İsabella
35 şiiri ve 23 yazısı kayıtlı Takip Et

Sonsuz kere öptüm



SONSUZ KERE ÖPTÜM

Günün Yazısı
Okuduğunuz yazı 7.5.2015 tarihinde günün yazısı olarak seçilmiştir.

BÖLÜM I

SONSUZ KERE ÖPTÜM
Ne garip bir gün, kafatası boşluğu kadar boş bir gün. Kafatasının bile menenjlerle kaplı olan ve darbe etkisini azaltan bir sıvısı vardır, ama bugünün boşluğunu dolduracak hiçbir şey yok dedi Isabel.
Yüzü pamuk gibiydi, gülümsediğinde gözleri şakak kemiğine uzanacak kadar çekilirdi. Dişlerinin bir albenisi vardı. Yanağındaki gamzesi ortaya çıkmak için can atıyordu ve dudakları şekerden baldı. Adeta Tanrı onu gülmek için yaratmıştı. Sürekli gülümsemesinin nedeni bu olmalıydı. Bu ona sunulan bir armağandı, sihirli bir armağan…
İstisnasız her gün yolu Sebastianla kesişiyordu. Onunla karşılaşmak için özel bir çabası yoktu, bu durum mütemadiyen kendiliğinden gerçekleşiyordu. Bir şey vardı…
O gün Sebastian, Isabel’in gözlerine her gün olduğundan daha farklı ve derin bakıyordu. Sanki bir şeyler anlatmak istiyormuşçasına… Bunca zamandır bu kadar sıklıkla ve kaçırmadan gözlerine baktığı olmamıştı hiç.
Boş bir günü anlamlandıran bir not yazdı Isabel’e. “Seni güzel bir yere götürmemi ister misin?” dedi.
Yumuşacık sesiyle okudu Isabel, ve gülümsedi şakak kemiğine varan gözleriyle. Sebastian herkesin uzaktan bakıp da binmeye cesaret edemediği gondol kadar çekiciydi. Korkularını yenip de gökyüzüne havalandığında ki o heyecan, bu soğuk adamı altüst etmeye yetiyordu. Sebastian’ın çok konuşmayı seven bir yanı yoktu. Hep bir şeyler ifade eden bakışlarla anlatırdı söylemek istediklerini. Dudaklarına düşmeden önce gözlerinde belirirdi kelimeler. Yüzünün daima sert bir ifadesi vardı. Kaşlarını çattığında alnındaki çizgiler daha bir belirginleşirdi. Fakat bugün yumuşacık bakışlara sahipti.
Sebastian koyu mavi bisikletini çıkardı yıllardır sakladığı garajından. Yılların tozunu sildi derin bir nefes alıp üfleyerek. Senelerdir el sürmemişti eskimesi için bir köşeye terk ettiği bisikletine. En son ne zaman çocuk olmuştu hatırlamıyordu. Isabel’i bisikletin arkasına oturttu ve belinden ona sarılmasını istedi ellerinden tutup kendine doğru çekerek. Direksiyona takılı sepetinin içerisinde küçük siyah bir radyosu vardı. Sesini açtı. Beline dolanan ellere armağan etti radyoda çalan “Lana Del Rey ‘in Summer Wine” şarkısını. Gidecekleri yer uzun olmalıydı. Hiç bir şey konuşmuyorlardı. Isabel memnundu halinden. Güzel geliyordu yüzlerine esen o kadife rüzgâr. İkisini de sürüklüyordu mavi sahillere doğru.
Epeyce zaman geçmişti pedalına bastığı bisikletinin üstünde. “Neredeyiz?” diye seslendi Isabel. Yol boyunca gözleri bağlanmışçasına hayaller kurmuştu kendi iç dünyasında. Fark edememişti hangi yollardan geçip, hangi caddeye gelip, hangi semtin sokağında olduklarını. Çok az tanıdığı Sebastian’ın ona güven veren bir yanı vardı doğrusu. Yoksa bu kadar cesareti kendinde bulması hayret verici değil miydi?
Yüzünde şaşkın bir ifade ile gülümseme belirdi. Sonbaharı hiç bu kadar güzel görmemişti Isabel. Güneşin batışına hiç bu kadar yakından şahit olmamıştı. Mavi denizi kızıla boyayan bu eşiz güzellik, hayranlık yaratıyordu gözlerine yansıyan turuncu gölgelerle. Sebastian, hala sararmamış olan yeşil yapraklı, geniş gövdeli çınar ağacına yasladı koyu mavi renkli bisikletini. Dalgaların kıyıya varıp, ayaklarının altından akıp giden denizin tuzlu suyunda belli bir süre yan yana yürüdüler. Bazen gülerek, çoğu kez de susarak. En çok da gözlerine sınırsızca bakarak…
Martıların çığlıkları tamamlıyordu biraz kızıl biraz mavi olan bu manzarayı. Her batışın kötü olduğu bu dünyada güneş nasıl oluyor da bu kadar güzel batabiliyordu. Parmağına batan iğne can yakıyorken, iflas edip batan yuva yıkılıyorken, insan bile utancından yerin dibine batıyorken, güneş nasıl bu kadar güzel batıyordu. Güneşin batışı denizinde canını yakıyor muydu? Tıpkı Sebastin’ın gözlerinin Isabel’in kalbine battığı gibi.
Ağaç yitirdiği gölgesiyle koltuk çıkarıyordu sırtını yaslamak isteyen bu cesur yürekli çifte. Sokak lambaları sönüktü. Yalnızca limanda yanan fenerler aydınlatıyordu karanlık ama bir o kadar da huzurlu ortamı. Parmakları parmaklarıyla ısrarla buluşuyordu, sorgusuz sualsiz iki çift göz birbiriyle bakışıyordu. Beyni ile kalbi ikisinin de savaşıyordu. Aşikârı saklayamazsın, ikisi de birbirinden delice hoşlanıyordu. Ateşten sıcak dudaklarıyla dokundu Isabel’in şekerden bal dudaklarına. Öptü.. Gözlerini kapadı, bir daha öptü. Gözlerini açtı, hayal değildi karşısındaki. Bir daha ve soluksuz öptü…
Yanağını ıslatan bir yaş döküldü boynundan göğsüne doğru süzülen Isabel’in. Kendini masumiyet müzesinde iken, günah çıkarmak için uğradığı bir kilisede bulmuş gibiydi. Âdem ile Havva’nın cennetten kovulmasına neden olan o elma ağacının altında oturmuş, günahlarıyla yüzleşiyorlardı adeta.
Sevilmek şımartıyordu Sebastian’ı. Şımarınca durması gereken yeri bilmiyordu sırf bu sebepten. Oysaki Sebastian şımarık bir çocuktu. Yıllardır o koca kalıbının arkasında saklanıyordu. Ta ki o küçük kız saklandığı yerden çıkartana dek onu.
Sebastian, Isabel’in göğsünü avuçladı. Kalbini söküp dışarıya çıkartarak dokundu çıplak elleriyle. Nasılda yumuşacıktı. Kalbi avuçlarında atıyordu. Sakinin ona ikram ettiği içi boş kadehlerle sarhoş olmuşlardı. Birbirini saran bedenler sahiden de hoştu. İkisi de deli gibi sarhoştu.
Saatine baktı Isabel, saat çok geçmişti. Biran önce evine gitmeliydi. Bu acı veren mutluluğu bölüp, gerçek dünyasına dönmeliydi. Bu kadar tatlı rüyaya son vermeliydi.

(İkinci bölümde görüşmek üzere :)

Beğen

İsabella
Kayıt Tarihi:6 Mayıs 2015 Çarşamba 11:21:17

SONSUZ KERE ÖPTÜM YAZISI'NA YORUM YAP
"SONSUZ KERE ÖPTÜM" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.




"SONSUZ KERE ÖPTÜM" başlıklı yazıya
yapılan yorumları sadece site üyeleri görebilir.
(Bu seçenek yazı sahibi tarafından yapılmıştır.)
Bu yazıya yapılan yorumları görmek için üye girişi yapmalısınız...

Üye değilseniz üye olmak için tıklayın.



Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.