uğurdemircan
47 şiiri ve 21 yazısı kayıtlı Takip Et

Pasaj (öykü, varlık dergisi/ mart 2018)



PASAJ (Öykü, Varlık Dergisi/ Mart 2018)

Nefes nefese kalmıştı. Ne yapacağını bilmez halde Hanboğazı’ ndan gazete bayiinin köşesine kadar gelebilmişti. Bir elini karnına bastırıyordu. Kan sızıyordu parmaklarının arasından. Allah kahretsin, dedi kendi kendine. “Niye girersin bunların içine salak herif!” Canı çok yanıyordu ancak sızlanmanın zamanı değildi. Adım attıkça kan damlıyordu çarşının karanlık zeminine. Ay, çoktan göğün yarısını devirmişti. Gecenin, sabahtan önceki, en karanlık ve en sessiz zamanıydı.

Red-Kit aldığı günler geldi aklına, gazetecinin önünden geçerken. Gazetelerin kartondan ev, araba maketleri verdiği pazar günleri, sabahın köründe dükkânın önünde alırdı soluğu. Çok severdi orayı. İçerisi kitapçı, dış kısmı gazete büfesiydi. Büyüyünce orada çalışmayı düşünürdü çocukken. Ne güzel, hem çalışacak hem istediği dergileri okuyabilecekti. Kaptan Swing’ler, Tenten’ler, Conan’lar... Büyümüştü sonuçta ama hiç de istediği gibi gelişmemişti hadiseler. Kanlı bir el izi bırakarak geçti, dükkânın camekânında.

Çarşı meydanından gidemezdi. Meydanda dolanırdı genelde bekçiler. Hele bir de Bekçi Mehmet amcaysa. Babasını da tanıyordu. Ailecek gelip giderlerdi. Yaralıyken bir bekçiye yakalanmaktan daha kötüsü, tanıdık bir bekçiye yakalanmaktı. Babası ölmekten beter edebilirdi, yaptıklarını öğrenince. Üstelik onu, İstanbul’da biliyorlardı. Çalışmaya gitmiş, aylarca oradan oraya savrulmuş, tutunamamıştı. Birkaç gün önce, gece vakti habersizce dönmüş, arkadaşında kalmıştı. Bu ‘iş’i planlayan arkadaşında…

Leblebicinin köşeyi dönerken, renkli leblebi şekerlerini gördü vitrinde. Çok severdi çocukken. Maaşı aldığında bir kesekâğıdı getirirdi babası bundan. Ağlamaya başladı. Bu hale geleceğini hiç düşünememişti. Sorun çıkmaz demişlerdi oysa. Evde kimse yok demişlerdi.

Ayakkabıcının karşısındaki, beş musluklu çeşmeye yetişti, etrafını gözleyerek. Bir eliyle yüzüne su çaldı, gözyaşlarını yıkadı. Diğer elinin kanını yıkadı sonra. Bıçağın girdiği yer kanamaya devam ediyordu. Aklının erdiği yaşlardaki ilk ayakkabı alışlarını hatırladı karşı dükkândan. Beyazlı, kahveli rengiyle, tokalı bir ayakkabıydı. Parmağını topuk kısmına sokup ölçmüştü Ali amca. "İyi iyi, seneye de giyersin" Çok sevinmişti o gün. Dükkândan çıkarken bulutların üstünde yürüyordu sanki. Çeşmeye koşup su içmişti. Tastan içmezdi ama. Sadece eliyle... Deli Mehmet içiyor o tastan, demişti arkadaşı. Ondan beridir eliyle içerdi hep. Kaç yaşında, hangi şehirde olursa olsun, Deli Mehmet hep gelirdi onunla su içmeye.

Bir gayret geçti, sağlı sollu kunduracı ve tamirciler arasından. Arasta çarşısı, korkunç bir ıssızlıktaydı. Ne çekiç sesi vardı ne fora makinesi zırıltısı, bu saatte. Hafif solüsyon kokusu geliyordu tahta dükkânların kapı altlarından. Dizlerinin dermanının azaldığını hissetti.

Kuruyemişçi İsmail’in dükkânı açık olsaydı yardım ederdi şimdi ona. Sabah çok erken açıyorlardı ama henüz geceydi. Nereye gittiğini düşündü, böyle kendiliğinden, plansız. Bildiği tek doktora gidiyordu. Evi, muayenehanenin üstündeydi. Şu köşeyi de dönebilirse...

Doktorun yazıhanesine geldiğinde gözü karardı. Kaldırıma oturdu. Midesi bulandı biraz. Kaldırım çok soğuktu. Küçüklüğünden beri hastalandığında buraya getirirdi ailesi. Annesinin sırtında çok gelmişti. Çocukluk ne güzel şeydi! Niye büyümüştü ki sanki?! Kimse böyle olacağını söylememişti ki ona! Niye uymuştu o namussuzlara! Niye tamah etmişti elin malına! Mustafa Bey yaşlıca ve bilgili bir doktordu. Evi üstteydi. Zile bir uzanabilse, uyandıracaktı. Ağzına tuzlu bir tat geldi. Midesi bulandı, kustu biraz yere. Kandı.

Defalarca bastı zile. Açan yoktu. Çay ocağının oraya geçti, karşıya. Oradan baktı doktorun katına. Işık yoktu. Doktorun izinde olduğunu, ailecek şehir dışında olduklarını bilmiyordu. Uzaklarda bir bekçi düdüğü öttü uzun uzun. Yine ağlamaya başladı.

Samiye’ yi düşündü. İstanbul’da işini sağlama alınca, gelip onu alacaktı güya. Küçüklük aşkıydı. Postane sokağında birlikte büyümüşlerdi. Şimdiyse, karşısına çıkmaya bile yüzü yoktu.

Tek düşünebildiği, ortalıkta görünmemekti artık. Kuytu bir yer bulup dinlenmeliydi biraz. Bankalar caddesinden ilerledi, yarı yürür yarı sürünür halde. Pasaj vardı orada. Oraya girerse, gözden ırak olur, nefes alabilirdi biraz. Eski bir pasajdı. Bir sokaktan girişi, diğer sokağa çıkışı olan, çarşı içinde bir çarşıydı. Petek petek dükkânlardan müteşekkil mimarisiyle arı kovanını andırıyordu. Arılar evlerinde, rahat uyuyorlardı şimdi. Günün yorgunluğu, neredeyse tüm çocukluğunun geçtiği bu pasajdaki dükkânlara sirayet etmişti sanki. Birol abinin şen şakrak berber dükkânı sessizliğe bürünmüş, Köfteci Yusuf’un tezgâhı soğumuştu. Gözünün önünden, kendi küçüklüğü geçiyordu şimdi. Pasajdaki dükkânlara girip çıkıyordu. Karışık kaset doldurtmaya geliyordu elinde listeyle. Ayağında tokalı ayakkabısı, cebinde yeni aldığı sakız paketiyle. Sakızı evde açacaktı. Araba resimleri çıkardı içinden. Seriyi tamamlamaya çalışıyordu.

Düğmecinin kapısına yığıldı. Artık istese de bir yere gidecek mecali kalmamıştı. Ağlamasını durdurmaya çalışmıyordu artık. Sesli sesli ağlıyordu. Şu anki aklı olsa, tamam der miydi arkadaşına. Hırsızlık kim o kimdi. Annesi öğrenince ne kadar üzülecekti. Onu böyle mi yetiştirmişlerdi! Hele Samiye... Onun artık başkasına varacağı düşüncesi deli ediyordu.

Gövdesinin her zerresine keskin bir soğuk saplanıyor, her hücresine pişmanlık doluyordu. Kanının boşaldığı yerden giriyorlardı sanki. Kan aktıkça, günahının temizlendiğini düşündü. Tesellisinin doğruluğunu düşünecek halde değildi. Acı, beynini uyuşturmaya başlarken, hayaller anılara karışıyor, küçüklüğü karşısına gelip meraklı gözlerle ona bakıyordu. Sanki o ânı yaşamış gibi hissetti. Sanki o yaştayken, o pasajda, tam da o köşede, yerde yatan birini görmüş gibiydi. Belki de gerçekten olmuştu bu ve şimdi aklına gelmişti yıllar sonra. Bilemiyordu. Her şey birbirine karışıyor gibiydi. Eğilip merakla bakmıştı yerde yatan adama; sonra da neşe içinde koşmaya devam etmişti.

Koşuyordu şimdi pasajın çıkışına, beyazlı kahveli ayakkabısıyla. Acıyı, pişmanlığı, düğmecinin kapısında bırakmıştı. Kan yoktu artık. Çaresizlik yoktu. Hata yapmak yoktu. Nedensiz bir mutluluk, hacimsiz bir bilgelik vardı artık. Koşuyordu, ayağında tokalı ayakkabısıyla. Eve gidip sakız paketini açacaktı.

SON
Uğur DEMİRCAN, Şubat 2017 – İzmir

Beğen

uğurdemircan
Kayıt Tarihi:26 Ağustos 2019 Pazartesi 10:35:51

PASAJ (ÖYKÜ, VARLıK DERGISI/ MART 2018) YAZISI'NA YORUM YAP
"PASAJ (Öykü, Varlık Dergisi/ Mart 2018)" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR


Henüz yorum yapılmamış.

Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.