sa sami biberoğulları
515 şiiri ve 1427 yazısı kayıtlı Takip Et

Bandırma vapurundan idam sehpasına --1. bölüm --



BANDIRMA VAPURUNDAN İDAM SEHPASINA --1. BÖLÜM --


19 Mayıs 1919...

Bundan tam yüz sene önce Samsun’a yanaşan Bandırma adlı vapurdan Mustafa Kemal dahil on dokuz Türk Subayı inerek karaya ayak bastı. Hepsinin de kalbinden geçen duygu ve asıl niyet, ülkeyi içinde bulunduğu işgalden kurtarmaktı.

Bu subayların hiç birisi padişah, sadrazam ya da Osmanlı hükumetinden bir yetkili tarafından seçilmemişti. Hepsini bizzat Mustafa Kemal Paşa seçmişti. Yeni atanmış olduğu 9. Ordu Müfettişliği görevinde bu subayların kendisine yardımcı olabileceğini düşünmüştü. Yani daha anlaşılır şekilde söyleyecek olursak asıl amacı memleketi işgalden kurtarmak olan Mustafa Kemal, bunun planlanması hususunda en güvendiği subayları etrafında toplamıştı.

Peki kimlerdi bu subaylar? Yani 16 Mayıs 1919 Tarihinde Mustafa Kemal ile birlikte İstanbul’dan Samsun’a doğru- vatanı kurtarmak amacıyla- hareket eden subaylar kimlerdi?

Bunlar rütbe sırasına göre şu isimlerdi:

1- Kurmay Albay Refet ( Bele ) [ 3.Kolordu Komutanı ]
2-Kurmay Albay Kazım Bey ( Dirik ) [ Müfettişlik Kurmay Başkanı]
3-Doktor Albay İbrahim Tali ( Öngören )
4-Kurmay Yarbay Mehmet Arif [ Kurmay Başkan Yardımcısı ]
5-Kurmay Binbaşı Hüsrev ( Gerede ) [ Karargah Erkan-ı Harbiyesi Siyaset ve İstihbarat Subesi Müdürü ]
6-Topçu Binbaşı Kemal Bey ( Doğan )
7-Dr. Binbaşı Refik Bey ( Saydam ) [ Sağlık Başkan Yardımcısı ]
8- Yüzbaşı Cevad Abbas ( Gürer ) [ Müfettişlik Başyaveri ]
9-Yüzbaşı Mümtaz (Tünay) 10- Yüzbaşı İsmail Hakkı ( Ede ) 11- Yüzbaşı Ali Şevket ( Öndersev ) 12- Yüzbaşı Mustafa Vasfi ( Süsoy )
13- Üsteğmen Hayati 14- Üsteğmen Arif Hikmet ( Gerçekçi ) 15- Üsteğmen Abdullah ( Kunt ) 16- Teğmen Muzaffer ( Kılıç ) 17- I.Sınıf katip Faik ( Aybars ) [ Şifre Katibi ] 18- Dördüncü sınıf katip Memduh ( Atasev) [ Şifre katibi yardımcısı ]

Bu subayların dışında geminin kaptanı ve erler ve tayfalar dahil toplamda 48 kişi vardı Bandırma vapurunda.

Bandırma vapurunda Mustafa Kemal ile birlikte yolculuk yapan herkes Samsun’a niçin gittiklerini biliyordu. Yani hiç birisinin amacı Karadeniz Bölgesinde Pontusçu Rumlarla savaşan, ya da Doğu Anadolu’da Ermeni saldırılarına karşı silaha sarılan sivil veya asker Türk vatandaşının elinden silahlarını almak değildi. Evet, özellikle İngiltere bu kahraman subayların böyle bir amaçla gittiklerini sanıyordu ama hiç birisinin amacı bu değildi. Hepsi de vatanı işgalden kurtarmak için gittiklerinin farkındaydı. Onlar farkında oldukları gibi İngilizler de işin farkına vardılar. Hem de Mustafa Kemal ve arkadaşları Samsun’a ayak basar basmaz...

Samsun’a ayak basılır basılmaz Albay Refet Bey, Samsun ve çevresinin bağlı olduğu kolorduyu ele geçirip kolordu komutanın makam koltuğuna oturdu ( Çünkü mevcut kolordu komutanı oldukça önemli yanlışlar içindeydi – Sonradan Milli mücadeleye katılsa da ilk başlarda İngilizlerden çekindiği için Mustafa Kemal’e ve arkadaşlarına karşıdır.- )

Refet Bey Kolordu kumandanlığına el koyduğu anda İngilizler de bir torpido ile Samsun’a yanaşıpMustafa Kemal dahil Samsun’a çıkmış olan tüm subayları İstanbul’a geri götürmek için geldiklerini söylediler Refet Bey’e...

Refet Bey’in cevabı oldukça güzeldir: ‘’ Gösterdiğiniz alakaya teşekkür ederim ama ben deniz yolculuğunu hiç sevmem ve rahatsız olurum. Zira biliyorum ki evvela İstanbul, oradan da Malta’ya göndereceksiniz’’

İngiliz Binbaşı şaşırır: ‘’ Siz galiba benimle alay ediyorsunuz’’

Refet Bey hiç istifini bozmadan cevap verir: ‘’ Evet..Tabii ki alay ediyorum.’’

Sonra ciddileşir:

-Bana bak binbaşı ! Derhal burasını terk edecek ve gemine binerek geldiğin yere gideceksin. Yoksa seni tevkif ederim ve asarım.

Evet, işgalci İngiliz’in bir binbaşısına bunları söylebilmek için her şeyi göze almış olmak gerekiyordu ki başta Atatürk olmak üzere Samsun’a çıkan herkes her şeyi göze almıştı vatanı kurtarmak için...

19 Mayıs 1919 da Samsun’da yanan meş’ale daha sonra adım adım Havza, Amasya, Erzurum, Sıvas ve en sonunda 23 Nisan 1920 de Ankara’yı, Ankara’dan bütün yurdu ışık ışık aydınlattı.

I. İnönü, II. İnönü, Sakarya,Büyük Taarruz ve Başkumandanlık Meydan Muharebelerinin zaferle neticelenmesi sonucu artık bağımsız, egemeliği milletin elinde olan yeni bir devlet kuruldu.

Mustafa Kemal Atatürk’ün 19 Mayıs 1919 Da Samsun’a çıkışı ve Milli Mücadelenin fitilinin bu ilk adımla ateşlendiğini bu ülkede yaşayıp da bilmeyen hiç kimse yoktur diye düşünüyorum. Ancak milli mücadele zaferle sonuçlanıp Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra maalesef oldukça üzücü olaylar da yaşanmıştır bu ülkede...Mesela Mustafa Kemal’i yirmi yıllık arkadaşı, okul( Askeri akademi) ve hatta sınıf arkadaşı, silah arkadaşı, pek çok cephede birlikte at koşturdukları arkadaşı, 16 Mayıs 1919-19 Mayıs 1919 Tarihlerinde Bandırma vapurunda yol arkadaşı, Yarbay Arif Bey’in 1926 yılında ‘’ Atatürk’e suikast davası sonucu suçlu bulunarak idam edilmesi gibi.

‘’Ayıcı Arif ‘’ olarak bilinen Mehmet Arif, Ali Fuat ( Cebesoy ) Paşa ile birlikte Mustafa Kemal’in askeri okulda sınıf arkadaşlarıdır. Birbirlerine o kadar yakınlardır ki Mustafa Kemal, arkadaşı Mehmet Arif’e vals bile öğretmiştir.Hatta Ali Fuat Cebesoy Paşanın anlattığına göre her hareketinde Mustafa Kemal’e benzemeye çalışan Arif Bey aynı zamanda sima olarak da Mustafa Kemal’e benzemektedir ve bu yüzden ikisini kardeş zannedenler de olmuştur.

1882 Adana doğumlu olan Mehmet Arif, 1904 yılında Yüzbaşı olarak göreve başlar. Balkan Savaşlarında, hemen ardından patlak veren I. Dünya Savaşının neredeyse her cephesinde, Mustafa Kemal’in olduğu her cephede o da savaşır ( Çanakkale, ardından Kafkas cephesi, ardından Suriye Cephesi...)

Atatürkle Samsun’a çıktıktan sonra 1920 de Düzce İsyanını bastırdı. Daha sonra I. İnönü, II. İnönü, Eskişehir-Kütahya Savaşları, Sakarya Meydan Muharebesi, Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebelerinin hepsinde bilfiil cephede çarpıştı.

11. Fırka Komutanı sıfatı ile Kurtuluş Savaşının her aşamasında üstün hizmetleri görülen Mehmet Arif, Mustafa Kemal’i oldukça sevmekte, onun başarılarından gurur duymaktadır.Nitekim TBMM nin Mustafa Kemal’e Başkomutanlık yetkisini vermesi üzerine ona yolladığı telgrafta aynen şöyle demektedir:

‘’Başkomutan Mustafa Kemal Paşa hazretlerine !

Yunanlıları behemehal mağlup edeceklerinden emin ve mutmain bulunan grubumuz ümera, zabitan ve efradı zât-ı fehimânelerini bilfiil başlarında görmekle Anafartalar misillü parlak zaferler istihsalinde artık zerre kadar şüpheleri kalmadığına itimat buyurulmasını istirham ve bu vesile-i mübeccele ile grubumuz namına kemal-i hürmetle arz-ı tâzimât ederim efendim.

7 Ağustos 1337 ( 1921 ) Grub Kumandanı
Mehmet Arif

Peki Mustafa Kemal Atatürk’ü bu kadar seven ve ona bağlı olan bir insan bu telgraftan yaklaşık beş yıl sonra nasıl olur da onun canına kast eder? Ya da soruyu şu şekilde sormak lazım: ‘’ Mehmet Arif Bey gerçekten de Mustafa Kemal’in canına kastetmiş miydi? Onu idam sehpasına götüren süreçte neler yaşandı?

Gelecek bölümde inşallah...


Beğen

sami biberoğulları
Kayıt Tarihi:18 Mayıs 2019 Cumartesi 03:35:49

BANDIRMA VAPURUNDAN İDAM SEHPASINA --1. BÖLÜM -- YAZISI'NA YORUM YAP
"BANDIRMA VAPURUNDAN İDAM SEHPASINA --1. BÖLÜM --" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR
Den(iz)
18 Mayıs 2019 Cumartesi 20:45:12
Hocam yıllarca içimizde bizden biri gibi gezinen casuslar elbetteki İstiklal Mücadelesi zamanında da vardı. Siz bir tarihçi olduğunuzdan zaten Ankara’nın istihbaratçılarına Saray’dan haber uçuran Fehime Sultan’ı, İngiliz istihbaratının deniz işlerinden sorumlu olduğu halde, Türklere yardım için kelleyi koltuğa alan Ermeni Pandikyan Efendi’yi ve ünlü casusumuz İngiliz Kemal’i sadece anıp, kendi deyimiyle “her şeyiyle unutulmuş” bir ‘milli’ casus olan Gavûr Mümin'i biliyorsunuzdur.

İşte bunların tam tersi çalışanlar da vardır. Sayın Cumhurbaşkanımızın da sık dile getirdiği biri ‘milli’, diğeri ‘gayrımilli’ ajanlar hala çevremizde geziniyorlar. O yıllarda İngilizlerin cirit attığı Anadoluda Black Jumbo kod adlı istihbarat ağını da hatırlatırsam belki bizlere durumu anlamamız için daha yardımcı olacaktır.

Sevgilerimle...


1 cevap yazılmış Cevap Yaz


sami biberoğulları 18 Mayıs 2019 Cumartesi 23:18:11
Çok teşekkürler sevgili Deniz.

Yazdıkların elbette doğrudur ve nazar-ı dikkate alınması gerekir.

Selam ve sevgilerimle.
Taylan KOÇ
18 Mayıs 2019 Cumartesi 12:49:18
Peki Mustafa Kemal Atatürk’ü bu kadar seven ve ona bağlı olan bir insan bu telgraftan yaklaşık beş yıl sonra nasıl olur da onun canına kast eder?

15 Temmuzu yapanlarda orduya subay kılığında sızmışlardı
Ve içlerinde ilkin fetöcü olmayıp ama sonradan devşirilenler de vardı

Bu topraklarda o kadar büyük ihanetler yaşandı ki vatan sever askerleri hain diye damgalamaktan çekinmeyen siviller yetki sahipleri gördük

Nasıl olmuştu ?
Cevap basit

Türkiye bağırsaklarını temizliyor diyerek kozmik odaya girip orada ki belgeleri alanların (3 nüsha alındı 2 nüsha var 1 nüsha kayıp)
Kumpaslarla
Yüce Türk ordusunun şerefli subaylarını PKK lı diye içeri atanların
Yüce Türk ordusunun genelkurmay başkanını terör örgütü kurmakla suçlayıp ( terör örgütü şanlı Türk ordusu oluyor) haspe atanların dedeleriydi

O zamanda haindiler
Şimdide hainler!

Torunları da devam ettiriyor o ihaneti hepsi bu...




Taylan KOÇ tarafından 5/18/2019 4:46:50 PM zamanında düzenlenmiştir.

2 cevap yazılmış Cevap Yaz


sami biberoğulları 18 Mayıs 2019 Cumartesi 16:34:12
15 Temmuzun bir tiyatro değil adamakıllı bir darbe olduğunu anlatıncaya kadar göbeğimizin çatladığı şu günlerde bu yorum gerçekten de iyi geldi.

Çok çok teşekkür ederim.

Selam ve saygılar.
Taylan KOÇ 18 Mayıs 2019 Cumartesi 19:20:01
Valla sami bey
15 temmuzu kimin kurguladığının sorgusunda değilim ben çünkü
Cinayet masasına yeni başlayan polislerin ilk dersi bir cinayet olayında kim çıkar sağlıyorsa kimin karı varsa suçlu odur tezini söylerler o yünden 15 temmuz ardında kimin çıkarı varsa o kurgulamıştır bunu da biraz kafası basan bu kurguyu kimin yaptığını çözer...! Bana görede vatan hainlerinin kurguladığı kötü bir tiyatroydu o sadece darbe görmüş biri olarak ben yemedim onu ...
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.