arıkan akar
141 şiiri ve 17 yazısı kayıtlı Takip Et

Nasıl bir dünya dayız



‘’Katı olan her şey buharlaşıyor.’’ Karl Marx.Doğru buharlaşıyor ama buharlaşan şey de yok olmuyor ,bağrımızda ta içimizde .Sistemlere isim vererek girenlerin yanlışları, geçmişin çelişkilerini sırtlarına yükleyerek taşımalarına neden olmuştur.Örneğin ; 1.Enternasyonelde şu kararlar alınmıştı:
• İşçi sınıfının ortak eylem ve ortak bir örgüte olan acil ihtiyacı
• Ekonomik özgürlüğün gerçekleştirilmesi ve sınıflı toplumun ortadan kaldırılması
• Uluslararası işçi dayanışması
• Sendikal hareket
• Grev
• Siyasal eylem
• Üretim araçlarının özel mülkiyetinin ve sürekli orduların kaldırılması.
Fakat Troçki ‘nin öncülüğünde kurulan 4. Enternasyonel’de yolların ayrıldığını göstermiştir.Çünkü dünyayı daha yaşanılası bir hale getirmek isteyen isteyen SSCB’de bürokratik yozlaşma kaosu yaşanmaktaydı ve 4.Enternasyonel de buna bir tepkiydi.
Başka bir örnek de Çin.Çin neden 1978’de sosyalist piyasa ekonomisine geçiş yapt?.Çünkü dayanamadı patladı.Taşıdığı makinist insan tipi sosyalizmin yaratıcı hümanist felsefesini kaldıramadı.Tüm bu değişen nesnel ve öznel koşulları göz önüne aldığımızda ;Dünya düşündüğümüzden de hızlı dönüyor tüm kavramlar ve sistemler çağın gerekliliğine göre yenileşmek ve gelişmek zorundadır.O zaman bu değişim ekseninde dünyada neler oluyor ?
ABD:. ABD, dünya nüfusunun yüzde 4.5’ine sahip olmakla birlikte dünya GDP’sinin beşte birini elinde tutuyor. Amerikan ekonomisi yaklaşık olarak Çin’in elinde bulundurduğu dolarların iki katına sahip. ABD, 320 milyonu aşan nüfusu ve 18,5 trilyon doları aşan GSYİH’si ile dünyanın en önemli pazarları arasında yer almaktadır.Abd,20.yyda yayımlanan Wilson ilkeleri ile ‘’liberal emperyalizmin’’ en önemli adımını atmış bulunuyordu. Daha sonra sözde ulusallaşan orta-doğudaki ülkelerini ekonomik ve sosyolojk kendisine bağımlı kıldı.özellikle soğuk savaşın bitişini sembollyen ‘’Berlin duvarının yıkılması’’ artık tek kutuplu güç olan Abd’yi işaret ediyordu.ABD artık neo –liberal ,piyasa ekonomisine dayalı, kapitalizmin fetişleştiği bir küresel hegemonyayı kurubalirdi. özellikle ‘’mortgage-2008 krizi’’Abd’nin her şeyi piyasanın denetime sokan bir mekanizmanın işlevselleşemeyeciğini göstermiştir. Şimdi gelinen nokta ise orta-doğuda savaş ve sömürge politikalarıyla özellikle Suriye’de eline yüüzne bulaştırmış bir dış siyaset izlenimi var. Çin ile olan para politakasındaki ‘’kur savaşları ‘’Abd ‘yi dış ticaret poltikasında zorluyor.
Sonuç olarak :ABD ,ekonomik,siyasi ve askeri mekanizmalarıyla dünyayı yönlendirecek bir pozisyonda ve bunun sürdürülebilirliği için her türlü emperyal yöntemleri meşrulaştırmaya çalışan ve çalışacak olan bir ülkedir.
Avrupa: Almanya, Lüksemburg, Fransa, İtalya, Belçika ve Hollanda bu sayede Avrupa Birliği’nin temelini atan ülkeler oldular. 1951 yılında Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu adıyla kurulan birlik 1957 yılında imzalanan Roma Antlaşmasıyla beraber Avrupa Ekonomik Topluluğu adını aldı Avrupa’da son yıllarda yaşanan yüksek işsizlik oranları,yaşam pahalılığının artışı,İspanya,Yunanistan ve Portekiz gibi ülkelerde yaşanan borç krizleri (euroya erken geçmenin maliyetleri ) ,mülteci sorunları önemli problemler haline gelmiştir.Ayrıca, sosyal güvenlik sorunları,Avrupa nüfusu giderek yaşlanıyor. Sosyal güvenlik sistemleri çökmek üzere. Bunun altından kalkmak için Avrupa Birliği ülkelerinde çeşitli önlemler alınıyor.
Diğer taraftan ;Avrupa Birliği’nin genişleme sorunlar var :üye olan az gelişmiş Avrupa ülkeleri düşük ücretle çalışarak özellikle Bulgarlar ve Polonyalılar yaşam kalitesini düşürmektedir. Rusya ile yaşanan kriz de bir süre Avrupa dış ticaretini etkiledi ama son sürece doğru toparlandı.Müllteci krizi Avrupa için önemli bir sorun. Yunanistan ve İtalya başta olmak üzere, göçmen akışının yoğunluğu önemli bir siyasi sorun.
Bütün bu sorunların yanında Avrupa Birliği demokrasiden çok teknokrasiye doğru gidiyor.Yani, devlet yönetiminde ve ekonomide son sözün, seçimle yönetime gelen siyasacılarda değil devletin üst düzey yöneticileriyle iş adamlarında ve ekonomi uzmanlarında olmasına dayanan bir siyasal düzene doğru hareket var.Özellikle kriz dönemlerinde bu gerçekleşmektedir.Ayrıca ,birliğin halktan kopuk olması,tepeden inmeci olması,halkın AB karar alma mekanizmalrını etkileyecek potansiyelde olmamı önemli sorunlardandır.
Lizbon Antlaşması (Reform Antlaşması), Fransa ve Hollanda’nin halk oylaması ile redderek düşürdügü AB Anayasasını temelde koruyan ve ufak değişikliklerle tekrar ülkelerin onayına sunulan AB TemelAntlaşmasıdır.bu antlaşma bu tür sorunlara çözüm olmak için bir yöntem fakat yeterli olmamıştır.Tüm bu sorunların üzerine the economist de bir yazıda Avrupa’nın artık birlikten çok ‘’birleşik devletler’’ aşamasına geçmesini gerektiğini önermiştir.İskandinav ülkeleri yenilenebilir enerji ve inovasyon politikalarıyla ,güvenlik, kişi başına gelirdeki durumu itibari ile Avrupa Birliği ülkelerinden ayıran ince çizgiler mevcuttur.
ASYA: ‘’toplumsal üretim ve bunun yeniden üretimi dünyadaki bütün topluluklar için farklı iki ana yoldan gelişmiştir. Bu yollardan bir tanesi klasik yoldur veAvrupa’ya ve Japonya’ya özgü bir yapısı vardır; bu yapıya göre avrupada toprak beyleri kendi denetimi altındaki bölgede toprağın sahibi olmaları nedeniyle bulundukları bölgede Kralın yetkilerini paylaşır ve kendi kendilerini yönetirlerdi,Feodalizm olarak adlandırılan bu üretim yapısı kapitalizmin klasik gelişme yoludur ve kapitalist üretim süreci bu yapı içerisinde meydana gelmiştir.
Ancak toplumsal gelişim aşaması özellikle Asya toplumlarında bu yoldan farlı bir seyir izlemiştir. Asya toplumlarında (Hindistan,Çin,Osmanlı imparatorluğu vs.) Avrupa’dakinin aksine merkezi otorite, gücünü muhafaza etmek ve yetkilerini paylaşmamak için ülke topraklarını belirli bir bireye ya da aileye mülk olarak devretmez ancak onun belirli şartlar altında ve kendisine bağlı kalacağına inanması suretiyle kullanma hakkını devrederdi, kullanma hakkına sahip olan kişi bu hakkını miras yoluyla da çocuklarına devredemezdi. Böylece merkezi otorite, kullanma hakkını devreden anlaşmayı feshedip bu hakkı bir başka kişiye verebilirdi. Bu nedenle doğu toplumlarında toprak, bireyin değil, devletin mülkiyetindeydi. Bu durum devletin doğu toplumlarında Batı toplumlarına göre farklı algılanmasına neden olmuştur, Doğu toplumlarında Devlet "tanrısal bir güce" sahiptir, ve asla sarsılmaz bir yapısı vardır.’’
Evet bu tür toplumla günümüzde de devlete itaatkar bir tavır sergilemektedir ama küreselleşmenin gerektirdiği tüm sınırları aşma ilkesiyle sentez bir duruma gelmişlerdir tanrı devlet ve tanrı piyasa. Çin’in başını çektiği Asya ülkeleri, son yıllarda küresel ekonomik büyümenin temel itici gücü haline geldi.Bu gücün kendi ülkelerinden daha çok kapitalist ülkelere yaradığını görmek için bir İngilizi’n giymek istedği ayakkabı için bir Asyalı’nın kaç saat çalıştığına bakmakda yarar var.Marx ın ifade ettiği emeğin yabacılaşasının en uç noktalarda yaşandığı ülkelerdendir,Asya.
Latin ABD: Latin Amerika, Batı yarımkürenin İspanyolca ve Portekizce konuşulan alanlarını, yani Meksika’yı, Orta ve Güney Amerika’nın büyük kesimlerini ve Batı Hint adalarının bir bölümünü içerir. 15. yüzyılın sonlarında Avrupalılar bu alanları sömürgeleştirmeye başladığında, ileri derecede gelişmiş üç Kızılderili uygarlığı bulunmaktaydı. Orta Amerika’daki Mayalar ve Aztekler ile Peru’daki İnka uygarlığı ateşli silahları tanımadıkları için Avrupalılara karşı koyamadılar. Hepimizin piknik gibi bildiği coğrafi keşifler sonucu bu uygarlıklar İspanya ve Portekiz tarafında işkence ve sömürüye maruz kalmıştır.
Latin Amerika kıtasında ulus kelimesine farklı bir anlam kazandıran 1810- 1825 yıllarında kıtanın büyük bir kısmında gerçekleşen bağımsızlık savaşlarıdır.Yani19.yy da bağımsızlıklarına çoğu kavuşmuştur.
Ama bağımsızlıklarına kavuşsa bile artık İspanya,Portekiz yoktu ABD vardı. Monroe Doktrini, ABD Başkanı James Monroe’nin, 2 Aralık 1823’te kongreye sunduğu doktrin. Monroe Doktrini ile Latin Amerika ABD’nin çıkar bölgesine dâhil edildi. Böylece, Meksika topraklarının üçte birinin bugün hala ABD sınırları arasında kalmasına yol açan “ABD sınırlarını Pasifik’ten Atlantik Okyanusu kıyılarına uzanan bir alana genişletme kaderiyle yükümlüdür” savı 1840’lar ve 50’ler boyunca genel kabul gördü. 19. yüzyıl boyunca ABD yönetimi çoğu kez, Monroe Doktrini’ne başvurarak Latin Amerika ülkelerine müdahalelerde bulundu;20.yydan sonra ise Abd bu ülkelere ,döviz kur ve politikaları ,borçlanma politikaları ve uyuşturucu politikalarıyla iyice yozlaşmaya ,çürümeye iterek kendisine bağımlı ülkelere yaratmak istemiştir.
Hatta NAFTA (Kuzey Amerika Ülkeleri Serbest Ticaret Anlaşması) gibi kapitalistleşmeyi derinleştirecek entegrasyonlar yapmış ve bunun doğrultusunda protesto olarak Zapatista Ulusal Kurtuluş Ordusu kurulmuştur ve bu sömüü derinleştikçe bu kıtada buna benzer protestik eğilimler artacaktır.
ORTA Doğu:Bu kıta tam bir fikirleri olmayanların ve birbirlerini satanların ülkesi.(bernard lewis-orta doğu).Bu ülkelerin bağısızlıkları genelde 20.yy da şekillenmiştir.
İlk olarak, İngiliz ve Fransızların müdahalesiyle şekillenmiş olan bu coğrafya bu büyük güçlerin çıkarları doğrutusunda ‘’miiliyetçilik’’ akımından faydalanıp bu bölgeyi parçacıklara bölmeye çalışmıştır.ayrıca üç dininde çekim merkezi haline gelen ‘’Kudüs’ün varlığı da ‘’ bu bölgelerde bir siyasal çekişmeye neden olmaktadır.Diğer taraftan etnik ve mezhepsel farklılıklar büyük güçler tarafından çok kullanılıyor. Bu da bölgenin ‘’ulusallaşma ‘’sorunun halen aşılamadığını büyük göstergesi.Bölgeye diktatör rejimler hakim ve muhalefet politikada etkin değil.Dünya petrol rezervinin yarısından fazlası (%54,4) ve doğalgaz rezervlerinin üçte birinden fazlası (%40,50) Orta Doğu topraklarındadır bu da orta-doğuya olan yönelmeyi artıran önemli faktörlerden bir
İran ve Suriye olmak üzere bazı Orta Doğu devletleri Abd-İsrail ittifakına karşı Rusya ‘nın bölgede daha aktif olmasını istemektedir. uluslararası ilişkiler politika açısından alev alev yanan bu bölge tüm sıcaklığını ileriki süreçte de sürdüreceği gözüküyor

Son olarak dünyanın gidişatına ithafen:The New York Times ‘da yazan Thomas Friedman dünya düzdür diyor ve küreselleşmeyi üçe ayırıyor. Önce ülkeler, daha sonra firmalar ve daha sonra bireyler. Ondandır küresel pskiyatri ilaç oranında muazzam bir artış var.

Beğen

arıkan akar
Kayıt Tarihi:20 Ağustos 2017 Pazar 17:13:59

NASIL BİR DÜNYA DAYIZ YAZISI'NA YORUM YAP
"NASIL BİR DÜNYA DAYIZ" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR


Henüz yorum yapılmamış.

Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.