Emirhan Ertaş
8 şiiri ve 9 yazısı kayıtlı Takip Et

Kızıl nehir



Günün Yazısı
Okuduğunuz yazı 10.6.2019 tarihinde günün yazısı olarak seçilmiştir.

Kanlanmış göğün kırık aynalarından yansıyan bulutların arasından sızan güneş, ılık darbelerle rüzgârın peşinden giden taneciklerin ardında kalan ve göğün kehribar rengine benzemeye çalışan buğday ekinlerini besliyordu. Güneşe doyan buğdayların ucundan, saydamlaşmış toprağın avuçlarına düşen ılık damlalar dokunduğu yere yaşamın soluğunu getiriyor, kırmızıya çalan sarısını teslim ediyordu yerküreye. Ekinlerin üzerinde sakince yürüyen böceklerin ince ayakları, baharın sıcaklığıyla ıslanmış toprağa dokunuyor, adımlarını yine aynı yavaşlıkta atıyordu. Gökyüzünün sarı sıcağıyla evrenin üzerine bir perde olduğu bu saatlerde ufkun rüzgârla titreyen saçlarının turunç ovayla karıştığı noktadan kopan serçelerin, ince kanatlarını havayı döverek çırpmaları bulutları dalgalandırıyor, bir tüy kadar hafif olan bu beyazlıkları süpürüyordu çelik mavi gökten.

Ovaların ötesinde parlayan inci rengindeki göğün paslanmış bulutlarıyla, bereketli toprağın birleştiği noktadaki bir ahlat ağacıydı adam, ince kolları evrenin siyah boşluklarına kadar uzanıyordu kuru birer dal misali. Isınmış toprağın ellerine dokunan nasırlı ayakları, yerin altında yatan ve dünyanın öbür ucuna kadar uzanan köklerinden güç alıyordu. Mor dağların eteklerindeki güneşin son kırıntıları, bulutlardan yeryüzüne dökülüyor, buğdayların koyu gölgeleri adamın kasları şişmiş koluna dokunuyordu. Kızıl kanından yamalar diktiği yırtık gömleğinden damlayan ter, ekinlerin üzerine damgalandıktan sonra toprağın ılık nefesine karışıyordu. Gümüşi saçlarını gizleyen beyaz paçavrayı çok sık olmasa da eline alıp, sakallarından damlayan yıllarını siliyordu. Elleri bu kırçıllı sakalına dokundukça yaşlandığını hissediyor fakat bu düşünceye karşı koymak istercesine nasırlı ellerini hemen altın sarısı buğdaylara götürüyordu.

...

Başına geçirdiği şapka, efendiyi güneşin zehirli oklarından koruyan tek şeydi. Bakışlarını göğün yanık beyaz bulutlarından, dağların eteklerine konan sarı kızıla indirdi. Evrenin avuçlarından düşen güneşin zerreleri, efendinin şeffaf hale gelen bedeninden geçiyor, silik bir gölge olarak turunç ovanın saçlarına düşüyordu. Yüzüne yerleştirdiği silinmez gülümsemesi rüzgârın dokunuşlarıyla hareketleniyor, tarlanın uçsuz bucaksız toprağına asılıyordu kahkahaya dönüşüvermiş biçimde.

Sarsılmaz bedeninin ufak çıkıntıları sayılabilecek ince parmaklarını dudaklarının arasına götürdü ve uzun bir ıslık çaldı. Bu ıslığın susmaz yankıları göle düşen bir taş gibi yayıldı ve ovanın öbür ucundaki adamı buldu. Adamın yaşlanmış bedenine sığınmış çaresiz ruhu, sismik dalgalarla sarsılan yerkürenin devinimlerine benzer bir şekilde hareketlendi. Korkunun kazındığı göz kürelerine sabitlenmiş bakışlar, efendinin onu çağıran hükmedici el hareketlerini gördü. Kor ateşin kırmızısıyla kızgınlaşan orağı bıraktı ve çıplak ayaklarını toprağın üzerinde sürükleyerek efendisinin yanına gitti.

Parlak gözlerini gölgeleyen gözlüğün altından fışkıran ter damlalarını ipekten bir mendille siliyordu efendi, adam yanına vardığında. Her bir tuğlasının zerresinde çalınan emeğin darbelerinden olan evin bahçesini gösterdi ince kolları. Adam itaatkâr bir bakışla boynunu eğerek bahçeye yöneldi. Arkasından gelen efendi, yavaş ve sakin adımlarla bahçeye girdi ve şilteye oturdu. Adam ellerini önünde birleştirmiş, efendisinin dudaklarından çıkacak emirleri bekliyordu.

Demirden makinenin gürültülü nefeslerini duydu adam, korkmuş ruhunun gözbebekleri pencereye dokundu ve traktörün egzozundan çıkan çelik mavisi dumanı gördü. Efendi o sırada hükmedici sesiyle bu topraklardan gitmesini söylüyordu ona. Nefesi ciğerlerinde kaldı bir an, ateşleri soludu yavaşça.

Yanardağların nefesi pencereden sokulunca adamın koynuna, biçare ruhu yandı alevlerin kızgın rüzgârıyla. Ovanın turunç rengine gecenin kızıla boyanmış alacakaranlığı karıştı yavaşça, dağların keskin yankısı ufkun altınımsı saçlarına dokundu.

Düşlerin üzerine çekilen gecenin koyu elleri, adamın korkusuz ruhunun tüm kıvrımlarını kaplayan kızıl örtüyü kapatamayacak kadar ince ve güçsüzdü. Evrenin öte tarafından kızıl sarı güneşi getiren rüzgârlarla adamın saydamlaşmış gözbebeklerinde harlanan ateş güçleniyordu. Uzakların tunç rengi göğünden kopup yağan bu ateşlerin kızgın nefesleri, dağların eteklerinde yankılanan koyuluğun şarkısını umut dolu ezgileriyle bastırıyordu. Asırların paslandırdığı umudun zincirlerini kırıyordu damarlarını patlatan cesaret. Yorgun kafese sığmayan delirmiş ruhu, alevlerin barut rengi sesiyle beraber evrenin sessiz köşelerine taşıyordu yavaşça.

Kanlı bulutlara asılı güneşin mürekkebi, adamın sınırları erimiş zihninde koyu bir izdüşüm yaratıyor, bu koyuluktansa parçalanmış ufkun ötesindeki dünya doğuyordu. Bakır sarısı ovanın saydam gölgelerinin dokunduğu silah, soğuk rengini adamın eline bıraktı. Kurşuni renk, bir cam kadar saydam hale gelen bedenini lekeledi. Toprağın fısıltıları yavaşça damarlarına işledi ve cesaretin yankıları tarlakuşlarını kaçırdı göğün öteki yüzüne. Güneşin parçalanan turunç rengi damlaları yavaşça yeryüzüne düşüyor, adamın arkasında kızıl siluetleri oluşturuyordu. Ateşten bir öfke nehrine dönüşen bu kalabalık bedenlerin en derininde beklemekte olan asırların suskunluğu, ruhları sarmalayan cesaretle birleşiyor ve aniden bir başkaldırış oluveriyordu.

Bu kızıllığı kaftan bilmiş adamların nefesine yerleşmiş açlığın yabanıl fısıltılarıyla, ciğerlerinden kopan ve her bir sözüyle evrende devinimler yaratan gür sesler birleşip düşlerindeki uzak diyarların ismini sayıkladı, gök parçalanıp dökülürken yeryüzünün avuçlarına. Efendinin gözakları gölgelenmişti çoktan, önündeki kızıl nehrin suları ele geçirmişti beş para etmez ruhunun saklandığı paslanmış zırhını.

Beğen

Emirhan Ertaş
Kayıt Tarihi:9 Haziran 2019 Pazar 12:31:14

KıZıL NEHIR YAZISI'NA YORUM YAP
"Kızıl Nehir" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR
Ayşegül AKDAĞ BARUTÇU
10 Haziran 2019 Pazartesi 14:40:38
Etkileyici betimlemeler, olay akışını adeta büyülemiş. Tebrik ediyorum hak ettiği yerde.

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Emirhan Ertaş 10 Haziran 2019 Pazartesi 17:06:13
Değerli yorumunuz için teşekkürlerimle, sevgiler..
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.