya başladı. O sıralar kendisine durduk yere ilgi duymaya başlayan alt komşunun kızı mesaj attı, bir süredir birlikteydiler. Kendinden yaşca büyüktü ve daha önce evlenip ayrılmıştı. Sırf bu yüzden çıkıyordu onunla. Yaşıtlarına tahammül edemeyecek kadar tecrübe aşılamıştı hayat. Sonra bir mesaj daha. Hikayenin esaslı kızından. ’Niye böyle söyledin bilmiyorum ama, bir yere gitme. Ölene kadar hep bir ihtimal vardır.’ Olacak iş miydi şimdi bu? Oysa bunu yazan her ne kadar ilk aşkı olsa da, şimdilerde nişanlıydı. Yazıları okuyamayacak kadar bilincini yitirmeye başladı. Ve görüntü tamamen kayboldu.

Rüyalarında rüzgar sesinden başka bir şey duyamıyordu. Zifiri karanlık. Nasıl olduysa rüzgar sesi kesildi ve güneş doğmaya başladı. Kısık gözlerle güneşe doğru bakmaya çalıştı. Birkaç dakika sonra bilinci yerine geldi ve yoğun bakımda yatarken tavandaki parlak ışığa doğru uyandığını fark etti. Yanında kimse yoktu. Her zaman olduğu gibi. Çok tuhaf bir çocuktu. Aklına gelen ilk şey şu soru oldu : ’Ben şimdi yaşayan bir ölü müyüm? Yoksa ölmeyi beceremeyen bir yaşayan mı?’

Beğen

Şamil Gökcen Gri
Kayıt Tarihi:7 Ekim 2019 Pazartesi 02:38:26

ÖL DEMEZSE TANRI YAZISI'NA YORUM YAP
"ÖL DEMEZSE TANRI" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR


Henüz yorum yapılmamış.

Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.