S / ÂYE
1401 şiiri ve 75 yazısı kayıtlı Takip Et

Vertigo-1



III
Siraceddin, karısı Nahide, Huveyna cuma günü erkenden Yavşennez’e pancar sökmeye gittiler. Tarlalarda çalışan köylüler, soğuklar iyice bastırmadan pancarlarını söküp kantara götürme telaşındaydılar. Yapraklarını kırparken oturmaktan ayakları uyuşuyordu kadınların ve genç kızların. Parmaklarına bıçak kaçıranlar da olmuyor değildi. Berat’la Caner okuldan çıktıktan sonra eve gittiler, annelerinin sedirin altına sakladığı anahtarı buldular, önlükleriyle kitaplarını içeriye bırakıp tarlaya indiler. Zeyneplerin tarlası yukarı başından geçen su kanalının öbür tarafındaydı. O da yarım saat sonra ailesiyle geldi. Beline kadar inen kahve rengi saçları söğüt dalları misali sallanıyordu rüzgârda. Berat’ın ailesine kolay gelsin dediler ve sıçrayak geçtiler kanalı. Ayçiçeklerin başlarını kesip kesip torbalara doldurmaya başladılar. Siraceddin ve ailesi bir saat kadar pancar söktükten sonra mola verdiler. Berat da bir ay çiçeği almak için kanalın öbür tarafına geçti. Başları kesilmiş ayçiçeklerin arasından geçti ve:
»Kolay gelsin Nedim amca!« dedi.
»Gel şemsamer kopar, ye! Bak burda kesilmişler de var.« Berat en sağda, başı yere eğilmiş ay çiçeğinin başını çevire çevire kopardı.«
»Çavuş, baban nerde?«
»Yeniçubuk’ta…İşte.«
»Şu çuvalın ağzını bir aç hele yeğenim!« Berat açtı ve Nedim bey kucağındakileri tek tek koydu. Berat işi bitince, kabukları hâlâ yumuşak çekirdekleri çitleyerek arkadaşının yanın vardı:
»Kolay gelsin kız.«
»Sağ ol.« Zeynep iki omuzundan öne atılmış yazmanın bir ucuyla alnını, yüzünü sildi. Ağzında bir şey varmış gibi tü, tü yaptıktan sonra:
»Yeni gelen öğretmenleri sevdin mi?« dedi.
»Sevdim. Ya sen?
»Ben de. Çocukaları da çok sevimli. Fatma öğretmen yavrum, kuzum diyo bize.«
»Ben de fark ettim. Gerçekten güzel insanlar. Şey diyecektim.Yarın kitaplarımızı ciltleyelim mı?« Zeynep utangaç bir sesle:
»Hı hı, olur…ama neyle.«
»Babamın Pancar Dairesi’nden getirdiği gazetelerle. Bizde çok var.«
»Tamam, gelirim yarın.«
»Be gideyim, bizimkiler kalkmış. Hadi görüşürüz.«
»Görüşürüz Berat. Sana da kolay gelsin.« Berat gülümseyerek karşılık verdikten sonra ayrıldı.
Beşir, çalıştığı yere gelen günlük gezeteleri toplayıp eve getiriyordu her akşam. Karısı da onlarla tandırı, sobayı tutuşturuyordu. Serkan ağabeyi onaları okumaya en arka sayfadan başlardı; mayolu mankenlerden gözlerini alamazdı. Bazen evin arkasındaki ahırın damında arkadaşlarıyla toplanıp kadınları incelerlerdi. Huveyna da »Tövbe, tövbe!« diyerek sobaya sokup yakardı onları.
Cumartesi günü Berat ve ailesi tarlaya gitmediler. Balkonda ders kitaplarını karışıtırırken ara sıra yola bakıyordu. Dalgınlıktan Zeynep’in avluya girdiğini göremedi. Huveyna, Tezek dolu torbaları tezekliğe taşıyordu:
»Huveyna Teyze Berat nerde?« diye sordu.
»Kızım, buralardaydı…« Başını balkana doğru kaldırdı. »Beraat! Oğlum buraya bir bak! Zeynep geldi!« Berat, annesinin sesini duyar duymaz elindeki kitapları kapının eşiğine koydu ve tırabzandan tutarak aşağıya baktı:
»Zeybep yukarı gel!« Taş merdivenden çıkınca gazeteyi yırtarken buldu arkadaşını:
»Ne yapıyorsun öyle, makas yok mu?«
»Amaan, o uzun iş Zeynep.« Birden durdu ve arkadaşına baktı:
»Ben sana niye abla demiyorum ki? Benden büyüksün.«
»Olabilir ama aynı sınıftayız. Abla dersen herkes güler bize.«
»Doğru diyorsun. Bu hiç aklıma gelmemişti.« Zeynep mindere oturdu:
»Yine de sen bilirsin. İster abla de iste Zeynep.«
»Aslında bir ablam varmıştı; adı da Serpil’miş.«
»Aaa! Bunu ilk defa duyuyorum.«
»Eveeet…Altında yaşında hastalıktan ölmüş.«
»Çok yazık. Yaşasaydı bir ablan olurdu.«
»İyi de olurdu.« Berat arkadaşının ellerine baktı:
»Sen niye getirmedin kitaplarını?«
»Seninkileri ciltleyeceğiz ya…«
»Keşke getirseydin…Onları da kaplardık.«
Zaten bir saatim var. Babamlara yemek götüreceğiz.«
»Yarın da seninkileri…oldu mu?«
»Tamam. Sen şimdi bir makas getir. Böyle yırtarak olmaz.« Berat içeri girdi. Dikiş makinesinin üstünden makası kaptığı gibi geldi. Gazeteyi o tuttu, kız arkadaşı kesti. Zeynep çok özendi kitapları ciltlerken; hiçbir yerde kırışıklık, katlanma yoktu. Kaplama işi kırk dakika içinde bitti. Zeynep de evine gitti.
Beşir, çocuklarına Orçan mevkiindeki dağlardan keven kazımalarını söyledi pazar sabahı. Kazmalar, ip, su, yemek, her şey hazırlandı. Traktör, Cemal’in garajında duruyordu devamlı. Caner anahtarı almaya amcasına gitti. Karısı, çanağa peynir basıyordu:
»Sultan yenge! Babam garajın anahtarını istiyor.«
»Biz de yok yeğenim.« diye seslendi Cemal içerden. »Şerafeddin amcanda, ondan iste. Traktörle ne işiniz var?«
»Kevene gideceğiz.«
»Nereye?«
»Orçan’a« Caner koşarak Beşir’in yanından geçti.
»Anahtar Şerafeddin amcamdaydış baba!«
»Hadi al gel, bekliyoruz.«
Caner Şerafeddin’in evine geldi ve elma ağacına dayandı:
»Şera…Şerafeddin amca! Ba…Babam garajın anahtarını istiyor.« Karısı kapıya çıktı somurtgan bir suratla:
»Amcan hâlâ uyuyor. Şimdi kaldırıp gönderirim.« Caner garaja tekrar geldi. Birkaç dakika sonra Şerafeddin, delikleri iyice bolalmış siyah kemeri, torbanın ağzını büzer gibi çeke çeke yürüyordu. Küllüğün yanındaki kuru servi dallarından bir tane aldı. Beşire bir metre kala:
»Bu gün benim de işim var, vermem.« dedi azarlar gibi.
»Gardaşım! Çocuklar kevene gidecekler. Siraceddin Ankara’ya gitmeden şu işi bitirsinler.«
»Tarlada fasülye duruyor. Ya yağmur yağarsa…Mahsul ziyan olur.«
»Ver şu anahtarı. İnat etme! İkindiye kalmaz gelirler. Sonra da sen gidersin. Hemi onlar da yardım ederler yüklemeye.«
Bu defa Siraceddin lafa karıştı:
»Amca anahtarı ver de gidelim. Yarın ben Ankara’ya gideceğim. Ben gidersem keven işi kalır. Gözünü seveyim hadi ver, inat etme.«
Şerafeddin gökyüzündeki bulutları gözleriyle gösterek:
»Siz gelmeye yağmur yağar. Fasulyelerim ıslanırsa ne olacak. Kabuklarından ayrışırlar mı?«
»Eee! Yeter artık« diyerek Beşir bağırdı. »Depoya iki damla mazot koymazlar; traktörün koltuğundan hiç inmezler. Bizim bir işimiz olunca yok anahtarı vermem, yok traktörü vermem. Arkadaş bu taktörde benim de hakkım var.«
»Varsa var lan. Hadi gel al anahtarı.«
Beşir arkasını döndü ve kazmanın sivri ağzını bir metrelik demirle tahtanın arasına sokup kanırdı. Şerafeddin »Lan şerefsiz, işim var diyorum.« diyerek kardeşinin üzerine atıldı; kazmadan tuttu. Sapından bir o çekiyordu bir Beşir. Ayırmak için Huveyna, Siraceddin ve Cemal girdiler araya. İtiş kalkış, armut ağacının dibine kadar geldiler. Huveyna Şerafeddin’in sol kolundan iki eliyle sımsıkı tuttu:
»Kaynım! Allah aşkına çek git. Bari sen alttan al. Bu neymiş anam. Bu kapıya düştüm düşeli ne kavganız bitti ne küsmeniz.« Şerafeddin kolunun bütün gücüyle Huveyna’yı Cemal’in önüne doğru savurdu. Kadıncağız tökezledi. Kendini toparlarken çubukla birkaç defa vurdu Huveyna’nın kafasına:
»Vay başım, başım!« Berat annesinin feryadını duydu ama kalabalığın içine girmeye cesaret edemedi. Beşir, sağ dizkapağıyla kardeşinin karnına vurdu. Nefessiz kalınca dizüstü yere çöktü. Beşir kazmayı havaya kaldırdı, vurdu vuracakken Fikriye araya girdi:
»Delirdinimiz mi? Hadi kazmayı kafasına indirdin, eline ne geçecek? Çoluk çocuğunuz var.« Yüzünü Beşir’e çevirdi. »El alemden de utanmıyorsunuz. Tü Size!« Şerafeddin bunu fırsat bilip ahırın duvar dibine koştu; el kadar bir taş aldı ve Beşir’e fırlattı. »Oy böğrüüüm!« diye bağırdı biri. Fikriye iki eliyle böğrünü tutarak yere yığıldı. Sağ yanağı yere değiyordu. Kesik kesik alıp verdiği nefesleri toprak tanelerini savuruyordu. Herkes dondu kaldı adeta. Huveyna yardımına koşunca herkes canlandı birden ve kadının başına toplandı. Sultan, peynirli elleriyle bir kap su getirdi; eliyle yüzüne çarptı. Fikriye kendine gelene kadar başında beklediler. Yarım saat sonra ayağa kalkabildi. Sultan’la Huveyna kollarına girip evine götürdüler. Beşir, inadından vazgeçmedi; kazmayla demiri kanırdı ve kapıyı açtı. Ters kontak yaptırarak traktörü çalıştırdı. Römorkörü takarken çocukları malzemeleri içine koydular; sonra da kendileri bindi. Şerafeddin bir saate yakın hiç çıkmadı evinden. Sigaranın birini yaktı birini söndürdü. Kavgayı karısına anlattı, hiç bir detayı atlamadan. Kara Kadriye kocasını haklı buldu. Şerafeddin, Fikriye’yenin yaralanmasından daha ziyade Almanya’daki kardeşi Yılmaz’ın tepkisinden korkuyordu. Karısının başına gelenleri bir gün mutlaka duyacak; bu da onun için hiç hoş olmayacaktı; zira traktörü Yılmaz’ın yardımıyla aldılar ve tarlalarının bir kısmını kardeşleriyle ortak ekiyorlardı. Çeşmenin musluğu kapanabilirdi biranda.

VERTİGO ROMANIMDAN

Beğen

S / ÂYE
Kayıt Tarihi:31 Ekim 2017 Salı 23:24:35

VERTİGO-1 YAZISI'NA YORUM YAP
"VERTİGO-1" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR


Henüz yorum yapılmamış.

Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.