Tek Bir Güne Sığmayan Tüm Öğretmenlerimizin 24 Kasım Öğretmenler Günü Kutlu Olsun...
ERAY ÖZGÖR SARIKAYA
143 şiiri ve 175 yazısı kayıtlı Takip Et

Başaktım değirmende öğütüldüm un oldum 5



BAŞAKTIM DEĞİRMENDE ÖĞÜTÜLDÜM UN OLDUM 5

Tavaf ediyordum, kaza, şükür, hacet namazı kılıyor, yanımda götürdüğüm sevdiğim birinin hediye ettiği Kuran-ı Kerim’i okuyordum. Peygamber efendimize (sav) hatim ediyordum. Medine de Efendimize hediye etmek için bitirmem gerekiyordu. Zaten uykuyu sevmeyen biriydim ve günde sadece 1 en fazla 2 saat uyuyordum. Kendimi yorgun hissetmiyordum. Sürekli Allah’a uyumayayım, hasta olmayayım, ibadetimi aksatacak engelim olmasın diye dua ediyordum.

Hamile bir kadının doğum yaptıktan sonraki hafifliği, huzuru, mutluluğu vardı içimde. Sanki Kabeyi gördükçe, tavaf ve ibadet ettikçe içimden kocaman bir huzursuzluk, mutsuzluk çikart mışım ve doğurmuş gibiydim. İkinci günde Kabe’ye ulaşmalıydım. Kabe’ye dokunmalı elimi yüzümü, sürmeli gözyaşlarımı akıtmalıydım. Tavaf ederken artık Kabe’ye bakabiliyordum mahcubiyetim ve Allah’a karşı suçluluk duygum azalmaya başlamıştı. Her köşesinde, her duvarının önünden yürürken ayrı dua ediyordum. Oval yerden yani Rahman oluğunun oradan geçerken ‘’Allah’ım bana rahmanını,nurunu başıma yağdır, bana şefaat et’’. Rahman oluğu diğer adı altın olukdur. Bizim yani Türkiye’nin ve Türklerin kıblesidir.

Hz Aişe annemiz, Efendimize Kabe’nin içinde namaz kılmak istediğini söylemiş. Efendimizde oval yerde yani rahman oluğunun altında namaz kılmak içeride kılmakla aynı demiş. Bende orada namaz kılmayı çok istiyordum. Ama küçücük yer hınca hınç doluydu, bırakın namaz kılmayı parmağınızı bile sokmak mümkün değildi. Ben kılmak istiyordum ve Rabbim’in bana yardım edeceğini biliyordum. Çünkü onun yardımlarıyla oraya gitmiştim. Sonunda içeriye girdim ve tam önümde başım secdeye varacak kadar yer açıldı. Yaradan ey kulum gel sana namaz için yer açtım diyordu adeta. Hemen namazımı kıldım ve ‘’Allahım bana Aişe annemizin edebinden, ahlakından, iffetinden, takvasından ver yarabbi’’ diye dua ettim ve her oradan geçişte, Rabbim den beni nurunla, Rahman’ınla, yıkamasını ve Hz Aişe anamız gibi olmayı dua ettim, yakardım.

İkinci gün sonunda Kabe’nin duvarına dokunmaya ulaştım. Başımı Kabe’ye dayanıpta o kokuyu içime çekince birden bire hıçkırıklarla ağlamaya başladım, ne kadar ağladım ne kadar başımı dayayıp kaldım bilmiyordum. İçim tamamıyla boşalıyordu sanki. Göz yaşlarım Kabe’nin örtüsüne damlıyor, sürülüyordu. Ben her kokusunu içime çekişte ağlıyordum. Yüzümü, ellerimi, gözyaşlarımı sürüyor ve Kabeyi okşayıp seviyordum. Tıpkı sevdiğini sever gibi seviyordum. Mecnun oldum. Beşeri Leyla ararken gerçek Leyla mı buldum sonunda.

Beytullah da bireysel dua yoktu. Kendim için ne dilediysem, bütün ümmeti Muhammedr içinde aynı şeyi diliyordum. Kendi çocuklarım için ne dilediysem. Bütün ümmet çocukları için aynı şeyi diliyordum. Allah’ını bilen Allah korkusu olan, kitabını bilen, Peygamber efendimizin sünnetine uygun nesiller yetiştirmeyi ve böyle zürriyet diliyordum kendim, çocuklarım ve ümmeti Muhammed’in hepsi için. Dünyadanın neresinde olursa olsun darda, zorda kalan tüm müslümanlar için dua ediyordum. Akan Müslüman kanının durması için dua ediyordum. Ülkem, milletin bekası, huzuru, birliği, mutluluğu için dualar ediyor,pkk illetinden turtulmayı diliyordum. Böyle dua eden bir tek ben değildim emindim bundan, orada tavaf eden, namaz kılan herkes böyle dua ediyordu. Orada bireysel dua yoktu. Herkes herkes için dua ediyordu ve orada ibadet eden herkesin hayırlı dualarını kabul et Yarabbi içinde benimkileride diyordum.

Küçücük oğlan çocukları ihrama girmiş, kızlar feraceleri veya uzun elbiseleri ile tavaf ediyor, sa’y da yürüyordu. Umre yapıyorlardı o çocukları görünce Rabbim benim neslimide böyle imanı güçlü kıl diyordum. Merve tepesi, insanlar oturdukça insanların günahını emdiği için koca kayalar erimiş ve tepe diye bir şey kalmamıştı. Zift gibi kayalar erimişti ve dahada erimesin diye üzerine vernik atılmıştı. Merve tepesinde oturmuş ve hıckırıklarla ağlayan ihrama girmiş 17-18 yaşlarında bir delikanlı vardı. Ey Allah’ım bu genç günahlarından dolayı af dilemek için ağlamıyor o yaştaki bir çocuğun bu kadar ağlayacak kadar ne günahı olabilir ki. Bu genç kalbindeki senin aşkından ağlıyor. Aşkını azaltma ve o çocuğun kalbindeki aşkını benim çocuklarıma da ver tüm gençlere ver dedim. Çocuğun yanına oturdum o ağladı ben ağladım. Çocuk beni görmüyordu bile yüzünü kapatmış hıçkırıklarla ağlıyordu, birlikte ağlıyorduk. Çocuğun başını okşadım o çocuğu sevdim kalbindeki aşkı sevdim. Bir müddet ikimizde o kayaların üzerinde hıckırıklarla ağladık.

O gece Kabede sabahlamak ve uyumak istiyordum. Annem başıma bir şey gelir diye izin vermiyordu. Teyzemin ‘’Bırak kız gitsin, ne olacak’’ diye çıkışmasınla iznim çıktı. Akşam otelde biraz dinlendikten sonra saat 10 gibi Kabeye gittim, Kuran’ım ıda yanımdan hiç ayırmıyor her fırsatta Kabenin karşısına geçip okuyordum. Beytullahda bir rekat namaz yüz bin rekat namaza, bir ibadet yüz bin ibadete, bir sayfa Kuran okumak yüz bin sayfa Kuran okumaya denkti. Rabbim bire yüz bin veriyordu bunun kadar karlı bir alışveriş başka nerede olurdu. Ben bu kardan nasiplenmeliydim.

Kabe ye gittim önce Kuranımı okurken dinlendim. Kuran’ımı sırt çantama koyum göğsüme astım ve kalbimde, göğsümde Kuran-ı Kerimle tavaf etmeye başladım sadece ben vardım. Yanımda ne annem ne de sorumlu olduğum hacı annelerim vardı. Sadece Allah la ben işte o zaman içimden geçenleri, dualarımı, tövbeleri mi durmadan dilim kımıldamadan ama kalbimin dili feryat ede ede yakarıyordu. Başımı öne eğip gözlerimden sel gibi akan yaşlarla durmadan tavaf ettim kaç kez tavaf ettim bilmiyorum. Ahiretimi düşünüyordum. Cehannem ateşini düşünüyordum, cenneti düşünüyordum. Sürekli ağlıyor ve günahlarım için af diliyordum. ‘’Allah’ım ben Yahşi değilim. Peygamberimizin sevdiği amcasını hunharca öldürmedim, yüz elli kişinin canını almadım. Ben o kadar günahkar değilim. Onu bile İslamiyete davet ettin, tövbesini kabul edip bütün günahlarını affettin. Yalvarırım benim günahlarımı da affet’’ diye yalvarıyordum.

Saat, zaman kavramını yitirmiştim. İnanın o kadar ibadet ettiğim halde saat ilerlemiyordu. Sanki Rabbim benim için zamanı durdurmuştu. Orada çok olağan üstü olaylar yaşadım. Saat kaçtı bilmiyorum yorgun düşmüş ve bir az uyumak istemiştim. Namaz kılınan mescidin içerisinde saccadelerin üzerine yattım. Rüya görmek istiyordum, orada görünen rüya rahman rüyası olurdu. Bir saat kadar uyudum ve rüyada gördüm. Rüyam bana kalsın. Sabah namazından sonra otele döndüm. Birşeyler yedikten sonra otobüslerle Ten’in mescitlerine gdip yine ihrama girdik ve o gün yine umre yaptık bu ikinci umremizde toplam altı umre yaptım Allah kabul eğlesin. Üç umre yapan hacı sevabı alır ve hacca gitmiş gibi olurmuş. Şimdi bana hacı denmesi çok hoşuma gidiyor.
Bütün günümü gecemi Kabede geçirmek istiyordum. Kabe de gün boyu acıkmıyordum. Ağzıma bir lokma birşey koymuyor sadece doya doya zemzem içiyordum. Zemzem hem tok tutuyor hemde susuzluğumu gideriyordu. Vucuttan sadece terle atıldığı için üzerim günde on kere terden sırılsıklam oluyor ve kuruyordu. Terim kokmuyor ve hasta etmiyordu. Zemzemle abdest alıyordum. Hatta küçük su şişelerine zemzem doldurup otelde boy abdestimi de zemzemle aldım.

Sabah ve akşam sadece bir dilim ekmek ve biraz yemek yiyordum. Orada insani özelliklerimi kaybetmiş gibiydim. Orada sadece kul olmuştum sadece kul. Orada kadın erkek diye ayrımda yoktu. Bir erkek yanımda arkamda namaz kılabliyordu. Tavaf ederken santim santim ilerliyorduk ve birbirimize deyiyorduk. Orada kadın erkek ayrımı yok sadece insan hatta kul vardı. Orada herkes Allah’a kul olmaya gelmişti.

Gündüz annemlerle ibadet ediyor onları öğleden sonra otele götürüp, tekrar Kabe’ye dönüyor ve ibadetime devam ediyordum. Tek başıma yaptığım ibadetlerimde çok daha yoğun yaşıyordum. Otele döndüğümde annem teyzem ve diğerleri ‘’Eray sana ne olmuş, böyle her yerin Kabe kokuyor ve yüzün değişmiş’’ diyorlardı. Aynaya baktığımda gerçekten de yüzüm değişikti anlatması çok güç ama değişikti. Bir yandan sorumlu olduğum ve diğer hacı annelere hizmet ediyordum. Türk parasını Riyale çeviriyor, telefonlarına hat alıyor, ailelerini arıyordum. Her aşağıya indiğimde yemekhaneden su, çay, kahve taşıyor,odayı toparlıyor, banyoyu yıkıyordum. Çünkü hacı annelerin en genci 60 yaş üstüydü.

Orada tanıştığım bir hacı arkadaşım akşam Kabe ye gideceğini söyledi. Kabe’nin geceki tadını almıştım dururmuyum. Yine annemden izin alarak Kabe’nin yolunu tuttuk. Hecerrül Esved taşına ulaşmalıydım. Bu taş 300 melek tarafından cenneten indirilmiş,Kabenin köşesine konmuştu. İndirildiğinde bembeyaz nurdanmış, ama insanlar dokunup yüzünü sürmekten ve günahlarını, kalplerinin, ellerinin karasını aldığı için simsiyah olmuş. Arkadaşıma ona dokunmak istediğimi söyledim. Çok meşakkali bir şeydi, erkekler güçlü ve izin vermiyorlardı.

Çok meşakkatli bir uğraşı sonunda Hecerrül Esved taşına dokuna bilDİM. Allah’ım o nasıl bir kokuydu, çiğerlerime kokuyu çekiyor dum. Dünyada ki hiçbir bitki, nesne, parfüm öyle kokmuyordu bu cennetin kokusuydu, taşın geldiği yerin kokusu. Taşa gözyaşlarım akıyor öpüyordum. Birden bire dizlerimin bağı çözüldü ve titremeye başladım tıpkı sıtma tutulmuş gibi titriyordum ve dizlerim tutmuyordu.Sarhoş olmuştum kokudan, başım dönüyordu. Bu zihnin kapandığı uyuşuk olduğun bir sarhoşluk değildi aksine zihnim ve bütün algılarım,kalbimin açıldığı bir sarhoşluktu. Cennetin Kevserin den içmiş gibiydim. Hecerül Esved taşında ki koku kevser şarabıydı. Orada düşüp yığılıp kalacağım anda arkadaşım koluma yapıştı ve beni tuttu. Orada yığılıp yere düşüp ezilip ölebilirdim. Keşke tutmasa ve orada ölseydim gözümde, ve içimde cenneti görmüşken ölmeyi çok istedim. Hecerül Esved taşına bakanları taş tıpki bir fotoğraf makinesi gibi yüzleri kaydedermiş. Kıyamet günü nizam kurulduğunda kaydedilen yüzleri Rabbim şefaat edermiş. İnşallah Rabbimin şefaat ettiği kullarından olurum.

Rahman oluğunda yine namaz kıldık. Yine Rabbim bana yer açmıştı. Kabe’nin kapısı olan altın kapıya ulaşmayı da çok istiyordum ama orada yine genç erkekler vardı ve onları oradan ayırmak mümkün değildi. Peygamber Efendimiz(sav) sırtını Kabe’nin kapısının dayayıp ümmeti iiçin dua eder, Allah’tan şefaat etmesini derlermiş. Bende efendiğimiz sırtını dayadığı kapıya ulaşmalıydım. Yine büyük uğraşılar sonucu şükürler olsun kapıya ulaştım ve Rabbim den Peygamber efendimizden şefaat diledim. Çok mutluydum. Bir kuş kadar hafiftim, içimin ağırlığı gitmişti.

Güzel Allah’ım beni gerçekten de çok seviyordu, o kalabalığın içinde kapının önünde bana yer açmıştı. Ben hemen hacet namazını kıldım ve ‘’Allahım hacet kapını aç hacetimi almaya geldim. Peygamber efendimizin istediklerini senden istiyorum, efendimizin sana sığındıklarından bende sana sınıyorum’’ ben Peygamberimiz kadar güzel dua edemez dilek dileyemezdim ve o ne istediyse bende Allah’tan onu istiyordum. Ve’’Allahım senin ve efendimizin şefaat ettiklerinden eğle, Kıyamet günü bütün peygamberler nefsim nefsim derken efendimiz, ne helalim Aişe,ne kızım Fatıma, ne yeğenim Ali, ne de torunlarım Hasan Hüseyin hiç birini istemem senden illa ümmetim illa ümmetim dediğinde beni de o ümmetinden olmayı nasip eğle, sancağının altında toplanmayı nasip eğle’’ diye dua ediyordum.

Sabaha karşı otele döndük. Biraz dinlendim yine Kabe kokuyordum. Abdestimi aldım saçımı tarayayım dedim. Yüzüme bakıyordum ve değişiklik çok hoşuma gidiyordu ama saçıma hiç bakmamıştım. Saçıma bakmamla ağlamaya başladım saçlarım bembeyaz olmuştu, oysa çok fazla beyazım yoktu. Şimdi baktığımda saçlarım ağarmıştı. Hemen annem ve hacı annelere gösterdim onlarda çok şaşırdılar. Üç günde saçlarım ağarmış ve beyazlamıştı. Bu Rabbimin bana hediyesiydi. Allah’ın hikmetiydi, bana ödülüydü. Bundan sonra saçımı kesinlikle boyamamaya karar verdim.

Başak olarak gelmiştim. Beytullah değirmenim olmuş beni öğütmüş ve un olmuştum. Sırada yoğrulup, pişmek vardı. Burada ve Medine de yoğrululacaktım inşallah

Birdahaki bölümde Arafat, Sevr, Mina dağları nı anlatacağım. Arafatta kıyamet günü


Beğen

ERAY ÖZGÖR SARIKAYA
Kayıt Tarihi:6 Şubat 2014 Perşembe 09:38:01

BAŞAKTIM DEĞİRMENDE ÖĞÜTÜLDÜM UN OLDUM 5 YAZISI'NA YORUM YAP
"BAŞAKTIM DEĞİRMENDE ÖĞÜTÜLDÜM UN OLDUM 5" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR
Gülayşe DELEN
7 Şubat 2014 Cuma 00:26:38
Allah herkese o topraklara nasip etsin inşallah.. aynı coşkuyla yazdıklarınızı okumaktan haz aldım kutluyorum yürekten. Allah kabul etsin. sevgilerimle.

4 cevap yazılmış Cevap Yaz


ERAY ÖZGÖR SARIKAYA 7 Şubat 2014 Cuma 00:29:41
bundan öncekib ölümleride okumanıszı dilerim okuduğunuz için teşekkürler
Gülayşe DELEN 7 Şubat 2014 Cuma 14:39:48
tüm bölümlerini okudum.. ayrıca diğer yazılarınızı da hepsine yorum yapamadım kusura bakmayın kaleminiz akıcı ve duru..kutluyorum..sevgilerimle..
ERAY ÖZGÖR SARIKAYA 8 Şubat 2014 Cumartesi 15:26:00
çok teşekkür ederim
ERAY ÖZGÖR SARIKAYA 8 Şubat 2014 Cumartesi 15:27:49
çok teşekkür ederim okuyan gözleriniz güzellikler görür inşallah bir sonraki bölümde yayınlandı

selam ve sevgiler
bekir odaci
6 Şubat 2014 Perşembe 22:56:21
eray hanım yaşadıklarını aynı heyecanla sayfaya yansıtmışsınız ve ilgiyle okuyorum her bölümde olduğu gibi bu bölümüde okudum ALLAH dualarınızı kabul etsin her şeyin gönlünüzce olması dileğimle saygılarımla selamlar

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


ERAY ÖZGÖR SARIKAYA 8 Şubat 2014 Cumartesi 15:27:12
çok teşekkür ederim okuyan gözleriniz güzellikler görür inşallah bir sonraki bölümde yayınlandı

selam ve sevgiler
GÜLDESTE
6 Şubat 2014 Perşembe 18:47:33
ne kadar güzel bir duygu aktarımı yüreğin akmış çağlamış adeta tekrar tekrar okudum sevgilerimle eraycığım

2 cevap yazılmış Cevap Yaz


ERAY ÖZGÖR SARIKAYA 6 Şubat 2014 Perşembe 18:56:23
okumadığın iki bölümüde okursan hissettiklerimi daha iyi anlayacaksın ablacığım çok teşekkür ederim
ERAY ÖZGÖR SARIKAYA 8 Şubat 2014 Cumartesi 15:28:02
çok teşekkür ederim okuyan gözleriniz güzellikler görür inşallah bir sonraki bölümde yayınlandı

selam ve sevgiler
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.