lebiderya
1291 şiiri ve 359 yazısı kayıtlı Takip Et

Aslı oğuz olan uyansın



KAYNAKTAN DERYAYA
LEBİDERYA

ASLI OĞUZ OLAN UYANSIN
KADİR DURAK

Doğrular saklanarak yanlışlar düzeltilemez...

Bu yazımız ile aynadan yansıyanları sizlere arz ediyorum.

Bizim bakışımızda; memleketimizin insanının tamamına ve bütün insanlığa saygı vardır. Bu düşüncemiz her zaman devamlı olmuştur. İnsanlığın gereğini ifa edenlere hizmette ve hürmette kusur etmeyiz.

Bu sevgi bizi yüzyıllardır ölüme taşımaktadır.

İnsan sevgisi olmadan vatan sevgisi olmaz. Vatan sevgisinin tescili Türk’ün gözü kapalı ölüme selam vermesidir.

Bu durum dün de böyleydi, bugün de aynı oldu....

Ancak dün düşman ile savaşıldı.
Bugün şartlar farklı .... Vatanda vatan bekleyen dünyadaki tek ve benzersiz ülke konumuna gelmiş durumdayız...

Kandan para kazananlar rüşvet çarkları ile taze kan bulup kanlı kadeh kaldırıp azı dişlerini göstere göstere kan içiyorlar.

Olayları ve olanları elimile ederken bütün gerçekleri de bir bir belirtmek ve belirlemek mecburiyetindeyiz.

12 Eylül 1980 Cuma Günü turkuaz eylüllerimiz karartıldı.
Zift kokan hücrelerde vatan sevmenin diyetini ödedik. Darağaçlarında Hazreti Yezdan’la buluştuk. İşkencelerde ciğerlerimiz patlatıldı. Kum torbalarıyla, filistin askılarıyla, İrlanda masalarıyla, İtalyan çukurlarıyla işkenceler yaptılar. Gözlerimiz bağlandı. Ayaklarımızın altını jiletle doğradılar. Tırnaklarımızı çektiler. Bizzatihi benim ayak tırnaklarımın tamamını iki kere çektiler.

Hücrelerde bunlar yapılırken; gün doğuşlarında bir otobüse bindirildik ve şehir turu yaptırdılar. Yani psikolojik baskı yaparak; "İşte insanlar gülüp oynuyor, size mi kaldı vatanı sevmek, işte siz vatanı sevdiniz de ne oldu. Onlar eğleniyor siz de boyunuzdan büyük işler düşünmenin bedelini ödüyorsunuz, vatanı sevmek size mi kaldı." Dediler.

Evlerimizde analarımız, babalarımız bizden küçük kardeşlerimizi büyütürken; "Evladım aman neyi seversen sen de vatanı sevme, işte ağabeyinin çektikleri gözümüzün önünde. Ağabeyin vatanı sevdi de ne oldu. Aylar oldu sağ mı, ölü mü bir haberini bile alamıyoruz? Onun için boş ver gitsin sen vatanı sevmeyi, okuluna git ama sakın ağabeyini sorarlarsa soyadı benzerliği de ki senin de başına bir iş gelmesin evladım." Dediler.

İşte bu nokta; "Milletin vatan sevgisinin kırılma noktasıdır."

Sonra parayı tanıttılar. Sonra benim memurum işini bilir diye ne ucube olduğu hala anlaşılamayan bir cümle türedi.

Vatan sevgisi kırılınca; vatanı aldığı maaş kadar sevenler öne çıktılar.

12 Eylül zalimleri 1987 Yılında Albay Naci Tetik eliyle Bekir Bağ’ı alırken.... Birileri de Özal’ın yakın ekibinin en büyük vatanseverler olduğundan dem vuruyordu.

Hasılı millet uyuyordu....

Bu bir dönemin kısacık elenmesini yaptıktan sonra;

Günümüze gelelim....

En ağır silahlar gümrükten habersizce ve kaçak olarak yurda getiriliyor. Yurt içinde bu silahların sevkiyatı yapılıyor. Yüksüz eşeklerin bile yürümesinin imkânsız olduğu dağlarda ev hakim yerlere bu silahlar taşınıyor. Dağların hakim mevkilerine; iaşe, ilaç, mühimmat ve silah depoları yapılıyor. Eğitim alanları yapılıyor. Kan döküleceği zamanlarda bu silahlar yer değiştiriliyor, sonra kan döküp can alınıyor. Gerisin geriye silahlar depolara konuluyor yahut da başka yerlere sevk ediliyor.

Bu zamanın teknolojisi ile uçan kuşun kanat sesini duymak ve kuşların cikcik seslerinden kuş yuvalarının bile yerinin tespit edilmesi mümkün mü?

Evet mümkündür denildiğini duyuyorum...

Bu kan döküp can alanların silahları taşınırken hadi sehven duyulmadı. Peki kan dökecekler tek başına gelmiyorlar. Onlar ekipler halinde geliyorlar. Öncü bir ekip yolluyorlar, yer tespiti yapıyorlar, gidiş geliş güzergâhlarını kontrol ediyorlar. Önceden gelerek bir kaç gün dinleniyorlar. Sonradan gelenlerle birlikte yapacakları kanlı eylemi gerçekleştiriyorlar. Bütün bunların böyle olduğunu tahmin etmek için müneccimle bibi oğlu olmaya gerek var mı?

Bu günün teknik ekipmanlarıyla bu ölüm ekibinin yerini belirlemek mümkün mü?

Evet mümkündür denildiğini duyuyorum...

Kan dökenler şehirlere de geliyorlar, köylerde bulunuyorlar, birbirleriyle ve birileriyle iletişim kuruyorlar. Bunların kimlerle iletişim kurduklarını bu zamanın takip servisleri ile bu kan dökücü ekibin yerini bulmak ve bilmek mümkün mü?

Evet mümkün denildiğini duyuyorum...

Kan döken ekibin döktüğü kanı kadehlerine doldurup içen kan içici olanların varlığını göz ardı etmek gafletten öteye bir acı tablodur. Kan içicilerin kim olduklarını bilmek ve bulmak mümkün değil denebilir mi?

Elbette ki hayır, pek tabii ki bunların yerini ve kim olduklarını bilmek de bulmak da bu teknik imkânlarla mümkündür denildiğini duyuyorum.

Silahlar, mühimmatlar yurt dışından geliyor. Şehirlere sevkiyatları yapılıyor. Depolara konuluyor. İlaç depoları yapılıyor, iaşeler depolanıyor. Eğitim ve barınma alanları temin ediliyor. Sonra dışarıdan gelenlerle bir araya gelinip kanlı eylem yapılıyor. Kan içiciler kan dökülmeden bir kaç gün evvel beyanat veriyor. O kan dökücüler de kan içiciler içecek kan bulsun diye kan döküyor. Ellerini kollarını sallaya sallaya çekip gidiyorlar.

Teknolojinin her türlü imkânlarına rağmen bunların yerleri bir türlü tespit edilemiyor.

Kan döküldükten sonra verilen kınama beyanları akan kanı durdurmuyor. Cenaze namazlarında saf tutmak da akan kanı durdurmuyor. Ekranlarda kaşıklanan demokrasi salatası ile içilen özgürlük cacığı da akan kanı durdurmuyor...

O halde; demokrasi salatası ile özgürlük cacığı sofrasına çöküp lafazanlık bir işe yaramıyor....

Kanı dökülenlere bakalım; vatanında vatan beklerken kanları dökülen bu vatanın öz be öz evlatları...

Kan döküldükten sonra;
Cenaze törenlerinde ilk safa bakınız...
Televizyonlara bakınız...
Gazete sütunlarına bakınız...
Demek ki o beyanlar ve görüntüler akan kanı durdurmuyor....

İki Mehmet öldü diye meclis toplanmaz... Denildi.. O halde Mehmetlerin ölmesinin ne önemi var demek ki...

Bir de Filistinlilerin elindeki İsrailli onbaşı için özel uçak yollanma olayını düşünelim...

İnsan hayatı için önemli bir olay değil mi?

Filistinlilerin elindeki İsrailli onbaşı için özel bir uçak temin edildi... İnsandı ve insanlık için önemli bir durumdu...

İyi de... Mehmetler insan değil mi?

Şehidin evladı yetim kaçmış, anasının yüreği yanmış, babasının bağrına köz düşmüş, kardaşının yüreğine ateş damlıyor, evdeşinin yüreği ezilmiş....

Bu nutukları atanlar, beyanatlar verenler; şehit evladının, şehit evdeşinin, şehit anasının, şehit babasının yüreğindeki ateşi söndürebilir mi?

Bu nutukları atanlar, beyanatları verenler; şehidin sırdaşı olan gazinin yüreğindeki ateşi hissedebilirler mi?

Bu nutukları atanlar, beyanatları verenler, cenazede boy gösterenler, kardeşlik barış türküsü söyleyenler, demokrasi salatası yiyenler, özgürlük cacığı içenler kanın durması için ne yapmaktadırlar?

Sözü sohbeti geçenlere bir göz atalım;

Beyan verenlere, öksürükleri haber olanlara bir bakalım...

Kimlerin sözü geçiyor, kimlerin öksürükleri bile haber oluyor?

Reisicumhur, başvekil, bakanlar, bakan yardımcıları, siyasi partilerin genel başkanları, genareller, milletvekilleri, müsteşarları, müsteşar yardımcıları, yüksek kurul başkan ve üyeleri, genel müdürleri, genel müdür vekilleri ve yardımcıları, sendika genel başkanları ve genel yönetim kurulu üyeleri, valiler, garnizon komutanları, siyasi parti il başkanları, kamuya ait olan birimlerin il müdürleri, sendikaların şube başkanları, emniyet müdürleri, kaymakamlar, ilçe emniyet müdürleri, siyasi parti ilçe başkanları, ilçe jandarma komutanları, holding sahiplerinin, gazete ve televizyon sahiplerinin, başyazarların, televizyon genel koordinatörlerinin, konfederasyon başkanlarının, borsa ve oda başkanlarının, stk genel başkanlarının....

Yukarıda sıraladığımız mesleklerin ve makamların hamileri ve hali hazırda bu mevki ve makamlarda olanların her türlü beyanı kabul görmektedir.

Bir şehit ailesinin beyanını şehit olanın seneyi devriyesinde her hangi bir yerde gören okuyan duyan oldu mu?

Neden mi duyulmuyor?

Kimsenin derdinde mi? Bilmem hangi şehidin seneyi devriyesi için Kur’an-ı Kerim okunuyormuş. Dua ediliyormuş. Kimin umurunda....

Şehit kabirleri kimin umurunda?

Şehit evladı perişan olmuş kimin derdindeydi?

Sözü sohbeti geçenlerin her sözüne kıyam durulmuyor mu?

Sözü sohbeti dinlenenlerin her kelimesi kayıtsız ve şartsız doğru kabul edilmiyor mu?

Sözü sohbeti geçenlerin bir tek hecesi için; "Bu söz şöyle olsaydı daha iyi olurdu." Diyerek görüş beyan etmek kimin haddine?

Sözü geçenlerin sözleri dinlenmesin, okunmasın, yazılmasın, dikkate alınmasın şeklinde bir düşünce içinde değilim.

Ancak biraz da sesi duyulmayanların sessiz feryatlarını yüreklerimizle dinlemeyi deneseydik...

Sessi duyulmayanların sessiz feryatlarının sesi olmak için yıllardan bu yana onların yürekleri ile sizlere sesleniyorum...

Kaliteli yazılar ve hizmetleri ben sessiz feryat edenlerimiz için yaptım.

Her hecesi sürmanşet haber olanların her harfine methiyeleri yazanlar o kadar fazla ki; benim ayrıca bu söz ve sohbeti geçerli olanların kelamlarını ve selamlarını sizlere arz etmeyişim bundandır.

Ben sessiz feryatların yürek seslerini duyuyorum...

Sessiz feryatları duyuyorum.

Bu yürek seslerini her kan damlasında sizlere ulaştırdım...

Bir siyasi partinin vekili; vatan evlatlarının kanını içenlerin ve kanını dökenlerin kızgın bir anına geldi ve kaçırıldı (!) aynı partinin genel başkanı bir ziyaretini yarım kesip hemen parti meclisini topladı....

Bayramın birinci, ikinci, üçüncü günü 35 vatan evladının kanı ve canı toprağa düştü. 22 ve 23 Ağustos günü 9 Yiğit daha toprağa düştü.

Kim ne yaptı....

Gaziantepte yan yana omuz omuza cenaze namazı kılındı.

Cenaze namazı 1 yaşındaki evladımızı geri getirdi mi?

Yaralar sarılacak şeklinde verilen beyan yürek yaralarını sarmaya yeter mi?

Yüreğine yangın düşmeyen yürek yarasının ne olduğunu hissedebilir mi?

19 Ağustos - 23 Ağustos arasındaki 5 Günde 44 Vatan evladının kanı ve canı toprakla karıştı....

Hangi sivil toplum kuruluşu, vakıf, siyasi parti, sendika, oda, borsa, birlik veya dernek yahut hangi şahıs renkli ve medyatik sima bir açıklama yaptı...

Hani şovmenler nerede?

Denizlideki mühendis Hakkari’ye gidiyor ki öğretmen olan hanımını görsün...

Hakkarili olmadığı anlaşılıyor ve sokak ortasında kurşunlanıyor kanı yere damlıyor, sonra da canı yere düşüyor...

Denizli’de gık var mı?

Kimseye ortalığı yakıp, yıkın diyen yoktur.

Tepki ve uyanmak için illaki kırmaya dökmeye gerek var mı?

Uyanış için kim ne beyanı vermiş. O mühendisin bağlı olduğu odanın genel başkanı, şube başkanı, temsilcilik bürosu nasıl bir açıklama yapmış? Duyanınız varsa sizler söyleyiniz....

Yürekte yanan közün, yürek yangının sönmesi mümkün mü?

Yüreklere yangın düşmemesi için ne yapılıyor?

ÇEKİLEN ONLARCA, YÜZLERCE NUTUK;

ŞEHİT OLANLARIN, KANINI VE CANINI TOPRAĞA VERENLERİN HANGİSİNİ GERİ GETİRİYOR?

ÇEKİLEN ONLARCA, YÜZLERCE NUTUK;

EVLATLARIN, EVDEŞLERİN, KARDAŞLARIN, ANA - BABALARIN YÜREKLERİNDE YANGINI SÖNDÜREBİLİR Mİ?

O HALDE;

BİR DAHA YÜREKLERE KÖZ DÜŞMEMESİ İÇİN....

RÜŞVET ÇARKININ DİŞLİLERİNİN KIRILMASI GEREKİYOR... FİKRİNDE HEMFİKİR MİYİZ?

RÜŞVETİN DURMASI İÇİN...

SİYASETÇİLER TBMM’SİNİN KÜRSÜNÜNDEN

BİZLERDE MİLLET OLARAK BULUNDUĞUMUZ YERDEN HER TÜRLÜ ÇALIŞMAYI BAŞLATMAKLA MÜKELLEFİZ....

EĞER RÜŞVETİN DURMASI İÇİN BİR ÇALIŞMA BAŞLATILMASINI SAĞLAYAMAZ İSEK; DÖKÜLEN KANLARDAN VALLAHİ DE BİLLAHİ DE SORUMLUYUZ....

RÜŞVET DURMAZ İSE;

BU KAN DURMAZ.......

KARDEŞLİK VE BARIŞ FONLARINA EN BÜYÜK PAYLARI VE NAKTİ AKTARIMLARI "SİLAH İMALATÇISI" ŞİRKETLERİN YAPTIĞI GERÇEĞİNİ AKLIMIZDAN ÇIKARMAZSAK....

"NEREDE KARDEŞLİK VE BARIŞ SÖZÜ VARSA ORADA NİFAK BAŞLAMIŞTIR." HADİSİ ŞERİFİ DE AKLIMIZA GELİR....

KAN DÖKÜLMESİNİ ÖNLEMENİN TEK YOLU RÜŞVET ÇARKININ KIRILMASI VE DARMADAĞIN EDİLMESİDİR....

DEMOKRASİ, BARIŞ VE KARDEŞLİK TÜRKÜLERİ MİLLETİ UYUTAN NİNNİDİR....

ASLI OĞUZ OLAN UYANSIN....
KADİR DURAK
---------
"Bütün milletler arasında en namuslu ve dostluk kurmada te¬reddüt edilmeyecek olan yalnızca Türklerdir.
Henüz yabancı tesi¬ri altında kalmamış olan bir köye gidecek olursanız; gerçek mi¬safirperverliğin ne demek olduğunu orada görüp öğrenirsiniz."
William Martin

...
EKLEYEN: ERDAL

Beğen

lebiderya
Kayıt Tarihi:31 Mayıs 2013 Cuma 20:50:07

ASLI OĞUZ OLAN UYANSIN YAZISI'NA YORUM YAP
"ASLI OĞUZ OLAN UYANSIN" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR


Henüz yorum yapılmamış.

Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.