Mesut Özünlü
100 şiiri ve 46 yazısı kayıtlı Takip Et

Dünyanın annesi denilen kadim metropol: kahire



Şu koskoca dünyayı bir kitaba benzetirsek, bu kitabın Mısır sayfasından öğreneceğimiz çok şey vardır. Afrika’nın kuzeydoğu ucunda kaba bir dikdörtgeni andıran Mısır, yaklaşık bir milyon kilometrekarelik alanıyla yeryüzünün ortasında dev bir atlas sayfası gibi durur. Bu sayfanın âdeta başköşesine kurulmuş sihirli metropolün adı ise başkent Kahire’dir.
Kahire… Üstün gelen ve mağlup eden anlamlarına gelen bir isim… Mısırlıların “Ummu’d-dünya/ Dünyanın annesi” adını verdikleri kadim metropol… Bin yılı aşkın bir zamandan beri aynı coğrafi konumda yer alan ve aynı adla anılan devasa şehir… Üç kıtaya damgasını vuran İslam tarih ve medeniyetinin Afrika kapısındaki eşiği… Akıllara durgunluk veren Firavun uygarlığının yanı sıra, İslam sanat ve mimarisine ait binlerce şaheseri sinesinde saklayan dünyanın en büyük açık hava müzesi…
Kahire’nin düzenli bir şehir olarak gelişmesi, İslam dinini Mısır topraklarına ilk götüren Amr İbnü’l-As komutasındaki Arap Müslümanların miladi 641 yılında kurdukları Fustat kasabasıyla başladı. Bunu takip eden yüzyıllarda Müslümanlar çok sayıda yeni yerleşim yerini imara açtılar ve Fustat civarını gittikçe büyüyen bir şehir hâline getirdiler. Daha sonra yönetimi ele geçiren ünlü Fatımi hükümdarı Sultan Cevher, Fustat’ın kuzeydoğusunda muhkem surlarla çevrili dikdörtgen planlı bir kent kurdu ve el-Mansuriye adını verdi. Bir süre bu adı taşıyan kent daha sonraki yıllarda Fatımi sultanlığının merkezi hâline geldi ve Kahire ismiyle anılmaya başladı. (bk. AnaBritannica Ans., c. 12, s. 396, Kahire md., İstanbul 1988.) Selahattin Eyyubi devrinde de hızla gelişmesini sürdüren Kahire, Memluklu ve Osmanlı devleti dönemlerinde ise tarihinin en parlak günlerini yaşadı. Özellikle 17 ve 18. Yüzyıllarda görkemli mimari yapıları, hızla gelişen dokumacılık ve kumaş sanayii, kahve ve transit ticaretiyle büyük bir gelişme kaydeden Kahire bolluğu, huzur ve mutluluğu doyasıya yaşayan görkemli bir kent durumuna yükseldi.
Yavuz Sultan Selim’in Mısır’ı fethettiği 1517 yılından 18. Yüzyılın başlarına kadar ekonomik ve toplumsal açıdan ne gibi gelişmelerin yaşandığı pek dile getirilmese de, bu dönemlere ait bazı harita ve krokilere baktığımızda Kahire’nin kalkınma ve bayındırlık açısından büyük mesafeler kat ettiğine tanık oluruz. (bk. André Raymond, Yeniçerilerin Kahiresi, çev. Alp Tümertekin, YKY, İstanbul 1999.) Bir örnek vermek gerekirse, Osmanlıların sadece 1517 ile 1798 yılları arasında Kahire’de inşa ettikleri büyük cami sayısı 72, sebil sayısı da 112’dir. Bu yönüyle Kahire ile İstanbul’un neredeyse aynı eşitliğe sahip birer Osmanlı mirasçısı olduğu söylenebilir.

UYGARLIKLARIN KAVŞAK NOKTASI

Geçmişte Memfis ve Babil uygarlıklarının yanı sıra, Roma, Bizans, Arap, Eyyubi, Ihşıdi, Fatımi, Memluklu ve Osmanlı çocuklarını tıpkı bir anne gibi kucaklayan Kahire toprakları, bugün yirmi milyona tırmanan nüfusuyla Afrika ve Arap dünyasının birinci, diğer dünya metropollerinin ise dördüncü büyük kenti durumundadır.
İnsanoğlunun yeryüzüne bıraktığı en büyük izlerden biri olan piramitler başta olmak üzere camileri, medreseleri, tekkeleri, türbeleri, hanları, hamamları, bedestenleri, surları, sarayları, sebilleri, imarethaneleri, köprüleri ve kemerleri ile İstanbul kadar zengin bir mirasa sahip bulunan Kahire’nin o nispette de insanı etkileyen derin bir metafizik gücü vardır. Nasıl İstanbul’un boğaz köprüleri Asya ile Avrupa’yı birbirine bağlıyorsa, Kahire’nin Nil üzerindeki köprüleri de, kuru bir trafiğe vasıta olmaktan öte Nil’in doğu kıyısında yoğunlaşmış İslam medeniyeti ile batısında kümelenmiş Firavun uygarlığını el ele tutuşturur.
Mısır denilince akla ilk gelen Kahire’dir. Hatta bu iki isim birbiriyle özdeşleşmiş gibidir. Bunu, Kahire’nin dışında herhangi bir Mısır şehrine gittiğinizde, tekrar sizi Kahire’ye götürecek otobüs veya dolmuş şoförlerinin "Haydi Mısır’a, Mısır’a, Mısır’a..." şeklindeki ünlemlerinden anlarsınız. Sonra kendi kendinize, "Ben zaten Mısır’da değil miyim..." sorusunu sorma gereği duyarsınız. Mısır Kahire’yi, Kahire de şu üç önemli unsuru çağrıştırır: Piramitler, Ezher ve Nil... Dün olduğu gibi bugün de Mısır’ın sosyoekonomik yapısı bu üç sacayağının üzerine oturur sanki. Piramitler tarih ve turizmin, Ezher marifet ve bilginin, Nil de tarım ve verimin en belirgin nişanesidir.
Kahire, "Dünyanın annesi" tamlamasından başka, "Hayaller şehri", "Düşler diyarı" ve "Bin minareli şehir" gibi sıfat ve benzetmelerle anılır. Kahire’yi gören nice gezgin, düşünür, şair ve yazar mutlaka bu esrarengiz şehrin büyüsüne kapılmış, uzun müddet tesirinden kendisini kurtaramamıştır. Çünkü bu şehrin özellik ve güzelliği, insanın gözünden çok özüne hitap etmesidir. Onda, insan ruhunu çeken bir mıknatıs saklıdır sanki. İnsanlarındaki sadelik, cadde ve sokaklarındaki tabiilik, iklimindeki mutedillik âdeta onun havasına apayrı bir ruhaniyet, derin bir romantizm katar. Kısacası, bu metafizik ve harikalar şehrini en güzel ifade edecek tek şey vardır; o da olsa olsa yine Kahire’dir. (bk. Mesut Özünlü, Mısır Rüyası, Gördüklerim Düşündüklerim, TDV Matb., Ankara 2000.)

EZAN… MÜZİK... KUR’AN…

Kahire’nin cadde ve sokaklarında gezinirken, şu üç sesin sık sık kulaklarınızı okşamakta olduğunu hissedersiniz; ezan, müzik, Kur’an-ı Kerim… Her sabah dükkânını erkenden açan esnaf önce tezgâh ve büfesini silip temizler, işyerinin önünden geçen kumlu kaldırımları sular süpürür ve müşteriye hazır hâle getirir. Bütün bunlardan sonra artık geriye dükkânın bir köşesinde sessizce durmakta olan eski radyonun düğmesini sonuna kadar açmak ve birazdan gelmesi muhtemel çay ya da kahveyi keyifle içmek kalmıştır.
Bir kuşluk vakti Kahire’nin cadde ve sokaklarından geçmeyegörün! Esnafa ait bu radyolardan dört tarafa yayılan nağme sağanakları, sizi bazen buram buram baharat ve yanık soğan kokan bir kuşeri* dükkânının önünde, bazen diktiği elbiseleri ütülemekle meşgul bir terzinin kapısında, bazen de şaheserlik gizi sinmiş eski pasajların girişinde yakalar.
İsterseniz şimdi bu caddelerden birinde, mesela Talat Harp Caddesi’nde yürümekte olduğunuzu varsayın. Şayet tok, asil ve yanık bir bayan sesinin, varlığın ahuzarına tercümanlık eden notalarla âdeta şelaleler gibi ortalığa dökülmekte olduğunu görürseniz adımlarınızı birazcık kısaltmak durumunda kalabilirsiniz. Çünkü bu şarkı olsa olsa ya Ümmü Gülsüm’ün, ya Necat’ın, ya da Feyruz’undur.
Mısır’da müzik hemen hiç eksik olmaz radyo kanallarından. Birinde bitse diğerinde başlar. Yalnız günde beş vakit okunan ezanlar hariç. Çünkü her ezan zamanı bütün kanallar program akışını keser, beş on dakikasını ezanın canlı olarak yayınlanmasına ayırır. Bu esnada bir minareler şehri olan Kahire’nin camilerinden dört bir yana yayılan ezan seslerinin, âdeta radyo ve televizyon kanallarından taşıp bir seda ırmağı hâlinde sizi yuyup yıkadığını ve hayatın çekilmez sıkıntılarından bunalan nefsinizi ve ruhunuzu manevi bir molayla dinlendirdiğini hissedersiniz.
Bazen "hiç bitmese" dediğiniz ezanların kısalığı sizi üzmesin. Çünkü Kahire’nin cadde ve sokaklarında ezan bitse Kur’an başlar. Sadece Kur’an okunması için yayın hayatına girmiş olan Kur’an-ı Kerim kanalı, belki de Mısır esnafının en rağbet ettiği radyo istasyonudur. Hele Mustafa İsmail’in Kur’an okuyuşu! Ayetlerin manasına göre sabadan rasta, rasttan nihavende, nihaventten hüzzama, hüzzamdan hicaza uzanan nefis kıraatiyle sizi bazen tozun, dumanın ve gürültünün kol gezdiği Kahire’nin kalabalık caddelerinden alır, Kur’an’ın ilk inmeye başladığı asr-ı saadetin nurlu günlerine götürür.
Kısacası, Mısır’ın cadde ve sokaklarında madde ile mana, dünya ile ahiret, hikmet ile işret daima beraber gezer. Oralarda müzik vardır, ezan vardır, Kur’an vardır. Hani bir tekerleme söylenir; "Kur’an Mekke’de indi, Mısır’da okundu, İstanbul’da yazıldı" diye… İşte Kahire, bu sözün pratiğe döküldüğü ülkenin başşehridir.

NİL’İN DİLİ

Bir tas suyu hiç çorak, kupkuru bir toprak üzerine ağır ağır döktünüz mü? Yerin dayanılmaz cazibesiyle boşalıveren suyun âdeta canlı bir yılanbalığı gibi hareketlendiğini ve birdenbire kendisine bir çıkış yolu aradığına şahit olursunuz. İşte Nil de böyledir. Yeryüzünün göğsünde ağır atan mega bir kalp gibi duran Afrika’nın sağ karıncığından doğar; Etiyopya, Uganda, ve Sudan topraklarını yeşerttikten sonra nice iller ve yollar kat ederek Kahire’ye ulaşır.
Günlerce masmavi akan Nil, tıpkı tarihteki akış gibi bazen bulanır, bazen durulur, bazen de kızılımsı bir renge bürünür. Bazen Nil sakindir. Uzaktan ışıl ışıl mevcelenen çöl serabı gibi parıldar. Bazen de çok uzaklardan getirdiği ot veya yosun yığınlarıyla bu monotonluğunu bozar. Hayattaki akışın ne kadar değişken olduğunu ima eder kendince.
Öyle anlar olur ki, hiç ummadığınız şeyler görürsünüz Nil’de. Nerede ve ne zaman düştüğünü veya atıldığını bilemediğiniz şişmiş bir hayvancağızın, "Ne faniymiş şu hayat!" dercesine eyvahlayan bir salınışla ağır ağır Akdeniz sahillerine doğru kayıp gittiğine tanık olursunuz.
Hele hararetli ikindilerin gölgeleri biraz sarksın… Bir de o zaman görün Nil’i siz… Bir yanda balıkçılara ait küçücük kayıklar, bir yanda suya dalıp dalıp çıkan martılar, bir yanda da uzaktan kanatlarını dikmiş birer kuğu gibi görünen beyaz yelkenliler… Ve bütün bunların aralarından iki üç dakikada bir ok gibi fırlayıp gelen jetskiler… Hafif bir sisin sihirlediği bu çarpıcı manzaraya bir de yüzen bir turist gazinosundan dökülen Arap müziğinin dokunaklı nağmeleri eklenince, kendinizi bir an doğuyla batının birleştiği düşler diyarında bulursunuz.
İnsan, Nil’e nasıl bakarsa öyle görür. O bazı gözlere süslü bir sülün, bazılarına da üzgün bir gelin gibi görünür. Kimileri onu cennetten akan bir ırmağa, kimileri de Afrika’dan dökülen ağıt taşkınlarına benzetir. Onun, Nil şairi Hafız İbrahim’in mısralarından Firavun papirüslerine, Mısır’ın abıhayat akan çeşmelerinden televizyon dizilerine kadar geçmediği, akmadığı zaman ve mekân neredeyse yok gibidir. Kısacası, Nil aktıkça Mısır’da hayat devam edecektir. Çünkü Kahire Mısır, Mısır da Nil demektir.

MESUT ÖZÜNLÜ

* Kuşeri: Nohut, mercimek, bulgur ve makarna gibi birçok tahıl ve bakliyat türünün haşlandıktan sonra birkaç çeşit baharat ilave edilerek soğan ve salça sosuyla çeşnilendirilmesinden elde edilen Mısır’a özgü bir yiyecek.

Beğen

Mesut Özünlü
Kayıt Tarihi:9 Kasım 2014 Pazar 21:26:05

DÜNYANIN ANNESİ DENİLEN KADİM METROPOL: KAHİRE YAZISI'NA YORUM YAP
"DÜNYANIN ANNESİ DENİLEN KADİM METROPOL: KAHİRE" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR


Henüz yorum yapılmamış.

Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.