Konsantre Karanlık Madde
44 şiiri ve 67 yazısı kayıtlı Takip Et

Kataliz ve vektörler



Yeni yeni alışıp da ’’ben burada yaşarım’’ dediğim ülkeden sınırdışı edileli bir yılı geçmişti. Canım çok sıkılıyordu. Her gün müsamaha molekülü ile haşır neşir olamadan, olduğum yere, geçirmek zorunda olduğum zamana, geride bıraktıklarıma, yılışık merhabalara müsamaha gösteremiyordum. Festivaller festival tadında, tatiller tatil tadında, eventlar event tadında geçmiyordu sanki. Yine de bu ortamlardan ufak bir çevrem olmuştu bile çoktan. İnsanlarla ilişki kurmakta hiç zorlanan birisi olmadım, hemen hemen bulunduğum tüm ülkelerde. Sınırlara inanmam...

Yine 3 günlük bir çadır festivali sonrası aramızdan birisinin evine gidiyorduk. 4x4 bir araca 9 kişi doluşup. Benden 7-8 cm uzun bir kadın kucağıma oturmak zorunda kalmıştı. Adı Özgün’dü. Rastalı siyah saçları, siyah kaşları ve uyumlu koyu kahve gözleri ile bir süredir radarımdaydı. Garip biçimde onun da ilgisini sezinliyordum. Yaşanmışlıklara ve tecrübelere değer veren, saygısını buna yönelten bir kadındı. Tam kucağıma oturacağı sıra;

- O sertlik öyle bir şey değil...

Diyebildim. Anlamaya çalışarak baktı. İki doktorun hafif şımarık ama insan ilişkilerinde mütevazi kızı idi... Kucağıma yan oturduğunda sertlik iyiden iyiye ona dokunuyordu ama o sertlik 9mm’lik bir Pietro Beretta’nın sertliği idi... Ara ara yüzüme bakıyordu. Ben ise kafamı hafif çaresiz sağa sola sallayarak gülümsüyordum. Eve gitmemiz biraz sürdü, benim bacaklarım resmen uyuşmuştu. Herkes diğer kapılardan inmişti. Biz ikimiz arka sol kapıdan indik. Ben uyuşan bacaklarımı sallarken Özgün yakınımdaydı ve bir anda uzanıp gömleğimi kaldırdı ve o sertliğin 9mm’lik bir Beretta olduğunu gördü.

- Demek önde taşıyorsun. Bana da ateş ettirir misin? Hiç fena değilimdir.

- Her zaman taşımam, uygun bir anımız olursa dizeriz bir yerlere şişe.

Diye yanıtladım.

- Hep söyledim, değişik bir Adamsın...

Dedi gülümseyerek ve önümde ilerlemeye başladı. Geldiğimiz eve aşina idim. Bahçe kapısını açtım, önce o girdi, sonra ben. Arkadaşlarımız bagajdan eşyalarını alıyordu. Bahçedeki salıncağa oturup onları beklerken, ufak tefek, cevabı zor olmayan sorular sormakla meşguldük biz birbirimize. Orada 2 gün daha festivali sürdürdük. Hatta festivalden daha eğlenceli idi after festivalimiz. Havuza girdik, içtik, Özgün ile kaybolup ateş ettik, ormanda yürüyüş yaptık hep birlikte. Müzik yürüdüğümüz zamanlar harici hiç susmadı. Evlere dönerken Özgün;

- Numaran var ama pek kullanmadığını da biliyorum. Seninle özel temasta olabileceğimiz bir yer var mı?

Diye sordu.

- Skypee?

- E ver adresini.

Adresi verdiğimde gerçek bir kahkaha attı.

- Ne oldu?

- Ekledim, bak da gör ne olmuş...

Diye yanıtladı. Telefonuma bakınca ikimizin de skypee soyadının Sanchez olduğunu gördüm. Bu kez de ben bir kahkaha attım. Evinin önüne gelince insanlarla vedalaştı. Bana dönüp;

- Yazacağım...

Dedi. Ben göz kırpması ile uğurladım onu. En son ben bırakılmıştım eve. 2 gün yorgunluk attım ve sabah kalktığımda skypee’da Özgün Sanchez bildirimini gördüm. Biraz ayıldıktan ve müsamaha molekülünü hazır ettikten sonra yazdım. O’na nasıl buraya geldiğimi anlattım, sordu en çok neleri özlediğimi, anlattım. ’’Geçecek zaman, sadece güzel geçirmeye bak...’’ demişti. Bana bir sürprizi olduğunu söyledi yazışma esnasında. Ne zaman müsait olursam da görüşmek istediğini, bana geleceğini söyledi.

-E gelip alayım seni?

dedim.

-Ta karşıdan? O kadar şımarık bir tip gibi mi gördündüm? Sadece evcil hayvanımı getirebilir miyim?

diye sordu.

-Hayvanlara bayıldığımı biliyorsun, al gel lütfen, ne gelecek merak ediyorum...

Dedim.

- Tamam ben birazdan çıkarım, yolda konuşuruz...

- Metrobüs durağından alacağım seni. Oradan sonrasında uğraşma bari.

Diye yanıtladım. O sırada biraz yüzdüm, duş aldım. 3 Saatten önce gelemezdi. Müsamaha molekülü hazırladım metrobüs durağından dönüş için. Özgün yaklaşmıştı. Evden çıktım. Yan cepte çok beklemeden arayıp indiğini söyledi. Yerimi bildirdikten hemen sonra da yanımda bitti. Bir kutu ile gelmişti. Müsamaha molekülünü uzatıp, evcil hayvanının ne olduğunu sorduğumda ise;

-Boayılanı

dedi.

-Dokunamadığım ve tedirgin olduğum tek hayvan. Lütfen serbest bırakma onu...

- Tamam abisi, aç kalmasın diye getirdim. İşimiz uzun...

- Şuradan bira almamı ister misin?

Müsamaha molekülü yanında Heineken severdi Özgün. Gösterdiğim tekel bayiinde de Heineken vardı.

- Yok yok, bugün ona hiç ihtiyacımız yok, sür hadi eve...

Dediğinde merakım iyice artmıştı.Eve geldiğimizde yılanı kutudan çıkarttırmadan dipteki odaya koymasını istedim. Dediklerimi yaptı. Arada bir çıkaracağı bir yer sordu. Bekle diyip klozetin kapağını bant ile mumyaladım. Kaçmasını önlemek için aydınlığın penceresini de bantladım alüminyum bant ile. Özgün’e dönüp;

- Lütfen açacağın zaman haber ver, ona bir zarar verirsem kendimi affedemem.

Diye de tembihledikten sonra. E hadi dermişcesine sürprizini beklerken;

- Çantamı uzatır mısın?

Dedi. Hızla uzattım ve o da hiç bekletmeden çantasından koca bir paket Meksika türü olan bir mantar çıkarttı. Elime alır almaz tanıdım;

- Meksika?

- Ee oğlum boşuna Sanchez değil soyadımız...

Dedi ve gülüştük.

- Çok fazla var burada. En kötü 6 7 kişilik.

Dedim. Özgün;

- Sana getirdim. Baya yakın bir arkadaşım banyosunda yapmış bunları. Yetmezse alırsın, tanıştırırım sizi. Ama şimdi bir porsiyon seninle yemek istiyorum.

Dedi. Ayarladık porsiyonları ve müsamaha molekülünün vermiş olduğu pozitiflikle birbirimize yedirdik porsiyonlarımızı. İyice yakınlaşmıştık zaten. Ama markete gidip biraz abur cubur almamız gerektiği geldi aklıma.

- Beraber gidelim.

Teklifine;

- E hadi.

Diye cevap verdim. Hiç unutmuyorum, benim bağcıklı Dexter ayakkabılarımı giymişti ve sadece bir numara büyüktü O’na. Minyon kadınlar hep ilgimi çekmiştir ama Özgün’de çok kendine özgü bir hava vardı ve güzel bir kadındı da, etkilemişti beni. O gün beraber güzel vakit geçirdik. Sohbet keyifli idi. Kalan her şey de... Ertesi gün O’nu ve yılanı ben bıraktım ısrarlar ile.

Ben bir haftayı geçirip, yanımda kimse olmadan o mantarlardan yemek için sabırsızdım. O bir hafta içerisinde bir kez de dışarıda görüştük Özgün ile. Geceler ise karşılıklı komplimanlar ile, sohbetlerle geçiyordu. Tam bir hafta olduğunda ise Özgün’e;

- Özgün, ben bundan 3 porsiyon yiyeceğim. Biraz uzaklaşmaya ihtiyacım var. Fakat arkadaşına sorsan, devamı var ise böyle hoyrat davranacağım...

Dediğimde hiç yargılamadan, devamının olduğunu yarım saat sonra bana haber verdi. Yarın da Kadıköy’e gidip hem onunla biraz vakit geçirip hem de arkadaş ile tanışmam gerektiğini söyledi. İyi yolculuklar diledi. Akşam üzeri müsamaha molekülü sonrası hep gittiğim pastaneye gidip biraz tatlı yiyip, biraz kahve içtikten sonra eve döndüm. Güneşin spektrumları pencereme vurmaya başlamıştı. Henüz ışıklar yanmıyordu. O ışıkların ne hale geleceğini düşündükçe beni bir sabırsızlık sardı ve mutfak tezgahının aynalı cama doğru olan kısmına döktüm mantarları. 3 porsiyon ayırıp kalanını kaldırdım. Yemeye başladım. 45 dakika sonra güneşin spektrumları sadece gökyüzünde kalmış, ışıklar yanmaya başlamıştı. Ben loş lambamı yaktım sadece ve hiç de az sayılmayacak bir level’da müzik açtım. 2 saat kadar etrafı seyrettim. Müsamaha molekülü ile haşır neşir olup, müzikle müzik oldum. Canım meyve istedi. Camdan ayrıldım. Arkamı döndüğümde ise 4 tane kısa boylu cin benzeri yaratık karşıladı beni. Kendince dilleri vardı. Bir tanesi yanıma yaklaştı. Yanıma yaklaşan sarı bereli yeşil cindi. Gözlerim açık izliyorum. Geldi ve cince bir şeyler söyleyip kalbime dokundu. İçimden ’’iyi huylu bunlar herhalde’’ diye geçirdim. Aralarında konuşmaya devam ediyorlardı. Meyveleri doldurdum tabağa onlar etrafımda dolaşırken. Birisi bilgisayar başına oturmuş bana şarkı açıyor. Öbürü tezgaha oturmuş dışarıyı izliyor, bir diğeri de buzdolabının üstünde yaptıklarıma bakıyor, öbürü de dans ediyordu müziğe çok uyumlu bir ritimle. Çok fazla sessizlik olmadan da aralarında konuşuyorlardı. O gece de onlarla samimiyetim baya ilerledi. Gerçekten de iyi huylulardı ve sıra ile şarkı açıyorlardı bana. Şarkılar ise gerçekten tam tarzıma uygun şarkılardı. Açtıkları şarkıya like atıp kaybetmemek üzere imliyordum. Gerçekten de yıllarca dinledim o şarkıları daha sonra...

Sabah uyandığımda hepsi kaybolmuştu. Sabah dediğim yine öğlen 13’ü bulmuştu. Ne oldukları hakkında düşündüm. Uyandım ve şarkılara baktım. Gerçekten oradaydı şarkılar. ’’Müzik Cinleri’’ dedim. Eh bana da başka bir şeyin cini gelemezdi. Cuktu yani. Müsamaha molekülü eşliğinde akşamki şarkılara göz atarken, hemen hepsini usb belleğe attım ve Özgün’e giderken yolda da dinledim. Özgün ile buluştuk. Yemek yerken yolculuğumun nasıl geçtiğini sordu. Hiç öyle bir doz alan olmadığını anlatıyordu etrafında. Cinlerden O’na bahsetmedim. Sadece güzel şarkılar bulduğumu söyledim gece.

- Bitiyorum müzik zevkine zaten...

Dedi. Biz kahve içerken de cinlerimi bana verecek arkadaş geldi. Tanıştık. Biraz sohbet ettik. Laf lafı açarken, artık vaktinin geldiğini düşünüp elinde ne kadar olduğunu sordum. Cinlerimle en az 8-10 müzakerelik olduğunu söyledi. ’’Dahası da yolda. Banyoda yetişenler de var’’ diye ekledi. Hepsine talip olduğumu söyleyince de;

- Özgün de senden sert bir Adam diye bahsetmişti.

Dedi gülerek.

- Hadi canım şeker gibi adamımdır. Kime ne yaptığımı görmüş Özgün Hanım?

Dedim gülerek.

- Bir buçuk saate Maltepe sahilinde olurum...

Dedi arkadaş. Biz de vakit geçirecektik müsamaha molekülü eşliğinde. Özgün’ün evinde geçirmeyi tercih ettik o vakti. Zamanı geldi. Ben çıktım ve istediklerimi alıp evime gittim.

Artık haftada bir cinlerimle buluşuyordum. Bana çok güzel şarkılar veriyorlardı. Dillerini çözmüştüm. Anlıyor ve cevap da veriyordum artık. İstediğim tını türünü tarif ediyordum, buluyorlardı. Hatta daha ileri gidip bana güzel nasihatler bile vermeye başlamışlardı. ’’Omuzlarım arasında bir kapı olduğunu’’ onlardan öğrendim. ’’Menteşelerin sökülebildiğini, o kapının çok fazla açılabildiğini de...’’

Özgün ile tuhaf ilişkim 7-8 ay daha sürmüştü. Haftada iki kez görüşüyoruz. Birisinde dağıtıyoruz. Diğerinde sinema, varsa güzel bir event. Event olduğunda O’nda kalıyoruz, dağıtacağımız zamansa bende kalıyorduk. Arkadaşına ayda bir uğruyordum. Evet samimi idik ama Özgün’ün benimle tanışmasına vesile olduğu cinler ile daha samimi bir ilişkim vardı. Bana sevişmekten ve bir kadınla geçirilecek güzel vakitten fazlasını veriyorlardı. Güzel müzik benim için her şeyden kutsaldı. Hayatımdaki sorunlara mantıklı açıklamalar getiriyordu Cinler güzel müzik eşliğinde.

Fakat 7-8 ayın sonunda ileride evleneceğim kadın ile tanıştım. Eh, haddinden fazla sıkı fıkı olunca önce Özgün ile görüşmemeye başladık. Cinlerime sorduğumda ise evleneceğim kadından uzak durmam gerektiğini, bana iyi gelmeyeceğini söylediler durdular. Bir süre sonra da onlarla görüşmeyi kestim. Çünkü hem bana baskı yapıyorlardı hem de o aralar hayatımda olan kadına saçma sapan şeyler anlatıp, düşündüğünden daha ağır deli olduğumu düşünmesini istemiyordum. Son bir veda gecesi yaptım evleneceğim kadını bir akşam erken uyuduğuma ikna edip. Cinlerim ile konuştum. Cin diyorum başka türlü tarif edemiyorum, başka bir şeye benzemiyorlar. Allah cini olmadıkları da bana buldurdukları müzikten belli idi zaten. Cinlerdi ama o lirik hikayelerdeki cinler ile karıştırmanızı istemem. Onlara bir süre kendileri ile buluşmayacağımı anlattım. Porsiyonları çok arttırdığımı, sadece delirmekten korktuğumu anlattım. Bana ’’biz senin aklını koruyorduk’’ dediler ama içimdeki mesele bu değildi zaten.

Sonra araya evlilik girdi. Müziği de, cinleri de boşladım. Ama cinler haklı çıkmıştı. Bu kadın ve bu evlilik bana iyi gelmemişti. Sebepleri önemsiz, zaten sebepler, sonuçlara da insana da pek bakmadan varolur. Her birinin nasıl oluştuğunu düşündüm zamanın ayarı ile oynadığım saatlerde. Bana etki etmiş her önemli sebebin. Burada detaylarına girmek yersiz. 3 yıl cinlerimden ayrı kaldım totalde. 3 yılın sonunda da Özgün ve arkadaşından eser kalmamıştı hayatımda. Bir gün o mantarlardan yine çıktı karşıma. Hemen Cinlerin geleceği kadar porsiyonu alıp, herkesten sıyrılıp da kendimle kaldığımda buluştum kendileriyle. ’’Bize küstün sandık’’ dediler. Dillerini hiç unutmamıştım. Mülkiyet kavramı olmayan yaratıklara evliliği açıklarken çok zorlandım. Olanı biteni anlattım. Evliliğin ve aidiyetin bu türünün çok saçma olduğunu düşünüyorlar. Zaten kendilerinin cinsiyetleri de yok.

Şimdilerde de her ay bir kez görüşüyoruz. Porsiyonları abartmadan geleceğim şekilde buluşmak istediklerini belirttiler. Üstelik her ay yeterli sayıda güzel müzik birikiyor. Bu sıralar da çok sevdiğim bir sanatçının yeni albüm kayıtlarına benlik bir şeyler yerleştirmekle meşguller. Fakat albüm çıktığında adamı tekrar İstanbul’a gelmesi için ikna edecekler ve biraz daha sık görüşmeye başlayacağız. Laf aramızda, hiçbir albümü de bu kadar merak ederek beklemedim hayatımda.

Son görüşmemizdeki sohbetimizde ’’paradigmanın geliştirilebilir olduğu’’ üzerine uzun sohbetler ettik. ’’Sanatı propagandadan ayıran unsurun ne olduğunu’’ sorduğumda ise harika bir açıklama getirdiler. ’’Her sanatçının bir açıcı olduğunu, başka bir açıdan bakarak kafataslarını açtığını’’ söylediler. Beni ilgilendiren şey, bir tıklamanın yapıldığı, insanların sadece gözlerini, kulaklarını açtıkları ve başka bir şey aldıkları noktaya gelmek. Müzik, dinlemeyi bilen birisini bir "gerçeğe" götüren argümanlar biriktirir, insanların inanmasını istediğiniz şeye dokunana kadar koniyi azaltırsınız. Müzik ters yönde çalışır: bir açılış konisidir. Her zaman kendimi bir eylemci olarak görmediğimi söylerim. Her gün somut ve somut olmak isterim. Gerçek şu ki, varsa, benim militanlığım zamanı yavaşlatıp müziğin tüm detaylarına duyarak dokunmaktır. Müzik bir huni, kelimeler ise kataliz ve yakınsama vektörleridir. Her buluşmamızdan yeni müzikler ve basitçe yeni bir senkretizm yaratacağım kelimeler ile dönmeye çok alıştım. Maddeyi özümsememeyi zaten öğrenmiştim. Maddeyi özümsersem cinlerim taşlaşarak yok olurlar.

-Her şeyin yasaklandığı, karelendiği, çizildiği bir toplumda nasıl yaşayabilirim? Ve hangi yol bir kızı babasına geri getirebilir?

diye de sordum.

- Bekle ve gör, bu soruların cevabı yaz gelmeden sana gelecek...

Beğen

Konsantre Karanlık Madde
Kayıt Tarihi:27 Şubat 2019 Çarşamba 22:50:58

KATALIZ VE VEKTÖRLER YAZISI'NA YORUM YAP
"Kataliz ve Vektörler" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR
grafspee
28 Şubat 2019 Perşembe 17:24:23
kafam çok yoğun olmasına rağmen yazı kendini bir çırpıda okuttu. sanırım cinler yazıya da biraz efsun katmış.

duyabilene canlı cansız her şeyin bir müziği vardır ve müzik dışında pek az şey katlanılabilir hale getiriyor bu dünyayı.

"Güzel müzik benim için her şeyden kutsaldı" demişsiniz, katılıyorum, hatta bana göre de gelmiş geçmiş kutsal olan her şeyin kaynağı müzikti.

elinize sağlık.

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Çok teşekkür ederim.

Güzel müziğin sadece bu gezegen sınırları içerisinde geçer akçe olduğunu düşünmüyorum. Evrensel olmaya en yakın dal olabilir.

Güzel günler dilerim.
Jirr
28 Şubat 2019 Perşembe 13:03:21
Biri cin mi dedi :)

https://www.youtube.com/watch?v=6cdWQbh5jL0

Bütün gün çalsın. E mi..

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Konsantre Karanlık Madde Yazının sahibi 28 Şubat 2019 Perşembe 14:12:08
Al işte sana pırıl pırıl cin.

Yalnızca benim görmediğimi biliyordum. İyi geldi Jirr cidden, teşekkürler.

20 yaşında amaçsızlıktan ölmeyi düşünen birini tanıyorum.

Cinlerle tanıştırmayı konuşacağım bugün kahve içmeye çağırıp...

20 yaşında insan daha neyi keşfedebilmiştir ki? Yaşamayı öğrenememiştir ne ölmesi...

Okuduğunuz yorum yazar tarafından etkili yorum olarak seçilmiştir.
seth
28 Şubat 2019 Perşembe 02:09:54
sonuna kadar kattığın aynı heyecanla okudum
özgenin boyundan ziyade senin boyunu merak etmedim değil :)

müsamahanın kökünde karşılıklılığı barındıran bir kelime olduğunu varsayarsak, hoşgörüyü öngörmediğin ve hoşgörünün daha çok üstten bakışı, tek başlılığı içerdiği için kullandığın müsmaha kelimesini çok tuttum.
kelimeleri kullanış tarzını beğeniyorum cuk diye oturtuyorsun yerli yerine,

sonuç bölümümde yola bağlanması ayrıca alkışlık, o müzikleri ben de istiyorum
yaz gelmeden diemişsin ama o soruların cevabını zaten bulmuş gibisin o yüzden müzilkleri paylaşırken bulduklarını ve eksik kalanı dinlemek isterim,

sıradan bakınca basit bir hikaye gibi duruyor altı üstü ama hiçte öyle değil dedirtmeyi gene başarmışsın, mükemmeldi dostum.,,

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Konsantre Karanlık Madde Yazının sahibi 28 Şubat 2019 Perşembe 14:15:59
Sincap atalılar orta boya erişebiliyor galiba sadece.

Ben de ortanın altı diyelim. Gaspar Noe kadar filanım. İşin ilginci tipler de benziyor. Sevdiğim insanlara müzik vermeye bayılırım. Seve seve Dostum. Paylaşırım. Yakındır zaten, sana tık tık tık diyeceğim şimdilik sanalından. :)))
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.