Bayram KAYA 1
390 şiiri ve 1095 yazısı kayıtlı Takip Et

Nasıl yaşar nasıl ölürüz 13



"Hayat ölümü öngörerek ortaya çıkmamıştı". Hayat bir lütuf değildi. Ölüm de bir ceza olsun diye ortaya çıkmamıştı. Özel bağıntı dışında kalan genel bağıntı ile ölüm de son değildi. İnsanla kişi ile son olan ölüm, insanlıkla (türle) sürekliydi.

Eş deyişle hayat ortaya çıktığında ölüm yoktu. Evrim yaralı olan tepki ve alışmaları biriktiriyordu. Alışma kendilikten olan bir tutumdu.

Örneğin sigara içmenin, uyuşturucu kullanmanın, kahveye gitmenin, akşam misafirliğe gitmenin vaz geçilmesi birdenbire olmayan alışkanlıklar olduğunu düşünürseniz alışma birkaç kez yinelenen tutuma alışma olmakla kendiliktir.

Kahveye gitmeyi, sigara içmeyi ben istiyorum. Oysa iyi bir karakteri kim istiyor da iyi bir tutum ile alışma karakteri oluyordu? İşte bu soru kişinin kendi kendisini çuvallatan, kendi kendisini baypas kılan bir soru olmakla; doğru gibi görünse de doğru bir soru değildir.

Sizin istem olarak belirttiğiniz alışma yapan tutum ve iyi karakterleri ortaya koyan etki durumları ortaya koyacak tepki alışmaları ortaya koymanız için o etkiyi isteyip istemenize gerek yoktu.

Bir hayatı, akşamın karanlığında inine ya da barınma alanına çekildikten bastıran karanlık olan etkiye karşılık yuvaya çekilme tepkisini o hayat istese de istemese vardır. Ha keza yine acıkan etkiye karşı açlığı giderecek besine doğru yönelme tepkisi sabahın aydınlığıyla yine kendilikten ortaya konacaktır.

Yağışlar kimi yerde her gün, kimi yerde periyodik ya da uzun sürelerde de olsa o hayat üzerinde bir tepkiye neden olacağı girişmelerle kendilikten etki tepki belirmesidir.

Ha keza sıcaklık, soğukluk, çevredeki tehditler, besin alanları, suya göre tepki, karaya çıkma v karaya göre etkilere karşı karaya göre tepki koyma alışması vs. hepsi siz istemeden belirip sizler üzerinde karşılıklı tepki oluşumunu ortaya çıkarıp; sizdeki seçilim yasaları içinde alışmalar ve alışmaların biriken saklanmalarını ortaya koymaktadırlar.

Evrim kuantum zamanı makro düzlemde biçimleyerek başka bir dünyaya içi süre durumlara doğru tuzaklama yapmakla kuantum durumları hapsediyordu. Ölüm bir kazancın ortaya konması ile kuantum durumun makro hayat içinde göze alındığı bir durum ve riskti.

Güneşi yeğlemekle radyasyona maruz kalmak gibi. Eşeyli oluş çeşitliliği artırma olurken çeşitliliği artıran eşey karakterlerin yeni döle geçtikten sonra yeni karşısında eskinin ölmesiyle vardı.

Eş deyişle yeni de yeni bir eşey aktarımı sonrasında eski olacağı için ölecekti. Yani evrim mutlaka değil ama genel olarak eski olana yaşam olanağı tanımama eğilimindeydi.

Eğer hayat ölümü göze almasaydı ne insan vardı ne böcek ne yarasa ne bile toplum ve ne de bilgisayar yapan insanla Ay’a giden hayatı süreçle yen süre durumlar vardı.

"Her can ölümü tadacaktır." Sanki hayat ölümü tatmak için vardı! Bu kadar ters ve bu kadar yanlış bir mantık, bilinç altına böylesi birçok yanlış algı ve bilgisizlik göndermekle beyni yatıştıran, beyni uyuşturma bir etki yapmaktadır.

Oysa bu folklorik sözün en doğrusu, en gerçeği, en deneyim edinilmişi. En bilineni ve en hatırlananı taamı deney olanı, kendi üzerinizde değil başkaları üzerinde gözlemi olmakla bir yaşam algısıydı.

Ölüm gerçekleştiğinde ne siz varsınız ne de tat almanız vardır bu kadar gerçek dışılık bu kadar gerçek dışıyla olur. Başkasıyla olanı gözleyen gerçekleşme siz ölmediğiniz halde analoji olmak dışında nasıl sizin ölümü tatmanız olur?

Oysa üstteki folklorik sözde hiç yaşamadığınızı (ölümü) yaşamın içine sanki yaşamışsınız gibi almakla algı operasyonu yapmışlardı! Acaba dünyadaki yaşamınızı da doğum öncenizin içine almışlar mıydı? Buna nasıl cevap veremiyorsanız, ölümle olana ve ölüm sonrasına da cevap veremezsiniz.

Şunu unutmayın. Doğumunuz da doğum önceniz de sizden ve sizin bilincinizden bağımsız oluşla hep varlar. Ölümünüzle birlikte, ölüm sonrası süreçte yine siz, aynı doğumunuz öncesindeki süreçlerle birlikte olmanız gibi bir geri beslenin içinde var olacaktır.

Fakat zemin hareketinden ötürü gelecekte de olan o imaj, eski olmanızdan ötürü vücut bulmanız olası ama hayatın seyrine göre hiçbir zaman tekrar sizin vücut bulmanız olmayacaktır.

Nasıl sizin doğumunuz sizden öncesi süre durumlu yaşamın kendisi değilse; sizden sonrası da sizin yaşamınız hiç olmayacaktır. Geri beslenin süreçleriyle, geçmişin karakteri ile hem hayata katıldığınız yerde hem de geleceğe geri beslenilme imaj olarak var olacaksınız.

Ve de en somutunu yaşaması içinde olan bir kişimizin tanığı olduğu süre duruma "hayat her doğumla candır. Her can yaşamı tadacaktır" diye bunu demesi gerekirdi.

Nasıl siz sizden önceki yaşamı tatmadıysanız, ölümle olanı da tatmayacaktınız. Ölüm tatma söylemindeki ikinci illüzyon (büyülenme) şudur. Ölüm tatmak için gerçekleşen bir olgu değil, aksine ölümü gerçekleşen bir olgudur.

Yine siz ölümle birlikte ne ölümü ne ölüm sonrasını öldüğünüz için tatmayacaksınız. Çükü ölüm sonrası size ve sizin hayatta yaptıklarınıza değil, sizden bağımsız durumlarla hayatın şu veya bu türler içinde gelecekte de sürmesi içindi. Siz bu bilimsel gerçeği, bilgiyi göz ardı ettiniz mi fikren firarisinizdir.

Oysa sizden öncesi bilim sel tutum içinde az çok genetik kodlu durumla sizlerde bilinir bir durumdur. Oysa ölüm ve sonrası sizde bilimle bilinir bir durum değildir.

Ancak gelecekte süren hayatlarla bilinir durumdur. Ölüm anında kimi organların birbirinde farklı ölüyor olması da ölümü tatmak değildir.

Nasıl entegre olan işlev ve hücreler entegre olmadan ölümü tatmak değişse; ölümle çözülen vücut entegresi ile de bir an entegre bağlarında kurtulup yaşayan hücreler de bağımsız yaşıyor olmakla ölümü tadıyor değildirler.

Ölmeden ölüm tadılamaz. Ölünce de zaten ne tadılıyor olan (yaşam olan) ne de tadılacak bir duyum yoktur. Bağında kopan hücrenin yaşarken duyacağı tat ta o hücre ölmediği için tadılan da ölüm olmayıp daha yaşıyorken entegrasyonlarla kazanılan özel durumların yitirilmiş olmasıdır.

Beynin tadacağı da zaten yaşıyor olmasıyla, tadılan ölüm değildir. Bağıntısı kopmuş bir şey kendi haliyle öldüğünü bilmez. Kulak varken ölüm yoktur. Vücut ta kopan bir kulak ta zaten kulak olarak yoktur.

Tadılan ölüm değil organa dek olan bütünlükten kopuştur. Şimdiki doğa ortamı içinde mitokondri ve kloroplastlar yaşayabilir değildirler. Çünkü mitokondriyi süreçle yen başlangıç koşulları şimdi yoktur.

Başlangıç koşulu için örneğin sudan karaya çıkış şimdi görülmez. Neden? Çünkü sudan karaya çıkacak olanlar zaten çıkmışlardır. Şimdi sudan karaya niye çıkılmıyor diyen bir soru bu doğru bir soru değildir.

Bu başlangıç koşulunu bilmemek olduğu gibi o başlangıç koşulunun da şimdi içinde olmadığını bilmeme özürlüsü olmaktır. Doğru soru şudur? Sudan karaya çıkmayı gerektiren başlangıç koşulu neydi? Başlangıç koşulu içinde atmosferde ultraviyole ışınlarını çözen ozon tabakası yoktu.

Ultraviyole ışınları hücreyi ve polimer yapıları bozup dağıtıp, parçalıyordu. Bu baskı ve basınçla oluşan hücre su gibi ortamda oluşup derinliklere saklanmakla korunmuş oluyordu. Gün geldi ozon tabakası oluştu yeryüzüne ulaşan ultraviyole ışını artık hücreye zarar veremez denli zayıftı.

Yani hücreyi suda yaşamağa mahkûm eden başlangıç koşulu değişmiş şimdi ortam içinde o başlangıç koşulu olmamakla denizlere sıkışan hayat sulardan karalara ve havaya yer altına yer üstüne doğru genişledi.
Denizlerden çıkışla evrim alanı da genişledi. Artık karaya çıkan hayatın bir daha karaya çıkması söz konusu bile olamaz daha çok evrim olanağı içinde olmuştu.

Eğer ozon tabakası yiterse hayatın suya ve yer altına çekileceği muhakkaktır. Yeniden ozon tabakası oluştuğunda da ancak yeniden karaya ve havaya çıkışlar olası olacaktır.

Bir kambriyen dönemi veren başlangıç koşulları nedeni ile dallanıp çatallanan süreç, bu süreç yok olmadan ve aynı nedene bürünmeden aynı dallanma ve çatallanma süreçlerini veremez.

Bir su hortumu patlayınca, patlak olmayan durumla hortumu yeniden başlangıç koşulları içinde tutamaz iseniz hep su kaçıracağı için kendisini patlatacak tazyikiyle olmayacak bir hortum, bir daha patlamaz.

Oysa siz mitokondriyi de kloroplastı da vs.nin ortamını sağladığınızda hücreden ayırsanız da kendi başlarının çaresine bakıp yaşayacaklardır.

O anki yaşayış ölüm veya yok oluşu yaşamak olmamakla tadılan da ölüm değildir. Ölüm başlangıç koşulunun belirlediği bir durum değildi.

Ölüm hayat sürecinde eşey hücrelerini ve çok hücreliliği ortaya koyan evrimin etkisi olan başlangıç koşuluyla ortaya çıkmıştı. İşin burası çok hücreliliğe geçişe tekabül eden konudur.

Bir iki organın iflasıyla organik bütünlük ve yalıtım bozulmuş o sentezin birliği içinde kopuşla beyin gibi organ ve dokular gibi ancak senetle ortaya çıkanlar sentezin çözülmesiyle ölüp yok olanlardı.

Değilse hücre bazında bir ara yaşam devam etmekle birlikte, birleşik algılardan çözülen hücre belki de intihar etmektedir. Hücrelerin intihar ettiği bilinen bir gerçektir. Böylece entegrasyonda çözülen hücreler bazında da ölüm başlamıştır. Artık iflas eden her bir organ sonrasında belki kısa bir süre tek tek organ ölümleri gerçekleşecektir.

Her bir geç gelen organ ölümleri içinde, eğer beyin ve mitokondri geç ölüyorlarsa şu söylenebilir. Ki yapılan çalışmalara göre böyle bir durum var.

İflas edip ölen organlar esnasında, kısa bir süreliğine de olsa yaşayan organlar bu çok kısa yaşamları bozulmuş bir organik bütünlük içinde olma nedenle bütünden kopan bağıntı yansımaların olmaması nedenle ne beyin beyindir. Ne de mitokondri organik bağıntılı mitokondridir.

Beğen

Bayram KAYA 1
Kayıt Tarihi:7 Eylül 2019 Cumartesi 18:41:26

NASıL YAŞAR NASıL ÖLÜRÜZ 13 YAZISI'NA YORUM YAP
"Nasıl Yaşar Nasıl Ölürüz 13" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR


Henüz yorum yapılmamış.

Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.