mhrcck
127 şiiri ve 26 yazısı kayıtlı Takip Et

Reşat tepesi



Bulunduğum binadan dışarı bakıyorum, gördüğüm hep aynı manzara, küçük bir parktan boylanan çınar

ağaçları, ardında şimdilerde tamamı iş yerlerine dönüşmüş bir zamanların çok katlı apartmanları.

Yıllarca bu pencereden dışarı baktığımda ya, parlak bir yaz günün aydınlığında

şehrin iç açan manzarasını, ya göz gözün görmediği sisli bir son bahar gününün

esrarına bürünmüş kasvetli bir manzarayı, ya da ayazın kol gezdiği soğuk bir kış gününde lapa lapa

yağan karın beyaza bürüdüğü masum manzarayı gördüm. Günler ayları, mevsimler yılları

izlerken bu pencereden tam kırk yılımın geçtiğini fark ettim.

işte öyle bir o yaz günüydü, penceremden yine dışarı bakarken ilerde bulunan parktaki ulu çınar

ağacının dağ gibi yeşil görüntüsünün arasında geçmişin hayaline daldı gözlerim.
………………

İş yerime girişimin ilk onuncu yılında bakanlığa görevlendirilmiştim. Anadolu’nun çeşitli

İllerinde bulunan kooperatif inşaatlarının denetimi için. Devir teslim işlemlerinden sonra bakanlıkta ki

görevime başlamış, işime ve arkadaşlarıma alışmıştım. Zaman zaman taşrada devam eden işlerin hak ediş

ve kontrolü için oluşturulan heyet içerisinde bulunuyordum. Bakanlığa görevlendirilişimin birinci yılını

doldurmuştum. Bir gün ofisimde çalışırken kapım çalındı. İçeriye orta boylu tıknaz yirmi beş otuz

yaşlarında, biri girdi. Mahcup duruşu, ürkek bakışları ardında titreyen ince ses

tonuyla, benimle görüşmek istediğini söyledi. Elimle oturması için karşımdaki koltuğu gösterip buyur

ettim. Koltuğunda sanki emanet oturuyordu. Rahat olmasını söyledim.

Efendim, ben sizin asli iş yerinizde göreve atanalı üç ay oldu. Sizin odanızda ki masanıza şimdilik

oturun denildi hala odanızda emanet oturuyorum. Sizinle hemşehrili olduğumuzu öğrendim, bu sebeple

tanışmak istedim dedi. Sempatik, düzgün birine benziyordu. Kendini tanıttı. Ben Reşat Yaldız, Bünyan

İlçesindenim orta ve lise tahsilimi Kayseri de tamamladım. Amerika’da mühendislik okudum. Vatani görev

için yurduma döndüm. Askerliğimi bitirdikten sonra, içimden bir ses sanki Amerika’ya dönme diyordu.

Ben de gitmemeye karar verdim. Bir müddet özel sektörde çalıştıktan sonra bu göreve atandım. Şu anda

doğu fabrikalarından birinde çalışıyorum dedi. Bir müddet sohbet ettikten sonra gitmek için müsaade

istedi. Biraz beklemesini söyledim, zira eski iş yerimdeki masa ve evrak dolabının anahtarını ona vermek

için çekmecemi açtım ve bu anahtarlar sende kalsın, eşyalarını koyarsın dedim. ama masanızda özel

eşyalarınız olabilir alamam dedi. önemli bir şeyimin olmadığını söyledim. ısrarımı kırmadı bir daha

görüşmek üzere vedalaştık ve gitti.

Birkaç yıl sonra bakanlıktaki görevim sona erdi ve iş yerime döndüm.

Reşat önceleri doğuya pek alışamadığını söylemişti, kalması için ikna yollarını denemiş,

orada tecrübe edineceğini, bu fırsatın merkezde olmadığını söyleyerek onu ikna etmiştim.

Reşat üç yıla yakın doğuda çalıştı. Arada bir Ankara’ya görevli geliyor, işine alıştığını, doğunun havasının

iyi geldiğini, göz ve diğer rahatsızlıklarının gün gün azaldığını sağlığına kavuştuğunu söylüyordu.

O yıl, yatırım programında bulunan üç yeni fabrikanın ihalesi yapılmış, bahis

konusu bu fabrikalarda çalışılacak teknik ve idari personel, diğer fabrikalardan tayin edilerek

tamamlanacaktı. Bu görevlendirmeye, Reşad da dahil edilmişti. Teknik personel listesi makama sunuldu

ve tayinler yapıldı. Oysa Reşat Doğu fabrikasında kalmak, başka bir fabrikaya gitmek

istemiyordu.Tayinini durdurmak için çok uğraştı ama başaramadı. Sızlanıyor,

gözleri doluyor, hırslanıyor, buram buram terliyordu. Nasıl olur yahu herkes doğudan

batıya gelmek için torpil ararken, ben doğuda kalmak istiyorum, kabul etmiyorlar bu nasıl iştir yahu

diyordu. Genel müdüre çıktığını, Amerika’da kaybettiği sağlığını doğu da bulduğunu, ne olur beni batı ya

göndermeyin dediğini ama dinlemediğini söylüyordu. Olmadı anlatamadı bir türlü derdini, mecburen,

ağlaya sızlaya tayin olduğu fabrikaya biçare gitti.

Reşat, Anadolu’nun bozkırında yetişmiş, esmer, orta boylu, birazcık tombulca,

kumral, dalgalı saçlı, hafiften alnı açık, gözlerinden rahatsız olduğu için ileri derecede kalın camlı gözlük

kullanan, hiper tansiyonunun olduğunu söyleyen son derece iyi niyetli sempatik birisiydi.

Söz konusu fabrikanın inşaatına kısa sürede başlandı. Reşat, bilgisi ve çalışkanlığıyla

aranan mühendislerden biriydi. Şantiyede, işinn kontrolü ve denetimi için bir

hayli idarenin mühendisi, bir o kadar da yüklenici firmanın teknik personeli bulunuyordu. Ne var ki,

şantiyede işi benimseyip takip eden, oraya bura koşuşturan Reşad dı. Kara yolları, Su işleri, İdarenin

Genel müdürlüğü arasında mekik dokutturulan da oydu. Bir dakikası bile boşa harcanmıyor, pire gibi

oradan oraya koşuşturuluyordu. Bir defasında, Reşat neden hep sen, bırak birazda diğer

arkadaşların koşuştursunlar dediğimde, yahu hemşehrim, müdürde biliyor ama nedense bu işlere sokmak

istemiyor onları diyordu. Sabahları müdürün odasında toplaşıyorlar. işleri güçleri hah hah hih hi, zamanım

olmuyor ki iş hazırlamaktan onlara katılayım. Dolayısı ile her işe beni gönderiyor, bende yapamam

diyemiyorum. Doğuda çalışırken turp gibiydim, burada tekrar sağlığım bozuldu. Beni çalışmak değil de

sağlık sorunlarım mahvediyor. Vallahi hemşehrim hanım da şikayetçi bu durumdan, aynı

şeylerden oda şikayetçi ama ne yaparsın. Diyor ki diğer arkadaşların gündüz işinde akşam evinde, enayi

tek sen misin, her işe sen koşturuyorsun, buraya geldin geleli evin yolunu unuttun diyor. Hanım haklı

olmasına haklıda ne söyleyeyim bilmem ki diyordu.

yıllar sonra fabrika inşaatı tamamlandı ancak geride, fabrikanın su teminine esas isale hattı ve

bağlantı detay işleri kaldı. Reşat, İsale hattı projeleri için DSİ, İdare Genel Müdürlükleri arasında mekik

dokuyordu. İşte sonunda olan oldu, o acı haber geldi. Reşat trafik kazasında hayatını kaybetmiş. Kazadan

üç gün sonra öldüğü duyulmuştu.

Şehirler arası sefer yapan otobüs kaza yapmış, üzerinde kimlik çıkmadığı için

cenazesi morga kaldırılmıştı. Eşyalar ayıklandığında, siyah evrak çantası içinden

çıkan iş yeri kimliğinden, kimliği tespit edilerek, ailesine acı haber verildi.

İdarenin Genel Müdürlüğünden bir kaç kişi haricinde cenazesinde, fabrikasından hiç bir iş

arkadaşı yoktu. Mütevazı bir cenaze töreniyle sessiz sedasız memleketinde

cenazesi defnedildi. Geride gözü yaşlı genç bir kadın, yetim iki ufak çocuk kalmıştı.
……………..
İş arkadaşları Reşat’ı kısa sürede unuttular. O yıl Fabrikaya su bağlantısı

yapıldı, ve fabrika işletmeye hazır hale getirildi. Fabrikanın açılışına bilumum

ekabir zevatlar davet edildi. Kurbanlar kesildi, tören ve şenlikler düzenlendi. Kürsüye çıkan

bir zevat yakın gözlüğünü takıp, elindeki kağıdı uzun uzun keyifle okudu ve son

cümlesini;

“ Bu fabrikanın programa alınmasında büyük emeği geçen memleketimizin

bağrında yetişen medarı iftiharımız, mebusumuz, Sn Bahtı Dağıtaşlı’ya atfen, bu

fabrikaya güzide isminin verilmesi uygun görülmüştür vatana millete hayırlı olsun" dedi.

Orada bulunanların alkış ve ıslık sesleri karşı tepelerden aksedip geri dönerek görmez

duymazların kulaklarını çınlattı.

o anda akli selim düşünenlerin akıllarına, Samsun Çarşamba da yapımı devam ederken görev

başında şehit düşen merhum Hasan ve Suat Uğurlular geldi. Reşat dahil üçünü de rahmetle andılar.
…………..
O törende bulunan kalabalığın arasında sanki bir an, kıvırcık saçları arasından buram

buram terlemiş, kalınca çerçeveli kemik gözlüğüyle, proje ozalitleri koltuğunun

altında " vah hemşehrim vah" dercesine, hüzünle tebessüm arası bana bakarken

görür gibi oldum.
…………….
Uzun yıllar sonra, mezkur fabrikaya, Reşat’ın tamamlayamadan vefat ettiği, sonradan

tamamlanarak hizmete alınan, isale hattının bağlandığı tepede bulunan terfi havuzunun sorun yarattığı

nedeni ile yerinde görmem için görevlendirildim.

görev yerine intikal ettiğimde mutat ziyaret ve görüşmeleri yaptıktan sonra orada görevli olan yeni

mezun bir mühendisle terfi havuzuna giden yola doğru yöneldim. Bir zamanlar fabrikanın açılış töreninde

alkış ve ıslık seslerinin yansıttığı o tepenin üzerinde kurulan terfi havuzuna giden bu yola vefalı bir

arkadaşı tarafından yön levhasının konulmuş olduğunu gördüm. Zamanla paslanan yön levhanın üzerin de

“Reşat Yaldız Tepesine Gider” yazıyordu. İçim burkuldu bir an gözlerim doldu. Gün batımına yakın bir

saatte tepeye vardığımızda, havuzunun ortasında çelik putreller üzerine oturtturulmuş, çelik köprüyle

ulaşılan kamelyanın içerisinde, Reşatı koltuğuna kurulmuş, gün batımında kahvesini

yudumlarken görür gibi oldum. Her zaman olduğu gibi gülümsüyordu” Yahu hemşerim

şu an ki görevlilerden hiç biri beni bilmiyor tanımıyor, kim bu Reşat Yaldız diyorlar. Geçenlerde

işletmenin müdürü idare amirine, yol üzerinde bulunan yön levhalarını ve havuz

tanıtım levhasını sökün. Havuzun bulunduğu tepe ve havuzun ismi değişecek.

Belediye Başkanına söz verildi. Fabrika müdürümüze isim bildirilecek öğrenince size

bildireceğim, tabelacıya yazdırır yerine koyarsınız, tamam mı dedi. Hemşehrim

doğrusunu sorarsan vallahi üzülmedim. Havuz her ne kadar Hasan Uğurlu Barajı

değilse de bu güne kadar Reşat Yaldız Havuzu olarak anıldı. Üzerinde bulunduğum tepe her

ne kadar Palandöken dağı değilse de, Reşat Yaldız tepesi olarak bilindi. Günün ömrü

batana kadarmış, buna da şükür."diyor gibiydi.
...........................

Yanımda bana refakat eden genç mühendis, neden bu kadar uzun uzun

kamelyaya daldınız diye sordu. Diyemedim, desem de anlamazdı ki. Onun derdi

Tepede bulunan havuzun su kaçağının nasıl önleneceği, nasıl bir tecritle

izole edilip onarılmasına takılmıştı. 05.09.2013 mcicek

Beğen

mhrcck
Kayıt Tarihi:22 Ağustos 2014 Cuma 16:14:06

REŞAT TEPESI YAZISI'NA YORUM YAP
"Reşat Tepesi" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR
nitemtran
22 Ağustos 2014 Cuma 23:46:05
Elinize sağlık üstat, beni aldınız kendi dünyamın derinliklerine götürdünüz....

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


mhrcck 11 Ağustos 2015 Salı 23:24:06
düzgün insanlar bir birilerine benzerler. Öykü gerçek, öykünün kahramanı Amerika da inş. müh. okumuş Kayserili bir arkadaşımdı. Mesajınıza cevabımı geciktirdiğim için bağışlayın. Selamlarıla

Okuduğunuz yorum yazar tarafından etkili yorum olarak seçilmiştir.
Emine UYSAL (EMİNE45)
22 Ağustos 2014 Cuma 21:20:37
İş hayatındaki canını dişine takanı ve gün geçsin gündelik gelsin diyenleri çok iyi analiz etmişsiniz.

Reşat gibiler onu çekemeyenler tarafından hemen unutulsa da gerçek görev sahibi unutmaz, gönlünde yaşatır.

Vefa dolu kaleminizi kutlarım. Günümün yazısı, vefanın ölmediğine kanıt.

saygılar...

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


mhrcck 11 Ağustos 2015 Salı 23:45:49
Sn. Uysal selamlar. Mesajınıza cevap verme butonunu yeni fark ettim. beğeniniz için teşekkür ederim. öykünün kahramanı gerçekti. hakkın rahmetine kavuşalı 25 -30 yıl oldu. Öldüğünde üç ila beş yaşlarında iki çocuğu vardı. şimdi neredeler kim bilir. Babalarının düzgün çalışkan ve de adam gibi adam olduğunu bilmelerini isterdim. Adı gerçek soyadı yıldızdı.
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.