Ba BayBuhar
0 şiiri ve 44 yazısı kayıtlı Takip Et

Güç ve inanç



Güç ve İnanç

Tanrı geometriler kurdu, niteliksel sayıyı anlayın diye nicelikleştirdi, aritmetik oluşturdu, doğayı yarattı yasaları tastamam etti.

Ve düşünsün, anlasın, görevini yerine getirsin diye insanı gönderdi…

Peki O insan ne yaptı? Ne mi yaptı… kendini başkasına teslim etti. Vekaleti anlayamadı...

Siz, güç ve inanca inanabilirsiniz lakin güç ve inanç size inanmazsa…işte o zaman işiniz zor. Ama ne yazıkki bu her zaman böyle olur.

“Güç”ü, en genel haliyle maddi iktidarı elinde bulunduranlar, (krallar, politika yapıcılar ve zenginler) “İnanç”ı da saf konumuyla değil inanç üzerinden kendi sultasını kuran ruhbanları yani Tanrı’nın vekaletini kendinde görenler olarak değerlendireceğiz.

Kşatriyalar ve Brahmanlar, Hindu kast sisteminin en üstteki iki sosyal konumu ifade eder. Kşatriya görünebilir dünyanın iktidarını elde bulunduran dışsal gücü, Brahmanlar ise Tanrısallığı elinde tutan içsel gücü temsil ederler.

Bu, batı medeniyetinde de böyledir “Krallar ve Ruhbanlar”. Buna eski Mısır’da insan başlı sfenkslerin yorumunda da rastlarız. İnsan başı erdemi ruhaniliği, aslan gövdesi gücü sembolize eder.

Günümüz modern dünyasında da hangi ülkeyi ele alırsanız alın, durum böyledir. İç güç ruhban sınıfını, dış güç iktidarı, kralları temsil eder. Toplumları meydana getiren insanlarsa, doğanın kendilerine yüklediği bireysel doğalarının gereği olması gerektikleri sosyal konumlarında hiyerarşik yerlerindedirler. Hemen hemen tüm toplum ve dinlerde bu yapı vardır. Bu iki gücün uyumu “güçler birliği”nin uyumunu oluşturur. İnandığımız güçler ayrılığı ilkeleri, “devlet” dediğimiz o koca organizasyonun tepedeki parçalarıdır. Yani maddi iktidarı temsil eden gücün bir parçasıdır. Ayrı ya da bağımsız değildir. Tüm bunları neden anlatıyoruz.

Çok önemli bir konuya, bütünden parçanın doğru olarak okunabilmesi amacıyla yapıyoruz. Analitik bakış açısı ile Kuran’ı tam olarak anlayamazsınız. Yani holistik (bütüncül) sentezci bir yaklaşımla “parça”yı anlatmak için yapıyoruz. Analitik düşünme egemen güçlerin ve bu güçlerin elinde muazzam bir silah olan profan bilimin dayattığı bir düşünce olduğundan tercih etmiyoruz. Eğer tercih edersek biz de Kuran’a sıradan inandırılanlar gibi oluruz.

Maddi gücü elinde bulunduran ve ruhani otoriteyi temsil eden güçler birliği toplumları istediği gibi yönetmektedirler. Bireyin doğasının şekillenmesini, kaderini bile bu güçlerin uyumu sağlamaktadır. Bu iki gücün çatışması, yeniden uyumuna kadar, alt sınıfların büyük bedeller ödemesine sebep olur.

Kutsallık,kutsallığı üstlenen ruhanilik maddi otoritenin içinde eridiği kaybolduğu durumlar olmuştur. Bu durum bile bize göstermektedir ki; “kutsal olan” bir başka şeyin içinde erimez, şayet erirse o şey zaten kutsal olmaz, olamaz. Dolaysıyla kutsallığın vekaletini kendinde görenler net olarak “sahtekar”lardır. Buna inananlar ise en basit terimle “cühela”dır, cahiller takımıdır. Cahilin böyle düşünmesi fatalizme yani kör kaderciliğe yol açar. En azından kutsala olan saygıdan dolayı şunu düşünmek lazımdır.

İman ettiğimiz Tanrı, bize böyle bir kader mi çizmiştir? Hayır... elbette ki hayır!

Dinler tekamülünün sonucu olan İslam’da durum tamamıyle farklıdır. İslam’da Ruhani otorite yoktur. Dışsal gücü elinde bulunduran güce, Teolojik etkiyi dinin bizzat kendisi etki eder. Yani içsel tekamül, dışsal güçte kendini gösterir. İslam peygamberinde olduğu gibi, ya da daha yakın bir tarihten örnekleyecek olursak gelmiş geçmiş en muhteşem Türk hakanı Atatürk’te olduğu gibi. İkinci örnek bizim içimizden gelen kendi düşüncelermizin haklılığı veya gururunu yaşamaktan gelen bir şey değildir. Atatürk, dışsal gücü ele geçirmesiyle birlikte, içsel gücünde kendisinde oluşturduğu tekamülle sosyolojisini ortaya koymuştur. Bu; hak adaletinde açıkça ortaya konmuştur. Bu haliyle bile Atatürk, evliyat-ül rahmandır.

Batı dünyasının Atatürk’e temel düşmanlığının nedeni budur. Şöyleki; İslam ruhani otoriteyi reddettiği için, bu coğrafyadaki emperyal egemenlik yarışları ruhban sınıfların oluşturulması kanalıyla yürütülmüştür.

Dolaysıyla çekilen acı tarikat, cemaat, fetva üretenler ya da adı ne olursa olsun bu tür örgütler vasıtasıyla ruhani otoriteler kurulmuş ki bunlar evliyat-üş şeytan (şeytanın evliyaları unutmayalım ki Şeytan Tanrı’nın kötü bir taklitçisidir.)ve dışsal gücü elinde bulunduranların baskı altına alınması sağlanmıştır. Kendilerinde maneviyatın yüksek olduğunu iddia ediciler az ya da çok olağanüstü olayların cazibesini de kendilerine yüklediklerinde ki bunlar evliyalık, velilik, keramatçilik vs. daima eklenir. Bu tür üç kağıtçılıklar kendi başarıları için gereklidir. Hoş... çoğu zaman bu güç zaten egemen güçlerin paravanları olarak teşkil edilmiştir.

Peki ilahi gücün krallar üzerinde etkisi nasıl olacaktır. Yukarıda bir cümle ile bahsettiğimizin “tekamül” konusunu biraz açalım. Ruhanilik Kuran’da olmadığı gibi, Kuran’ı bir takım sitemli parçalara bölüp bu parçaların üzerinde dini yönetmeye kalkışmakta İslam’a terstir.

Yani şunu demek istiyoruz. Fıkıh, kelam, hukuk, tefsir, hadis vs. çalışmalarla parçalara ayırarak, hüküm ileriye sürmek te Kuran’ın özüne terstir. Kerli ferli bu analitikçiler Tanrı’nın insanı neden yarattığı, varoluş sebebini bile açıklamaktan acizdirler. İnşallah bu konuyu bir başka yazımızda ele alacağız, burada konuyu dağıtmamak adına sadece “insanın kendisi” için yaratıldığını ifade etmekle yetineceğiz. Bu tür çalışmalar Kuran’ı bağlamaz. Eğer gerçekten olayın farkında olarak bilinçlice “iyi” amaçla yapılan girişimler, kişinin kendi tekamülü üzerinde etki etmelidir.

Bu durumlar Kuran’ın mucizevi yapısına ve Tanrı’nın bireyi amaçlasına uygun değildir. Çünkü insan; yaradılış doğası gereği “bir başkaları”ndan bağımsız olarak tanımlanmış rolünü üstlenmeye muktedirdir.

Kuran, her türlü şartlara ve her aşamadaki zihinsel seviyeye hitap eder. Kuran anlaşılmaz değil aksine basit ve anlaşılabilir olma özelliğiyle varlık alanına sürülmüştür. Zihinsel ve sosyal seviyeleri yükselen insanların Kurani bakış açıları daha alt seviyedeki insanların, bakış açılarını küçümseyici değil kapsayıcı gelişime de yol açar.

Unutmayın! Tanrı’nın vekaleti bir kişi veya gurupta değil tüm insanlığadır.

İnsanın yeryüzünde Tanrı’nın halifesi olma durumudur. Akıllı ama teolojiden uzak bireylerin tüm bunlara bakarak dine saldırmalarının ne kadar haksız ve mesnetsiz olduğunu da bize ispatlamaktadır. Günümüz Türkiye’sinde halkın Kuran’dan koparılmış, karanlık ruhbanların ellerine bırakılmış, İlahi mesajları liderde tecesssüm ettirilmiş algısına yöneltilmiş durumdadır. Bu durum aklın teslim alınmasınında ötesine geçerek, ölümcül bir bağımlılık haline getirilmiştir.

Din dışı bir söylem olan; “İslam”ın güncellenmesi gerektiği”ni söyleyen otoriteye, “inançlı” yapının karşı çıkmaması cehaletle birlikte bu ölümcül bağımlılığın uyuşkunluğunun örneğidir. Ve ruhani gücü temsil eden insanların suskunluğu ise öncelikle kendi nefslerine olan yenilgilerinin sonucudur yani şeytan ruhbanlara çok kolay bir biçimde elmayı ısırtmıştır. Gerçek inanç ucuza satılamaz hatta ölümden sonra kurtuluş vaadi böyle basit ve ucuzca çökertilemez. Burada ruhbanlık sınıfının içsel gücü temsilliği, Tanrısal sömürüden pay alanların aymazlığı “pay alamama” endişelerine kadar düşmüştür. Daha açıkçası bu bir “insana teslimiyet”tir.
Bu sözün magazinsel bir düzeltmeyle hafife alınması en basitinden sözcüklerin arkasına sinerek İlahi olana karşı, oluşmuş olan ruh halini püskürtmedir.

Bizce bu olayın alt yapısı bilinçli hazırlanmış ve bilinçli olarakta sözsel eyleme dökülmüştür. Bu haklılığı bize veren ise aynı otoritenin farklı bir konu yorumu için“jasus”tan bahsetmesidir. Jasus’un sembolize ettiği anlamlar tamda bizim karşı olduğumuz ve anlatmak istediğimiz şeylerin merkezini oluşturmaktadır. Jasus’tan bahsetmek meselenin otoritece bilindiği anlamına gelir. Yani Kşatriya, Brahman ilişkisinin bilindiğidir. Dışsal kudretle, içsel otorite dengesidir. Israrla vurguladığımız bu ilişkinin Kuran’a ters olduğudur.

Yaradılışın başında Bakara/ 30: Hani, Rabbin meleklere, “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” demişti. Onlar, “Orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa biz sana hamdederek daima seni tesbih ve takdis ediyoruz.” demişler. Allah da, “Ben sizin bilmediğinizi bilirim” demişti.

Bu insanoğlu için bir Tanrı bilmecesi midir? Hayır...

İnsan imal ettiği bir mamülde, imal edebilmenin tüm bilgilerini yükler. Yoksa o mamül olmamış “yok” demektir.

Öyleyse insanda yüklenilmiş olan bu bilginin bilinebileceği mümkün kılınmıştır. Bu bilinebilirlik fırsatı insanı diğer tüm varlıklardan ayıran bir özelliktir. İşte bu özellik Kuran’ı anlamada da kendisini gösterir. Farkında olarak yükselme Kurani açılımın insanda tezahürüdür. Yani Kuran’ı anlamak için bir başka araca gerek yoktur.

Özetleyecek olursak: kşatriyalar, krallar, sultanlar yani dışsalgücü temsil eden liderler, içsel gücü geliştirerek bir sentezleme yaparlar. Bu durum olması gereken bir durumdur, bu bir “tamamlayıcılık”tır. İslam, “lider” otorite üzerinde bunu amaçlamıştır. Aslolan tekamülsel tamamlayıcılıktır. Bu olay sosyal hiyerarşinin her alanında olması gerekir. Kuranın amaçlarından biride budur.

İslam dünyası; Kuran’ı anlamayı bir başkasına havale ederek, eğip büken ruhbanların elinden kurtulmadığı sürece “maddi gücün” de tam egemenliğinden kurtulamaz.

Beğen

BayBuhar
Kayıt Tarihi:17 Temmuz 2019 Çarşamba 13:27:28

GÜÇ VE İNANÇ YAZISI'NA YORUM YAP
"Güç ve İnanç" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR


Henüz yorum yapılmamış.

Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.