uğurdemircan
47 şiiri ve 21 yazısı kayıtlı Takip Et

Telâki * (öykü, kalemderhane dergi/ocak-şubat 2017)



Günün Yazısı
Okuduğunuz yazı 2.9.2019 tarihinde günün yazısı olarak seçilmiştir.

Göz kapakları ağırlaşıyor ancak kapanmıyordu. Uykusuzdu. Gece boyu pek uyumamıştı; ama otobüslerde de hiç uyuyamazdı. Levent efendi, hem bunu bilirsin hem de o saate kadar uyumadın, diye kızdı kendine. Üstelik bir de kahve içmişti az evvel muavinin elinden. Yine sinirlendi; "İstemem demeyi bir öğrenemedin! Bedava bir şey veriliyor diye ille de almak zorunda mısın?!"

Yurtta son geceleri olduğundan biraz eğlenmişlerdi arkadaşlar arasında. Sabaha karşı bir saat kadar uyuyabilmişti. Üniversite bitmişti sonunda. Babasının yüzünü kara çıkarmamıştı. Mühendis olmuştu. Şimdi de memlekete, doğup, mühendis olmak için büyütüldüğü ilçeye dönüyordu.

Otobüs aniden durdu. Durulacak yer değildi. Bomboş bir yerdi bozkırın ortasında. O modern otogardan kalkan koskoca otobüs, patika gibi incecik bir köy yolu çıkışında bir yolcuyu almak için, hatlı dolmuş gibi durmuştu yine. Baktı biraz ilerilere, tâli bir yol göremedi. Otobüs niye durmuştu o halde? Ön sıralardan sesler yükselmeye başladı. Onun koltuğu ortanın gerilerindeydi, bilgi geç ulaştı oralara: Kaza vardı yolda.

Şoför ve muavinden sonra, yolcular da birer ikişer inmeye başladılar aşağı. O inmeyecekti. Her kaza gördüğünde durup izleyenlerden değildi. Öyle bir an geldi ki uyuyan bir iki kişi dışında bir tek o kalmıştı otobüste. En azından, bu garip durum yüzünden inmeye karar verdi.

Yol kapanmıştı. Uzun bagajlı bir araba, uzun bir otobüsle çarpışmıştı. Akabinde otobüs yan yatmış ya da takla atmış olmalıydı. Arabayı altında ezip geçmişti. Görüntü kötüydü. Haber kameraları o bölgeye geliyor olsaydı, ortalık savaş alanı gibi, derlerdi. Henüz ne polis ne ambulans vardı kaza mahallinde. İlk onlar gelmişti. Alana yayılmış tüm yolcular gibi o da etrafı inceliyordu. Yaralı da göremedi. Her yere ıvır zıvır eşyalar ve araç parçaları dağılmıştı. Plakası bile kopup metrelerce öteye fırlamış aracın sahibi, pazarcı veya ona benzer bir satıcı olmalıydı, dağılan sebzelere bakılırsa.

Derken önünde bir şey gördü. Toza, toprağa bulanmış bir ’şey’... Bir insanı o şekilde hiç görmediğinden, beyninin, onu bir insan olarak tanımlaması biraz zaman almıştı. Kafası, kolları ve bacakları kopmuş, iç organları dışarı dağılmış bir orta gövde yatıyordu karşısında!

***

Uykusuzdu. Gece çok erken gitmişti hale. Hava aydınlanmadan, diğer insanlar uyurken yüklenirdi halden meyve sebze. Şoför milleti yola çok erken düşerdi. Hem ekmek parası varken uyku da neydi? Bir çay daha içseydim uykum dağılırdı, diye düşündü Cemal. Sigarasından bir duman daha çekti onun yerine.

Kamyon sahibi olmak onun için ulaşılmaz hayaldi ama ufak bir kamyonet olsun almayı çok istiyordu. "Şöyle tek kabinli, temiz bi pikap yeter" diyordu. Onu alınca, evlenmek için para biriktirmek daha kolay olacaktı. Şimdilik arabanın bagajına ve söktüğü arka koltukların yerine dolduruyordu malları.

Fakir bir ailede büyümüş ama ilkokulda sorulduğunda hep ’orta direk’ demişti. Öyle bir tanımlama vardı o günlerde, modaydı. Kahvede babasının masa arkadaşlarından duyuyordu. Kahveye de sözde babasını çağırmaya gönderiliyor, oralet, kakao derken epey kalıyordu okey masasının yanında. İlkin ’renkten bitme’yi öğrenmişti okey hakkında ve çok hoşuna gitmişti. Hayatı eksik yaşayanlar, ıstakada tamamlamaya çalışıyordu.

Liseyi okumadı. Hep çalıştı gençliği boyunca. Çalışmak orta direk ailelerin yaşamının bir gerçeğiydi çünkü. Erken büyürdü çocuklar.

Mor dağların ardından doğan güneş, bir mızrak boyu yükselmişti. Taş ve petrolden müteşekkil bir nehir gibi kıvrıla kıvrıla akan yol, tepeyi dönünce tıkandı: Kaza vardı yolda. Uzun bagajlı bir araba, uzun bir otobüsle çarpışmış, otobüs yan yatmıştı.

"Allah Allah!", diyerek çekti el frenini. İndi. Ortalık sessizdi. Yaralılara bakındı. Dağılmıştı tüm yolcular alana. Kaza mahalline ilk kendisi gelmişti galiba. Derken önünde, toza toprağa bulanmış bir ’şey’ gördü. Kafasız, kolsuz, bacaksız bir gövde yatıyordu karşısında! Ellerini açtı, Fatiha okudu.

***

Diş fırçalarken bile midesi bulanan Levent, şimdi kusmak üzereydi. Başını öbür yana çevirip derin bir nefes aldı önce. Gördüklerinin şokunu biraz atlatır gibi olunca, cesedin parçalanmış gömleğinin cebinden bir kimlik sarktığını fark etti. Eğilip aldı. Adını okumadan önce fotoğrafı gördü. Beyninden vurulmuşa dönmüştü: Cemal’di bu! Çocukluk arkadaşı Cemal.

İlkokulda aynı sırada otururlardı. Teneffüslerde hep birlikte gezerler; beslenme saatinde getirdiği meyveleri, kuruyemişleri onunla paylaşırdı. Dersleri pek iyi değildi Cemal’in. Kopya verirdi ona yazılılarda. Okul çıkışı ya top oynarlar ya da evlerine gider; odasında oturur, vakit geçirirlerdi. Annesi biraz pis bulurdu Cemal’i. Fakir çocuğuydu ama arkadaşlık para ile ölçülmüyordu o vakitler.

Ortaokul yıllarında babası kızmıştı bir keresinde. "Bırak artık şu çocukla görüşmeyi!", demişti. "Sana bir faydası yok! Dershaneye göndereceğiz seni. Fen lisesini kazanman lâzım."

Zaten Cemal de zil çalınca işe koşturuyordu artık. Aynı sınıfta okudukları arkadaşlarına, teneffüste tatlı satıyordu okul duvarının dibinde, ufak bir seyyar arabada. Sonra, lise yıllarında görüşemediler zaten bir daha.

***

"Âmin" derken bir şey fark etti, cesedin gömleğinin cebinden nüfus cüzdanı düşmüştü. Düşünmeksizin eğilip aldı. Almasıyla da hayretlere düşmesi bir oldu: Levent’ti bu! Çocukluk arkadaşı.

İlkokulda aynı sırada otururlardı. Teneffüslerde hep birlikte gezer, beslenme saatinde getirdiklerini birlikte yerlerdi. Zayıf ve çekingen bir çocuktu Levent. Diğer çocuklarla kavga çıkınca Cemal korurdu hep onu. Okul çıkışı ya top oynarlar ya da aşağı mahalledeki boş arsada kuş avlamaya çalışırlardı sapanla. Levent hiç isabet ettiremezdi. Sonra, kendi odası vardı evlerinde. Evleri apartman dairesiydi. Doğum gününde arkadaşlarını çağırabiliyordu.

Babası kızmıştı birinde. "O oğlanla aylaklık edeceğine bi işe yara", diyordu. "Tezgâh ayarlayacam sana." Sonra görüşemediler bir daha.

***

"Ah benim kadersiz arkadaşım.
Ne çektiysen bu fakirlikten çektin zaten. Bak yine ekmek parasına koştururken ne hale gelmişsin.
Ben dönünce seni görmeyi düşünüyordum hâlbuki. Bitti artık okulum, diyecektim babama. Artık arkadaşımla bizi rahat bırak!
Seninle yine saatlerce muhabbet edecektik. Sana okuldaki kız arkadaşımdan bahsedecektim.
Böyle mi görüşecektik?!..."

***

"Vay benim gadersiz gardaşım.
Yaban ellere gidip gelirken heder oldun sonunda.
Dedilerdi mühendis olacak diye. Gururlandıydım.
Hele şu pikabı alayım, işleri bi yoluna koyayım, yine görüşürüz gardaşımla dediydim.
Düğünümde sağdıcım olsun, diye düşündüydüm.
Böyle mi olacağıdı sonumuz?!"

***

Yaralılar ambulansa taşınırken, ’olay yeri inceleme’ yazılı mavi minibüsten çıkan beyaz elbiseli askerler de harıl harıl çalışmaktaydı. Fotoğraflar çekiliyor, notlar alınıyor, oradan oraya görevliler koşuşturuyordu. "Bayır aşağı otobüs hızlı inmiş komtanım" dedi bir asker. "Hususi araç da virajı alır almaz kaçma imkânı olmamış. Otobüsün şoförü aniden sola kırınca, sağ yanına takla atmış, hususi aracın üstünden yuvarlanıp öte yana geçmiş. Patlayan camlarından yolcular dışarı fırlamışlar. Şu an itibariyle, yedi ölü yirmi üç yaralı var komtanım."

Takviye ambulans ve itfaiye araçları gelmişti. Güneş tepeye yükselmiş, yol henüz açılamamıştı. İki yanda da arabalar beklemekteydi. Yolun kenarındaki tarlanın bir kısmı, görevlilerin ayak izleriyle ezilmişti. Talimatlı ve prosedürlü görevliler hızlı ancak acelesiz, işlerini yapıyorlardı. Onlar için vaka-i âdiyedendi. Hurdaya dönmüş arabanın yanına, iki siyah ceset torbası getirildi. Biri otobüsten biri otomobilden fırlamış, yan yana yatan, yirmili yaşlarda iki erkek cesedi içindi.

SON
Uğur DEMİRCAN, Ekim 2016 – İzmir

* Telâki : Kavuşma, buluşma.

Beğen

uğurdemircan
Kayıt Tarihi:1 Eylül 2019 Pazar 03:10:49

TELÂKI * (ÖYKÜ, KALEMDERHANE DERGI/OCAK-ŞUBAT 2017) YAZISI'NA YORUM YAP
"Telâki * (Öykü, Kalemderhane Dergi/Ocak-Şubat 2017)" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR
Serap IRKÖRÜCÜ
2 Eylül 2019 Pazartesi 11:19:38
Bir süredir interner nedeniyle sayfalara zor girdim. Bu arada yazılarınızın güne geldiğini gördüm, okudum ama yorum yazamadım.

Çok çarpıcı bir finalle biten müemmel bir teknik.

Kısa metrajlı bir film gibi önce kahramanlar kendi ortamlarında birbirlerinden bağımsız tanıtılırken aslında birbirlerine yaklaştıklarını ve aynı kaderi paylaştıklarını çarpıcı sonda yaşıyoruz.

Yetkin kaleminizi ve başarılarınızı kutları.

Daim olması dileğimle.

Saygılarımla...

Serap IRKÖRÜCÜ tarafından 9/2/2019 11:43:50 AM zamanında düzenlenmiştir.

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


uğurdemircan 2 Eylül 2019 Pazartesi 13:07:56
Çok teşekkür ederim
Fatma Oral
2 Eylül 2019 Pazartesi 09:11:04
Etkileyici idi. Ecelin iki samimi arkadaşı da aynı zamanda, farklı araçlarda iken yakalaması.

Tebrik ediyorum.

Saygılarımla.

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


uğurdemircan 2 Eylül 2019 Pazartesi 10:44:37
Teşekkür ederim
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.