uğurdemircan
51 şiiri ve 27 yazısı kayıtlı Takip Et

Kefaret (türk dili dergisi, ağustos 2019)



Ağzında acı bir ilaç tadı vardı. Doğduğundan beri hiç açılmamış gibi ağır ve sancılı açıldı göz kapakları. Elleriyle, kirpiklerini çapaklardan temizledi; yüzünü ovuşturdu. Ellerinin göz kapaklarında ve yanaklarında bıraktığı baskıyı hissetti. Uyanmıştı. İlk gördüğü, karşısındaki duvara astığı takvimdi. Ayın otuzuydu. Bu mesafeden ayın adını okuyamıyordu. Düşündü, bulamadı. Hangi ayın otuzuydu bu?

Kalktı, giyindi. Neden bilmiyordu ama dışarı çıkacaktı. Çıkıp yürüyecekti. Nereye olduğu önemli değildi, sadece yürüyecekti işte. Hatta koşacaktı belki de. Dairesinin çelik kapısını gıcırtıyla açtı. Adı çelikti kapının ama ince saç ve suntadan ibaret olduğunu biliyordu. Kapısından tiksindi. Yalan söylüyordu.

Spor ayakkabılarını giydi. Bağcıklarını tek tek sıkıştırdı, bağladı. Ayakkabının yumuşaklığını ve ayağına böyle tam oturmasını seviyordu. Kapıyı kapattı. Kilidi çevirirken, karşı dairenin kapısının açıldığını duydu. Selam vermek üzere döndü.

Bir gariplik vardı komşusunda. Bir iki saniyelik bir tereddütten sonra irkilerek fark etti: Adamın gözleri yoktu! Gayriihtiyari geri çekilip, kaçacak bir yer arar gibi, sahte çelik kapısına dayandı. Komşusu, onu fark edince gülümseyerek konuştu. "Günaydın" diyordu adam ama gözlerinin olması gereken yerde boş çukurlar vardı! Üstelik bunun hiç farkında değilmiş gibi davranıyordu. Eğilmiş kahverengi deri ayakkabısının bağcıklarını bağlıyor, bir yandan da rutin komşu sohbetlerinden birine başlıyordu. Ama bu nasıl olurdu? Adamın gözleri yoktu ve o bu durumdan hiç etkilenmişe benzemiyordu! Hatta neşeli bile sayılırdı.

Tek kelime edemedi. Soramadı hiç bir şey. Donup kalmıştı. Adam merdivenlerden inerken bir müddet ardından bakakaldı. Hâlâ tam olarak uyanamamış olmalıydı. Yanağına bir tokat attı hızlıca; acımıştı. Daha erken yatmalı, diye düşündü. Sabah kahvesini içseydi, böyle hayaller görmezdi belki de. Merdivenin soğuk demirine tutunarak ağır ağır inmeye başladı.

İlk kata indiğinde dış kapının camından giren parlak güneş ışığı gözlerini kamaştırdı. Kapı açıldı; ince, uzun bir siluet kendisine doğru yaklaştı. Yaklaştıkça genişledi, belirginleşti; kapıcıydı bu. Gözlerine dikkat etti adamın hemen, yerindeydi ikisi de. Tamam, dedi içinden. Işığı görünce ayıldım galiba. Gece çok mu içmişti acaba? Hatırlayamadı. İçer miydi, onu da bilmiyordu.

Bu adama olsun, bir iki söz söylemek istedi. Az önce komşusuna tek kelime etmemekle ayıp etmişti. Durumu kapıcıyla telafi etmek istercesine gülümseyerek "Günaydın" dedi. Kapıcı da gülümseyerek konuşmak üzere ağzını açtı. Bir şeyler söyledi; anlayamadı. Kapıcı konuşmaya devam edince dehşetle fark etti; adamın ağzında dili yoktu! Söyledikleri de belirli kelimeler değil, tıpkı dilsiz insanların konuşması gibi, anlaşılmaz boğuk seslerdi. Sendeledi. Eliyle, az önce bıraktığı soğuk merdiven demirini bulup tutundu. Kapıcı, oldukça neşeli bir şekilde konuşmaya devam ediyor, daha doğrusu konuştuğunu zannediyordu.

Fakat bu nasıl olabilirdi? Deminki de mi gerçekti yoksa? Ne olmuştu bu insanlara? Ve neden farkında değillerdi bu durumun? Adamın yanından, bir uçurumun kıyısından geçer gibi sakınıp, sırtını duvara sürterek geçti; koşar adım çıktı dış kapıdan.

Sabahın erken saatleriydi. Çevrede kimse yoktu henüz. Koşmaya, daha doğrusu hızlıca yürümeye devam etti. Binanın diğer blok girişinin önünden de geçti ve küçük otoparkı atlayarak yolun ötesindeki binaya kadar da durmadı. O köşede, mahallenin eski bakkalı vardı.

Dükkâna girdi. Bakkal arkasını dönmüş, raflardaki mallarıyla uğraşıyordu. Müşteri olarak küçük bir çocuk vardı sadece. Altı, yedi yaşlarında zayıf bir oğlandı. Bir elinde bozuk para, diğerinde bir ekmek tutuyor, parasını vermek için bakkalın dönmesini bekliyordu. Küçük eliyle sıcak ekmeği sıkıca tutmuş, beş parmağı da yarı yarıya ekmeğe gömülmüştü. Çocuğa dikkatlice baktı, hiç bir sorun göremedi.

Sorunu, bakkal bu tarafa dönünce görecekti: Sol eli, bileğinden itibaren yoktu adamın!

Yıllardır tanıdığı bir adamdı oysa. Tıpkı karşı komşusu ve kapıcı gibi, bakkal da böyle değildi normalde. Neler oluyordu bu insanlara? Neden bir tek kendisi farkındaydı bunların? Midesi bulandı. Kusacak gibi oldu. Dükkânın önüne çıktı. Derin derin nefes aldı bir süre. Temiz havayı içine çekmek iyi gelmişti.

Düşünmeye başladı. Bu insanların özelliklerini düşünüyordu şimdi. Karşı komşusu, tüm gün pencerede oturup insanları gözetleyen biriydi. Kim, evden kaçta çıkıyor, kim kime geliyor, onları takip ederdi. Başkaca bir şey bilmiyordu hakkında zaten. Ama kapıcıyı tanıyordu: Dedikoducuydu. Hangi dairenin kapısına gitse, diğer daireleri çekiştirirdi. Bakkalın da tartıda ufak tefek hileler yaptığını duymuştu. Gerçekten sebep bunlar olabilir miydi? İnsanlar yaptıklarının cezasını mı çekmişlerdi? Peki, neden farkında değilmiş gibi davranıyorlardı? Bunca kötülüklerinin günahlarının sonrasında, hiç bir şey yokmuş gibi davranmayı nasıl beceriyordu bu insanlar?

Bakkala sormaya karar verdi; acaba ne cevap verecekti? İçeri girdi yeniden. Adam gazoz dolabının üstündeki küçük televizyonu açmıştı. İstemsizce başını çevirip baktı. Sabah haberlerinde, önceki günün olaylarını gösteriyorlardı. Bir politikacı kürsüye çıkmış bağıra çağıra konuşuyor, çokça da alkış alıyordu. Politikacının iki kolu da omuzlarından itibaren kesikti! Televizyon, seyircileri tek tek göstermeye başladı sonra. Kiminin gözleri, kulakları, kiminin çenesi, kimininse kafası tümden yoktu ve bu şekilde alkışlamaya çalışıyorlardı kürsüdekini.

Dehşet içinde fırladı dışarı. İşe giden insanlar üçer beşer doldurmuştu sokağı. Herkeste bir şeyler görüyordu artık. Hepsinin bir yeri eksik, bir tarafı kusurluydu! Onun gördüklerini başkası göremiyordu, artık anlamıştı. İnsanlar birbirlerinden gizliyorlardı bozukluklarını ve hepsi de normal hayatlarına devam ediyorlardı.

Deminki çocuğu gördü yine. Sabah güneşinde, güzel yüzünün üstündeki açık kumral saçları pırıl pırıldı. Ekmeğin ucundan yiyerek ve yolda bulduğu küçük su birikintilerine basarak evinin yolunu tutmuştu. Güneş, çocuğun başında parlıyor, onunla birlikte gidiyordu sanki. Bir anlığına unuttu her şeyi. Kimin çocuğuydu bilmiyordu. Sadece, ona bakmak iyi gelmişti.

Birden kafasına dank etti. Kendisinin neresi eksik ya da bozuktu acaba? Hiç aynaya bakmamıştı o sabah!

Ter içinde uyandı. Ağzında acı bir ilaç tadı vardı. Kolunda serum, burnunda hortum bağlıydı. Ağır ve sancılı açıldı göz kapakları. Yataktaydı.

Yanına bir kadın geldi. Aynı şeyleri binlerce kez yapmış gibi bezgin ve umarsız hareketlerle masaya bir şeyler koyuyor, oradan oraya bir şeyler taşıyordu. Bezgindi ama kızgın değildi sanki. Sadece, başka seçeneği yokmuş gibiydi. Uyandığını görünce "Günaydın" dedi gülümseyerek.

Onu görünce kendine geldi ve tam olarak uyandığını fark etti. Boynundan aşağısının tutmadığını, çocukluktan beri bu halde olduğunu hatırladı. Bakkaldan ekmek alıp dönerken, aceleci bir kamyonetin hışmına uğramıştı. Karşıdaki takvime baktı. Ayın otuzuydu. Hatırlayamadı. Hangi yılın otuzuydu bu?

SON
Aralık 2017, İZMİR

Beğen

uğurdemircan
Kayıt Tarihi:30 Eylül 2019 Pazartesi 13:26:54

KEFARET (TÜRK DILI DERGISI, AĞUSTOS 2019) YAZISI'NA YORUM YAP
"KEFARET (Türk Dili Dergisi, Ağustos 2019)" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR
BayBuhar
30 Eylül 2019 Pazartesi 16:32:07
Hakan Karaduman'ın "Düşeyazmak" adlı romanını çağrıştırdı. Uzuvların erimesi üzerine kurgulanmış güzel bir romandı.

Sayın yazar, rüya çok klasik olmuş ama son üç cümle her şeyi kurtarmış.
Mesajın tüm"giz"ini üstlenmiş.

Güzeldi ve güzeldi...

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


uğurdemircan 30 Eylül 2019 Pazartesi 17:35:22
Bahsettiğiniz romanı da okumalı bir ara. Teşekkürler.
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.