Em Emirhan Ertaş
11 şiiri ve 12 yazısı kayıtlı Takip Et

Kuzgunlar



...10 Ekim Fırtınası’na

Asırların kurumuş çölleri gözlerinin ilk damlarıyla dindirdi hasretini yaşama, sen yaratılırken güvercinlerin yüreğinden. Denizlerin tuzunu ezberlemeden daha tenin, dalgasız dudakların tattı ufukların gülüşünü. Özgürlük mavisiydi gözlerin, okyanusların umut getiren gemilerini taşıyordu dumanlı bilincime. Büyümemişti daha çocuk yaşın, ruhun boyanmışken karanlığa. Uzak diyarların güneşleri çalmalıydı seni benden, asla solmamalıydın koyu gecelerin paslı gölgeleriyle.

Neyin esrarlı nefesleri sarmışken meydana sinmiş ruhlarımızı ve kurak topraklarda silinmişken puslu gölgeler, tanrıdan yaşlı çınarlar gençliğin paslı zincirleriyle bağlanıyordu ufak çakıllara. Gürgenlerdeki kanım susamıştı ruhundaki hür soluklara. Ciğerinden kopan solukla dudağından taşan ilk sözlerin görünmez iplerle bağlanmıştı bana. Tenim kana kana içiyordu göğün kustuğu ateşten iksirleri. Yanıyordum ufkun okyanus mavisi çığlıklarıyla. Şebnemler gülümsüyordu yapraklardan, temmuzun sarı alevi oynaşırken saçlarınla. Denizin sesi bir örtü olmuştu kara kuşların çığlıklarına. Gölgeden halatlarla bağlıydı kinli göğe kuzgunlar, gecenin görünmez çehreleriydi ölümün siyahtan kara kuşları.

Yeryüzü yankılanıyordu masum gülüşlerinle. Yıldızlar karıştırınca siyahı sabahın beyazına, çocuk ruhundaki ışık yetiyordu dünyayı yakmaya. Bedenimizin içinde yeşerttiğin çocuklar, umuttan birer güvercin olup taşıyordu bizi kanatlarıyla. Akşamın sarhoş ışıkları vurunca suratımıza, barışın güvercini getiriyordu bizi hayallerimizin şehirlerine. Soluk almayı unutup koştururken faşizmin kirli labirentlerinde, adımlarımızın altında beyaz bulutların güneşleri uçuşuyordu. Seslerimize sinmiş hür ateş uyanıyordu tanyeli esmeden bu ıssız kente. Güneşin şarkılarını içiyordu tenlerimiz, esir şehrin yağan umutlarıyla sevişiyordu ruhumuz prangalar vurulmuşken mürekkeplere, fark etmeden kimse. Yudum yudum cesaret içiyorduk özgürlüğün kadehlerinden. Akşamların titrek ışıklarında görünmüyordu üzerimizde uçuşan kara kuzgunlar.

‘’Göğe bakma durağında,, beklerken seni, rayından çıktı ateşten küre. Kuzgunlar kara pençeleriyle yırttı göğü ve zehri boşaldı yeryüzüne tüm evrenin. Meydanlar inledi acımasızlığın kanlı adımlarıyla. Üşüdü havaya asılı güneş sonbaharın karanlık soluklarıyla. Günler ihanet ediyordu zamana, tükenmiyordu hazanın nefreti. Küçücüktün sen rüzgârlar çalarken bedenini, ıslak mürekkepler kurumamıştı pankartlarımızda daha. Evren tükenir miydi hiç, toprak gömer miydi genç ruhları? Susarmış fakat yer gök, izlermiş yapraklar onu doğuran rüzgârın öldürüşlerini. Kindar yeryüzü kıskanırmış turunç ovaların özgürlüğe susamış cesetlerini.

Ayrılık tohumlarını atmıştı uzun zaman önce, şimdi de hasat vaktiydi. Güneşin parçalandığı yerde başlamıştı büyük hüzün ve de sokulmuştu yüreklerimizin en dip köşelerine usulca. Siyahtan kopan eller parçaladı ruhlarımıza sığınmış genç bedenlerimizi. Ses yoktu hiç bir yerde, sönmeyen bir köz gibi yanıyordu dört bir yanım. Sonsuz ufuk kaybolmuştu artık, gök kanla kaplı yerle birleşmişti uzaklara dek. Havaya sinmiş koyuluk saklıyordu ifadesiz suratını.

Gözlerinin okyanuslarında boğulmuştu ellerinde doğan tanrının bahçeleri, mevsimin öldürdüğü çaresiz bir yaprak gibi çırpınıyordu tek bir damla can için. Gülümseyişleri çoktan paslanmış karanfiller doğuyordu umutsuz tenlerimize. Hürriyetin kervanları geçmez olmuştu sarı çöllerimizden. Vurulmuş karanfillerin silik kokuları saçılmışken yerlere ve bulutlar korumuşken güneşleri dumanlardan, özgürlüğün prangalarıyla asılıyordu denizler kapkara ufuklara. Zaman yanıp kavrulurken şehirlerimizde, uzak ülkelerin güneşlerine hasret ruhlarımız sıyrıldı genç tabutlardan.

Yaktı dumanlı nefesler sana susamış gözlerimin son nefeslerini. Savurdu küllerini ömrümün yosunlaşmış duvarlarını yalayan denizlere. İfadesiz gülümseyişindeki kelimeler vücut buldu çığlığımla. Perdelerle kapanmayan gözlerinin son sıcak damlaları nehir olup karıştı hain toprağa. Döküldü göğün hudutsuz okyanusları, dünyanın tükendiği yerden zamanın sonsuzluğuna. Uzaklardan gelen ezgilerle dans ederken ellerin, çocuk ruhun atıyordu hâlâ avuçlarımdaki bahçelerde.

Beğen

Emirhan Ertaş
Kayıt Tarihi:8 Nisan 2019 Pazartesi 20:38:03

KUZGUNLAR YAZISI'NA YORUM YAP
"Kuzgunlar" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR


Henüz yorum yapılmamış.

Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.