Irmak Yosunkent
105 şiiri ve 54 yazısı kayıtlı Takip Et

Rüzgar herşeyi götürür mü





Hayatın ağırlığı mıydı yoksa elindeki poşetler mi sonu gösteren ağırlıkta geliyordu üzerine...
Nedenini bilmediği bir umursamazlık, ağırdan batan bir günbatımı saçlarını salıvermişti yüzüne.
Rüzgar herşeyi götürür mü diye düşünürken, yol boyu içinden çıkmayan hislerin baskınlığına
kafa tutmuyordu ilk defa. Ne garip ki yanında dimdik yürüyen ağır aksak adımların sahibinin
anlaşılmaz sıkıntılar yaşatan ömür telaşı da silik kalıyordu ömür yorgunluğunun,
düze inmeye başlamış duygularının sarsıntısının yanında. Ki bugün daha ağırdan alıyordu
eve giden yokuşun çıkışını...

Ağır poşetleri taşımak alışkanlık yapmıştı. Sanki hayatı boyunca hep poşet taşımıştı.
Mahalle bakkalından, pazardan, mecbur kalmadıkça uğranılmayan manavdan taşınan poşetler...
Yıllardır yanyana yürüdüğü gölgesi misali hayatını sözde paylaştığı ama her zaman
poşetleri taşıma işini kendine bırakan her an yanı başında bulduğu bu hayatının sahipliğini yapan
‘timsal’ neyin nesiydi. Nasıl yıllarını kapsayan bir ömrü bunca sessizce feda edebilmişti bu kimseye.
Değil poşet, hayatının tek bir anını içten hissedemeden, olması gerekenlerin olmazlığına aldırmadan;
su gibi elinden kayıp giderken hayatı, hayalleri... Kimim ben serzenişinde nedenini hiç anlayamadığı
kabulleniş öyküsü neden bu kadar uzamıştı...

Bir kuş sürüsü uçuyordu nihayet içinde. Kanatlarını sereserpe açarken göğe, içinde avutulmayan seslerle
ertelenen sevinçleri gelip gelip yol veriyordu bugün. Pencerede uçuşan tülün ardındaki karanlık
kollarını uzatırken her zamanki boşluğuna, solmuş çiçeklerin direnciyle, gözleri renklere takılıyordu;
içinden renk renk düşen seslerin yükselişini kulaklarında, göğsünün tam altında,
kalbinin en dibinden yükseldiğini duyuyordu.

Usul usul merdivenleri çıkarken, adımlar daha mı yavaşlar olmuştu. Bu eve her çıkışında
içinden basamakları sayardı. Takıntı haline getirmişti bunu. Sayınca daha çabuk mu bitecekti
ya da omzundan düşen yorgunluğu mu unutuyordu adımsayarla. On basamak, dokuz, sekiz...
Bugün bitmiyordu, ne kadar zorlasa da saymaların sonu gelmiyordu.
Adımları hep bir adım geri düşüyordu sanki. Devamı yoktu. Devamı aynı tekrar.
Hep tekrar. Aynı taşa baskoyduğu buruk gecelerin, neşesiz, durgun sabahların,
göz çukurlarına sinen hissiz karşılaşmaların tekrarı.

Tekrar, yavaş yavaş öldürür ruhu, demişti bir zamanlar uzaktan gelen bir ses…
Yeni olan her dalga, her çırpıntı yaşamın henüz başlangıç öyküsüdür.
Değiştirmek için sadece biraz cesaret …

Birden unuttuğu bir şey aklına gelmiş gibi ağzını açmasıyla sol ayağını yere hafif
ama sert basması bir oldu.
Birazdan gireceği yer eviydi. Yıllar yılı hiç şaşmayan adımlarla ve gözü kapalı bulacağı
kapı kolunun her elini attığında onu bekleyen tutacak yerlerindeki yıpranmış,
rengi açılmış yerine takıldı gözleri. Eviydi. Ne zamandır burada yaşadığını, kaç yıl,
kaç poşetlik bir ömür geçirdiğini anımsamaya çalışır gibi yanlarından kırışıklıklar oluşmuş
gözlerini kısarak öylece bakmaya devam etti...

Bir an koridor ışığının sönüp bir hareketle yeniden yanmasıyla uykudan uyanır gibi kırpıştırdı gözlerini.
Basamakların sonundan gelen sesle irkiliverdi. Sanki bir yabancıydı seslenen.
Ya da zaten hayatının tek yabancısı… Hadisene niye durdun, derken
elindeki poşetler yeniden geldi aklına. Daha onları yerleştirecek, yemek yapacak,
dağılan ortalığı yeniden toparlayacak, en önemli yaşam görevi bildiği ve yıllardır
hiç aksatmadan özenle yaptığı evin sakin, sükunet temsilini yapacaktı.

Yukarıdan aşağıya düşen ses artık sabırsızlığını hissettirmeye başlamıştı.
Çok yoruldum, ilaçlarımı almam lazım diyordu.
Bir an kulaklarında başlayan vızıldamayı gitgide omuzlarında hissetmeye başladı.
Ve ses düştükçe aşağıya kalbine baskı yapıyor gibiydi artık. Başı mı dönmeye başlamıştı.
Basamaklar mı kayıyordu ayaklarının altından...
Olan neydi, neden adım atamıyordu hiç bilemedi. Poşetleri elinden fırlatıp
gerisin geri inerken de, köşeyi dönüp ara sokaktan caddeye çıkarken de,
akşamın yeni yeni çökmeye başlayan loş karanlığında koşar adım geçip giderken de …

Bir noktaya gelip durduğunda o son beş basamağı neden çıkmadığını,
onu neyin durdurduğunu, geriye dönerken nereye gittiğini biliyordu ve
bildiği başka şeyler de vardı artık. Arkasında bıraktığı hayat arkadaşım derken,
yirmi yılı birlikte ve kimi zaman yalnız çıkarken o kapının önünde yıpranmış kapı kolu
ve yanında omzundaki poşetlerin ve daha birçok şeyin sebep olduğu ağrıyı düşünmeden
vızıltı yapıp sabırsızlanan ses ... Kimdi o? Kendisi kimdi ?
Bütün poşetleri kendisi taşıdığı halde, yanındakinin yıllardır üzerine sinen hastalığının hatrına
tüm yükü omuzlarken kimdi onun omuzlarının ve kalbinin ağrısını hissetmeyen...

Ne çok şey geçip gitmişti zamanın ortasında...

Hissettiği sadece omuzlarındaki ağrı ve kalbinin sessiz sessiz ritm tutmasıydı.
Tıpkı yıllarca basamak saydığı gibi...

Yosun Kokusu


Beğen

Irmak Yosunkent
Kayıt Tarihi:11 Haziran 2018 Pazartesi 00:59:20

RÜZGAR HERŞEYI GÖTÜRÜR MÜ YAZISI'NA YORUM YAP
"Rüzgar herşeyi götürür mü " başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR
arıkan
14 Haziran 2018 Perşembe 09:57:04
:)

yazılarını ve şiirleri okumak bir ayrıcılık , usta olduğun zaten belli cünkü baska bir duygu ile paylaşıyorsun mesala olduğu gibi ...



1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Irmak Yosunkent 16 Haziran 2018 Cumartesi 01:57:03

Çok teşekkür ederim.
Selam ve sevgiyle.

Gamzelimm
11 Haziran 2018 Pazartesi 18:53:03
Bu durum ve benzerlerini yaşayan kim bilir ne kadar çok insan vardır. Gerçek yaşam ile hayallerdeki yaşam pek tutmuyor birbirini. Yıllarca evli olup da neden sonra eşiyle ne kadar yabancı olduğunu fark edebilen kim bilir kaç yürek vardır?

Tüm bunlara sebep yaşamak istediğimiz değil de yaşamak zorunda olduğumuz hayatın dayatmaları mı acaba bize? Belki de. Bir çok sorumluluğu üstlenirken tek başına belki ne kadar yorulduğunu anlayamamak ve o kalp ağrısını hissedememek...Ya da küçük bir ağrı geçer belki diye geçiştirmek. Ama geçmeyebiliyor bazen ve sinsi bir şekilde daha çok artıyor. Bir gün ağrıdan duramaz hale getiriyor insanı ve malum son.

Başka insanların kararları ve istekleri doğrultusunda yaşamak zamanla kişinin kendisini unutmasına ve kendi içinde kaybolmasına neden oluyor. Bir zaman sonra kişi sormaya başlıyor ben kimim diye yabancılaştığı kendine..Sürekli tekrar olan ve insana ruhsal anlamda hiç bir getirisi olmayan günler, aylar, yıllar. Bazen insan fark etse de kopamıyor kendisini yavaş yavaş tüketen bu durumdan.

Emeklerine sağlık sevgili Irmak
Her zaman olduğu gibi yazdıklarını okumak güzeldi.

Sevgilerimle

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Irmak Yosunkent 13 Haziran 2018 Çarşamba 01:27:59

Bu bahsettiğin ve benim de öyküleştirmeye çalıştığım
O kadar ağır bir toplumsal travma ki Gamzelim;
Atlatmanın yarısı açığa çıkarmaktan geçiyor.
Yaşamı güzelleştiren, güzelleştirmeye uğraşan güzel
Umutlu sözlerin yanında belki ondan daha fazla
Gerceklikle yüzleştiren edebiyatın gücü oluyor.
Katkın bu anlamda çok değerli sevgili Gamze.
Çok teşekkür ediyorum.

Sevgimle.

levent taner
11 Haziran 2018 Pazartesi 17:58:14
rüzgâr, arsızlık hayasızlık ne varsa alıp götürse keşke

hayatın ağırlığı kimya, poşetin ki fizik
fizik ağırlıklar toplamda yekûn tutar ve kimya ağırlığını belirler
en korkuncu ise hayatı sırtında taşıdığını söyleyen insanlar vardır yeryüzünde

eve giden yokuşun çıkışını ağırdan alması kalp ritim bozukluğu göstergesi değilse eğer, kuş gibi hafiflemez insan yokuş çıkarken giderek

nihayet
yaşamdan ne kadar güzel kareler sunmuşsunuz değerli hanımefendi hocam
yüreğinize, emeğinize, kaleminize, kelamınıza bereket
saygı ve selamlarımla...


1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Irmak Yosunkent 13 Haziran 2018 Çarşamba 01:16:29

Rüzgarı seviyorum, belki yağmurdan daha çok...

Rüzgar, hafifsenen her şeyi götürüyor.
Ama arkasında direnç adına ne varsa
daha net ve sağlam bir öz, söz ve yol bırakıyor ya da
zaten varolanı ayrıştırarak yapay olandan
yalın bir düşü seriyor kendinden emin, yolundan
yurdundan emin
yalın bir düş boylu boyunca uzanan
uçuşan yaprakların ardından ...

Selam ve saygımla hocam.


Okuduğunuz yorum yazar tarafından etkili yorum olarak seçilmiştir.
arıkan
11 Haziran 2018 Pazartesi 02:07:43


herşey o dört duvarda kalıyor ve o yağlı boyanın hatta sıvanın altındaki düzgünce örülmüs kırmızı tuğlaların icinde binlerce duygu ve on binlerce ses ve büyük bir yalnızlığın sonralarındaki üzgün ve kaybolusları gibi geceye hüzün doluyor , lütfen pencerini ac ve gökyüzündeki yıldızını mutlu olarak güülümse , berkide ilk güldüğün gün gibi oda sana bakıyordur uzakları berki yakın edemezsin ama yenide sen ona bir daha yakın oldun , ben hisşetim okurken ,

yüreğine kalem olan duygularına sağlık.

sevgi ve saygı ile...

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Irmak Yosunkent 13 Haziran 2018 Çarşamba 01:10:50
Lütfen pencerelerini açsınlar ...

Kurguda usta olduğum söylenir ... :)

Kurgu, kendisi yaşamı anlatıyor ve yaşama yön verebiliyorsa
başarısı ordadır derim ve yaşam orda başlar;
dönüşümün olduğu yerde.
Kurgu yapmaya çalıştım. Belki de ilk defa
yazdığım bir öyküde kendim dışında
en azından somut gerçekliğin benzeri olmayan bir kurguyu
vermeye çalıştım.

Lütfen pencereleri açınca yıldızlara bir daha baksınlar...

Sevgi ve saygıyla.

Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.