Mevlüt GÖZDE
99 şiiri ve 10 yazısı kayıtlı Takip Et

Çitlembik vadisi- gürleyik'te ilk gün



Çitlembik Vadisi- Gürleyik'te İlk Gün

Günün Yazısı
Okuduğunuz yazı 17.3.2013 tarihinde günün yazısı olarak seçilmiştir.

Menengiş-çitlembik

I.BÖLÜM

Gürleyik’te İlk Gün

Güneş Habib-i Neccar Dağı’na sırtını yaslar yaslamaz ilk ışıkları bu yamaçları aydınlatırdı.İlk ışık huzmeleriyle aydınlanan bu yamaçlar envai renklerde nebatatla adeta bir botanik bahçesini andırır, her türlü rengin iç içe girdiği bir renk cümbüşü ziyafeti sunardı görenlere.Burası her türlü hoş kokunun yayıldığı bakir bir yerdi. Gün burada erken başlardı, sabahın fecri sökmeden alacakaranlığın yerini gündüzün hararetli öğlen coşkusu kuşatırdı.Yamaç,şehre yüzünü dönüp sırtını Akdeniz’in hoyrat dalgalarıyla oluşan sert fırtınalarına perde olan dik bir yamacın eteğine oturmuştu.Yine kaynağını buradan alan gür bir pınarın coşkulu sesi eşlik ederdi bu renk cümbüşüne.Toprağın rahmet fışkırdığı bakir bir cennet parçasıydı adeta.Kaynağından fışkıran su, önce yatağını dolduruyor ardından hoş bir müzik armonisi tınısıyla yol bulup aşağılara doğru küçük bir arığı izleyerek şose yolun yamaçla kesiştiği noktada salınarak yol alıyordu.

Bin dokuz yüz otuz sekiz yılının Temmuzunda yerleşmişti Habip buraya. Yanında sadece eşi Ayşe ve iki katırıyla birlikte.Fransız askerlerinden kalma derme çatma iki göz barakayı onararak biri ahır diğeri oturma odası iki odalı bir eve dönüştürmüştü.Suyun bu gür sesinden olsa gerek buraya “Gürleyik” diyorlardı her ikisi de. Zaman zaman kömür taşıdıkları Doğancık Köyüne gittiklerinde hep “ Gürleyik” ten bahsediyorlardı. Evet orada yaşıyorlardı.Cennette… Yüce Allah’ın her türlü rahmeti bahşettiği cennet topraklarında.
Eşi Ayşe ile henüz evlenmeden çok önceleri keşfetmiş ve burada yaşama fikri kafasında oluşmuştu Habip’in. Çünkü çocukluğu ve gençliği hep bu dağlarda odun kömürü elde etmekle geçmişti.En babayiğit ağacın ömrü O’nun elinde en fazla beş dakikaydı.Ah kesilen ağaçların bir ağzı olsaydı da bir konuşabilselerdi, bu cellatlar kaç kardeşlerini katletmişlerdi…

Doğancık Köyü sakinlerinden kaşıkçı Mehmet Efendi’nin en küçük oğluydu Habip. Fransızların Hatay’dan çekilmelerinden sonra köye yerleşen Türk Askerlerini ilk karşılayan da O’ydu, onlara methiyeler dizerek, ayakta ilk alkışlayan da. Komutanın gözleri dolmuş, atından inerek bu vatanperver, yüreği vatan ve asker sevgisi dolu Mehmet Efendi’yi kucaklayarak teşekkür etmişti.Askerleri evinde ağırlayan Mehmet Efendi komutanın gözüne de girivermişti onca köy halkı arasından. Ve askerlere hizmeti o günden sonra hiç ama hiç azalmamıştı.Askerlerin her türlü yakacak odun, kömür ihtiyaçlarını hep O karşılamıştı. Komutanın en güvenilir adamlarından biriydi de aynı zamanda. Köyde olup bitenler, konuşulanlar… Dakikasında komutanın avuçlarındaydı artık. Güven ve menfaat ilişkisine dayalı sağlam bir dostluğun temelleri işte o günlerde atılmıştı.Oğlu Habip’in çoktan göz diktiği Gürleyik yamaçlarının kendilerine tahsis edilmesi de bu nedenle sorun olmamış, aksine orman bölgesinin güvenliğinin sağlanması görevi ve asayişle ilgili bir takım görevler de böylece Habip’in gizlice üstlendiği hayati öneme haiz görevler arasındaydı artık. Ama bunu sadece Mehmet Efendi ve oğlu ile komutan biliyorlardı.Bu dağlar artık her türlü nimetlerinden faydalanacakları birer hediyeydi onlar için. Kaçak kömür yakma korkusu da kalmamıştı artık. Başkalarının bu dağlardan odun kesmesi de böylece engellenecekti.

Bir manga Fransız askeri zaten bu yamaçları tarıma hazır hale getirmiş, suyun taşınması için arıklar ve sebze bahçeleri hazırlamışlardı. Birkaç gözden oluşan derme çatma kulübeler de birkaç günlük uğraşla ev haline getirilmişti.Duvarlar çamur sıvasıyla sıvanarak düzeltilmişti.İki katır sırtında getirilen eşyalar odaya rastgele yerleştirildi. Kırma tüfek, duvara yerleştirilen ince bir ağaç dalına asıldı.Üç beş parça üst baş kıyafet, kap kacakları ve birkaç şilteden oluşan yorgan yatak, duvar dibine yerleştirildi. İki gaz lambası, bir gazocağı, şimşirden yapılma üç beş tahta kaşık, oklava ve yayık en değerli eşyalardandı onlar için.Şimdilik bir odada yaşayacaklardı.Odaların üstü ağaç dallarıyla ve çalılarla örtülmüştü, kapısı ise ince dallardan örülmüş bir çiti andırıyordu.Zaman içinde eksikleri gidereceklerdi. Kömürden kazanacakları paranın hayali gizliden gizliye Habip’i mutlandırıyordu.

...

Yazımı güne getiren Seçli Kurulu’nun değerli üyelerine, görüş ve önerileriyle bana ışık tutan Şair, yazar arkadaşlarıma sonsuz teşekkürlerimle...

Beğen

Mevlüt GÖZDE
Kayıt Tarihi:16 Mart 2013 Cumartesi 13:33:29

ÇITLEMBIK VADISI- GÜRLEYIK'TE İLK GÜN YAZISI'NA YORUM YAP
"Çitlembik Vadisi- Gürleyik'te İlk Gün" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR
VAHA.
2 Temmuz 2013 Salı 19:17:49
Yazıyı kaçırmışım, özrümü bağışla ustam.

1. bölümü okudum şimdi 2.'ye yolculuk.

Sardı, oldukça....kurdele'den belli zaten :)

Cevap Yaz
Funda Filiz KOTAN (Birsel
19 Mart 2013 Salı 11:59:57
Şiirleriniz kadar yazılarınız da harika hocam gerçekten çok beğendim konuyu anlatım üslubunuz o kadar güzeldi ki devamını merakla bekliyorum ilğiyle takip edeceğim en derin hürmetlerimle saygılarımla.

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Mevlüt GÖZDE 19 Mart 2013 Salı 14:46:21
Merhabalar Melda Hanım, hoş geldiniz, sefalar getirdiniz çitlembik kokulu, yalancı cennet "Gürleyik" e... Önceleri hafatada bir veya üç dört günde bir yayınlamayı düşünüyordum diğer bölümleri ama, sizin gibi değerli arkadaşlarımın takibine takılınca gözüm korktu inanınız. Ama beğenileriniz o korkularımı yenecektir inşallah.

Gelişmeler hiç de iç açıcı olmayacak ama...

Ben de merak etmeye başladım inanınız diğer bölümleri :))

Sevgim, saygım ve teşekkürlerimle...
ALPEREN OZAN
17 Mart 2013 Pazar 22:36:51
günün yazısını kutlarım

anlamlı ve değerli bir eser.

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Mevlüt GÖZDE 17 Mart 2013 Pazar 23:02:12
Değerli Şairim hoş geldiniz, sefalar getirdiniz.

Beğenilerinize çok teşekkür ederim.

Selâm ve saygılarımla...
Gül ESEN
17 Mart 2013 Pazar 20:42:21
çok güzel bir yaşanmışlık..zevkle okudum..ancak siyah zemin gözlerimi aldı:)) diğer zeminleri denerseniz sevinirm..

yazının devamın bekliyorum..saygılarımla ve kutluyorum aynı zamanda ..esen kalınız..

2 cevap yazılmış Cevap Yaz


Mevlüt GÖZDE 17 Mart 2013 Pazar 20:55:30
Gülesen Hanım hoş geldiniz, sefalar getirdiniz...

Nazik ziyaretinize ve değer katan yorumunuza çok teşekkür ederim. Sayfa izin verirse diğer zemin renklerini denemeye çalışacağım.

Selâm ve saygılarımla...
Gül ESEN 17 Mart 2013 Pazar 21:03:31
çok daha güzel oldu fon resimle uyum gösterdi..teşekkür ederim.. esen kalınız
Gülayşe DELEN
17 Mart 2013 Pazar 20:41:47
ayrıntılarıyla birlikte akıcı olduğu gibi mekanı canlandıran hikayenizi kutluyorum saygılarımla.

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Mevlüt GÖZDE 17 Mart 2013 Pazar 20:53:30
Gülayşe Hanım hoş geldiniz, sefalar getirdiniz...

Nazik ziyaretinize ve değer katan yorumunuza çok teşekkür ederim.

Selâm ve saygılarımla...
kukurikuu
17 Mart 2013 Pazar 17:37:08
Güne düşen yazınızı tebrik ederim.
Çok akıcı bir anlatımla kurmuş olduğunuz hikayenin devamını da bekliyorum
Saygılarımla.

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Mevlüt GÖZDE 17 Mart 2013 Pazar 19:04:16
Yaşar Hocam hoş geldiniz, sefalar getirdiniz.

Nazik ziyaretinize, değer katan yorumunuza,ilginize çok teşekkür ederim.

İnanınız devamını ben de merak ediyorum bu öykünün.

Selâm ve saygılarımla.
Mehmet Ziya Dinç
17 Mart 2013 Pazar 13:11:53
yazının başında Habib-i Neccar dağı ismini görünce efsane geldi aklıma

bu dağ Antakya'da ama Gürleyik köyü geçmiyor oralarda.

acaba hangi Gürleyik diye soramadan edemedim kendime.

takip ediyorum Mevlüt hocam

ilgiyle

selamlar saygılar

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Mevlüt GÖZDE 17 Mart 2013 Pazar 15:35:25
Hoş geldiniz Ziya Hocam, sefsalsr getirdiniz. İlginize, beğenilerinize gerçekten de sevindim. Uzun soluklu olmasını düşündüğüm, tamamen yaşanmış olayların dışına hiç çıkmadan dilim döndüğünce aktarmaya çalışacağım bir seri olacağı kanaatindeyim inşallah.

Habib-i Neccar Dağı, adını o efsaneden almıştır malumunuz.Gürleyik ise o ilk ışıkların tam onikiden vururcasına düştüğü bir çiftliktir. Musa Dağı eteklerinde, cennetten bir parçadır. Bakir topraklarıyla, renk cümbüşü sunan bitki örtüsüyle, coşkun akan berrak suyuyla... Ama, Habip farkı ilerleyen bölümlerde beni bile germeye yetecek iğrençliklere sahne olacak gibi.

Yoksa sizleri orada ağırlamak isterdim şimdi. Gerçi Habip çoktan vefat etti ama, bıraktığı virane olmuş insanlar, pejmürde hayatların izleri şimdilerde Habip'i aratacak gibi.

İlgi ve desteklerinize, beğenilerinize yürekten teşekkürlerimle Ziya Hocam...

Selâm ve saygılarımla...


Okuduğunuz yorum yazar tarafından etkili yorum olarak seçilmiştir.
Şükran AY
17 Mart 2013 Pazar 10:23:52


Gelecek zamanda Habip ve ailesinin cennette geçirdikleri zamanlar, yaşam mücadeleleri anlatılacak sanırım.

Anlatım diliniz öylesine güzeldi ki hocam.Bir yandan tarihe projektörlük yaparken diğer yandan anadolu insanının kültürel, sosyal yapısını da anlatan çok değerli bir yazıydı.

Bu arada o gürlek cennetini nasıl merak ettim.Öyle güzel anlattınız ki sanırım orda ölüm denen şeyi bilmez.Ve hâlâ yaşıyordur Habip eminim ailesiyle. Bir mektup yazıp ziyaretine geleceğimizi söylesek kabul eder mi dersiniz ? :;))


Gönülden kutlarım bu değerli yazınızı.Gerçekten sabah sabah çok güzel geldi.

Gönül emeğinizi tüm içtenliğimle tebrik ederim.

Selam ve en derin hürmetlerimle .




1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Mevlüt GÖZDE 17 Mart 2013 Pazar 12:54:49
Merhabalar Şükran Hanım, hoş geldiniz, sefalar getirdiniz.

Son derece kıymet verdiğim, güzel yorumunuzu okur okumaz,"Ah Habip ah" dedim. "Neden bu cennet Gürleyik'i cehenneme çevirdin ki" dedim.

Özünde iyi bir insandı belki Habip, ama, gelişmeler tersini söyleyecek. Eğer yaşasaydı Habip eminim ki mektubunuzdan son derece mutlu olur, çitlembikin hem meyvesini hem de kahvesini, balın en doğalını, narın, cevizin, her türlü sebze ve meyvenin en doğalını, en sadesini ikram ederdi. Ve kesinlikle en güzel hayvanını ayaklarınıza serer, kurban eder, mangal kömüründe kebaplar ikram etmeden bırakmazdı. Anlayacağınız Şükran Hanım Habip misafirleri çok seven biriydi ama, "mum dibine ışık vermezmiş" derler ya, işte habip de öyle biri maalesef... Hayat orada yaşayanlara Habip kadar cömert olmuyor nedense...

Onurlandıran, yüreklendiren, değer katan yorumunuza gönülden teşekkürlerim, selâm ve saygılarımla.




direniş
17 Mart 2013 Pazar 01:30:28
yürekten kutlarım yazarım

nefes yazınızı takip etmeye çalışacağım

nice yazılarını görmek dileği ile

selam ve saygılar... uzaklardan...

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Mevlüt GÖZDE 17 Mart 2013 Pazar 01:43:22
Zafer Bey hoş geldiniz, sefalar getirdiniz yürek sayfama.

Ayrıca güne gelen güzel şiirinizi de yürekten tebrik ederim.

Gönüller bir olduktan sonra maddi uzaklıkların çok da önemi kalmıyor aslında.

Özlemlerinizin sona ermesi dileklerimle.

Hayırlı geceler...
Gül Şehri
17 Mart 2013 Pazar 00:04:55
Güne düşen yazınızı tebrik ederim... Siyah fon üzerine yazılan yazıları okumak gözlerimi çok yoruyor o seble zorlukla okyorum...
Yazıda ahenk ve akış çok güzel ve sürükleyici... Sonrasını merak ediyorum doğrusu...

Selam ve dua ile...

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Mevlüt GÖZDE 17 Mart 2013 Pazar 01:02:09
Aysel Hanım nazik ziyaretinize ve değerli yorumunuza çok teşekkür ederim. Siyah fon üzerine yazılan yazı konusunda inşallah diğer bölümlerde başka seçenekler üzerinde durmaya çalışacağım.

Beğeniniz için çok teşekkür ederim.

Selâm ve saygılarımla, hayırlı geceler dilerim...
e d i b / a h m e t
16 Mart 2013 Cumartesi 21:57:50
Önce bir betimleme ile Habibi Neccar Dağı tasviri ile ilk parağraf göze çarpıyor yazıda...

İkinci paragrafta Habib anlatılıyor.

Gürleyik'te ikamet ediyor eşi Ayşe ile beraber.

Doğancık köyünden olan Habib'le ilgili yine yazıda bilgiler söz konusu.

Tarihi unsurları da ihata ettiren yazının ağacın kolları misali o kadar çok dalları olacağa benziyor.

Girişiyle akıcı güzel bir yazının muştusu gibi başlangıç...

Bakalım devamında neler olacak...

Teşekkürler paylaşıma Mevlüt hocam...


Saygıyla...


=================================== e d i b / a h m e t




2 cevap yazılmış Cevap Yaz


Mevlüt GÖZDE 16 Mart 2013 Cumartesi 22:06:13
Sen bu işlerin pirisin, altının kıymetini sarraf bilir derler. Evet, dallanıp budaklanarak gelişecek bir öykü olur inşallah.

Beğeni, teşvik ve değerli katkılarına çok teşekkür ederim.

Aydın'da aydınlık günlerin olsun dilerim.




e d i b / a h m e t 16 Mart 2013 Cumartesi 22:31:00
:)

Estağfurullah canım hocam... Devamını bekliyoruz İNŞALLAH...
VAHA.
16 Mart 2013 Cumartesi 15:17:48
Devamını çok merak ediyorum sevgili ağabeyim.Ancak, bu bölüm oldukça samimi ve akıcı.Bittiğinde müthiş bir makale çıkacak kaleminizden eminim.

Hürmetlerimle

VAHA. tarafından 3/16/2013 3:20:16 PM zamanında düzenlenmiştir.

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Mevlüt GÖZDE 16 Mart 2013 Cumartesi 22:00:09
Hoş geldin vefalı Dostum, Muzaffer Kardeşim.

Uzun soluklu bir öykü düşündüğüm aslında, ama...

Biraz da zamana bırakayım diyorum...

Saevgim, saygım ve teşekkürlerimle...
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.