Mücella Pakdemir
176 şiiri ve 43 yazısı kayıtlı Takip Et

Büyüklere hitap yazısına el cevap



BÜYÜKLERE HİTAP YAZISINA EL CEVAP

Günün Yazısı
Okuduğunuz yazı 29.6.2019 tarihinde günün yazısı olarak seçilmiştir.

Kopyasını alt bölüme eklediğim yazıyı kaleme alan 21 yaşındaki H.Yusuf Uyar isimli gencimizi duyarlılığından ötürü öncelikle tebrik eder, daha sonra da kendisine şu soruyu sormak isterim.

"Gençlerimizin, vatan, millet, bayrak, ümmet sevdasıyla, beka ve İslâm davasına, geçmişine ve geleceğine sahip çıkan, her dem taze umut ve heyecanla ikbal ufuklarına yelken şişiren, çalışkan, cesur, donanımlı, nitelikli, sağduyulu, vicdanlı, merhametli, beden ve ruh sağlıklı, maneviyatı yüksek, idrak ve izan sahibi, şuurlu, imanlı, ahlâklı, bir nesil olmasını dileyen büyükler kimlerdir?"

“Gayet haklı bulduğum gerekçelerle suçladığı, âdeta yakalarına yapışarak hesap sorduğu büyükler kimlerdir?

Şuraya bir virgül koyup öyle devam edeceğim.

Bildiğiniz gibi köşesi ve acısı olmayan kapalı eğri çizgiye çember veya daire denir. İşte geçmiş üç nesil ilkesiz, iradesiz, şuursuz, idealsiz bir toplum olmamızı isteyenler tarafından köşesiz ve açısız kısır döngüye mahkûm edilen kader kurbanlarıdır. Fazla duygusal mı buldunuz bu cümlemi? Suç yamama yöntemiyle yan çizme, sorumluluktan sıyrılma gayreti olarak mı gördünüz? O hâlde yakın tarihimizi sağlam ve sağlıklı kaynaklardan araştırın ve doğruluğunu görün. Evet, kabul ediyorum ki, bizler size bu asil milletin asil nesillerinin nasıl olması gerektiğini yeterince iyi anlatamadık, hakikate yönlendiremedik, vazifeyi yine sizin omuzlarınıza yükledik gördüğünüz gibi. Ancak; dilimin döndüğünce bir iki kelâm etmek isterim.

20- 25 yılda bir değiştiği kabul gören kuşak farkı, geç yaşta evlenmeler nedeniyle kuşaklar arasında, gittikçe yozlaşan kültürel, örf ve ananeler gibi değerler, eşyaya anlam yükleme, teknolojik gelişmelere ayak uydurma, ortak sevinç ve keder birlikteliğinden kaynaklı fikir ve ruh güzelliği uyuşması, sahiplenme ve bağlılık, yüksek sadakat duygusu, kanaat ve sabır etme açılarından 30-40 yıla doğru uzaklaşırken diğer yandan;

Menfi ahlaki tavır ve tutum, sosyal normlara uyumsuzluk, zedelenmiş sorumluluk duygusu, anlayış yoksunluğu, kolaya ve harama yönelme, bireysel yetersizlik, narsislik, olgunlaşmamış basit, zevksiz giyim ve konuşma tarzı, gerçek hayattan uzak, tüketim ve haz odaklı, ufuksuzluk bağlamında “sıfır kuşak” istikametinde yakınlaşmaktadır. Toplumları bozan, mahveden en büyük tehlikelerin başında bu geliyor maalesef.

İçinde bulunduğumuz, algılarla zombileştirme çağında büyüyen gençlerimiz, şunu unutmasınlar ki kendilerinden önceki üç nesil Türk Milleti de baskı ve yasaklarla, tehditlerle şuurları kapatılmaya zorlanmış, genetik kodları mutasyona tabi tutulmuş, yanlış yazılan tarihle kapıldıkları yalan rüzgârlarının etkisiyle köklerinden uzaklaştırılmış, zihinsel keşmekeş belasında, sosyal kavram kargaşasında verdikleri hayat mücadelesinde boyunları bükülmüş, fikri ve siyasi önderlerden mahrum bırakılmış, yalnızlaştırılmıştır.

Önceki kuşağa dâhil olan ben de şunu itiraf ediyorum ki; kendimden önceki nesilleri suçladım bir zamanlar. İmrenilecek yanlarını bulamadığım için de örnek olarak kabul etmekten imtina ettim. Süslü kelimelerle cazipleştirilmiş, büyülü, göz boyayıcı, baştan çıkartıcı, ancak kesinlikle bünyemize uymayan, asırlar boyunca benimseyip kabullendiğimiz dünya ve ahret anlayışımıza, dolayısıyla genetik kodlarımıza ters düşen fikirlerin cereyanına kapıldım. Gençliğin taşkın enerjisi ve heyecanı bir müddet bende de başıbozukluk şeklinde tezahür etti.

Oysaki gaflet çukurunda debelendiğim o yıllarımda, kendime benzeyen gafillerin dışında kalan bir kısım gençler vardı ve onlar her asra örnek olma niteliğindeki ecdadımızdan aldıkları bayrağı ikbale taşımanın ve kendilerinden sonraki nesillere teslim etmenin derdindeydiler. Bitimsiz bir arzu ile milli ve dinî şuurlarını geliştiriyor, her yeni güne ekledikleri katma değerleriyle bilinçlerini pekiştiriyorlardı. Toparlandım ve bu mukaddes gençlere katıldım hamdolsun. Bu toparlanmamdaki en önemli faktör okuma ve yeni şeyler öğrenme tutkumdur.

Sonuç olarak; büyüklerimizi bir kefeye koyarak, toptancılık yaparak suçlamak ve biz onlar yüzünden bu hâldeyiz demek kolaycılıktır. Allah bizi dünyaya gönderirken, iyiyi, doğruyu, güzeli bulma yetisiyle donattı. Bizi tamamıyla kendi irademize bırakmadı. Nefsimizin esareti altına girerek bu yetimizi etkisizleştirip sonra da biz böyle gördük de böyle yaptık demek kendimizi temize çıkarmaya yetmez.

Kendimize rehber edineceğimiz onca yüksek vasıflı büyüklerimiz ve şanlı, şerefli ecdadımız var iken, kendi vasıfsızlığımıza kılıf biçmek gayesiyle, yazımın başında sözünü ettiğim gafletin kısır döngüsüne kapılmış kader mahkûmlarını hedef göstermek, bozulup asimile olmamız gayesiyle ünlendirilip lanse edilen yozlaşmış kişilerin, şahsi çıkarlarını ön planda tutarak işi vatan hainliğine kadar götüren siyasilerin, katil ruhlu, çıkarları uğruna dünyayı ateşe veren, ahlaksızlık bataklığında boğulan, tek tip köle ruhlu, robotlaşmış insan formu üretme sevdasındaki batılın şer zihniyetlerini örnek almak niye?

Büyüklük mantıki açıdan yaşla ilintili olsa da, donatılmamış kişiliğe, kemale ermemiş, olgunlaşmamış ruha sahip olanlar, kaliteli insan formunda büyük sayılmazlar. Unutmayalım ki 21 yaşında olan biri 11 yaşındakilerin ve önceki cümlemdeki ham büyüklerin de büyüğü sayılır. Gayret ve çaba bu noktada kişiye bağlıdır.

Milli ve dinî şuura sahip olan gençlerimizin çoğalması, gafil büyüklerimizin de at gözlüklerinden kurtulup, gaflet uykularından bir an önce uyanmasını diliyorum.

Armegedon Savaşı ‘nın çıkmasına çok az bir süre varken aklımızı başımıza devşirelim, adımlarımızı bir ve beraber atalım, kısır çatışmalara, tuzaklara düşmeyelim, üzerimizde oynanan kirli oyunların farkına vararak tedbirli ve temkinli duralım, hazırlıklı olalım inşallah. La galibe illalah.

Sevgi ve saygılarımla.

Mücella Pakdemir

------------------------------------------------------------
Cevap verdiğim yazı:
Osman Şahin Beyefendi’nin sayfasından alınmıştır.
BÜYÜKLERE HİTAP..!
“Ben 21 yaşında bir üniversite öğrencisiyim. Yazılarınızı fırsat buldukça okuyorum.
Yazılarınızda sık sık “Gençlik nereye gidiyor?” türünden yakınmalarınız oluyor?
Gençlik derken herhâlde lise ve üniversite öğrencilerini kastediyorsunuz. Bu durumda ben de nereye gittiğini çok merak ettiğiniz o grubun bir üyesiyim.
Madem bu ülkede yaşayan insanları gençler ve yetişkinler olarak ikiye ayırdınız, ben de siz yetişkinlere bazı sorular sormak istiyorum.
Bir köşe yazarı olarak gençlerin nereye gittiğinden çok, yetişkinlerin nerede durduğuyla ilgilenmeniz gerekmiyor mu?
Ülkenin başını belaya sokan olayların başaktörleri genelde gençler mi, yoksa yetişkinler mi?
Sanatçı kimliğiyle her türlü ahlaksızlığı yapanlar ergen mi?
Din adamı sıfatıyla ekranlara çıkıp inancıma ve değerlerime küfredenler kaç yaşında?
Sinemada 7 yaş üstüne uygun olarak işaretlenmiş filmde bel üstüne çıkamayan yapımcılar kaç doğumlu?
Lütfen artık gençliğe laf söylemeyi bırakın da yetişkinlere bakın ve “Sizler bu ülkenin geleceğisiniz!” gibi klişe sloganlardan vazgeçin.
Çünkü sizler bu ülkenin bugünüsünüz. Siz yaşadığınız günü bile kurtaramazken, yarınları kurtarma işini niçin bize ihale ediyorsunuz?
Kimin elinin kimin cebinde belli olmadığı, çarpık ilişkilerle dolu dizilere reyting rekoru kırdıran sizlersiniz. Kan damlayan, şiddet kusan senaryoları siz yazdırıyorsunuz.
Evlilik gibi kutsal bir müesseseyi, evlilik programlarında virane bir gecekonduya dönüştüren yine sizsiniz.
Youtube fenomenlerini seyrediyoruz diye ağlaşıyorsunuz.
Ama o fenomenlere film çektirip parayı götüren sizlersiniz.
Siz gece kulüplerinde kavga eden futbolcuları el üstünde tutarken, okul koridorlarında kavga eden öğrencileri disipline gönderemezsiniz.
Bir yandan her türlü rezilliği özgürlük olarak sunan, cinsiyetsiz bir toplum özlemiyle yanıp tutuşan yazarların kitaplarını okurken, bir yandan ailenin öneminden bahsedemezsiniz.
Yetişkinler para hırsıyla sürekli inşaat yaparak şehri betona boğarken, gençlerden geleceği inşa etmelerini bekleyemezsiniz.
Alttan bir sürü dersiniz var, bize üst perdeden ahlak dersi veriyorsunuz!
Size bir şey söyleyeyim mi?
Sıkıntı, yeni nesle eski nesilleri unutturan yetişkinlerde.
Son iki yılda kaç tane Türk filmi çekilmiş ve bunlardan kaç tanesi Osmanlıyı anlatıyor, bir bakın. Kitapçıların çok satanlar rafındaki kitaplardan kaç tanesi gençlere ecdadını sevdirmek için yazılmış acaba?
Siz dedelerinizin emanetine sahip çıksaydınız, biz de yarınları emanet olarak kabul ederdik belki. Ama şu durumda hiç emanet alacak durumumuz yok!
Kusura bakmayın!
Geçmişini unutturduğunuz bir nesle, gelecekten ödev veremezsiniz!
Bu yüzden aranızda, “Yeni nesil şöyle, yeni nesil böyle!” diye konuşup durmayı bırakın!
“Senin yaşında Fatih İstanbul’u fethetmişti!” diyerek demagoji de yapmayın! Evet, 21 yaşındayım. Ama Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaşta değilim.
Çünkü benim babam II. Murad değil, hocam da Akşemseddin değil.
Zaten İstanbul da artık Fatih’in fethettiği İstanbul değil...(H.Yusuf UYAR)
%%%%.....
OŞ’un notu..
Evet bugünün büyükleri..
Var mı bir itirazınız..???
Ya da bir şey demeye
Kaldı mı mecaliniz..??

Beğen

Mücella Pakdemir
Kayıt Tarihi:28 Haziran 2019 Cuma 13:14:08

BÜYÜKLERE HİTAP YAZISINA EL CEVAP YAZISI'NA YORUM YAP
"BÜYÜKLERE HİTAP YAZISINA EL CEVAP" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR
Mücella Pakdemir Yazının sahibi
1 Temmuz 2019 Pazartesi 03:48:12
Yazımı güne seçen Yönetime saygı ve selamlarımla teşekkür ederim.

Cevap Yaz
AhmetÇelik
29 Haziran 2019 Cumartesi 16:17:52
Suçlu ayağa kalk dersem ben dahil kaç kişi kalkar bilmem? Çocukluğumda bir büyüğümden dinlemiştim; Birinci Cihan savaşında nasıl esir düştüğünü nasıl açlıktan katırları takip ettiklerini ve onların pislemelerini gözlediklerini ve pisliğin içerisindeki erimemiş arpa tanelerini topladıklarını anlatmıştı. Allah hepsinin mekanlarını cennet eylesin. YAŞADIKLARINI BİZE SEVGİYLE ANLATIRDI. (OKUMA YAZMASI DA YOKTU) ISRARLA OKUMAMIZI VE BİR DAHA O DURUMLARA DÜŞMEMEMİZİ ANLATIRDI. Galiba bizim en büyük çimentomuz olan SEVGİYİ VE TAHAMMÜLÜ elimizden birileri aldılar. Konun dışında ama gençliğimizde binlerce yıllık alternatif tıp geleneğimizi koca karı işi deyip ret ettirdiler. Şimdi milyarlarca dolarlık ilaç sanayi sırtımızdan besleniyor. Arzu ederdik ki 60 lı yıllarda alternatif tıp, bölüm olarak tıp fakültelerine girsin. DAHA YENİ YENİ AYIKMAYA BAŞLADIK. ACİZANE DERİZ Kİ IRKINA DİNİNE MEZHEBİNE BAKMADAN TOPLUM OLARAK BARIŞIP KUCAKLAŞMAMIZ LAZIM YOKSA HİÇ BİRİMİZİ SAĞ BIRAKMAZLAR. UZAĞA GEREK YOK, SURİYE IRAKTA BOMBALAR ADRES SORMUYOR. Saygılar

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Mücella Pakdemir Yazının sahibi 1 Temmuz 2019 Pazartesi 03:47:01
Çok teşekkür ederim değerli yorumunuza. Mukabil saygılarımla.
Türk Kızı(Emine Sezek Akb
29 Haziran 2019 Cumartesi 16:00:01
Edebiyatın ince değil evet kısımsız hükümler sahice esas alınacak bir portvö oluşturulmamış.Evet yazı ne kadar hayal ürünü de olsa aksettirdiğin olayı inanma bütününü inandırıcılık bütünü oluşturmalıdır. Bu da gerçekten inandığın için yazdığının önemidir. Belki büyük bel ki de büyütülmüş bir saygının ve saygınlığın liderleri olma yolunda ilerlenilmiş bir tevazüyü kaçırmamak da elden gelir belki de hı!Ne dersin?

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Mücella Pakdemir Yazının sahibi 1 Temmuz 2019 Pazartesi 03:44:39
Bir şey demiyorum. Kusura bakmadınız, değil mi, hı?
Ahmet Zeytinci
28 Haziran 2019 Cuma 15:12:42
İnsanlık ve en başta da İslam Alemi bir uçurumun kenarında... Sevgi, saygı, hasret, özlem, gerçek aşk hasır altı edilmiş durumda... Seneler önce televizyonlarımız tek kanallı iken her şey çok daha güzeldi... Dizilere bakıyorum hemen hemen hepsinde ahlaksızlık almış başını yürümüş sanatçı müsveddeleri de bir şey yaptıklarını filan zannediyorlar... Düzelir mi, düzelir umutsuz olamamak lazım, umut Rabbımızdandır... Ama boş da oturmayacağız tabi ki bir kişinin imanını kurtarmaya talip olmak bile ne büyük mutluluk... Ben şunu söylüyorum ey insanlar ey aileler haftada iki üç gün evinizde hiç bir elektronik eşyayı kullanmayın, ne televizyon, ne radyo, ne cep telefonu, ne bilgisayar oturun birbiriniz ile dertleşin hemhal olun böylece, hem psikolojiniz düzelsin hem de aranızdaki sevgi bağları artsın... Güzel bir yazı bu kardeşimizi ve sizi kutluyorum Mücella Hanım...

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Mücella Pakdemir Yazının sahibi 28 Haziran 2019 Cuma 20:21:14
Öneriniz ne kadar doğru. Oğlumla hafta sonları bir yerlere gideriz. Bütün bir haftadan daha fazla sohbet etme imkânı buluruz. Çok rahatlatıcı ve yakınlaştırıcı. İletişimi çoğaltmak gerek.

Teşekkür ederim Ahmet Bey. Saygılarımla.
Yekta Attila
28 Haziran 2019 Cuma 14:35:07
Mücella hanım, çocuk doğru yazmış, fakat o da meseleyi etraflıca kavrayamamış ki, tipik davranış biçimimiz ile karşısındakini suçlamada görmüş çıkışı...
Meselenin kilitlendiği veya kısır döngüye girdiği yer orası...
Bu kısır döngüden çıkmanın ilk aşamaları, özellikle çocuk eğitimi konusunda konuşulan, yazılan durumlardır...
Bu durumların en başında çocuğun her dediğini yapmaya çalışmanın ana-baba olmanın kaçınılmaz gereği olduğunu sanmamız vardır...
Çocuk yemeği beğenmez, analık yaptığını sanan salak, "Ne pişireyim sana?" der ve böylece karşısındakini suçlama yolunun taşlarını döşemeye başlar...
Halbuki;
1. Çocuk bilen değil, öğrenecek olandır...
2. Çocuk buyuran değil, buyurulandır...
3. Çocuk hesapsızca tüketebilecek olan değil, hesap öğrenecek olandır...
4. Çocuk rahat rahat konuşacak olan değil, dinleyecek ve itaat edecek olandır...
5...........
6...........
Durumun vehametini göstermek veya ispatlayabilmek için şu durumu hatırlatmak zorundayız: Bu, anarşi nedir, terörizm nedir, emparyalizm nedir, provakasyon nedir, devlet ve millet düşmanlığı nereden kaynaklanır ve nerelere vardırılır, hangi bahanelerle ve kimler kullanılarak yaptırılır, hangi kesimler ve neden ve nasıl teşne görünürler bilmeyen ve hissedemeyen bu nesil Gezi'de ve 15 Temmuz'da boy gösterdi ve başkalarının varlığını ve haklarını tanıdıkları söylemini aslında hiç kaale almadıklarını, dünyanın kendi etraflarında döndüğünü sandıklarıni, ne kadar bencil, ne kadar benmerkezci davranabildiklerini pervasızca, hayasızca, ahlaksızca ortaya serdiler...

Aslında kim suçlu?...
Tabii ki büyükleri suçlu!...
Tabii ki, köyden kent geldiğinde çocuğun işten, sorumluluktan, zahmetten doğal olarak uzaklaştığını sanan kültürsüz büyükler suçlu!...
Gelenek, görenek deyince aklına cahil ataların ceberrutluluğu, şiddeti gelen büyükler suçlu!...

Velhasılı mesele çok ciddi, çok uzun...

Selam ve saygılarımla.

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Mücella Pakdemir Yazının sahibi 28 Haziran 2019 Cuma 20:16:38
Yekta Atilla arkadaşım;

Çocuk derken belli bir yaşa kadar olan grubu anlıyoruz. Yazıyı yazan gencimiz 21 yaşındaymış.

Eskiden yüksek tahsil yapanların sayısı azdı ve erken yaşta iş hayatına atılınır, gencimizin bulunduğu yaşta da bir veya iki çocuk sahibi olunurdu.

Aklı gayet başında ki bir edebiyat öğretmeni kalitesinde yazıyı kaleme alabilmiş, felsefe yapmış, psikologluğa soyunmuş. Demek ki fikren ve bedenen büyümüş.

Fatih'in İstanbul'u feth ettiği yaşta değilim demekle kendini Fatih'in kalitesinde görmüyor. Güzel, haddini bilmiş en azından. Ancak biz ondan git istanbul'u feth et diye bir şey istemiyoruz, hiçbir gencimizden de bunu yapmasını beklemiyoruz. Olanı koru ve geliştir diye bir beklentimiz var ama.

Bilemiyorum ne kadar doğru gelebilir size. Toplumsal yönden büyükler ve gençler arasında ikilik çıkartan, gençlere "Siz haklısınız, aynen yolunuzda gidin, kimseye kulak asmayın." mealindeki bir yazı gibi geldi bana.

Ayrıca bu yazıyı kaleme alanın aslında genç değil, kerli ferli biri olduğu kanaati de uyandı.

Dediğiniz gibi mesele çok ciddi ve uzun. Kesiyorum.

Teşekkürler, mukabil selam ve saygılar.
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.