Makberî - Ahmet Akkoyun
566 şiiri ve 6 yazısı kayıtlı Takip Et

Şiir ve şüerâ



Şairlik ve şiir; her şiir yazmaya çalışanın aslında bir yanının yazmak istediği bir konu olsa gerek. Sahi nedir şiir? Her yazdığımız şiir her yazanımız şair mi?

Daha başka bir ifadeyle biz mi şiir yazarız şiir mi bizi yazar? Günümüzde o kadar iç içe geçmesine rağmen zannediyorum en fazla istismar ettiğimiz konu bu olsa gerek. Şairliğin niteliğine ve niceliğine vakıf olmadan çala kalem yazılanların Türk şiirine bir faydası olacak mı? veya böyle bir derdimiz var mı?

Eğer yoksa asıl o zaman facia zaten, o zaman yazılanların sadece satırları işgalden öteye bir mâ’nâ sı olduğunu söylemek abesle iştigal olsa gerek.

İki satır yazı karalamakla şiir icra ettiğini zannedenlerin birçoğu bilahare şiirin efsuni âlemlerinde gezmektense yorumların cezp edici havasını teneffüs yoluna gidiyor.

Üç beş yorum daha fazla alabilmek için bırakın şiir okumayı kes kopyala yapıştır metodu ile onlarca okumadığı şiire yorum yapıştırarak hem bir nevi davetiye çıkarıyor hem de iade-i ziyarete gelenlerin yaptığı yorumlarla kendisini dev addetmeye başlıyor. Yazık, yazık ki ne yazık…

Şairlik o kadar pespaye olmuş ki bazen okurken hicap duyuyorum, eh tabii şairim/şairem-üstâdım/üstâdem kelimelerinin de ruhları esrik etmesinin bunda bir faydası olsa gerek!

“Efendim bendeniz haki payiniz zat- aliyyelerinizin tâb ettiği eseri hıfz ederken zat-ı şahanelerinize meftun oldum; efendim bu ne feraset, bu ne asalet üstâdım mirim teveccüh buyurursanız rahle-i tedrisinizden geçmek isterim”

Şimdi birçoğu belki bu söylenenleri anlamakta zorlanabilir biraz eski Türkçe’dir, bunu buraya şunun için yazdım Osmanlıca’ya vakıf olmadan veya oturup üç beş kelime öğrenmeden ( ki Osmanlıca denen patagonya dili değil Türkçe’dir yani kendi dili) eh biraz da şiir karalıyorlar ya bol keseden hemen üstâdlık – üstâdelik dağıtmaya başlıyorlar.

Bunda da yegâne sebep sadece karşı tarafın nefsine hoş gelen sözler sarf ederek onun dikkatini çekerek sayfasına yorumcu olarak dönmesini sağlamaktır.

Yine bir sitede görmüş olduğum bir yorumu burada paylaşayım da şairlik denen mevhumun içine düştüğü içler acısı hâli iyice ortaya çıksın. Yorumcu tabii ki kendini şair addeden bir kalem erbâbı. Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim’in yazmış olduğu bir dörtlüğün altına şöyle bir yorum düşmüş “değerli şair dostum başarılarınızın devamını dilerim” güler misiniz? Ağlar mısınız?

Bre ebleh bre zekâdan yana nasipsiz bu ne dünyadan bir haber gönül ehli olmaya talipliktir? Şairin ince ruhu nerede koskoca sultandan da mı bihabersin?

Bırakınız şairliğin ince ruhunu bu zat-ı muhteremin ruhu bile olduğunu düşünmek düşünceye hakaret etmek gibidir.

Acı olan işte bu…
Şiiri sadece karalamakla yazana şairlik payesini verdiğine inanıyor.

Bu gözüme takılanlardan biri, ya görmediğim daha neler var kim bilir…

Gidi şark kurnazları bilmedikleri kelimeleri israf ederken nasıl hatalar yaptıklarının farkında bile olmazlar erkeğe şairem/üstâdem –kadına şairim /üstâdım derken aslında hakaret ettiklerini bile bilmeyecek kadar bir acziyet içerisinde olduklarını anlamazlar..

Gidi şairlik ne günlere kaldın, bak ta gör; Şiiri evsafından çıkaranlar şiirlerin arkasına sığınanlar. Hâlbuki şairin şiirde hedefi yarına bir şeyler bırakabilmek olmalıdır, binlerce şiir sahibi de olunabilir ama bu onların hepsinin şiir oldukları anlamına gelmez. Ne zaman ki okunduğu zaman ruhları titreten ve isminizi hatırlatan bir şiir bırakabilirseniz aslında şiir sadece o dur…

Ardımızda okunduğu zaman bizi hatırlatan kaç şiir bırakabilirsek yazdığımız şiir sayısı da o kadardır gerisi mi? Gerisi laf-ı güzâf

Bunun geçmiş şairlerden de örneklemelerini yaparak doğruluk payını öğrenmek mümkündür, yüzlerce eser bırakmış şairlerin bile şiirlerinin tamamının dimağlara aynı tesiri bırakamadığını, bırakabildikleri şiirlerin sadece bir kaç taneyi geçmediğini görmek mümkün.

Çala kalem her gün bir şeyler yazmaya çalışan arkadaşların birçoğunun aslında eski edebi eserlerden bir tanesini bile okumadığını söylemek fazla abartı olmasa gerek.
.
Öyle ya kendiside yazıyor ve aynaya baktıkça ne muazzam şiirlerin sahibi olduğunu ayna ona haykırıyor; Onlar da kimmiş ki onları okuyarak vakit kaybetsin.

Üç beş şiir karalayan birçok kalemin akabinde hemen gözüne kestiği birine akrostiş şiir yazmaya çalıştığını görebiliyorum, bunda maksat elbette ki şiir değil karşı cinsin dikkatini çekmek için kur yapmaktır.

Keşke gündelik aşklar ve kur yapmak için ayırdıkları zaman kadar zamanı da şiire ayırabilseler, şiir adına ne isabetli bir karar olurdu. Kim bilir belki de olmazdı, hani bir tabir vardır “ namazda gözü olmayanın ezanda kulağı olmaz” diye.
Şairlikte de gözü olmayanın şiirin niceliği ve niteliği hakkında araştırma yapması elbette ki mümkün değildir. Üç beş kelime ile her gün bir önceki sözleri tekrar ederken şiir yazdığını zannederler.

Gidi şairlik ne günlere kaldın, eğer senin bu halini Nedim –Şeyh Galip-Fuzuli Yahya kemal –Necip fazıl gibi şairlik libasını hakkı ile giyen bil cümle kalem erbâbı görse idi kahrından kalp krizi geçirirdi.

__________Makberî

Beğen

Makberî - Ahmet Akkoyun
Kayıt Tarihi:5 Haziran 2016 Pazar 03:51:12

ŞIIR VE ŞÜERÂ YAZISI'NA YORUM YAP
"Şiir ve şüerâ" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR
Cemal Zöngür
7 Haziran 2016 Salı 04:04:10
Sayın değerli Ahmet Akkoyun bey kardeşim, eleştirilerinde haklılık payı yok değil. Ancak sizin de bir Osmanlı Türkçesi diye sandığınız dilin, Arapça olduğunu bilmeniz gerekir. Çünkü sizde çok Arapça kelimeler kullanmışınız. Bu da sizin bir eksik noktanızdır diyebilirim. Bırakın herkes yazsın. En doğu kararı insanlar okuduğunda vereceklerdir. Selamlar.

2 cevap yazılmış Cevap Yaz


Makberî - Ahmet Akkoyun 8 Haziran 2016 Çarşamba 22:38:59
Hımmm demek ki o kelimeler Arapça hatta önceden insanlar Osmanlıca konuşurken bir gecede demek ki Türkçeyi hıfzedip Türkçe konuşmaya başladılar öyle mi? Osmanlıca Arapça değildir Türkçedir öyle olsa Osmanlıcayı bütün Arapların anlaması gerekirdi değil mi? Ama hiç biri Osmanlıcayı anlamaz neden acaba? İnsanlar bilmezler ve bilmediklerini de bilmezler bunu telafi etmek için her şeyi bildiklerini vehmederler
Benim sözüm aklına geleni yazanlara değil şairlik gömleğini giymek için yola çıkanlaradır...Türkçede asimile olarak Türkçeleşmiş onlarca kelime oluğu gibi Türkçeden başka dillere de geçmiş onlarca kelime vardır.Bu dilin zenginliğidir.Kelime asli halinden uzaklaşır o dile ait bir kelime olur..
Osmanlıcanın Arapça olduğunu iddia ise Osmanlıcadan bihaber olmaktır. Osmanlıcada sadece harfler Arapçadır şu anda kullandığımız Göktürk alfabesi mi yoksa?
açınız Yunus Emre divanını okuyunuz veya Osmanlıca bilen birine okutunuz Türkçe kelimeler duyacaksınız eğer anlamıyorsanız zaten Türkçe bilmiyorsunuz demektir osmanlıca yazılmış o divanı Araplar anlar mı sahi?
""Men istemem düni güni
bana seni gerek seni "" ….Arapça alfabesi ile yazıldı diye sahi bu kelimeler Arapça mı?

Biraz tefekkür değerli kardeşim osmanlıca Türkçesini inkarla yeni eserlerinvücuda gelebilmesi imkan dahilinde değildir
selamlarımla
Cemal Zöngür 9 Haziran 2016 Perşembe 00:04:16
Ahmet bey günümüzde kullanmış olduğumuz kelimelerin % 85 Arapça, Farsça ve diğer dillerden mevcuttur. Bunun sorumlusu ve suçlusu Selçuklu ve Osmanlı'dır. Çünkü devlet ve imparatorluk oldukları halde, resmi dil olarak Arapça ve Farsça kullandılar. Bu gerçeği de herkes kabul etmektedir. Siz neden Osmanlı Türkçesi diye ısrar ediyorsunuz anlamış değilim. Öz Türkler; Özellikle Osmanlı döneminde Osmanlılar tarafından katliama uğramıştır. Selamlar.
beren yılmaz
6 Haziran 2016 Pazartesi 03:28:14


Şairle şiir yan yana gelince iş biter… derler. Doğru mu?
Sonra Faraza diyorum ve şair ile şiir tanımını geçiyorum !


‘’-’Karşımda ihtiyar bir kadın oturuyor. Baş örtüsü kırış kırış olmuş ,buruşuk yüzü ile ihtiyarlığının sevimliliğine sığınarak :
- Ah evladım diyor, benimde bir derdim var, sen söylesen ,sen yazarsan yaparlar, kırmazlar seni (…)

İhtiyar kadın gelmeden önce yeni çıkmış kitapları karıştırıyordum. Bir tanesi Asım Bezirci’nin çevirisi olan Paul Éluard’ın şiirleriydi. Paul Éluard halk için değil, kendisini anlayanlar için yazan bir şairdi. Şimdi bu kadının karşısında olsa ne derdi. Kadının sesini kessem ve sorsaydım kendisine.

Paul Éluard Lamartine’nin Göl şiirini neden seviyor ,biliyor musun?
Sanırım yakışıksız ve hazin bir soru olurdu bu. Oysa Bezirci bu çeviriyle şiiri ne kadar güzel anlatıyordu. (…) Ve kadın hala bana dertlerini anlatıyordu.
Paul Éluard gibi bir şair olmak ,yazmak ve ya doğrudan doğruya bu kadın için yazı yazmak. Bunlar kafamda bir salıncakta sallanan düşünceler oluyordu’ !’’

Siz bir başka ülkeden bahsederken bende bir başka ülkenin insanlarından bahsedeyim… Dil onu konuşanın değildir aslında.. Dil onu yazabilenin onu yazarken taşıdığı, hissettiği duygu ve düşüncesini anlatabilenindir. Kimmiş bunlar ? Kim olursa olsun. Kendisini nasıl tanımlıyorsa tanımlasın. Bahsettiğiniz siteler ve yorumcular illaki profesyonel olacak diye bir kaidesi yok. Hisseden herkes yazsın ve okusun.. Eğer siz bunlara bir şart getirecekseniz o sizi bağlar. Zaten zaman en büyük eleştirmendir. Ve yazan çizenlerin büyük bir şairlik iddiası olduğunu da sanmıyoruz.

Daha kendisini bulamayan ,daha yılda üç-beş kitap okuyamayan bir topluma bu tür sözler söylemek boş.. Okumuyorlar ,bari anladıkları şeyleri yazsınlar, okusunlar.. Bu da onlar için bir değerdir..


Evet beyler ve bayanlar.!!! Daha çok şiir yazın, daha çok okuyun ve elinizden geldiğince yorumlayın…Bu tür siteler bunun içindir.






saygılar

Cevap Yaz
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.