Afet İnce Kırat
798 şiiri ve 131 yazısı kayıtlı Takip Et

Yazıklar olsun!




Ne çabuk hava kararmıştı böyle, az önce başı yastıktayken güneşin ışıkları yüzüne vuruyordu oysa. Az önce rüzgârdan sallanan perdenin güneş ışıklarıyla oynaştığını görüyordu beyaz duvarda. Hatta düşünmüştü, çocuklar gibi mutlular diye. Az daha dikkat etse şen kahkahalarını duyacak gibiydi, ama kulakları da duymuyordu kadının çok fazla. Duysa da bir şeyler pek ayırt edemiyordu sesleri. Bir zamanlar öyle miydi, gece kan uykudan uyartıyordu sivrisineğin vızıltısı. Alışmış gibiydi, bir süre sonra aydınlanmıştı ortalık, “demek ki yine başım döndü gözlerim karardı” dedi sessizce. Yatağın kenarına tutunarak kalkmaya yeltendi, ne kadar zor geliyordu yardımsız kalkmak. Yıllar önce öyle miydi oysa? Sabah ezanında kalkar oturmak bilmezdi, kahvaltıydı, ev işleriydi, ahırdı tarlaydı derken gecenin yarısı olurdu da yine de her sabah dinç bir şekilde kalkardı yerinden. Biraz daha zorladı kendisini oturdu yatağın kenarına. Ağrıyordu her yeri, kemikleri birbirinden ayrılmışçasına ağrıyordu hem de. Sürekli inliyor, sızlanıyor diye ayrı odada kalmasını istiyorlardı evdekiler şimdi.

Mutfaktan çatal kaşık sesleri geliyordu. “ Şimdi kalkıp gitsem bana da verirler mi birkaç lokma “ diye düşündü. Yemek en doğal hakkıydı ama korkuyordu artık istemekten bile. Ama açtı, kimse inanmıyordu aç olduğuna. Her seferinde bağırıyorlardı. “daha yemek yiyeli kaç dakika oldu ki acıkasın? Kalan ömrünü mü yiyeceksin? Sen yediğini bile unutuyordun.” Diyorlardı. Nasıl unutabilirdi ki, neredeyse bir asra yaklaşmıştı yaşı, çocukken yediklerini bile hatırlıyordu. Gerçi o zamanlar yedikleri hemen hemen aynı şeylerdi ama olsun hatırlıyordu işte. Hatta babasının kurtuluş savaşının bitip döndüğü zamanı bile hatırlıyordu. Henüz 5 yaşındaydı, mahşeri bir kalabalık vardı tren garında. Kendisi tanıyamamıştı o güne kadar ilk defa görecekti. Biliyordu hafızasında bir sorun yoktu işte. Az önce yemiş olsaydı unutmazdı mutlaka.

Damarları çıkmış kırışık ve kemikli elleriyle midesine bastırdı ve yokladı biraz, boştu. Tok olsaydı taş gibi dururdu yerinde. Evdekiler nasılsa bazı şeyleri unutuyor diye yediğini de unutuyorsun diyorlardı demek ki.

Bastonunu aldı yatağın kenarından sessiz olmaya çalışarak birkaç adımda kapının önüne geldi. Elini kapının koluna uzatınca kendi kendine söylenmeye başladı. “Kapıyı ben istersem açarım ama bana kapıyı Allah açtı dünyaya geldim şimdi çocuklara yük oluyorum diye kendim açamam ki öteki dünyanın kapısını” abdestini, namazını eksik etmezdi hiçbir zaman, son yıllarda unutup yanlışlık yapsa da ve hep şükrederdi ama artık ettiği şükürler sadece dilinden dökülüyordu sanki. Çoğu zaman lanet okurdu yaşadığı hayata. Çıktığı odayla mutfak arasında birkaç adımlık mesafe vardı ama gitmeye korkuyordu yine bağıracaklar diye. Oysa kızları her geldiklerinde yanımızda dur bu sefaleti çekme artık diyorlardı, o gitmiyor kızlar da kızıp gidiyorlardı yeniden. Yıllardır hep böyle geçmişti hayatı. Anlayamıyorlardı onu, bırakamazdı ki evini. O evi kendisi yapmıştı, su yoktu mahallede, türbeden teneke teneke su çekerek kardırmıştı harcını. Yarı yaşından fazlaydı evinin yaşı da, onunla beraber ne tatlı, acı anıları olmuştu. Ölenlerin peşinden yaktığı ağıtları pencere pervazlarında kalmış, çocuklarına yaptığı düğünlerin şamatası tavandaki tahtaların arasına sinmişti. Şimdi yüzüne bakmayan torunlarının şen kahkahaları, yaramazlıkları sinmişti evin her tarafına. Bırakıp gidemezdi.

Neden yediğine kızıyorlardı ki anlaması mümkün değildi. Diğer çocuklar evi kardeşine bırakmışlardı annem gitmek istemiyor oradan diye. Kocasından aldığı dul maaşı da vardı. Alzheimer hastası diye devlet de bakım parası ödüyordu ama bir lokmaya bin laf işitiyordu yine de.

Cesaretini toplayıp mutfağın kapısını açtı. Masa başında gelini torunu ve gelinin kız kardeşi oturuyorlardı. Masanın üstü çeşitli yiyeceklerle doluydu.

Yaşlı kadının kulakları çok iyi duymadığı için konuşurken kendi sesini de ayarlayamıyordu, diğerlerine fazla gelen sesle söylenmeye başladı.
- Kendiniz yiyorsunuz, içiyorsunuz, ben acımdan ölüyorum. Bir tıkım da bana versenize.
Gelinin yüzü kıpkırmızı olmuştu birden, utancından değildi elbette hırsındandı. Kalkıp kâseye bir kepçe çorba döküp yaşı kadının önüne atarcasına bıraktı. Masanın üstündeki bardaklar titremişti yerlerinde. Kaç kez şahit olmuşları bu görüntüye kaç kez aynı şekilde titremişlerdi kim bilir.

Yaşlı kadın titreyen elleriyle kaşığını çorbaya daldırırken gelin hala konuşuyordu;
- Ne çabuk acıkır bilmem sen gelmeden az önce yemişti. Biliyorum bacım amacı yemek değil konuştuklarımızı merak ediyor gidip kızlarına anlatacak.

Yaşlı kadının duymayacağını sanıyordu ama öfkeden olacak sesli konuşmuştu bu sefer. Kadın her şeyi duymuştu, içinden “yazıklar olsun” diye geçirdi. Başı sağa sola sallanıp duruyordu küçük çocuk adımı gibi, hastalıktan mı yoksa üzüntüden mi bilinmez.
- Yazıklar olsun, yazıklar olsun!

Beğen

Afet İnce Kırat
Kayıt Tarihi:5 Kasım 2013 Salı 15:24:40

YAZIKLAR OLSUN! YAZISI'NA YORUM YAP
"YAZIKLAR OLSUN!" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR
UÇUK
6 Kasım 2013 Çarşamba 17:01:41
Duygu dolu üzücü bir yazıydı,saygımla.

Cevap Yaz
glenay
5 Kasım 2013 Salı 23:41:23
Babamın son günlerini hatırladım. Alzemeair hastasıydı.
Allah kimseyi yapması.
O akıllı, herkese akıl veren insan gitmiş,
yerine boş, boş bakan artık geçmişi, babasını bile hatırlamayan biri gelmişti.
Öykü dokundu bana.

tebrikler,

selâmlar..

Cevap Yaz
KADIN
5 Kasım 2013 Salı 20:33:21
Ne yazık ki en çok karşılaştığımız konulardan biri, yaşlıların istismar edilmesi. Bir tutam sevgiye, ilgiye muhtaç olan yaşlılarımızın ne denli hor görüldüğünü gerçekçi bir şekilde aktarmışsınız. Betimlemeleriniz de bir o kadar başarılı. Duyarlılığınızı gönülden tebrik ediyorum. Kaleminiz daim olsun.

Cevap Yaz
tacettin yıldırım
5 Kasım 2013 Salı 18:40:50
bu gün ona yarın bize..... eeee boşuna dememişler NE EKERSEN ONU BİÇERSİN diye usta kalemi alkışlıyorum saygılarımla

Cevap Yaz
orfeo
5 Kasım 2013 Salı 17:59:30
Yaşlı ,bakıma nuhtaç bir insasnın hayatından bir kesit.
Başarılı bir durum hikayesi.

Cevap Yaz

Okuduğunuz yorum yazar tarafından etkili yorum olarak seçilmiştir.
Davidoff
5 Kasım 2013 Salı 16:06:33
Okurken üzüldüm.

Çünkü hepimiz insanız, yarın ne olacağımız hiç belli değil inanın.
Bugün sağlıklıyken, yarın bir de bakıyorsunuz bambaşka bir kimliğe bürünebilip yaşlı biri olup çıkabiliriz.

Hayat bu.
Ezberinizi elinizden alıp, yarın elinize başka bir ezber tutuşturabilir. Okuyun da oynayın bakalım, ister beğenin, ister beğenmeyin.

Oyuncu sizsiniz, rolü veren hayat.
Oyuncular karşıda sizi izliyorlar.
Deli de olabilirsiniz, dedi de.

Artık orası elinizdeki "kağıtta yazılı." Başla bakalım hayat.


Saygımla Sevgili Afet Ablam.







Cevap Yaz
Bir tutam hayat
5 Kasım 2013 Salı 15:40:05
Üzücü bir durum.
Bizlerin hayatında var böyle hikayeler...
Belki duymuyoruz, belki görmüyoruz ama,
muhakkak vardır...
Benim babam 85, anam 80 yaşında...
Anamın sol yanı da felçlidir.
kendi ihtiyaçlarının bir bölümünü görebiliyor ama,
yine de bakan olmadı mı, halleri perişandır.
Güzel bir evleri var.
Şehir merkezinde, deniz manzaralı, kaloriferli, asansörlü...
İki oğulları, üç gelinleri, dört torunları var çevrelerinde.
Herkes bir ucundan el uzatmakta ama,
şüphesiz bu hikayede anlatılan gibi durumlar yaşanmaktadır.
Ben,
çok uzaklardayım.
Ancak ekonomik yardım yapabiliyorum.
Bu hikaye, çok dokundu baba bu nedenle...
İçimde soru işaretleri doğurdu...
Acaba,
benim anam-babam da, böyle sevimsiz anlar yaşıyorlar mı?
Umarım yaşamıyorlardır...
Sorsam da, söylemezler zaten...

Üzücü bir hikayeydi...
Ama, hayatımızın gerçeği idi....

Cevap Yaz
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.