Eh Ehmed Kardok
95 şiiri ve 6 yazısı kayıtlı Takip Et

Umudun sofrası.



Bir eli direksiyonda diğeri ücret almakla vites değiştirmek arası mekik dokuyordu. Minibüste yer bulduğum nadir zamanlardandı,bir de şoför koltuğunun hemen yanında. Üniversiteli olduğumdan beridir ulaşım sorunu eziyetini dolmuş ve otobüslerle harikulade hissettiriyordu. Yoksulluğun fakir halkımızla kol kola gezdiği o zamanlar yine ekonomiyi düzeltmek biz öğrencilere kalmıştı sanırsam. Biz de aşığıydık bu toprakların, yöresel bir dille baş üstüne dedik geçti. Geçen geçti ama ne bu yoksulluk ne de bu bahtsızlık geçti.
Kampüsü şehri genişletmek için şehrin farklı bir köşesine kurmuşlardı, dolmuş şartlarında çarşı merkeziyle aramızdaki mesafe bir saat kadar olduğu için dolmuş sohbetlerinin tadını hiçbir şey vermiyordu. Ümran abi aşktan girer memleket meselelerinden çıkardı, ona göre kurtuluş, insanı sevmekteydi. Bir şair gibi konuşuyor desem yeridir, öyle güzel konuşurdu. Bir inadı vardı yaşamak için sormayın gitsin.
Selamün Aleyküm dedim, gözümün nuru gençlerim geldi dedi yine, herkes yerini aldı, yer bulduğum şu nadir zaman diliminde en ön koltukta Ümran abinin yanına oturmuştum. Heyecanla aracın hareketini bekledim çünkü sohbet koyu olacak ve ara-ara sohbete var mı ücret göndermeyen, ücret üstü kalan var mı, size zahmet arkaya doğru ilerleyelim sesleri karışacak, arkası sanki on dönüm arsa anasını satayım sitemleri eşlik edecek sohbette. Ücret üstü kalan varsa da kalabilir esprisi farklı bir soluk getirecek o sohbette.
Teybin sesini açtı hafiften, belli ki anlatmadığı hüznüne eşlik edecek kadim bir dost arıyordu. Ya Allah deyip yola koyulduk. Değişmez adettir Ümran abide,parası olmayan vermeyebilir diye bağırdı. Çok düşkündü gençlere. Hastane acilinde staj yaparken görmüştüm çocuğunu nasıl sevdiğini. Kardeş dedi kısık bir ses tonuyla, ben de o ara dolmuşun önünde yazan yazıları inceliyordum. Ben son durak müsait bir yer, gaz fren şanzıman halim duman, gözlerin farlar gibi beni gördüğünde parlasın. Vay bizim delikanlı aşık olmuş dedi. İrkiliverdim birden, öyle derin dalmıştım ki o yazılara hâlbuki her gün gördüğüm yazılar. Ne aşkı abi,baht mı var bende, dedim. Derin bir ah çekti, anlaşılan yarası vardı.
Size zahmet arkaya doğru ilerleyelim, dedi. Dolmuş tıklım tıklım dolu abi nereye gitsinler dedim ben de karşılık olarak.
Bak kardeş insan isterse her şey yapabilir. Bazen yenik düşer umutsuzluğa, ha baktın yenik düşüyorsun umutsuzluğa,bil ki ölümden farkı yok o anın. Senin bahsettiğin bir yer be olum, bulunur ne var bunda. Kavuşamamak var mesela yoksulluk var sonra bir de borç harç, bunlar daha önemli meseleler be kardeş! Bir yer alt tarafı be gençler ne büyüttünüz az arkaya doğru ilerleyelim dedi arka tarafa seslenerek. Tekrardan bana baktı, önce bir süzdü sonra söze girdi.
Sen şimdi diyorsun ki araba ful dolu Ümran abi tonlarca para kazanıyor değil mi? Gülümsedim, nasıl da tahmin ettin be abi dedim. Para sıkıntısı çeken her insan hesaplar böyle şeyleri. Ama inan o işler bildiğin gibi değil koçum.
Derin bir ah çekti, müziğin sesini bir iki tık daha yükseltti. Üstelemedim fazla. Her zamanki gibi helallik isteyip indim arabadan. Ümran abi be, şen şakrak o adam neden birden hüzün buğusuna bürünmüştü. Turgut geldi, tam o sıra aklıma, hikayesini Ümran abiden değil Turgut’tan dinlemiştim zaten. Zamanında mal varlığı dillere destanmış, şahsi arabası Audi marka bir otomobil, İstanbul’da evleri, Ankara’da devam eden inşaatları varmış, öyle böyle değil bizim buraların deyimiyle bir kafir kadar zenginmiş. Sonra gel zaman git zaman bu yoksulluk zengin abimizi de vurmuş ve tefecilerle tanıştırmış onu. Öyle böyle değil kardeşim yoksulluk kol geziyor, yutar adamı valla. Yutmuş Ümran abimizi. Bütün mal varlığını kaybetmiş ama dediğine göre umudunu kaybetmemiş, zaten demişti ki umudunu kaybetmek ölümden farksızıdır diye. Ben bilmem de,Turgut’un dediğine göre şuan çalıştırdığı dolmuş da borçla almış ve şu kriz günlerinde baya sıkıntı çekiyormuş,hayır acaba bundan mıydı eski neşesinin olamaması. Tahmini basit aslında ilk aldığı zaman taksitleri güzel güzel ödüyor ama kriz çıkınca ona da orta parmağı göstermiş hayat. Günleri dörtnalla terk ediyorduk. Geçecekti bugünler, öyle söylüyorlar bizim devrimci arkadaşlar. Devrimci arkadaşların hepsini tanımam ama Esra’yı bi bilirim. Böyle baktığımda karnımda kelebek göçü yaşanıyor. Sap sarı saçları var, yüzü bembeyaz, orta boylu, dolgun da kalçalara sahip. Çok güzelsin be Esra arkadaş. Bir hayaldi onlarınki sözde ülke kurtulacak, yoksulluk bitecek, halk kendi kendini yönetecek. Bırak Allah’ın sen ya!
O kadar hayrandım ki Esra’ya ben de bu devrimci arkadaşlara sırf Esra’yla tanışmak için katıldım. Bir şey itiraf etmek gerekirse orada bulunan çoğu erkek karı kız için ordaydı. Tam bir yıl kaldım aralarında ve Esra’yla kör kütük aşıktık ki ta ki o toplantıya kadar. ‘Halklara maddi ve manevi destek çıkacakmışız, kötü günler bitecek, yoksulluk sona erecek vs vs.’ Bizimkiler salladı da salladı ve bendeki o mihenk taşı kırıldı bir saaten sonra. Yok arkadaş dedim bağırarak toplantının ortasında sizler umudun tacirlerisiniz, bizlere köleliği pazarlayan o faşist sitemden farkınız yok dedim, nasıl da bağırıyorum ama, Esra da şaşkına dönmüş bir şekilde bana bakıyordu, yoksulluğu bitirecekmişiz, bok bitiririz lan pezevenkler dedim dayanamayarak, bir de halka maddi destekmiş, ibnenin çocukları götünüze giyeceğiniz donunuz yok dedim, dedim ve Esra için bir faşistten başka bir şey değildim o andan sonra. Aslında bunları demek istemedim ama bu umut tacirliği bana çok acı verdi. Devrimci arkadaşlar umutluydu, umudu yürüyen sürüngene çeviren bana karşı, koca ayaklı bir dev yapmıştı Esra, hep ondan ayrı kaldık, ta ki o güne kadar.
Üç ay be tam üç ay ayrı kaldık Esra’yla. Ömrümden düşer misin Rabbim dedim şu üç ayı?
Hastanede stajdayım yine. Hastane kapısı ana baba günü, bak ama öyle böyle kalabalık değil, feryat ve figanlara ambulans sirenleri eşlik ediyordu. Neler olduğunu öğrenmemize fırsat kalamadan trafik kazası olduğunu öğrendik. Hemen olay yönetimi yapıldı ve ben resüsitasyon(yeniden canlandırma) odasına gönderildim bir ekiple. Abi mesleğe bak bildiğin yaralı ya da ölü bekliyorsun ki tekrardan hayata döndürmek için. Ambulans sesleri deprem vaktinde havlayan köpek telaşını andırır bir şekilde çalıyor. Yaralılar sırasıyla sedyeler üzerinde hastaneye taşınıyor. Kulağımı feryatlara tıkıyorum yoksa trafik kazasında kaybettiğim ailemi hatırlardım. Annem, babam, iki ağabeyim. Sağır taklidi yaptım. Büyük bir telaşla iki yaralı odaya getirildi. Sap sarı saçlı, güzelim bir kız girdi odaya, evet evet bu aşık olduğum devrimci yoldaş Esra arkadaştan başkası değildi. Öyle bir şok etkisi yaşadım ki nasıl tarif edilir bilemedim şimdi. Mesleğimdi bu iş metanetimi korumaya çalıştım, tamam gözlerimden yaşlar dökülüyor ama onu hayatta döndürmek belki de benim elimdeydi. Kapı tekrardan açıldı, diğer yaralı diğer sedyeye getirildi, gür bıyıklı güleç bir adam gördüm sonra tekrar baktım, hayat sillesini ikinci defa vuruyordu, bu da bizim Ümran abiden başkası değildi, yüzü gözü kanlar içindeydi ama yüzündeki güleç ifade seçiliyordu. Dayanamadım bir çığlık savurdum etrafa, aslında Tanrıya. Ümran abiyi görmemle yere çömelip hıçkıra hıçkıra ağlamam bir oldu. Dışarı çıkardılar beni, koridor mahşer gibi kalabalık, ağlama seslerini bazen kan anonsları bastırıyordu, gözüm pınarlar gibi adeta, mesleğimin vermiş olduğu vicdan kıtlığını kullanıyorum ve hemen transfüzyon merkezine koşuyorum. Kan verdikten sonra aşağı koştum hızlı adımlarla. Ağlama sesleri kafamda zonklamaya başladı, tam bir saat sonra çıktı doktorlar resüsitasyon odasından. Kötü bir haber verdiğinizde bir oyuncu gibi hazırlarsınız kendinizi, o hazırlıkla çıktıkları o kadar belli oluyordu ki. Ümran Kaymaz’ın yakını dediler, eşi koştu önce sonra da ben. Baş kelimesini duydum, babamın ölüm haberi verildiği o günü hatırladım, başınız sağ olsun dedi, eşi bayıldı, sanki kanadımı kırmışlar gibi dik duruşumdan taviz verip kamburlaştım. Bir yandan da Esra vardı içerde ondan gelecek haberi bekliyordum. Esra Korkmaz’ın yakını dediler, koştum, Ümran abi demişti umutlu ol diye umutsuzluk ölümle eş değerdi diye. Esra geri döndü, yoğun bakıma alınacak dediler. Bir yandan Ümran abi için perişan olmuşum diğer yandan Esra’yı ilk gördüğümdeki an içimde uçuşan kelebeklerle kol kola mutluluk naraları atıyorum. Ümran abiyi kaybetmiştik, gür bıyıklı, güleç yüzlü, umutlu... Onu kelimelere sığdıramadım ama bir tabutta sığdırdılar, gömdüler, umuda toprak atıllar. Yağmurda ıslanmak bu sanırsam, sırıl sıklam hem de, sonunda hasta olacağını bile bile.
Bak oğlum bu hikayenin sonu ne biliyor musun? Sensin işte...
Esra mutfaktan seslendi, Ümran hadi be oğlum, babası hadi be canım, yemek hazır.
Soframızdan umudu eksik etmedik, umutsuzluk ölümle eş değerdi çünkü.

29 MART 2019/ ADAR BAYGÜMÜŞ

Beğen

Ehmed Kardok
Kayıt Tarihi:16 Nisan 2019 Salı 14:13:31

UMUDUN SOFRASı. YAZISI'NA YORUM YAP
"Umudun Sofrası." başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR


Henüz yorum yapılmamış.

Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.